Yıl bitti. bitiyor az sonra. Bense iyice toparlandım, hatta biraz daha toparlansam palazlanmış olacağım. Çünkü bünyem derli toplu bi hayat yaşamaya alışık değil. Bu yüzden her an kudurup, yine amı götü dağıtabilirim. Üstelik eskisinden daha beter şekilde.
Allah her geçen yıl bana daha cömert davranıyor sanki.
Bu yıl bunu daha derinden ve emin olarak hissettim.
Bilmiyorum, hak ediyor muyum bilmiyorum ama yediğim onca boka rağmen Allah'ın bana sahip çıkması, hayatımı çok da alt üst etmeme izin vermeden beni iyi ve güzel yaşatması hoşuma gidiyor.
Teşekkür ederim Allahım. Yer yer sana inanmama-ma rağmen beni bırakmadığın, çöp olup gitmeme izin vermediğin, kendime saygı duyacağım şekilde beni yaşatmak için sürekli beni toplayıp kenara bıraktığın için teşekkür ederim.
2025 yılında 5 vakit namaz kılmaya başladım. Geçen yıllarda ara ara kıldığım namazı bu yıl 5 vakte çıkardım.
Namaz kılmaya başlamak, insanı gerçek kirden olduğu gibi bonus olarak ruhsal kirlilikten de arındırıyor. Bunu yaşayarak öğrendiğim dönemdeyim.
Geçen yıl Ankara'ya yerleştiğimde, internetten tuttuğum o pis evden, 1 yılım dolduğu için bu yıl ortasında çıkıp yeni bi eve taşındım. Dördüncü katta, 2+1 odalı, çok ufak bi mutfak, ufak banyo ve balkonlu olmasının yanında, sabah akşam güneş alıyor olması beni mest etmişti. Ev sahibine nazlanıyor gibi yapmıştım ama aslında hiç düşünmeden tuttum. 2 ay sonrasında ise bi ev arkadaşı alıp kira masrafımı düşürdüm, önceki hafta ise birini daha aldım ve kira yükümü sıfırladım. Yani resmen Ankara'nın göbeğinde kira ödemeden yaşıyorum diyebiliriz :)
Ailemle bağlarımız, örümcek ipliğiyle bağlı olduğu için şimdilerde tamamen koptu. Resmi olarak ailesiz ve kimsesizim diyebilirim.
Böylesi daha iyi. Çünkü artık kafamın bi yerinde "ailem var ama nerede" adında bi sis bulutu da yok. Tamamen kayboldu. Her şey berrak, her şey çok netleşti.
Annemin, önceki yıl ona ettiğim beddua sonrası geçen yıl gebermesinin bunda büyük etkisi var tabii.
Cennete ve cehenneme inanan biri olarak; annemin, yaşarken hak etmek için elinden geleni yaptığı için, şu an cehennemde cayır cayır yanmakta olduğunu düşünüyorum. Umarım yanılmam.
Ama benim gibi birine bile sahip çıkan Allah'ın büyüklüğüne de inandığım için, Allah'ın onu çoktaaaaaaaaaan affettiğini de düşünmüyor değilim. Çünkü; Allah, rahmeti ve merhameti sonsuz olandır.
Bu yıl ortasında erkeklere ve ibneliğe tövbe ettim. Artık aşk adı altında erkek peşinde koşup internette birini bulma amacıyla saatlerimi harcamıyorum. Hornet denilen gay kerhanesindeki 13 yıllık hesabımı sildim, uygulamayı da tamamen kaldırdım. Saçma sapan zaman kaybından başka bir şey değildi ve zaten genel olarak, ibneliği bıraktığımdan bu yana, hayatıma devasa bi zaman dilimi daha eklenmiş gibi hissediyorum. Bıkmadan, usanmadan bu zamanı harcama uğraşı içindeyim ve bu yüzen gerçek bir kitap KURT'una dönüştüm AAAUUUUUUUUU
Namazı da devamlı kılmaya başlamamın bunda çok etkisi var tabii.
ve yalvararak ettiğim duaların, Allah'ım tarafından kabul edilmesi için elimden geleni de yaptım açıkçası.
