Bu aralar "hayatım boyunca çok mu kafasının dikine yaşayan biriyim" yoksa "çok mu sikinin keyfine göre yaşayan biriyim" onu düşünüyorum. Çünkü, ne canım sıkıldığında "hey naber götoş, ne yapıyosun? bugün buluşup akşama kadar salak salak konuşalım mı?" diyebileceğim bir arkadaşım var, ne de bunun dışında başka bir şeyim. Aslında olmuyor da, olamıyor da. Hani bunu farkettimya, kendimi çok güçsüz hissettim lan. Böyle tarifsiz bi sıkıntı bastı içimi, tarifsiz bir acı.
Ulan bahçede yetişen fasulyenin bile ayakta durması için yanında kupkuru bile olsa bi sırık oluyor, ama ben yapayalnız yaşıyorum. Oysa arkadaşlarım var, dostlarım var sanıyordum, meğer aslında hiç bi sikim yokmuş sandığımdan daha yalnızmışım. Yaş aldıkça da bunu daha iyi anlıyorum.
Şimdi bunları farkettimya, aklıma işte şunlar da gelmiyor değil;
Belki de hep yalnızlığımı görmezlikten gelmeye çalıştığım için bu kadar fazla kişiyle tanışıp, sonrasında yalnızlığımı ucuz sex anılarıyla alt etmeye çalışıyorum. Sex yapınca da bilinçaltıma "heyy bak ben yalnız değilim, altımda biri var ve nasıl da inliyor, hey bak ben yalnız değilim, üstümde biri var beni nasıl da inletiyor" mesajları gönderiyorum. Bilinçaltımda eşşek değilya, o an mesajı alıyor ve her yerini tercihli bi sus pus kaplıyor. Zaten bu yeni tanışmalardaki bir kaç günlük süren ilişkilerim bile yok denecek kadardır. Çünkü kendimi siktirmekten vazgeçtiğim anda ilişkilerim de otomatikman bitiveriyor...
Aslında ne zamandır bunun farkında gibiydim. Çünkü ortada hiç bir şey yokken böyle ani gelen durgunluklar vardı üstümde. Son bir haftadır da ne olduğunu çözmeye çalışıyordum. Sonra bu sabah otobüste göz göze geldiğim adamın birine dalıp dalıp gittim. O bana baktı, ben ona baktım derken, adamın ineceği durağa geldik ve o inip gitti. Sonraki durakta başka biri bindi ve yanıma gelince de bu sefer onla bakışmaya başladık. Ona sebepsizce yaklaşmak istediğimde anladımki aslında canım ne sikişmek istiyor ne de ona dokunmak. Canım sadece birine yakın olmak istiyor.
Çünkü hayatımın büyük bi bölümünü kaplayan yalnızlığı alt etmeye çalışırken, farkında olmama rağmen bilinçaltıma itip "bunu hiçbir şekilde kendime itiraf etmemeliyim" seçeneğini seçmişim ve durum böyle olunca, her adımda ayaküstü sikimsonik bi flörtleşme yaşayarak kendime "aslında yalnız biri olmadığım" sinyalleri göndermeye çalışıyorum.
Şimdi yukardaki cümleleri yazarken de başka bir şeyin farkına vardımki, aslında bu gibi durumlarda karşımdaki kişi benimle ilgilenmeyince; sırf benimle ilgilensin diye, sırf ilgi alanına girmek için sadece onun farkına varabileceği feminen hareketler sergilemeye başlıyorum. Çünkü hayatımı kaplayan ama benim görmezlikten geldiğim yalnızlığı alt etmek isterken, sağda solda karşılaştığım ve anlamsızda olsa bana küçük bi bakış atan herkesin ilgi alanına girip orda kalmaya çalışıyorum. Belkide bu sadece yalnızlıktan değil, ilgiye aç olmamdan da kaynaklanıyor olabilir.
Evet aslında yalnızlıkla karışık ilgiye açım, hemde çok aç. Oysa yalnızlığı alt ettiğimi sanıyordum.
Demek olmuyor, yalnızlık duygusunu hiç bir zaman alt edemiyorsun. İşte şu sıralar olduğu gibi dönem dönem ortaya çıkıp beni en alta çekip, yerle bir ediyor. Sonra bende bi sikim olmadığımı, aslında kocaman bi sıfır olduğumu yeniden farkediyorum. Kendi kendime doğrusunu söylemek gerekirse;
Aslında hiç bi zamanda bi sikim olmadım ve olamayacağım. Değersiz, gerizekalı ve yaşı 30una az kalmış olmasına rağmen elinde sex yapacak birilerinden başka, yakınında hiç kimse olmayan sıradanın altında daha yalnız biriyim. Ama bu duruma alışmış olmama rağmen, işte arada bir bazen böyle tsunami dalgası gibi acımasızca vurup geçiyor. Geride ise, görünmeyen yaralarla dolu bi halde kendini toparlamaya çalışan ben kalıyorum.
