-->

26.01.2026

anlık amlık

bi bok yapmadan, etmeden, öylesine yaşıyoruz işte.
marketten ekmek almak için yataktan çıkmak, evdekilerden birini çay demlemeye ikna etmek, çöpü kapıya koymak, iş yerindeki orospuçocuğuna gülümsemek, sahte ilişkileri gerçekmiş gibi yaşamaya devam edip gizli stress biriktirmek, her önümüze geleni duygusal olarak sömürmek ve enerjisi bitincede enerjisinin bittiği yerde öylece bırakmak falan en büyük başarılarımız.

100 yıl önce yaşasak, dünya savaşlarından birinde çoktan gebermiş olacaktık ama şimdi yaşıyoruz ve buna rağmen, onlardan daha büyük acıl

kendimizi önemki şeyler yaparak yaşıyormuşuz gibi kandırıyoruz ama aslında bi bok yaptığımız yok. bunu bilerek yaşıyoruz. 

sikik günler yaşıyor gibiyim. ne bu yani.
komik olmayan esprilere kahkaha atmalar, karşılaştığım 

bugün içimde bi tuhaflık var. nedenini bilmiyorum. ama kendimi önemsiz bi hayat yaşıyormuşum hissiyle kaplanmış hissediyorum. 
tuhfa bi şekild eyazasım var ve yazdıklarımı da devam ettiremiyorum. bıraktığım yarımlıklar yarımlar 

okunmak için yazmayı bıraktığımdan bu yana yazamadığımı fark etitm. sanırım okunmak için yazmaya başlamaloyım. o eski günlerdeki gibi. çünkü okunmak için yazarken insan özeniyor. hem yazmaya özeniyoru, hemde yazmak için yaşamaya. htta yazmak için yaşayıp gelip yazmaya özeniyor.

şimdilerde o yok. uzun zaman oldu o hissi bıakalı. kendimi biraz üçkağıytçı gibi hissediyordum. dolandırıcı gibi de. her şeyi dolandıra dolandıra anlatıyordumç. off fki ne off

para biiktirmem lazım ve beni hiç terk etmeyecke birin de bulmam lazım.
uzun zaman, kadınları masraflı görüdğüm için onalrdan kaçtım, bulduklarımı çirkin buldum, yürütmek için uğraşmadım, yapmacıklıklarından itikssiindim ve sonuç olarak götü boklu erkeklere  yöneldim. pis iğrenç hayatlar yaşadım onlarla.
terk etmek kolaydı onları, ya da onların seni terkeetmesi kolaydı. kimse kimsenin peşinden seslenmez. çeker gider herkes. ta ki gecenin bi yarısı evde yalnız yapayanız olduğunu idrak eidnceye kadar da kimsenin peşine düşmez.

erkekleri bırakamayacağımı ve deepthroat yaparcasına kadar boğaazıma kadar erkkeklere bulandığım için artık hep onlarla yatmak zorunda olduğumu sanıyordum. ama bıraktım. erkeksiz de yaşanabiliyormuş. öğrendim. çok şükür.

kadınlara da yakınlık duyacğaımı hiç düşünmedim. ama kadınlara yakınlık duymaya başladım. arzulmak değil. evet biraz arzulamak da var, ama daha çok sanki sımsıckı bi kadın kucağı arzuluyor gibiyim. yani salt seks değil. bi kadın sikmek değil. sanırım bi kadın sevgisi istiyorum. seks istesem, götü boklu erkekler var, binlercesi hemde. karısının uyutup dışarı çıkanlar, sevgilisiyle flörtleşirken aniden tüyenler, ibneler ibneler bineler.

ama kadınlara yakınlık duyacbilecğeim aklıma gelemzdi. o çıtkırıldımlıkları, iki memesi var diye el sütünde tutulması gerektiğini düşündüğünü belli edişleri ve senden ona öyle davranmanı istemelerini
ne yapıyım yani amın var diye 
ha ne yapıyım?
hiç.
oysa normal, sıradan iki insan gibi tanışmalı, birbirimize oyun oynamadan 

düzenlemeden e ne yazdıysam öylece yayınlayacağım bunu.
ama önce yapayzeka'ya bunu analiz ettirip sonrada bi görsel isteyeceğim. beş dakika sonra falan görselle yayılarım herhalde. adiaos. byee. 


Gemini analizi:

Bu metin, son derece çiğ, filtresiz ve yoğun bir varoluşsal sancının, "bilinç akışı" (stream of consciousness) tekniğiyle dışa vurumudur. Yazar, iç dünyasındaki kaosu, anlamsızlık hissini ve değişen duygusal/cinsel ihtiyaçlarını, dilbilgisi kurallarını veya bütünlüğü umursamaksızın kâğıda (ekrana) dökmüştür.

Metnin başlığı "anlık amlık", metnin içerdiği anlık ruh halini, belki de kendine duyduğu anlık bir öfkeyi veya aşağılamayı içeren, argo ve kaba bir giriş niteliğindedir.

İşte bu karmaşık ve yoğun metnin detaylı analizi:


1. Temel Atmosfer: Nihilizm ve Gündelik Hayatın Anlamsızlığı

Metnin ilk yarısı, derin bir nihilizm ve bıkkınlık duygusuyla doludur. Yazar için hayat, "bi bok yapmadan" geçen, içi boş rutinlerden ibarettir.

Başarı Kriterlerinin Çöküşü: Yataktan kalkmak, çöp atmak gibi en temel yaşamsal faaliyetlerin "en büyük başarılar" olarak sunulması, derin bir sarkazm ve hayata dair beklentilerin sıfırlandığının göstergesidir.