Örneğin yakışıklı görünce bakmamaya çalıştım, bazen yolumu değiştirdim, göz göze gelmemek için başka yerlere daldım gittim, içimden euzübillahimineşşeytanirracim çektim, güzel kadınlara bakmak için çabaladım, çabaladım, çabaladım ve zamanla, erkekleri sadece erkek olarak görmeye başladım.
Kadınlarla ise artık ufaktan ufaktan çekimlendiğimi hissediyorum. Tüm erkekleri beğenmediğim gibi, tüm kadınları da beğenmediğimi fark ettim ve tüm bu zihinsel çabalarım sonrası geçen aylarda, bi kaç kez kadınlarla yakınlaştığım ayıplı rüyalarım oldu.
Ve osbir çekerken de kadınları düşlemeye başladım. Oldu, başardım. Gerçekten bi kadınla sevişiyormuşum gibi heyecanlanarak boşaldım.
Şu an bu satırları yazarken de, bi kadınla sevişmenin hissettirdiği o tatlı heyecanı duymaktayım.
bu konuda son olarak; genel olarak osbir çekmeyi de bıraktığımı söylemeliyim.
pornografiyi zaten hayatımdan çıkaralı bi kaç yıl oldu.
sanırım, şimdi net olarak "tüm bu çabalarımın sonucu olarak, kadın isteyen bir erkeğe dönüştüm" diyebilirim. çok şükür.
2025 yılında, kendim için yaptığım iyi şeylerden biri de maaşımın bi kısmını mutlaka ayırmaya başlamak oldu. Başardım. Kenara para koyabiliyorum. Artık birikim yapabiliyor olmak, insanlık için küçük ama benim için dev büyük bi adım. Çünkü yıllar boyunca çalışırken, birikim yapma odaklı yaşamadım ve zaten bankada biraz param birikince aniden çıka gelen o varoluş krizleriyle "param var işte. param varsa neden çalışıyorum? zaten ne zaman öleceğim belli değil, işten çıkıp şu parayı yiyeyim de ölmediysem yine çalışır para biriktiririm" baskılarıyla işten çıkıp, o paraları yiyip sonra tekrar çalışan biriydim. yıllar hep böyle geçip gitmişti. bu davranış biçimim yüzünden bazen parasız kalıp sadece makarna yiyen birine dönüşsemde, her şeye rağmen bi kaç yılda bi bu şekilde davranmaktan geri kalmamıştım. Ama şimdi, yani yumurta kapıya dayanmışken artık yaşlandığımda bi ev almış olmak var hedefimde. Bi de ufak bi karavan. Arada rahat rahat turlamak falan :)
Eğitimim konusunda da bu yıl daha hızlı ve sonuç odaklı ilerlemeye başladım. İstanbul Üniversitesi Azuef Sosyoloji 3. sınıfa geçtim. Geçen hafta tembellik etmesem, 3 dersi daha vermiş olacaktım ama tembellik edip geç gidince, sınav salonuna almadılar ve bunu, ufak bi nazar olarak kabul ettim.
Ama derslere iyi çalışıyorum ve bu yüzden, en fazla 2 yıl içinde Sosyoloji lisans diploması almış olacağımı düşünüyorum. Sonrasında ise psikoloji alanında yüksek lisans yapıp Klinik Psikolog olmayı düşünüyorum. Bakalım bakalım.
Oğlumla ilişkimiz tam bir baba ve ergen ilişkisine döndü. Şerefsiz tam ergen olup çıktı ya.