6.08.2011
3.08.2011
Sevdiklerimiz de olmasa kim canımızı sıkacak, değer verdiklerimiz olmasa kim bize siktir çekecek ki?
Blogu okumaya başlayan herkes genelde çok kızgın biri olduğum izlenimine kapılıyor. Bunu ben söylemiyorum, gelenler söylüyor.
Hayır aslında kızgın biri değilim, hemde hiç değilim. Sadece dışarda, yani boktan sosyal hayatımda birine bozulduğum zaman, o an onun beni kırdığı gibi onu kırmak istemediğimden dolayı sessiz kalıyorum ve ona karşı hiç bi şekilde en sıradan bi tepki bile vermenin gereksizliğine inanıp, kenarda duran bi sandalye gibi, hatta yıllardır aynı duvara asılı eski toz tutmuş sikindirik bi tablo gibi öylece durup, ona söyleyeceklerimi gelip burda yazıyorum.
Çünkü konuşarak anlaşılmanın bi boka yaramadığını fazlasıyla deneyimleyerek öğrendim.
Çünkü kırgınlık anında en mantıklı cümlelerle bile açıklama yapsan olmuyor.
Çünkü yaradılış tabiatı gereği vucudumuz kırılgan olmasa da, ruhumuz ipince ve çarçabuk kırılıp dökülüyor. Hele bide önceki yaşadıklarımız yüzünden, içten içe iyice dolduğun göz önüne alınınca, o anlarda konuşmak demek üzerinde durduğun iskemlenin ayağına kendin vurmak demek oluyor. Bense sessiz ölümleri daha çok severim. Çünkü kimseyi rahatsız etmezsin. Ne halt yiyeceksen yersin. Tıpkı tek başına intihar etmek gibi. Aslında intiharlardan en güzeli de ayağına ağır bir şey bağlayıp kimsenin olmadığı bi yerde, önce ağzını, sonra ellerini bi güzel bantladıktan sonra kendini sessizce denize atmaktır. Kimsenin senden haberi olmaz, sadece kaçıp gittiğini düşünürler. Akşam yedikleri balığın karnında senin bi parçan olduğu akıllarından bile geçmez. Öyle işte, sessiz ol ve ne karşındakileri ne de kendini fazla üzdürme.
Bu gibi anlarda, insanlar içlerindeki derinlikte sakladıkları gerçek benlikleriyle hareket ederler. Yani sizi kırmak istedikleri için kırarlar, sizi sevmedikleri için sevmiyorum derler ve aslında size hiç değer vermemiş oldukları için bom boş bi şekilde gözlerinizin ta en içine bakarlar.
Ben de bu gibi anlarda eğer karşımdaki kişi için bi hiç olduğumu anlarsam ve o kişinin beni hayatından çıkaracak cesareti yoksa eğer, kendim onu hayatımdan çıkarırım.
Hayatımdan çıkarmanın yolu olarak da, özellilkle o kızgınlık anlarında onlara böyle davranmayı doğru buluyorum. Çünkü öteki türlü karşılık verince daha kötü oluyorsun. Hele bide bu kişi bir zamanlar en sevdiğinken ve sen karşılık veriyorsan canını daha çok yakıyor. Sana bi bir su bardağı gibi davranıyor ve su bardakları ilk kızgınlıkta duvara atıldığında kırılıp kırılmadığı en önemsiz eşyalardandır. Sonrasında birde etrafı kirlettikleri için söylenilme sebepleri olur. Sanki kıran kendisi değilmiş gibi. Onun için en güzeli, sana doğru gelen titaniğin çarptığı buz dağı gibi öylece kalmaktır. Hareketsiz tepkisiz ve yapacak bir şey olmadığını kabullenerek.
Durum böyle olunca, bende sessizliğimi gelip burda bozuyorum. Çünkü her şeyi konuşarak çözebileceğini düşünmenin gereksizliğine inanalı yıllar oldu. Zaten insanları kırmak dökmek yerine burda yazmak daha güzel. En azından şu amına koduğum 3 günlük dünyasında bi kaç kişinin canını daha az yakmış oluyorsun ve bi kaç kişi daha az senin canını yakmış oluyor. Durum böyleyken böyle yani. Yoksa harala gürele sağa sola saldıran bir değilim. Daha açık konuşmak ve hatta daha açık yazmak gerekirse, belki de sadece insanların yüzüne karşı onların değersiz ve birer orospuçocuğu olduklarını söyleme cesaretim olmadığı için gelip burda yazıp rahatlıyorum.
Örneğin hani geçenlerde hakkında yazmıştımya şu dingiliz maykıl, hah işte o. Mesela onun yüzüne açık açık da söyledim ama adam dinlemiyor. Aklı fikri sikişmekte. Tamam bende sikişmeyi seviyorum ama yani sikiş meselesininde kökeni ten uyumundan geliyor. İnsan ten uyumunu, o gözlerine baktığı anki içten gelen samimiyeti, sesindeki sıcaklığı hissedemiyorsa ne diye yatağa girsinki. Sadece yarrak hastası olsam gider akşama kadar götümü siktirir dururum. Ama amacım sadece sikişmek değil.
