12.09.2011

Para için "elin kiri" derler ama o kadar fakir bi piçimki ellerim bile kirlenmiyor ammına koyim

Bu aralar yine paralar suyunu çekmeye başladı. Cuma günü kirayı ödeyince ben ve donum başbaşa kalakaldık. Paralar suyunu çekmişken bende kendimi eve kapadım. Zaten dışarda çok sikindirik bi dünya var. Dışarı çıkıp ne yapcamki pehhhh.
Bi tek şikayetim, param varken keşke taze sebze, meyve falan alsaydım diyorum başka bi zırıltım yok. Evde bir şey olmayınca buzdolabının fişini de çektim. Zavallı buzdolabım, şu sıcak havalarda bana vantilatörlük yapmaktan başka bi sike yaramadı gitti gitti.

Cuma akşamından bu yana sadece makarna yiye yiye bi hal oldum. Hani eskiden makarna yapamadığımdan bahsederdim ya, saolasınız tavsiyeleriniz ve internette bir sürü ıcığı cıcığı dahil her şeyini anlatan yemek blogları sayesinde bir sürü makarna çeşidi öğrendim. Hele bide bu bloggerlar makarna yapma tarifini dünyanın en iyi aşçısı havasında yazmışlarki, bi an makarnayı 30 saniye fazla haşlasam, hepsi toplanıp beni öldürmesi için bi kiralık katil tutacaklar gibi hissettim..

Yapabildiğim makarnalar arasında ise salçalı olanı en başta geliyor, sonrasında yoğurtlu, sonrasında sebzeli, sonrasında ketçaplı, en sonraaaasında da mayo nezli makarna var. Valla makarna deyip geçmeyin anam çok iyi bir şeydir. Gerçi vucuda nasıl bi yararı var bilmiyorum ama fakirliğe o biçim iyi geliyor demedi demeyin.

Hele yoğurtlu makarnaya bayılıyorum. Mayo nezliyi de seviyorum ama mayo nez makarnada pek iyi gitmiyor, o yüzden zorda kalmadıkça mayo nezli  makarna yememeye çalışıyorum. Ama tabii benim gibi sabah salçalı, öğlen yoğurtlu, akşam sebzeli, bi sonraki sabah da ketçaplı makarna yerseniz, en fazla 2 gün sonra sırf farklı bir tad denemek için sike sike mayo nezlisini yemekten kendinizi alamıyorsunuz. Yalnız şunu da belirtmekten geçemeyeceğimki, sebzeli makarna yapmakta üstüme tanımam demedi demeyin.

Geçen yıl da, yine meteliğe kurşun döktüğüm zamanlarda yumurtaya takmıştım. Böyle sabah akşam, her fırsatta yumurta yiyordum. O ara 1 çift taşşak görsem birbirine çakıp tavaya atasım geliyordu. Hatta o ara her gördüğüm oval şeyi yumurta sandığımdan dolayı ağzımın kenarından şıp şıp şıp diye sular akmaya başlıyordu. Aylarca yenilen yumurtalardan sonra, bi gün az kalsın yumurtlayacakken artık yemekten vazgeçtim. Zaten şimdi nerde yumurta görsem hemen yolumu değiştiriyorum. Yani o derece tis tis tiskiniyorum.

Gerçi siz benim böyle şikayet etmeme bakmayın, çünkü yumurta iyi sayılır. Hele önceki yıl daha kötüydüm. Resmen domates ve ekmekle kanka olmuştum. Artık zorla bile yiyemiyodum. Hatta biri kafama silah tutsa ve "ye şu domatesi yoksa sıkcam kafana, görcen eben ammını" deseydi, ona cevaben "sık kafama göreyim ebemin ammını" diye munis bir şekilde karşılık verirdim. Çünkü o ara ekmek ve domatesle o kadar içli dışlı olmuştukki, artık onları masaya bırakıp saatlerce sohbet ediyordum. Sonra konuşa konuşa aramızda barış ilan ettik ve yememeye başladım.

Bak şimdi kötüydüm dedikçe, daha kötü hallerim aklıma geliyor. Çünkü domates ekmek yılımdan önceki yılım salça ekmek yılıydı. O ara o kadar parasızdım ki, nerdeyse o küçük salça kavanozunu çantama atıp öyle dolaşacaktım da tutuyordum kendimi. O zamanlar da yine bi ofiste çalışıyordum ve öğlenleri patrona "yemeğe çıkıyorum" deyip bi kaç sokak ötedeki büfeden bi ekmeği bi kağıda sarmalatıp sokak aralarında gezinerek yiyordum. Sonra hıçkırık tutmuş vaziyette ofise koşturup suya dadanıyordum. Çünkü dışarda su alacak param yoktu. Ofiste ise beleş, sınırsız su. pehhhh.