Eylül'de doğum günüydü ve memlekete gitmiştim. İstediği hediye olarak ise iphone aldım :((((
Almamak için filistinsoykırımı'ndan bahsettim, sırf israil terörizminden dolayı almamamız gerek diye dil döktüm ve hatta, iphone almak yerine ücretini vermeyi teklif ettim ama yemedi. Hatta iphone parasına 1 kg gümüş almayı bile önerdim ama kabul etmedi. Bende mecburen, içim kan ağlaya ağlaya iphone aldım.
Aldığım iphone'un fiyatı şu an 40.000 TL iken ve satmaya kalksa en fazla 25.000 TL'ye satabilecekken, dediğimi yapıp 1kg gümüş alsaydım, şu an parası 100.000 TL olacaktı :)))) çünkü bu yıl gümüş yılıydı.
Ama işte ergen olunca ve hayatında ilk defa 17 yaşına basınca laf dinletemedim.
Yine de her şeye rağmen şükürler olsun. Aldım ve çok mulu oldu :) bu yeterdi bana. Gülüşü, pakedi büyük heyecanla elimden alırken "açmadın değil mi, bak ben açacam ilk" derken gözlerinin parlayışı 100.000 TL 'lik gümüşten daha değerliydi.
Geçen yıl bu zamanlarda spor ve havuza yazılmıştım ama yılın ortalarına doğru iyice boşladım ve sonrasında da zaten tamamen bıraktım.
Bırakmamın nedeni, havuzda kaptığım göt loblarımın arasında biten mantar olabilir. O ara götüm inanılmaz kaşınıyordu. Bazen geceleri uykudan uyanır lobların arasını zevk, sinir ve çaresizce kaşımaya başlar ve artık o kadar yorulurdumki, kaşınan kısmı bıçakla oyup kaşıntıyı sonlandırmak isterdim. Neyseki havuza gitmeyi tamamen bıraktım ve utancımı da yendikten sonra randevu aldığım hastaneye gittim. Şikayetlerimden bahsettiğim kadın doktor, kıllı götümü görmek istediğini söylediğinde, derinlerde bi yerde kalmış olan ar damarıma iyice basıp domalırken lobları aralayıp Doktor Hanım'ın "yapacak bir şey yok, bakmam lazım diye bakıyorum. Yoksa maymun götü görme merakımdan değil" bakışıyla eğilip şöyle ucundan bi baktı ve sonrasında da bi krem yazdığını, onu düzenli kullanmam gerektiğini, eğer yine de geçmezse gelmemi söyledi. Götümü topladım, "onu kıllı götüme bakmak zorunda bıraktığım için özür dilerim" adlı ses tonumla teşekkür ettim ve hemen çıktım. Sonraki günlerde, yazdığı kremi düzenli kullanınca mantar diye bir şey kalmadı. Kaşıntı ise tamamen yok oldu gitti. Ama olan 3-5 kuruşuma oldu. Çünkü 1 yıllık sözleşme yapmıştım ya neyse, en azından götü kurtardım.
Yıl ortalarına doğru, bana bilgiç bi hava katması için gözlük kullanmaya karar verip bi kaç çakma gözlük aldım. Sanki görme sorunu yaşadığı için gözlük takmak zorunda olan biri gibi takıp etrafta gezdiğim günler boyunca, konuşurken insanların beni daha çok dikkatte almaya başladıklarını söylemeliyim. Üstelik evin hemen yanındaki ilk okul çocukları beni durakta gördüklerinde öğretmen falan sanıyorlar. Geçen haftalarda, ufaklıklardan biri "öğretmenim, siz ne öğretmenisiniz?" dedi :)))
Günlük sosyal ilişkileri sürdürmek için gereken sahtekârlık yetilerim hâlâ düşük modda. Çünkü sevmediğim insanları seviyor gibi yapamıyorum ve en ufak bi kırgınlıkta kılıçları kuşanıp karşı saldırıya geçiyorum. Bu yıl, bu yıkıcı huyumu fark ettiğim için onu değiştirme uğraşına girdim. Artık kaba davranan insanları anında bozmamak için elimden geleni yapıyorum ama açıkçası pek başarılı olduğum söylenemez. Çünkü ilk kabalıklarına karşılık vermemeyi başarsamda, ikincisinde yanardağ gibi patlayıp analarından çıktıkları güne pişman ediyorum. Bu yüzden çalıştığım yerdeki bir çok kişiyle iletişimi kestim, kesmeyenleri de ben zorladım ve sonuç olarak sahte hoşgörüler, tebessümle saklanılan sırıtışlar ve samimiyetsiz iltifatlara inanmış gibi davranarak ilişki sürdüren biri olmadığımı anlayıp iletişimi kestiler. Çünkü espriyle olsa bile benimle konuşurken pot kırarlarsa ağızlarına sıçacağımı öğrendiler. Sahte iltifatlarını ise karşılıksız bıraktığım için, onlara "kes sesini be sahtekâr" dediğimi anlamaya başladılar.