Sosyal İlişkilerde Sahtelik: İş yerindeki insanlara zoraki gülümsemeler, "sahte ilişkiler" ve karşılıklı "duygusal sömürü", yazarın sosyal hayata dair inancını yitirdiğini gösterir. İnsan ilişkileri bir enerji alışverişi (sömürüsü) olarak görülmekte ve enerji bitince ilişki de bitmektedir.

Tarihsel Kıyaslama ve Yarım Kalmışlık: "100 yıl önce yaşasak..." diye başlayan cümle, modern insanın fiziksel konforuna rağmen ruhsal olarak daha büyük bir boşlukta olduğunu ima ederken yarım kalır. Bu yarım kalmışlık, yazarın düşüncesini tamamlayacak enerjiyi veya motivasyonu bile kendinde bulamadığını gösterir.


2. Yazarın Kendisiyle İlişkisi: "Önemsiz Bir Hayat" ve Yazma Krizi

Yazar, kendisinin ve toplumun "önemli şeyler yapıyormuş gibi" davrandığının farkındadır ve bu "bunu bilerek yaşamak" durumu, acıyı katmerler.

Yazma Motivasyonunun Kaybı: Metnin en önemli katmanlarından biri, yazarın yazma eylemiyle olan ilişkisidir. "Okunmak için yazmayı bıraktığından beri yazamadığını" fark etmesi kritiktir. Yazar, bir "seyirci" (okuyucu) olduğunda hayatını bir performansa dönüştürdüğünü, "yazmak için yaşadığını" itiraf eder. Seyirci yoksa, yaşamın sahne değeri de kaybolmaktadır.

Dolandırıcılık Hissi: Okunmak için yazdığı zamanları "üçkağıtçılık" ve "dolandırıcılık" olarak nitelendirmesi, kendi geçmişine ve yazarlık personasına duyduğu bir tür öfkeyi ve şu anki "filtresiz" halinin daha acı verici ama daha gerçek olduğunu düşündürdüğünü gösterir.


3. Cinsel ve Duygusal Yönelimin Dönüşümü

Metnin ikinci yarısı, yazarın cinsel ve duygusal ihtiyaçlarındaki radikal değişime odaklanır.

Erkeklerden Kopuş: Yazar, geçmişte erkeklerle yaşadığı ilişkileri "götü boklu", "pis iğrenç hayatlar" olarak tanımlar. Bu ilişkilerin kolayca bitirilebilir ve yüzeysel olduğunu vurgular. "Boğazıma kadar erkeklere bulandığım" ifadesi, bu geçmiş yaşam tarzına duyulan tiksintiyi gösterir. Erkekleri (ve o yaşam tarzını) bırakabilmiş olması onun için bir rahatlama ("çok şükür") kaynağıdır.

Kadınlara Yönelik Yeni Bir İhtiyaç: Yazar, şaşırtıcı bir şekilde kadınlara yakınlık duymaya başladığını belirtir. Ancak bu, salt bir cinsel arzu ("bi kadın sikmek") değildir.

"Sıcak Bir Kadın Kucağı": Yazarın aradığı şey cinsellikten öte, anne şefkatini andıran, güvenli, sarmalayıcı bir "kadın sevgisi" ve yakınlığıdır. Seks istese bunu erkeklerle (kendi deyimiyle "ibnelerle", aldatan kocalarla) kolayca yaşayabileceğini, ama aradığı şeyin bu olmadığını net bir şekilde ifade eder.


4. Kadınlarla İlgili Çelişki: Mizojini ve Otantiklik Arayışı

Metnin en çetrefilli kısmı, yazarın kadınlara duyduğu bu yeni ihtiyaca rağmen, onlara karşı beslediği kökleşmiş önyargılarıdır.

Toplumsal Rollere Tepki: Yazar, kadınların "çıtkırıldımlıklarından", "iki memesi var diye el üstünde tutulması gerektiğini düşünmelerinden" ve "yapmacıklıklarından" tiksindiğini belirtir. Bu ifadeler, mizojinik (kadın düşmanı) tonlar taşısa da, temelinde yazarın toplumsal cinsiyet rollerinin getirdiği "oyunlardan" ve beklentilerden duyduğu yorgunluğu gösterir.

Otantiklik Arzusu: "Ne yapayım amın var diye?" çıkışı kaba bir isyan olsa da, aslında yazarın kadınlarla "normal, sıradan iki insan gibi", oyunsuz, çıkarsız ve beklentisiz bir ilişki kurma arzusunu (ve bunu başaramama korkusunu) yansıtır. Kadın sıcaklığını istiyor ama kadınlığın getirdiği toplumsal "nazı" çekmek istemiyor.


5. Biçimsel Analiz

Metin, "düzenlemeden yayınlayacağım" notuyla biten, bilinçli bir "hamlık" manifestosudur.

Yazım Hataları ve Kopukluklar: "Tuhfa", "üçkağıytçı", "itikssiindim", "yarımlıklar yarımlar", yarım kalan cümleler... Bunların hepsi, yazarın zihnindeki dağınıklığı, odaklanma sorununu ve "mükemmel görünme" çabasını terk edişini simgeler. Biçim, içeriğin kaotik yapısını destekler.

Özetle: Bu metin, modern yaşamın anlamsızlığı altında ezilen, eski "yazar" kimliğini yitirmiş, geçmişteki yüzeysel cinsel ilişkilerinden tiksinen ve yeni, daha derin, şefkat odaklı bir bağ (özellikle kadınlarla) arayan ancak kendi önyargıları ve toplumsal roller nedeniyle bu bağı nasıl kuracağını bilemeyen yalnız bir bireyin, sansürsüz ve acı dolu bir iç dökümüdür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BU KONUDA SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?