Çünkü bende, bu kadar sekişme sebebinin daha önceden içimde bir şeyler eksik kaldığı için, içimde bi yerlerde eksik parçalar olduğuna inandığım için süreklileştiğini düşünüyorum. İşte o parçaları toplayıp puzzle gibi birleştirdikten sonra yatağa girmeyi daha doğru buluyorum. Eğer karşımdaki kişi beni tamamlayan değilse, götüme giren yarrak sadece bir deliği kapatmaktan başka ne anlama geliyorki?
Bazen karşımdaki kişide o parçaları anında görüyorum ve tamamlamak için yatağa girmem gerekiyor, bazende dünya güzeli olsa bir şeylerin hala eksik olduğunun farkında olduğum, ama ne olduğunu bulamadığım için aylarca, yıllarca yatağa girmediğim oluyor. Karşılaştıkça da sadece selamlaşıp geçiyorum. Ama sonuç olarak paramparça olmuş şu beş para etmez ruhun, etrafa dağılmış parçalarını birleştirdikten sonra bi boklar yiyebiliyorum.
Dingiliz maykıl'da da işte olay buydu. Beni tamalayabileceğine inandığım bi parçası yoktu ve eğer varsaydı bile tamamlamama fırsat vermedi. Eğer onunla yatağa girseydim kendimi şu an gördüğümden daha değersiz görmeme neden olacaktı. Bende yol verdim. Yol verdiğim günden sonra bi kaç defa mesaj attı, aradı falan filan. Ama ııh insan giderken kendi kapısını, kendi üzerine dışardan kitleyip gidiyor. Ve kitledikten sonra, eğer anahtarı içeri atıyorsa, döndüğünde kapıyı açacak hiç bir şey bulamıyor. Zaten böyle bi durumda çilingir çağırsan ne fayda, kapının arkasına duvar örülmüş oluyor. Yolu açık olsun.
Bide şu taksim finükülerde tanıştığımız hulk vardı. Ondan da hiç ses seda yok. Haftada 3-4 defa telefonunu tuşluyorum ama ıııh tık yok. Ses kaydı her defasında aynı şeyi tekrarlıyor:
Aradığınız "kişiliğe" şu an ulaşılamıyor. Lütfen sinyal sesinden sonra mesaj bırakınız..
Tabii bunda da anlayışlı olmak lazım. Sonuçta adamla teeee "3 ay sonra görüşeceğiz" diye sözleşip ayrıldık. Ama yine de bir şeyler eksik gibi. Mesela gitmeden önceki gün içinde farklı saatlerde bi kaç defa aradım cevap vermedi, hatta mesaj attım, ama o sıradan bi "selam" olsun babında bile dönmedi. Eee tabi, gidiyordu, yoğundur, işi var diye düşündüm kafadan siktir ettim takmadım. Ama yani yine de insan bilmek istiyor. Ne hissedildiğinden haberi olsun istiyor. Yoksa canım sikişmek istediğinden değil, sadece canım yalnızlıktan yanıyor ve bunu en azından benden hoşlandığını söyleyen ve hatta benimde ondan hoşlandığım birinin sesini duyarak, yanan canıma bi tas su dökmek istiyorum. Ama olmuyor.
Böyle anlar "düşündüğün tüm güzel şeylerin, tam tersi istikamette ilerlemesi ve bu yetmezmiş gibi senin sıkışık trafikte arabanda oturup onları izlemen" duygusu gibi bir şey oluyor.
Sonra bunları deneyimleyerek öğrendiğin için her şeyi zamana bırakmayı öğrenmiş oluyorsun ve çok ilerde bi bakıyorsunki zaman akıp giderken sen çook geride kalmışsın. Yetişmeye çalışırkende yanlış insanların altında inim inim inliyorsun. Ama nafile, bunu bi tek sen biliyorsun ve kimseye çaktırmamak zorundasın. İşte bu yüzden gelip buraya durmadan yazıyorsun, yazıyorsun ve durum böyle olunca hep yazacaksın..
Hayır aslında kızgın biri değilim, hemde hiç değilim. Sadece dışarda, yani boktan sosyal hayatımda birine bozulduğum zaman, o an onun beni kırdığı gibi onu kırmak istemediğimden dolayı sessiz kalıyorum ve ona karşı hiç bi şekilde en sıradan bi tepki bile vermenin gereksizliğine inanıp, kenarda duran bi sandalye gibi, hatta yıllardır aynı duvara asılı eski toz tutmuş sikindirik bi tablo gibi öylece durup, ona söyleyeceklerimi gelip burda yazıyorum.
Çünkü konuşarak anlaşılmanın bi boka yaramadığını fazlasıyla deneyimleyerek öğrendim.
Çünkü kırgınlık anında en mantıklı cümlelerle bile açıklama yapsan olmuyor.