Bi ara bu buz adam halimi o kadar abarttımki, selam verdiklerinde selamlarını bile almıyordum. Hatta içlerinden en cahil, en eğitimsiz ama yine de sosyal ilişkileri nasıl kullanacağını öğrenmişlerden birinin verdiği "selam"ını almadığımda bana "allah'ın selamını da mı almıyorsun" diye de beni muhafazakârca baskılamaya kalktı. bi anlık şaşkınlıktan sonra, tüm yüzsüzlüğümle "git allah'a ver o zaman, bana verme" diye terslemekten geri kalmadım.
Bu tersleyişime rağmen pes etmedi ve sonraki günlerde beni namaz kılarken gördüğü için bu sefer de oradan yürümeye çalıştı. Güya ben sünnet namazlarını kılmıyormuşum ve çok yanlışmış falan. Durdum bi an yüzüne baktım ve tam tersleyecekken kendimi tutup, sesimi de olabildiğince yumuşatarak "namaza yeni başladım. sünnet falan filan bana zor geliyor. şimdilik sadece farz kılıyorum. ama senin gibiler yüzünden tekrar bırakabilirim." diye masumca cevap verdim, ŞOK oldu :)
bi daha bana bulaşmadı.
Kendimden selamlarını kestirdiğim insanlarla iletişimi tamamen sıfırlamadım tabii. Bazen hiç ummmadıkları bi anda yanlarına gidip onlara yakın davranmaya başlıyorum ve beni tersleyeceklerini beklerken, sanki doğduğumuz ilk günden bu yana canciğermişiz gibi normal bi şekilde iletişimi devam ettiriyorlar. Çok şaşırdığım bu hallerine alıştım ve hatta bu davranışlarını, bende kendi hayatıma geçirmeye çalışıyorum. Yani dün birbirimizin anasını sikmiş olmamızın bi önemi yok, şimdideyiz ve dün, özür duyulmasına gerek kalmadan geçmiş olup çıktı bile.
Bu aralar ise sahte gülümsemeler, içinde zerre kadar bile doğruluk olmayan iltifatlar ve sınırsız ikiyüzlü hoşgörülü davranışlar üzerinde çalışıyorum. Çünkü bunu siz istediniz orospuçocukları. Canınızı acıtmadan hepinizin amınakoymamı hak ediyorsunuz. Sizi kendime benzetemedim ama kendimi size benzetebilirim sayın çok değerli amcık ve yarrakkafalılar.
Bu yıl da Filistinsoykırımı durmadı. Yahudi teröristler filistinlilere asla acımadılar. Hiç Acımadılar. milyonlarca insanı ordan oraya bombalarla kovalayıp durdular ve açlığı da bi silaha dönüştürmekten geri kalmadılar. Şimdilerde ise adına "anlaşma" denilen bi saçmalıkla, milyonlarca insanı bi sahile kapatıp, soğuğu bi silah olarak kullanıyorlar. Benim gibi milyarlarca insan ise izliyoruz.