Benim bu meteliksizliklerimden dolayı yılları artık "2008 yılı-2009 yılı-2010 yılı-2011 yılı" diye rakamlarla değil "kuru ekmek yılı-yumurta yılı-ekmekdomates yılı-makarna yılı" diye kelimelerle aklımda tutuyorum. Zaten yakında yazılarıma "fi tarihin birinde" diye değil "bi keresinde makarna yılımın tam ortasındayken..."  yada "hatırlıyorumda yumurta yılındaydım o zamanlar..." diye yazmaya başlayacağım. Neyse hafısss, her şeyi siktir etde kafam rahat, içim rahat, gönlüm rahat ya, sen ona odaklan.

8.09.2011

Hepimiz birer HAYAT ERKEĞİ'yiz

Bu aralar bi ibne forumu var oraya takılmaya başladım. Hele bide benim gibi forum kafalarından nefret biri için oraya bu kadar takılmak bayaa şaşırtıcı bir durumdur. Çünkü öyle yapmacık sohbetler ve ard arda gelen "canım paylaşım için teşekkürler kiikikikiki" yanıtlarını hiç sevmem ve sırf bu tür yapmacıklıklar yüzünden de tüm kayıplarımın farkında olarak bir çok yerden geri kalmayı tercih ederim. Ama işte bu forum da durum farklı oldu. Aslında belkide sırf ibne forumu olduğundan dolayı takılmalarım sıklaştı ve geçen gün dayanamadım tutup üye bile oldum yani.
Sonra hop derken orda şöyle bi başlık açtım;
"merhaba, orda kimse var mı?
yalnız olmadığımı biliyorum. biri ses versin."
dedim ve bi-iki yorum geldi. Yorumlardan biri de aşşağıdaki şu şiir oldu. Şiir de güzel olunca sahibinden izin alıp buraya aldım. Kalsın burda, yakınımda bi yerde dursun.

"senin için

karanlığa sinmiş çocuklar gibiyiz, sesimizi çıkarsak "bir şey" olacak
oysa cesaretimiz yok el ele tutuşmaya, bunca sığınmışken karanlığın kollarına
sarılıp bir "oyuncağa" ağlarız sessizce kimi zaman,
kimi zaman acı bir çığlıkla teslim ederiz kendimizi boşluğa

içten içe biliriz hepimiz güneşin bir ara doğacağını, adı sevgi olan
griden yeşile dönecek vadiler, bazılarımız için daha erken
ama hepimiz için bir gün olacak,
en azından "bir" gün olacak, çiçeğimizin açtığı

bir umudu yaşarken, adı huzur olan
vadedilmiş bir muradımızdır, ne yalan ne hezeyan
günden güne çağlayacak, şimdi uzaklardan gelen ıslık misali,
çağıracak bizi saklandığımız karanlıklardan

o günü beklerken kendi kaybolmuşluklarımızda
"yalnız olmadığımı biliyorum. biri ses versin" diyen fısıltıyla açarız bazen gözlerimizi
daha alışamadan karanlığa,
kimilerimiz elini uzatmak ister yüreğine doğru, hayaterkeği'nin

kimilerimiz ise bulamadığında o cesareti, büker boynunu çiçeğimiz
ama yılmadan fısıldamalı; gözlerimizi, acıtan karanlığa inat kocaman açmalı
el ele tutuşmalıyız, gün doğana dek
ve unutmamalıyız her birimiz şu koca dünyada, birer "hayaterkeği"yiz...

sevgiler,
jordan"

6.09.2011

Sevişmek bile bazen bir işmiş gibi ağır geliyor bana. Belki de sevilerek sevişmediğimden olsa gerek

Artık heyecanlanmıyorum eskisi gibi. Hiç bir şey şaşırtmıyor beni. Adeta bi odun olup çıktım. Yada zaten odundum, sadece gelip çarpıp gidenim çoktu. Bak şimdi böyle diyince, aslında ne olduğumu bilmediğimi farkettim. Belki bi odun bile değilimdir, belki bi hiçimdir. Kim bilebilir ki? Zaten hiç kimse kendinin ne olduğunu bile bilemiyorken benim ne olduğumu kim nasıl bilebilirki?

Sokaktan sesler geliyor. Saat, travestilerin götlerini siktirerek ekmek parası kazanmak için rahatça dışarı çıkabilecekleri anı gösteriyor. Zaten herkes bi koşuşturmacayla yaşıyor. Dışarısı sıcak, içerisi sıcak ve canım çok sıkılıyor.