Çünkü yaradılış tabiatı gereği vucudumuz kırılgan olmasa da, ruhumuz ipince ve çarçabuk kırılıp dökülüyor. Hele bide önceki yaşadıklarımız yüzünden, içten içe iyice dolduğun göz önüne alınınca, o anlarda konuşmak demek üzerinde durduğun iskemlenin ayağına kendin vurmak demek oluyor. Bense sessiz ölümleri daha çok severim. Çünkü kimseyi rahatsız etmezsin. Ne halt yiyeceksen yersin. Tıpkı tek başına intihar etmek gibi. Aslında intiharlardan en güzeli de ayağına ağır bir şey bağlayıp kimsenin olmadığı bi yerde, önce ağzını, sonra ellerini bi güzel bantladıktan sonra kendini sessizce denize atmaktır. Kimsenin senden haberi olmaz, sadece kaçıp gittiğini düşünürler. Akşam yedikleri balığın karnında senin bi parçan olduğu akıllarından bile geçmez. Öyle işte, sessiz ol ve ne karşındakileri ne de kendini fazla üzdürme.
Bu gibi anlarda, insanlar içlerindeki derinlikte sakladıkları gerçek benlikleriyle hareket ederler. Yani sizi kırmak istedikleri için kırarlar, sizi sevmedikleri için sevmiyorum derler ve aslında size hiç değer vermemiş oldukları için bom boş bi şekilde gözlerinizin ta en içine bakarlar.
Ben de bu gibi anlarda eğer karşımdaki kişi için bi hiç olduğumu anlarsam ve o kişinin beni hayatından çıkaracak cesareti yoksa eğer, kendim onu hayatımdan çıkarırım.
Hayatımdan çıkarmanın yolu olarak da, özellilkle o kızgınlık anlarında onlara böyle davranmayı doğru buluyorum. Çünkü öteki türlü karşılık verince daha kötü oluyorsun. Hele bide bu kişi bir zamanlar en sevdiğinken ve sen karşılık veriyorsan canını daha çok yakıyor. Sana bi bir su bardağı gibi davranıyor ve su bardakları ilk kızgınlıkta duvara atıldığında kırılıp kırılmadığı en önemsiz eşyalardandır. Sonrasında birde etrafı kirlettikleri için söylenilme sebepleri olur. Sanki kıran kendisi değilmiş gibi. Onun için en güzeli, sana doğru gelen titaniğin çarptığı buz dağı gibi öylece kalmaktır. Hareketsiz tepkisiz ve yapacak bir şey olmadığını kabullenerek.
Durum böyle olunca, bende sessizliğimi gelip burda bozuyorum. Çünkü her şeyi konuşarak çözebileceğini düşünmenin gereksizliğine inanalı yıllar oldu. Zaten insanları kırmak dökmek yerine burda yazmak daha güzel. En azından şu amına koduğum 3 günlük dünyasında bi kaç kişinin canını daha az yakmış oluyorsun ve bi kaç kişi daha az senin canını yakmış oluyor. Durum böyleyken böyle yani. Yoksa harala gürele sağa sola saldıran bir değilim. Daha açık konuşmak ve hatta daha açık yazmak gerekirse, belki de sadece insanların yüzüne karşı onların değersiz ve birer orospuçocuğu olduklarını söyleme cesaretim olmadığı için gelip burda yazıp rahatlıyorum.
Örneğin hani geçenlerde hakkında yazmıştımya şu dingiliz maykıl, hah işte o. Mesela onun yüzüne açık açık da söyledim ama adam dinlemiyor. Aklı fikri sikişmekte. Tamam bende sikişmeyi seviyorum ama yani sikiş meselesininde kökeni ten uyumundan geliyor. İnsan ten uyumunu, o gözlerine baktığı anki içten gelen samimiyeti, sesindeki sıcaklığı hissedemiyorsa ne diye yatağa girsinki. Sadece yarrak hastası olsam gider akşama kadar götümü siktirir dururum. Ama amacım sadece sikişmek değil.
Çünkü bende, bu kadar sekişme sebebinin daha önceden içimde bir şeyler eksik kaldığı için, içimde bi yerlerde eksik parçalar olduğuna inandığım için süreklileştiğini düşünüyorum. İşte o parçaları toplayıp puzzle gibi birleştirdikten sonra yatağa girmeyi daha doğru buluyorum. Eğer karşımdaki kişi beni tamamlayan değilse, götüme giren yarrak sadece bir deliği kapatmaktan başka ne anlama geliyorki?
Bazen karşımdaki kişide o parçaları anında görüyorum ve tamamlamak için yatağa girmem gerekiyor, bazende dünya güzeli olsa bir şeylerin hala eksik olduğunun farkında olduğum, ama ne olduğunu bulamadığım için aylarca, yıllarca yatağa girmediğim oluyor. Karşılaştıkça da sadece selamlaşıp geçiyorum. Ama sonuç olarak paramparça olmuş şu beş para etmez ruhun, etrafa dağılmış parçalarını birleştirdikten sonra bi boklar yiyebiliyorum.