Bu yaşananlardan kendi payıma şunu söyleyebilirim ki; KAFİR DENİLENİN KİM OLDUĞUNU ÇOK NET Bİ ŞEKİLDE ANLAMIŞ BULUNMAKTAYIM.
Allahım bize, iyi güzel doğru işler yaptır. Yardım ettir bize allahım. Filistinlilerin yok edilişine seyirci kalmayalım noolur allahım.
Sağlık konusunda sıkıntı yok. Kontrollerimi oluyorum, oldum. Bi sonraki kontrolüm 2026 Şubat ayında olacak. Alıştım zaten. Esktrem bi durum yok. Yememe, içmeme, sinirlerime dikkat ediyorum. Sağlık önemli. Çok.
31.12.2025
2025 muhasebe defteri
30.12.2025
sahte maillerle gelen mailler
mail sahipleri, blog yazılarımdan bi kaçını okur ve genel olarak sahte mail hesapları açıp yazarlar. bazen bi kaç defa yazışırız, bazen ise kişi sırf söylemek istediğini söylemiş olmak için maili atar ve bi daha yanıt gelmez. zamanla da mailler kapanır gider. ben "selam" deyinceye kadar bunu anlamam. bu aralar, mail kutusunu tamamen temizlemeye başladım. O yüzden aralarda kalan mailllerle karşılaşıyorum ve onlara da "selam" yazınca görüyorumki "mail adresi bulunamadı" diye yanıt geliyor. bu yazışmalarda o maillerden bi kaçı. ara ara o mailleri buraya alıp tamamen siliyorum.
2014 Kasım ayı. Yazan: Berkcan
Mrhba bn deniz 27 ysndym motor suruyorum ve snn yazilarini okumaktn baya bi keyf aliyorm yasindan buyuk ve mantikli konusuruyorsun neredeyse yasadklrmz ayni bu yuzden de snnle ciddi ciddi tanismak isterm geri donersen memnun olurum (: yanıtım: fıstık ya ben bi kaç yıl önce hayat erkeği olarak tanışmalara töbe ettim. affet beni.
2026 Ocak ayı, ben: Selam Gelen yanıt: mail bulunamadı.
************************************
28 ekim 2015- Yaşam
Merhaba ! Sana yazmak için kaçıncı denemem bilmiyorum , bu sonuca ulaşacak mı onu da bilmiyorum , bakalım .
Hep takip ediyorum seni aslında , garip bir şekilde her seferinde blogunda buluyordum kendimi, sonradan daha sistemli girmeye başladım , şimdilerde her gün uğruyorum sana . O yüzden yakın hissediyorum kendime seni , hep tanıyorum gibi .
O kadar içindeyim ki yansıttığın hayatının böylece sen de benim hayatımın içinde oluyorsun , benim kontrolümde de olsa hayatımın neredeyse her yerine temas edebiliyorsun .
