Aslında yok olmasındansa var olduğunu kabul etmek daha rahatlatıcı. Çünkü "orda biri yoksa ben niye yaşıyorumki?" düşünceleri üşüşüyor beynime ve o zaman orda birinin yok olması demek, benim aslında boşuna yaşıyor olduğum anlamına gelir. Çünkü gösterişe meraklı biriyim ve beni sürekli birinin izlediğini biliyor olmak, kendini beğendirmekle geçecek bir his pompalıyor içime ve o zaman narsizmle karışık şeyler hissediyorum. Düşünsene, günün 24 saati izleniyorsun. Hemde bir an bile kaçırılmamacasına.
Şimdi böyle dedimya, bak aklıma ne geldi; sanırım tanrı inancı kişinin egosunu pompalıyor. Kendini bi bok sanmasına sebep oluyor.
Neyse işte. Zaten orda biri yoksa niye yaşayalımki? En azından başka bir hayata geçiş yaparız, başka bir bedenle tekrar dünyaya gelir, başka anne babalarımız, kardeşlerimiz olur, başka insanlarla tanışıp, başka acıları tadarız, başka mutlulukları yaşarız. Hem böylesi daha mantıklı. ama işte ben orda görmediğim bi yerden birinin beni gözetlediğinden eminim. Arada hiç olmadık anlarda elimden tutup bokun içinden çıkarıp kenara bıraktırtıyor bedenimi. ama ben boka alıştığımdan olsa gerek yine gidip boka batıyorum. Çünkü tadı güzel, çünkü bokun bağımlısıyım.
Şimdi geri dönüp yazdıklarımı okumak bile istemiyorum. Ne yazdığım hakkında en ufak bi bilgim yok. Canım sıkılıyor ve ben oturup işte böyle saçma sapan şeyler yazıyorum. Bazen yazdıklarımı kontrol edip yayınlasamda, aslında hiç bi sikim anlamadan geçiştirerek yazıyorum. Sanki yazarak ne olacaksa.Gerçi bak yazarak ne olacaksa dedim ya, aslında yazarak rahatlıyorum. Çünkü bazen o kadar doluyorumki osbir çekince bile rahatlayamıyorum ve işte o zaman yazmak inanılmaz rahatlatıcı oluyor..
Bu aralar canım inanılmaz sigara içmek istiyor. 3 ay önce aldığım bi paket camel sigarasından geriye sadece 1 adet kaldı ve ona da bakıp bakıp, gerisin geri çantaya atıyorum. Çantanın içi de tütün doldu. Kaç aydır çantayı da kontrol etmiyorum. Bazen hiç olmadık anda kaybolan ufak tefek eşyaları buluyorum içinde.
Çantada en çok da peçete falan var. Neden çantada peçeteler olmasına rağmen, yine de her yemek yediğim yerden avuç dolusu peçete alıp çantama attığım konusunda en ufak bi fikrim yok. Sanırım bazen ayak üstü sevişmeler sırasında lazım olur diye düşündüğümden olsa gerek. yoksa niye toplıyım ki?
Ama artık canım sevişmek de istemiyor. Çünkü duygusuz sekslerden olabildiğince uzaklara kaçmakla meşgulum bu aralar. sırf sevişmek için, sırf o an boşalmak için birilerinin gözlerine uzun uzun bakmak kadar ahlaksızca başka bir hareket yok. Bence ahlaksızlık budur. İşte bu yüzden artık her beğendiğim veya her beni beğenenden uzak durmaya çalışıyorum. Çünkü bedensel beğenilerin saçmalığı insanın canını daha çok yakıyor.
Oysa ben aslında sadece sevişirken başımın okşanmasını istiyorum. Yüzümün avuçlanmasını, saçlarımın çekilircesine karıştırılmasını ve kemiklerimin kırılmak istenircesine hatta adeta bedenimin can acıtırcasına sarılmasını istiyorum. Ama bunların hiç birini bulamıyorum. Sadece farklı insanların spermlerinin tadına meraklılar veya götlerine bir şeyler girilmesine alışmış insanlarla tanışıyorum. duygusuz, hissiz, kupkupu bedenler, anlamsız bakan boş gözler ve can yakan hissizlikler. Hayat bu haldeyken, canlılıktan uzak iğrençlikte ve çok fazla maddesel duruyor. İşte bunu sevmiyorum ve sanırım bazen aslında biraz da bu yüzden kendi içime kapanıyorum.