Dingiliz maykıl'da da işte olay buydu. Beni tamalayabileceğine inandığım bi parçası yoktu ve eğer varsaydı bile tamamlamama fırsat vermedi. Eğer onunla yatağa girseydim kendimi şu an gördüğümden daha değersiz görmeme neden olacaktı. Bende yol verdim. Yol verdiğim günden sonra bi kaç defa mesaj attı, aradı falan filan. Ama ııh insan giderken kendi kapısını, kendi üzerine dışardan kitleyip gidiyor. Ve kitledikten sonra, eğer anahtarı içeri atıyorsa, döndüğünde kapıyı açacak hiç bir şey bulamıyor. Zaten böyle bi durumda çilingir çağırsan ne fayda, kapının arkasına duvar örülmüş oluyor. Yolu açık olsun.
Bide şu taksim finükülerde tanıştığımız hulk vardı. Ondan da hiç ses seda yok. Haftada 3-4 defa telefonunu tuşluyorum ama ıııh tık yok. Ses kaydı her defasında aynı şeyi tekrarlıyor:
Aradığınız "kişiliğe" şu an ulaşılamıyor. Lütfen sinyal sesinden sonra mesaj bırakınız..
Tabii bunda da anlayışlı olmak lazım. Sonuçta adamla teeee "3 ay sonra görüşeceğiz" diye sözleşip ayrıldık. Ama yine de bir şeyler eksik gibi. Mesela gitmeden önceki gün içinde farklı saatlerde bi kaç defa aradım cevap vermedi, hatta mesaj attım, ama o sıradan bi "selam" olsun babında bile dönmedi. Eee tabi, gidiyordu, yoğundur, işi var diye düşündüm kafadan siktir ettim takmadım. Ama yani yine de insan bilmek istiyor. Ne hissedildiğinden haberi olsun istiyor. Yoksa canım sikişmek istediğinden değil, sadece canım yalnızlıktan yanıyor ve bunu en azından benden hoşlandığını söyleyen ve hatta benimde ondan hoşlandığım birinin sesini duyarak, yanan canıma bi tas su dökmek istiyorum. Ama olmuyor.
Böyle anlar "düşündüğün tüm güzel şeylerin, tam tersi istikamette ilerlemesi ve bu yetmezmiş gibi senin sıkışık trafikte arabanda oturup onları izlemen" duygusu gibi bir şey oluyor.
Sonra bunları deneyimleyerek öğrendiğin için her şeyi zamana bırakmayı öğrenmiş oluyorsun ve çok ilerde bi bakıyorsunki zaman akıp giderken sen çook geride kalmışsın. Yetişmeye çalışırkende yanlış insanların altında inim inim inliyorsun. Ama nafile, bunu bi tek sen biliyorsun ve kimseye çaktırmamak zorundasın. İşte bu yüzden gelip buraya durmadan yazıyorsun, yazıyorsun ve durum böyle olunca hep yazacaksın..
2.08.2011
Kendimden kısa kısa haberler (1)
Sarılıp ağladığım yastık o kadar kirliki artık ayaklarımın altına bırakmaya başladım.
Örttüğüm battaniye aylardır yıkanmadığı için artık yer yatağı haline geldi.
Ve emektar çaydanlığım rengini unuttu. Çay bardaklarım da geçen ay bitti. En son kendi kendime kızdığım bi anda karşımda dik dik duruyordu dayanamadım "ne bakıyorsun öyle yıkıl karşımdan" dememe rağmen kıpırdamayınca alıp vurdum duvara. Neyseki çin malı 1 tl'lik nescafe fincanım var.
Balkona yuva yapan güvercinlerin yumurtasının tadını çok merak ediyorum. Ama doyurucu olarak görmediğim için dokunmuyorum. Yoksa beni doyuracağını bilsem çoktan menemen falan yapmış olurdum.
Banyoda şampuanı en çok osbir çekmek için kullanıyorum ve bu sayede taşşak kıllarım çok güçlü oldu. Apış aramdaki kılların hayatı kurtuldu, o bölgede kırılma dökülme falan tarihe karıştı.
Şampuanı osbirde kullanırken arada götümü de onunla yıkıyorum ve bu sayede götümdeki kıllarda bayaa sertleşip güçlendiler. Hatta göt kılı olmaktan çıkıp resmen çalı süpürgesine benzediler. O kadar sertleştilerki sıçtıktan sonra kıçımı yıkarken elimi bile ağrıtıyorlar.
Sol elimle yazı yazmaya merak saldım bu ara. Neden yaptığım hakkında bi fikrim yok, sadece sol elle yazmak çok zor onu öğrendim.
Altkata yeni bi zilli taşındı. Eve giren çıkan yakışıklıların haddi hesabı yok. Bu yüzden onunla arkadaş olmaya karar verdim.
Giriş katındaki bakkal kürt olduğu için geçen gün karşı apartmanın ağır ablasından "zaten siz pis kürtler geldiğiniz gibi marketi alıp mahalleyi ele geçirdiniz" diye fırça yedi. Salak karı bi kaç gün rejim yapıp kilo verse onu da siken çıkacak ama o kadar kiloluki, ammını görmek için o göbeği kenara itmek imkansız. Onu siken olmayınca bakkala sardı. Amma bakkal evli ve evi ağır ablanın bi üst katında.