Sevmek mi bu diye düşündüm başlarda ama değil sanırım . Bu yalnız olma hali , salt yalnızlık getiriyor beni senin cümlelerine . Bunca ay sessizce bir köşeden seni gözlememi sağlayan yalnızlıktı , bana şimdi bunu yazdıran ne biliyor musun ? Çok kötüyüm hayat erkeği , aklım kalbim beynin geleceğim hayallerim her şeyim kayıp şimdi , şimdim bile olmayabilir .Ölüyorum ben. Böyle olabileceğini hiç tahmin etmemiştim, her zaman erken öleceğimi biliyordum ama bu kadar erken olacağını hiç tahmin etmemiştim .21 yaşındayım ben hayat erkeği , daha ne yaşadım ki ? Ne gördüm ki ? Canımı yakan kısmı ne biliyor musun ? Nasıl ne şekilde öleceğimi biliyor olmak . Muhtemelen pulmoner arter anevrizmalarının rüptürüne bağlı kan tüküreceğim , akciğerlerim kan dolacak , nefes alamayacağım , sempatik deşarj artacak kalbim daha hızlı atacak ve ben daha fazla kan kaybedeceğim daha fazla kan birikecek akciğerime ben daha fazla nefesimi kaybedeceğim , sonra bu kadar kan kaybı kalbin yavaşlamasını sağlayacak . Bunların hepsini hissedebilir miyim bilmiyorum, bunlar olurken öleceğim bende yavaş yavaş işte hangi aşamada ölünüyor bilmiyorum kimse bilmiyor . İşin garip tarafı neler olduğunu çok iyi bilsem de elimden bir şey gelmeyecek , kimsenin elinden bir şey gelmeyecek , bunları o an hastası olduğum cerraha anlatsam da bir şey değişmeyecek , belki bant ligasyonu , bilmiyorum onu da . Tüm bu curcunanın sebi aslında yine benim biliyor musun , kendi vücüdum bana saldırıyor , kendimi öldürüyorum . Mevzuu bundan ibaret , ölmek için kendimi hazırlasam da bir yandan deliler gibi yeni yazılmış makalelere bakıyorum , tek bir şey istiyorum ortalama sağ kalımın 2 yıldan daha fazla olmasını , yok hiçbir şey yapmıyor bunu . Çok zorlandığımı görüyorum sadece fiziki olarak değil , ruhen de dayanamıyorum buna artık . Bu maili yazmak için gözlerim neredeyse ekrandaydı , göremiyorum da artık . Bir iç döküş say , kendine dikkat et . Yapmam gerekenlerden biri de sana yazmaktı ama hiç bu şekilde olmasını istemezdim , seni gerçekten seviyorum . .
28 ekim 2015'de yanıtım "Dostum anlamadım, hasta mısın, niye öldüğünü söylüyorsun? korkutma beni." olmuş ama cevap gelmemiş.
27 ağustos 2019'da "selam naber" diye yazmışım, yine yanıt gelmemiş
3 Ocak 2026'da "selam, öldün mü, yaşıyor musun?" diye yazmışım ve gelen mail "adres bulunamadı" olmuş.
*************************************
8 Temmuz 2013 Pazartesi tarihinde d kopte adlı kullanıcı şöyle yazdı: yorum biraktim ama tam olarak gitdimi gitmedimi bilmiyorum hesabi acmadigimdan biraz karisik bisiler oldu. boyle bi yazi paylasman cok guzrl cunku bircok kisi sanirim bu tur seyleri yasiyor ve o insanlarin psikolijisinin duzelmesi birak duzelmeyi normal biri gibi arkadas bile edinmekte zorluk cekiyorlar 12 yasinda bi cocuk tecavuze ugrar 5 7 9yasindakilet tacize ugrar bu yaziyi okuyunca dayanamadim agladim hala aklimin bi ucra kosesinde duruyor unutmak denen sey yok sadece yasananlari az hatirlamak var.
