Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

3 Haziran 2011

Aradığınız kişiliğe şu an ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar deneyiniz.

Sanırım çocukluğumdan bu yana olsa gerek, kendimi bildim bileli harıl harıl bi arayış içerisindeyim.
Bitmek bilmeyen ve hatta öyle hissediyorum ki, hiç bitmeyecek bir arayış bu. Bazen tam "buldum, işte bu" dediğim şeyler yaşamıyor değilim. Evet yaşıyorum ama o da en fazla bi kaç gün, yada olmadı bi kaç hafta falan anca sürüyor. Sonra yine bitmeyen arayışlar, yine sanki elinde hiç bir şey kalmamış fukara havaları. Ne aradığımı, neden bu kadar büyük bi arayış içinde olduğumu kendime sorduğum da oluyor. Ama ne içimde bana ne cevap verecek olan biri var, ne de cevaba yönlendirecek biri..

Sonsuz bi arayış, bi yerlere ait olma halleri bu. Bu hallerim bazen kendini birilerine benzetmek, ona ve çevresine aitmiş gibi hissetirmek olarak da ortaya çıkıyor. Buna ihtiyacım olmadığını biliyorum, ama işte nasıl desem; sanki sahipsiz, sanki sahiplenilmesi gereken biriymişim gibi hissediyorum ve sanırım bu yüzden olsa gerek tanıştığım kişilerle, aramızda sonu olmayan ve hatta olmayacak ortak noktalar bulmaya ve kendimce "bende senin gibiyim" deyip içimi rahatlamaya çalışıyorum. Ben çalışıyorum ama, sonuçta ne kendimi bir yere ait hissedebiliyorum, ne de birine benzemiş olarak buluyorum.

Kendimi bildim bileli bu durum bende hep böyle oldu. Ailemle yaşarkende onlardan biri olarak kendimi göremiyor, onlar gibi hissedemiyor, düşünemiyordum. Daha sonra ailemden bazı nedenlerden dolayı ayrıldım. Ayrılma nedenlerim arasında onlarca neden vardı, biri de işte bu "belki ait olduğum veya benzediğim birini bulurum" adında bir düşünceydi. Ama olmadı. Ne düşündüğüm gibi birini, ne de kendimi ait hissedebileceğim bir yer bulabildim.

Şimdi hala hiç kimseye benzeyemiyor, hiç bir yere ait olma duygusunu yaşayamıyorum. Oysa istediğim tek şey bir yere ait olma duygusunu yaşamak, yada olmadı birine benziyor olduğumu hissetmek. Nedeni ne bilmiyorum, ama hayatım boyunca hep birilerine benzediğimi düşünmüşümdür. Aslında bunda ibne olmamın yanında ailemin "sen nasıl birisin" demelerinin de payı olabilir. Yani, zaten tek suç benim ibne olmam değildir. Onlar bile beni kendilerinden saymıyorduki.
Gerçi iş böyle olunca, bende kendimi onlara ait sayamıyordum. Hani ailemdir diyordum ama, bunu sanırım sırf kendimi hepten yalnız hissetmemek için söylüyordum. Evet ailemdiler ama sadece bu kadar..

Hani her "çocuğun" kendine rol veya işte model falan aldığı biri olur derlerya, benim için hiç öyle biri olmadı. Çünkü hep birini kendime örnek almak istediğimde, onun kötü yanlarıyla tanıştım. Bu aile içinde seçtiğim kişilerde de böyle oldu, çevremden seçtiğim insanlarda da böyle oldu. Nedense tam "evet işte budur" dediğim anda; yalanlarını, iki yüzlülüklerini görüyordum. Durum böyle olunca, belki de çocukça bir savunmayla sırf ilerde yalancı olmamak için modellerimi görmemezlikten geliyordum ve sanırım sonuç olarak da modelsiz kaldım..

Şimdi büyüdüm, kocaman "adamlar gibi" oldum. Ama şu; sakallı, bıyıklı görüntünün altında hala sümüğü akıp üst dudağının kenarına kadar yetişmesine rağmen, ordan bi mendil alıp silmesini bilmeyen ve üstelik silmeyip, her defasından "fırk" diye içine çeken, ya da olmadı elinin tersiyle burnunu silen bi çocuk var ve ona azcık ilgi gösteren herkesi; çirkin, güzel, yakışıklı, genç, yaşlı, iyi, kötü demeden beğeniyor ve hatta herkesi sevmeye daha dünden razı..
Belkide sadece yüzüne gülünmesine ihtiyacı var ve bu yüzden yüzüne gülen herkesi dostu olacak, bundan sonra hep hayatında kalacak sandığı yetmezmiş gibi, ilk anda güvenip her şeyini teslim ediveriyor.