Bi üst sokakta bi travesti yaşıyor ve sadece geceleri dışarı çıkıyor. Ramazan ayında travestilerin çoğu sikişmiyorlar ve sanırım o da sikişmeyen travestilerden biri. Şimdi sikişmeyeceğini de düşünürsek sanırım ramazan ayı boyunca geceleri de dahil, hiç dışarı çıkmayacak ve 1 ay sonra kafayı yemiş olacak. Onu ve onun gibi insanları duvarlar arasına hapseden toplumun topunu sikiyim.
Geçen hafif tombiş, tatlı mı tatlı biriyle tanışmıştım. Onunla arada görüşüyoruz. Ama daha aramızda bir şey olmadı. Çünkü kararsızım. Acaba sadece arkadaş mı olayım, yoksa onun dediği gibi sexe dayalı bir arkadaşlığımız mı olsun? Onunla yalnız kalmamak için kalabalık yerlerde buluşuyorum. Çünkü yalnız kalırsak kesin bi boklar çeviririz.
Zaman dediğin şey fatura ödeme günü gelince cebinde beş kuruş para olmamasıdır be gülüm. O an dünya duruyor. Neden çalışıyorum soruları tangur tungur kafama vurmaya başlıyor.
Laptopum eski siyah beyaz televizyonlara özendi. Ekranı gidip gidip geliyor, karıncalanmalar bitmiyor ve mouse yarım saat sonra anca tık diyor. Ama bir iki nazik denemeden sonra iyice sinirlenip laptopun ekranına bi tane çakınca, hayat normale dönüyor.
Geçen sabah işe giderken otobüste çocuğun biriyle tanıştım. Bana oracıkta hayat hikayesini anlattı. Az kalsın ağlayacaktım. Ama sonra sohbetin gidişatı esnasında konu sikişmeye gelince cebinden çıkarıp yüzüme salladığı kondomu "bu tırtıllı ve üstelik en incesi ve geciktirici kremli" diye anlatıp "yanımdan hiç eksik etmem" diye devam edince, dayanamayıp "bi tane versene içine bakalım" dedim. Çıkardı açtık baktık. İkimizinde siki kalktı ve birbirimize dönüp sık sık bakmaya başladık. Çok şükürki benim durağa geldik ve ben "görüşürüz" deyip indim. Sonra bi kaç gün üst üste yine karşılaştık ve sohbet sohbet derken, baktım çocuğun niyeti beraber eve gitmek bende işe gidiş geliş yolumu değiştirdim. Gerçi çocuğun yaşı büyük olsa bir şeyler olabilir ama ıııh yaşı çok küçük. Bende çoluk çocukla uğraşamam.
İş yerinin hemen yanında bi apartman var. Okullar tatil olduğundan bu yana, apartman ana okuluna döndü. Meğer ne çok çocuk varmış. Kulağımı sikiyorlar akşama kadar.
Geçen ay aldığım 1 paket sigara hala bitmedi ve sanırım ramazan ayı nedeniyle bitecek gibi de değil. Bu arada oruç tutmak da çok zor değil lan, sadece oruç tutmayanlar abartıyor o kadar.
Askerdeyken aşık olduğum adam önceki aylarda karısından boşanmış ve 3 çocuğunu da kendisi almış. Boşanmış olması beni üzdü. Hemde çok. Biraz konuştuk ettik falan işte. Sonra sessizlik oldu aramızda, ben sustum, o sustu. Anlamlı bi suskunluk gibi durunca "hayırlısı olsun" deyip kapattım. Seviyorum onu, hemde çok. Çünkü en yalnız, en kimsesiz anımda da hep yanımda oldu. Bana ben olduğum için değer verdiğini hissettirmişti. Şimdi 1 ay oldu onu hiç aramadım ve doğrusu ne yapacağımı da bilmiyorum.
Ailemle arada bir görüşüyoruz. Siktiri boktan şeyler, siktiri boktan nedenler falan. Annemin sesinden eskisi kadar nefret etmiyorum artık. Türkçe bilmemesine rağmen beni anlaması hayret verici.
Benden 2 büyük abim bi işe girmiş çalışıyormuş. Bi şirketin muhasebesine bakıyormuş. Piçin aklı fikri sikişmekte olmasa zehir gibidir. Ama aklı fikri üniversiteli kızları tavlayıp "aşkım seni çok seviyorum" dedikten sonra onları götlerinden sikmekte. Durum böyle olunca yıllardır onca kişi aynı evde yatıp kalkıyorlar.
Benden 1 büyük abim ise ne bok yiyor hiç bilmiyorum. Zaten sormadım. Aslında sikimde de değil.
Ablamlar dantel yapıp satmaya devam ediyorlarmış. Bana paran yoksa gönderelim dediler. Yok sağolun dedim ama aslında gönderseler çok güzel olur. Ama gönderin desem olmaz. Gururumu sikiyim, kibrime koyiim.