9 Temmuz 2013 02:25 tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: Yorumun gelmiş. sonra yayınlarım. olayı da hiç hatırlama. Unut gitsin. Senin kişiliğin ve bilincin dışında gerçekleşmiş bir olay o. Hepsini unut gitsin canım benim. Çok öptüm. Sevgiyle kal. Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com>, 29 Eyl 2015 Sal, 16:00 tarihinde şunu yazdı: merhaba d kopte <dkopterain@gmail.com>, 7 Şub 2019 Per, 23:49 tarihinde şunu yazdı: merhaba yazalı 4 sene olmuş biraz geç kaldım. 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: çok geç kaldın d kopte <dkopterain@gmail.com>, 8 Şub 2019 Cum, 14:35 tarihinde şunu yazdı: Ne icin? 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: biraz geç kaldım yorumuna cevaptı d kopte <dkopterain@gmail.com>, 8 Şub 2019 Cum, 16:58 tarihinde şunu yazdı: İnanirmisin ne yazdigimi bile hatirlayamiyorum lakin 6 yil olmus 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: doğrudur. hayat nasıl gidiyor, neler yapaıyorsun. kimsin d kopte <dkopterain@gmail.com>, 8 Şub 2019 Cum, 18:04 tarihinde şunu yazdı: Eski bir blog yazariyim. k diyebilirsin bana. Sana yazdigimsa universiteye hazirlaniyordum galiba cok onceden beri takipcinim memnun oldum buarada. 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: memnun oldum. şimdi ne okuyorsun?d kopte <dkopterain@gmail.com>, 8 Şub 2019 Cum, 18:45 tarihinde şunu yazdı: İibf okuyorum hayat erkegi sen devammi okuzle 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: ne okuduğunu anlamadım. öküzle ayrılıp ayrılıp devam ediyorduk ama bu hafta yine ayrıldık. bi daha beraber olmayacağım inşallah. son şansını da kaybetti. 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde d kopte <dkopterain@gmail.com> yazdı: İktisadi idari bilimler fakültesinde okuyorum. Okuzle bence ayril aklimda seninle ilgili kalan en son sey yatada kondomlarinizla ilgili birseydi. Masqulen bir erkekmi okuz 8 Şubat 2019 Cuma tarihinde Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com> yazdı: siktir et onu ya, zamanımı ve enerjimi almaktan başka bi bok yapmadı zaten. hangi üniversitede okuyorsun. d kopte <dkopterain@gmail.com>, 9 Şubat 2019 Cmt, 08:33 tarihinde şunu yazdı: bosver hayatina bak Hayat Erkegi <hayaterkegi@gmail.com>, 17 Ara 2019 Sal, 23:29 tarihinde şunu yazdı: aelam yazmışım ama cevap gelmemiş, sonra diğer mailler arasında kaybolmuş. 4 Ocak 2026'da "selam orda yaşayan bi arkadaş var mı" diye yazmışım ve yanıt olarak sistemden yanıt olarak, mailin kapandığına dair geri bildirim gelmiş.
29.12.2025
kimsesiz çıplak ruhlar
28.12.2025
evarkadaşı aradım buldum
İki gün önce, ikinci bi ev arkadaşı aldım eve. Böylece kira yükümü sıfırladım ve hatta, önümüzdeki aydan itibaren 4.000 TL ekstra gelir sağlamış oluyorum. Ona kendi odamı verdim, bense salona yerleştim. Odayı L şeklinde saran gardrobu kısa kolunu o kullanıyor. Çünkü 2 orta boy valiziyle yalnız geldi ve abi ben şurayı kullanayım dedi. Hemen atlayıp kabul ettim.
2 gün önce aldım dedim ama aslında, geçen ay evarkadaşı .com 'da verdiğim ilan sonrası gelip evi görmüş, tanışmış, şartları vs konuşmuştuk ve o da aradan geçen 1 aylık ofiste yatma kalkma olaylarından sonra işte şimdi gelip yerleşti.
İyi bir çocuk. Bi teknoloji uygulaması yapmaya çalışan 3 kişilik ekiplermiş. Odtü Teknokent mi ne öyle bir şeyde açık ofis modeliyle çalışıyorlarmış.
Henüz 24 yaşında ama kafası pırıl pırıl, zihni karışık değil ve bir çok tanıdığım genç insanlara göre daha net hedefleri var (az önce geldi, ne yaptığımı sordu, ona blog tuttuğumu söyledim. ne abi yoksa beni mi yazdın? deyince evet ama daha yeni yazdın dedim ve buraya kadar olan kısmı okudum :) güldü.
Ona adımı vermeden, bu blogu 16 yıldır tuttuğumu ve blog sayesinde hayatımdaki gelişmelerden kaba taslak bahsedip "aslında sende blog tut. böylece, deneyimlerinden başka insanlarda yararlanacak. bir çok sorunu yazarakyazarak daha iyi görecek, kimsenin yardımına gerek duymadan kendi kendine çözecek böylece zihinsel gelişimini de hızlandırmış olacaksın" diye uzata uzata blog tutmak konusunda bi çok şey anlattım. sonra da konuyu kapadık.