Belkide hiç görmediği ilgiye susuzluğunu gidermeye çalışıyor ve bu yüzden onunla ufaktan bile olsa ilgilenen birini gördüğü zaman ne yapacağını şaşırıyor. Zaten bu çocuk küçükken şımartılmadığını dahi, henüz geçen yıl onu sikecek olan yaşlı ibnelerden biriyle şakalaşırken duyduğu "şımarmayı bile bilmiyorsun" sözüyle yerle bir olduğunda anlamıştı. Evet aslında itiraf etmek gerekirse şımarmayı dahi bilmiyor. Hem nasıl şımarılır ki? Sahi insan nasıl şımarır? nasıl şımartılır?? nasıl şımarık olur ki?

7 yorum:

Filedelfiyayı bilmem ama burada hava her zaman güneşli değil dedi ki...

"şımarmayı bile bilmiyorsun" o densiz bunu öylesine söylerken seni böylesine etkileyebileceğinin farkında bile olmazken, sen öylesine söylenivermiş bir cümleden bu kadar etkilenebiliyorsun. Ne kadar acı.

Aslısın dedi ki...

ağzıma sıçtın.

O Gay; Ben de... dedi ki...

yine dertlenmişsin sen; "haklı olarak"

klasik olacak ama umarım senin ona vereceğin değerin 10 da 1 ini bile sana verecek olan ve senin de onla dahi yetineceğini ve 10 da 1 in senin için 1 de 100 sayılacağı değerdeki değeri sana verecek birisi ile tanışırsın (en kötüsü bu yoksa hep 10 da 10 verilsin)

öyle bir sevgili gelsin ki kkapına seni görmeden helaya bile gidemeyecek kadar sana çarpılsın (bu da olabilecek sevgiliye en kötüsünden beddua)

:)

huysuz dedi ki...

Kendini hiçbir yere ait hissetmemek. Beraberinde getirdiği belirsizlik ve kimliksizlik durumu, bu duygu göğüs kafesimi sıkıştırıyor.

Güzel yazı.....

secret dedi ki...

Yazılarını okumaya yeni başladım. Sondan geriye doğru gidiyorum fırsat buldukça... Her okuduğum yazında üzüm üzüm üzülüyorum, sıkım sıkım sıkılıyorum, seni göğsüme yatırıp teselli etmeye, avutmaya çalışmak geliyordu içimden... Nedenini buldum galiba... İçindeki şımarmayı bilmeyen, üzgün çocuğu görüyormuşum meğer...

Adsız dedi ki...

Kaç gecedir sabahlara kadar yazdıklarını okuyup üzerine düşünüyorum.ve en sonunda dur ya bi de ben şuraya bi tıkırtı atıyım dedim. :)
En anlamlı yazılarından biri.Ve herkesin içinde olan belli belirsiz bi duygu bu.. Çok yakın hissettim seni kendime. Ben daha " büyük adamlar gibi" bile olamadım,olamicam da zaten.Neyse siktirettim bunu,asıl demek istediğim bu değil..
Aile cidden sadece bi aile olduğunda çocuğa çok koyuyor bu.Kızın ilk aşkı baba,oğlanın ilk aşkı annedir diyolar,bakıyorum öyle.Eee diyorum,ben onlara bikere bile sarılmadım öpmedim ki nası seveyim.. Öldüler değil,varlar yaşıyolar,ama sadece varlar..
Belki haklarını yiyorum şuanda ama hiçbişey hissetmemek benim suçum değil..
Öptüm o zaman. hep iyi kal.

Günlüklerim dedi ki...

Çok güzel bir yazı,çok duygusal. Şımarmayı bile bilmemek kısmında ağlayacaktım. bir de herkes tarafından bir yerde görülüp hiç orada olmayı istememek daha kötüsü ne istediğini bilmemek.Kahrettin yazınla