Ablam söyledi mahallenin orospusu asiye'yi istemeye gelmişler. O böyle deyince çok şaşırdım. Çünkü tıpkı ablama tuhaf geldiği gibi bana da tuhaf gelen durum şuydu:
Mahallede onca bakire kız varken, şehir genelinde adı çıkmış bi orospuyu kim alıp evinin direği yaparki? Şanslı talihliyi merak ettim ama kimse tanımıyormuş.
Mahallemizin eski sahibi mustafa amca ölmüş. Allah onun belasını versin. Zavallı mahalleli, köyden şehre göç ettirildiklerinde mustafa amca cinlik edip onlara arsalarını defalarca satmış. Ellerinde bir şey kalmayınca da iş kavgaya dökülmüş ve mahalleli "arsa parasını da vermiyoruz, bi yere de gitmiyoruz" diye inad edip kalmışlar. Zaten mahalleli de bi kaç yıl önce anca tapu alabildiler. Daha geçen yıla kadarda şehir hepsi bizim mahalleli için "gecekondu" sakinleri tabiri yerine "mustafakondu" sakinleri diyorlardı. Allah belanı versin mustafa, git cehennemde cayır cayır yanda gör ebenin şeyini. Bide bu mustafa çok çapkındı. Ayy neyse anlatmıycam adam öldü zaten, ne hali varsa görsün.
Benden haberler bu kadar anacım. Sizde ne var ne yok?
Örttüğüm battaniye aylardır yıkanmadığı için artık yer yatağı haline geldi.
Ve emektar çaydanlığım rengini unuttu. Çay bardaklarım da geçen ay bitti. En son kendi kendime kızdığım bi anda karşımda dik dik duruyordu dayanamadım "ne bakıyorsun öyle yıkıl karşımdan" dememe rağmen kıpırdamayınca alıp vurdum duvara. Neyseki çin malı 1 tl'lik nescafe fincanım var.
Balkona yuva yapan güvercinlerin yumurtasının tadını çok merak ediyorum. Ama doyurucu olarak görmediğim için dokunmuyorum. Yoksa beni doyuracağını bilsem çoktan menemen falan yapmış olurdum.
Banyoda şampuanı en çok osbir çekmek için kullanıyorum ve bu sayede taşşak kıllarım çok güçlü oldu. Apış aramdaki kılların hayatı kurtuldu, o bölgede kırılma dökülme falan tarihe karıştı.
Şampuanı osbirde kullanırken arada götümü de onunla yıkıyorum ve bu sayede götümdeki kıllarda bayaa sertleşip güçlendiler. Hatta göt kılı olmaktan çıkıp resmen çalı süpürgesine benzediler. O kadar sertleştilerki sıçtıktan sonra kıçımı yıkarken elimi bile ağrıtıyorlar.
Sol elimle yazı yazmaya merak saldım bu ara. Neden yaptığım hakkında bi fikrim yok, sadece sol elle yazmak çok zor onu öğrendim.
Altkata yeni bi zilli taşındı. Eve giren çıkan yakışıklıların haddi hesabı yok. Bu yüzden onunla arkadaş olmaya karar verdim.
Giriş katındaki bakkal kürt olduğu için geçen gün karşı apartmanın ağır ablasından "zaten siz pis kürtler geldiğiniz gibi marketi alıp mahalleyi ele geçirdiniz" diye fırça yedi. Salak karı bi kaç gün rejim yapıp kilo verse onu da siken çıkacak ama o kadar kiloluki, ammını görmek için o göbeği kenara itmek imkansız. Onu siken olmayınca bakkala sardı. Amma bakkal evli ve evi ağır ablanın bi üst katında.
Bi üst sokakta bi travesti yaşıyor ve sadece geceleri dışarı çıkıyor. Ramazan ayında travestilerin çoğu sikişmiyorlar ve sanırım o da sikişmeyen travestilerden biri. Şimdi sikişmeyeceğini de düşünürsek sanırım ramazan ayı boyunca geceleri de dahil, hiç dışarı çıkmayacak ve 1 ay sonra kafayı yemiş olacak. Onu ve onun gibi insanları duvarlar arasına hapseden toplumun topunu sikiyim.
Geçen hafif tombiş, tatlı mı tatlı biriyle tanışmıştım. Onunla arada görüşüyoruz. Ama daha aramızda bir şey olmadı. Çünkü kararsızım. Acaba sadece arkadaş mı olayım, yoksa onun dediği gibi sexe dayalı bir arkadaşlığımız mı olsun? Onunla yalnız kalmamak için kalabalık yerlerde buluşuyorum. Çünkü yalnız kalırsak kesin bi boklar çeviririz.
Zaman dediğin şey fatura ödeme günü gelince cebinde beş kuruş para olmamasıdır be gülüm. O an dünya duruyor. Neden çalışıyorum soruları tangur tungur kafama vurmaya başlıyor.