Az önce bi kaç bardak su içtim ve ardından tuvalete gittim. Her su içişimde bokum geldiğini biliyormuydunuz? Bu yüzden içecek olarak genelde su dışında bir şeyler içerim. Sağ bileğim ağrıyor. Sanırım mouse tutmaktan olsa gerek. Gözlerim de ağrıyor, sanırım dün gece yeni tanıştığım amerikalı, ama arabistanda yaşayan pala bıyıklı adamla yaşadığımız sikindirik uykusuz geceden olsa gerek. Çünkü uyuyor olmamıza rağmen, her uyanışımızda seviştik, her uyanışımızı 69la noktalayıp uyuya kaldık. Onun başı benim bacak aramda, benim başım onun bacak arasında.

Bi ara uyandığımda "nerdeyim ben" diye gözlerimi açmaya çalışırken, Lawrence'ın sikinin, sağ yanığımın hemen üzerinde olduğunu farkettim. Midem bulanır gibi oldu, ama boşverdim ve başımı iyice bacak arasına sokup sikinin etrafındaki kıllara dalıp uyumaya çalıştım. Bacak arasındaki kılları her şeyden çok seviyorum.

Bu arada geçenlerde şu benim önceki amerikalı mail attı "heyy geldim istanbuldayım numaram şu ara beni" diye, yeni bi numara yazmıştı. İlk gün cevap vermedim, ikinci gün ise "istanbul dışındayım bir süre" diye yanıt yazıp gönderdim. Çünkü artık anlayabildiğim bi dilde, bana "seni seviyorum" diyen birileriyle görüşmek istiyorum...

öncesi;
Dün gece, uzun zamandır duymadığım ve artık nasıl söylenildiğini bile unuttuğum o yapmacık "seni seviyorum" kelimesine bile razı olarak bir kaç aydır gitmediğim ibne barına gittim yine. Etraf yine, kendini kaliteli sanan onlarca ucuz insanla doluydu. İçlerinden bir kaç güzel bakışlı kişiye dikkat ettim ve onlarla kesiştik. sonra hepsini siktir ettim ve sadece birine bakınmaya başladım. Bakıştığım adam gecenin ilerleyen saatlerinde yanıma gelip durunca, bende kalabalığı siktir edip elimi uzattım "merhaba" diye.
ve olan oldu "what" dedi. "Anan ammı" diyecekken durdum ve "hiç" dedim. Sonra tanıştık ettik falan derken, anladımki aslında hayatıma, beni sevdiğini söyleyecek birileri asla girmeyecek. Amerikalı olduğunu öğrenince daha bi şaşırdım. Acaba diğerine yalan söyleyerek "kötü bir şey mi yaptım" da, allah beni bu sefer başka bi yabancıyla, ama yine amerikalı biriyle tanıştırdı.

Boş verdim düşünceleri ve "bir şey içer misin?" diye sordum "efes birası" dedi. Barmenden 1 efes bira, bi de kendim için enerji içeceği aldım. Çakıp çakıp içtik. Sonra bahçeye çıkıp herkesi siktir ederek dudağına yapıştım. Etrafa bakınıp güldü, bende "rahat ol, siktir et herkesi" dedim. Yine güldü "hep güleceksen işimiz var" dedim, yine güldü. Gülümsemelerini boş verdim "hadi gel çıkalım şu göt kokusunun hakim olduğu yerden" dedim ve çıktık. Burda bi arakadaşında kalıyormuş. Arabistanda ingilizce öğretmenimiş falan da filan.

"Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, sikimde değil ne iş yaptığın, çünkü en fazla 1 defa daha görüşeceğiz ve sen geldiğin yere siktir olup gideceksin" dedim türkçe, ama iplemedi. Rahat haline bakınıp güldüm ve içimden "sanırım birbirimize alışmaya başladık" diye söylenirken "ne yapalım" dedi. "Sen bilirsin" dedim ve otel teklifi yaptı "okey" dedim ve istiklal'e çıktık.

Sik gibi adamlarla doluydu cadde. Kendini bi bok sana kevaşelere laf atıyorlardı ve bu yüzden canım sıkıldı. "Bir an önce ara sokaklardan birine girelim" diye düşünürken, onu da çektim ve beraber sokaklardan birine girdik. Hafif karanlık olduğunu farkedince durdum, o da durdu. Boyu benden uzun olduğu için elimi ensesine atıp hafifçe kendime doğru eğerek çektim. Dudaklarına yapıştığımda güldü yine, sonra devam ettik. Sokaktan geçen bi kaç kişi bizi gördü diye, bi an ayrıldık. Sonra bizim ayrılmış olmamıza rağmen, onların ısrarlı bakışlarına kızıp tekrar yapıştım ve onlar kendi aralarında konuşup gözden kaybolurken, biz dakikalarca öpüştük ve sonra ayrıldık.

