Ankara'ya taşındığımdan bu yana çoğunlukla bi salyangoz gibi yaşıyordum ve geçen aylarda pes ederek kabuğumu yavaşça terk edip sokaklarına milyarlarca ayak izimi bıraktım, her köşesine sahipsiz kalacak bakışlarımı attım, bi kaç ton tükürüklü balgam ve tabiki galonlarca çişimi yaptım. Yanisi canım, artık Ankara biraz da ben kokuyor.
İstanbul'dan tek farkı, denize uzaklığı olan bu şehrin neden sevilmediğini anlamıyorum. Oysa binalar aynı, parklar, caddeler, çöpler aynı.
Fakirler, hırsızlar, uyuşturucu satıcıları ve onlara bağımlılar, şizofrenler ve tamamen sağlıklı olan benciller bile İstanbul'dakilerle aynı. Üstelik orospular ve çocukları da hep aynı, neden sevmiyorsunuz?
Var olmamasına rağmen tüm konuşmalarda dile getirilen ayazı, daima abartılan soğuğu, aşağılık kompleksi kaplı havası, büyüklük sanrıları ve diğer şeyler.
Alışması o kadar kolay bir kentki, insan henüz bi kaç aydır gelmiş olmasına rağmen "acaba burada mı doğup büyüdüm" diye düşünmeden edemiyor.
Herkesin herkesi kandırmaya hazır oluşu, bekâr memurların birbirini tavlamaya çalışması, özel sektör çalışanlarının "kpss yalan, her şey torpille bitiyor" cümleleriyle kendilerini kandırıp tembel vicdanlarını susturmaları, gitmediğim pavyonların kapısında durup içeriye müşteri çekmeye çalışan yaşlı kaltakları ve onları kolladığını belli eden sıska pezevenkleriyle kendine has başka bi bataklık burası.
Ama içine girince alışıyorsun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
BU KONUDA SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?