Laptopum eski siyah beyaz televizyonlara özendi. Ekranı gidip gidip geliyor, karıncalanmalar bitmiyor ve mouse yarım saat sonra anca tık diyor. Ama bir iki nazik denemeden sonra iyice sinirlenip laptopun ekranına bi tane çakınca, hayat normale dönüyor.
Geçen sabah işe giderken otobüste çocuğun biriyle tanıştım. Bana oracıkta hayat hikayesini anlattı. Az kalsın ağlayacaktım. Ama sonra sohbetin gidişatı esnasında konu sikişmeye gelince cebinden çıkarıp yüzüme salladığı kondomu "bu tırtıllı ve üstelik en incesi ve geciktirici kremli" diye anlatıp "yanımdan hiç eksik etmem" diye devam edince, dayanamayıp "bi tane versene içine bakalım" dedim. Çıkardı açtık baktık. İkimizinde siki kalktı ve birbirimize dönüp sık sık bakmaya başladık. Çok şükürki benim durağa geldik ve ben "görüşürüz" deyip indim. Sonra bi kaç gün üst üste yine karşılaştık ve sohbet sohbet derken, baktım çocuğun niyeti beraber eve gitmek bende işe gidiş geliş yolumu değiştirdim. Gerçi çocuğun yaşı büyük olsa bir şeyler olabilir ama ıııh yaşı çok küçük. Bende çoluk çocukla uğraşamam.
İş yerinin hemen yanında bi apartman var. Okullar tatil olduğundan bu yana, apartman ana okuluna döndü. Meğer ne çok çocuk varmış. Kulağımı sikiyorlar akşama kadar.
Geçen ay aldığım 1 paket sigara hala bitmedi ve sanırım ramazan ayı nedeniyle bitecek gibi de değil. Bu arada oruç tutmak da çok zor değil lan, sadece oruç tutmayanlar abartıyor o kadar.
Askerdeyken aşık olduğum adam önceki aylarda karısından boşanmış ve 3 çocuğunu da kendisi almış. Boşanmış olması beni üzdü. Hemde çok. Biraz konuştuk ettik falan işte. Sonra sessizlik oldu aramızda, ben sustum, o sustu. Anlamlı bi suskunluk gibi durunca "hayırlısı olsun" deyip kapattım. Seviyorum onu, hemde çok. Çünkü en yalnız, en kimsesiz anımda da hep yanımda oldu. Bana ben olduğum için değer verdiğini hissettirmişti. Şimdi 1 ay oldu onu hiç aramadım ve doğrusu ne yapacağımı da bilmiyorum.
Ailemle arada bir görüşüyoruz. Siktiri boktan şeyler, siktiri boktan nedenler falan. Annemin sesinden eskisi kadar nefret etmiyorum artık. Türkçe bilmemesine rağmen beni anlaması hayret verici.
Benden 2 büyük abim bi işe girmiş çalışıyormuş. Bi şirketin muhasebesine bakıyormuş. Piçin aklı fikri sikişmekte olmasa zehir gibidir. Ama aklı fikri üniversiteli kızları tavlayıp "aşkım seni çok seviyorum" dedikten sonra onları götlerinden sikmekte. Durum böyle olunca yıllardır onca kişi aynı evde yatıp kalkıyorlar.
Benden 1 büyük abim ise ne bok yiyor hiç bilmiyorum. Zaten sormadım. Aslında sikimde de değil.
Ablamlar dantel yapıp satmaya devam ediyorlarmış. Bana paran yoksa gönderelim dediler. Yok sağolun dedim ama aslında gönderseler çok güzel olur. Ama gönderin desem olmaz. Gururumu sikiyim, kibrime koyiim.
Ablam söyledi mahallenin orospusu asiye'yi istemeye gelmişler. O böyle deyince çok şaşırdım. Çünkü tıpkı ablama tuhaf geldiği gibi bana da tuhaf gelen durum şuydu:
Mahallede onca bakire kız varken, şehir genelinde adı çıkmış bi orospuyu kim alıp evinin direği yaparki? Şanslı talihliyi merak ettim ama kimse tanımıyormuş.
Mahallemizin eski sahibi mustafa amca ölmüş. Allah onun belasını versin. Zavallı mahalleli, köyden şehre göç ettirildiklerinde mustafa amca cinlik edip onlara arsalarını defalarca satmış. Ellerinde bir şey kalmayınca da iş kavgaya dökülmüş ve mahalleli "arsa parasını da vermiyoruz, bi yere de gitmiyoruz" diye inad edip kalmışlar. Zaten mahalleli de bi kaç yıl önce anca tapu alabildiler. Daha geçen yıla kadarda şehir hepsi bizim mahalleli için "gecekondu" sakinleri tabiri yerine "mustafakondu" sakinleri diyorlardı. Allah belanı versin mustafa, git cehennemde cayır cayır yanda gör ebenin şeyini. Bide bu mustafa çok çapkındı. Ayy neyse anlatmıycam adam öldü zaten, ne hali varsa görsün.
Benden haberler bu kadar anacım. Sizde ne var ne yok?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