Az aşağıda bulunan otellerden birine gittik. Pasaportu falan yanında değildi, bir tek bilmem ne kartı vardı yanında. Resepsiyona "al bununla işlem yap" dedim ve parasını verip odaya çıktık. bize odayı gösteren çocuğa teşekkür edip cebimdeki bozuklukların miktarına bakmadan uzattım. Teşekkür edip ayrıldı. Kapıyı kitledim ve soyundum. Ben soyunurken Lawrence da soyundu. Soyunurken tuhaf tuhaf bana baktı, dudak büktü ve çırıl çıplak kalıncaya kadar konuşmadık. Sonra giysilerimi düzenli bi şekilde bi köşeye bırakıp yatağa oturdum.

Oysa böyle değildim ben, dağınıktım ve inanılmaz derecede hep dağınığımdır. Ama bu sefer öyle değildim. düzenli olmaya çalışıyordum ve ağırdım.
Lawrence hoş biri aslında, ama nedense hiç keyfim yoktu. Sadece sevişmiş olmak için sevişecektim. Heyecansız, sakin ve siktiri boktan bi sevişme.
Öpüşmeye başladık ve bu numaracıktan öpüşme, kendini bi kamera karşısında hissediyor gibi davranma halleri canımı sıktı ve "boş ver gel yatağa" dedim. Öpüşmekten zevk alan ben, artık öpüşmekten zevk almıyorum "siktir et öpüşmeyi" dedim ve 69a yattık. Boşaldığımızda uyuya kaldık. Sonra bi ara uyandık ve duşa girdim. Yıkanıp geldim ve tekrar 69da boşaldık ve tekrar uyuya kaldık.

Lawrence da benim gibi osikişmekten çok dokunmayı seviyor. Ama bu gece bende uzun zamandır var olan durgunluk var. Nereme, nasıl dokunmak istiyorsan öyle dokun, rahat ol deyip sırt üstü uzandım. Biraz oyalandı falan sonra sımsıkı sarıldı. Bende sarılacakken "nasılsa yarın görüşmeyebiliriz, boşuna duygusal mallığa bağlamaya gerek yok" diye düşünüp, kucağından çıkıp ters döndüp ve başımı göbeğine bırakıp sikiyle oynamaya başlayarak uyumaya çalıştım.

Bu aralar böyle bi durgunluk var bende. Çünkü artık ne duygusal bir şeyler hissetmek için birine dokunmak istiyorum, nede birinin bana dokunmasını. Bu gece neden dışarı çıktığım hakkında en ufak bi fikrim bile yok. Sadece iş olsun diye çıktım sanırım. Öyle sikindirik bi ruh hali sanırım. Çünkü heyecansızım, isteksizim ve sadece sevişmiş olmak için çabalayıp duruyorum.

Lawrence'la sevişirken bi ara içimden "acaba kalkıp gitsem ayıp olur mu?" diye düşündüm bi an. Ama sonra "madem otele geldik, kalıyım" deyip başımı bacak arasına iyice gömdüm ve uyudum. Sabah uyandığımızda saat 11 di. Onun başı da bacak aramdaydı ve sikimi emip duruyordu. Zaten öyle olmasa her halde öğleden sonraya kadar uyumuş olurdum. Sonra boşaldık yine ve kalkıp giyindik.

Diğer amerikalıyı götürdüğüm yere kahvaltıya gittik. Dışardaki masa ve sandalyeler yok artık. Mecburi olarak içerde oturduk. Yanımızdaki masaya ufak tefek insanlar gelip oturdular. Fotoğraf makinelerine bayıldım ve hatta içimden "bi an arkalarını dönüp gitseler ve makineyi unutsalar bende alıp çantama atsam" diye düşünmedim değil. O anda masadakilerden biri komik bir şey söylediğinden olsa gerek hepsi bi anda gülmeye başladılar. Sanki aklımdan geçenleri okudular da "aaaa salağa bak" diye kendi aralarında konuşup bana gülüyorlar diye düşünmedim değil.

Lawrence o esnada en kibar haliyle zeytin yiyordu. Bende en kaba halimle ekmeğin arasında peynir domates ve ğıyarları diziyordum. sonra tuzlayıp yemeye başladım ve Lawrence bana bakıp güldü. Bu piç hep gülüyor. Konuşmuyor da sadece gülüyor ve bu samimi olmayan gülüşler canımı sıkmaya başladı.
Kahvaltıdan sonra çıkıp meydana doğru yürüdük. Artık gitmek istediğini söyledi ve telefonumu aldı. "Ok, call me" diye bir şeyler söylenerek numaramı verdim ve sonra "nice tu miiit yuuuu" deyip elimi uzattım ve ayrıldık. Uyumak için eve geldim ama hala uyumuş değilim. Netten porno izleyip izleyip, osbir çekip duruyorum. Bir şeyler ters gidiyor bu ara ve canım çok sıkılmaya başladı.