23.12.2025
Basın Açık Laması
Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim.
Sonda söyleyeceğimi de şimdi söyleyeyim; Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum.
Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim kendi anıları, çevremden duyduğum konuşmalardaki güzel cümleler, başlarından geçmiş veya başkalarından duydukları kısa anlatılar, birinin başından geçmiş ve onu sevindiren-üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var. Ama yazarken, sanki yaşanılanları bizzat ben, şahsen kendim zat-ı alim yaşıyormuşum gibi hissettiğimden, bazen onları iyice eğip büküyor, bazen sadece nasıl yaşanılması gerekiyorsa o hale sokup öylece geçiyorum. Çoğu şeye arada kendi yaşadıklarımı da katarak ve bokunu çıkarırcasına abartarak yazmak da beni rahatlattığı için o şekilde de yazdığım olmuyor değil.
Ve açıkçası yapacak daha iyi bir şey olmadığı için, oturup tüm saçmalama haklarımı kullanırcasına yazıyorum. Başka türlü de yazamıyorum.Zaten bence abartmak, dünyanın en güzel şeyi. harikası.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.
15.12.2025
cehenneti hak etmek
bu sikik şehir hayatımız, kulaklarımızdan eksik olmayan kornalar, ağızdan düşmeyen yarrak yerine somurulup duran elektronik veya kağıt arasına sıkıştırılmış tütünlü sigaralar, elimizdeki ayfonlar, kucağımızdaki laptoplar tabletler, siktiğimin soğuğunda bile giydiğiniz için traşsız amınızı gösteren süper mini etekler, zahmetsiz ve hep hazır duran içecekler, az önce pişmiş ekmekler, 50 kilometreyi çabasız bir şekilde 10 dakikada aşmalar, kulak larımızdaki lıklar, her güne ayrı kıyafetler, renk uyumu yakalansın diye aldığımız ayakkkkkk kabılar
ne bu şimdi?
ne bok yiyoruz bu herkese özel 1+1 evlerde tek başımıza?
keşke çoğumuz 300 yıl önce falan yaşasaymışız ve tarlada sabana sürecek öküzü olmayan köylünün tekinin sabanına koşulsa bazılarımız.
bazılarımız da binlerce yıl önce piramitlerde yarım ekmek için akşama kadar taş taşısaydı.
olmasaydı ayfonlarımız, like'larımız, kravatlı vesikalık fotoğraflarımız, küçük bi ekrana hapsedilmesine rağmen hep gülen suratlarımız. olmasaydı işte. öylece yaşayagitseydik cehennemin veya cennetin dibine.
14.12.2025
kader yok sen kendin ettin
Sevilmek veya sevmek için çıktığın yolda, aradıklarını bulamasanda farkında olarak geçirdiğin dönüşüm sonrası, kenarda otostop çekerek hayatını kazanan bi orospuya da evrilebilirsin, bilgeyede, torbacıya veya puşt’un tekinede.
Yani açıkçası şunu hemen şimdi söylemek lazım; ağlayıp zırlamaya gerek yok; Sana ne olacağına, kim olduğuna yaşadıkların değil sen karar verirsin ve günün sonunda çıplaklığını da kararına göre uygun bez parçaları örter.
Tabii bu kadar laf kalabalığına da gerek yoktu aslında ve zaten sen de bilirsin işte 2x2=4 eder. Yani; yola çıkarken, dönüşmek istediğin şeye bahane arıyordun ve bulduklarını, seni haklı çıkarmak için kullanmaktan geri kalmadın. Özetle; Sen bi orospu, sen bi bilge, sen bi torbacı veya zaten puştun tekiydin.
1.12.2025
ibneliğe tövbe - gay biri tövbe edebilir mi
zaten bu sikik konuda kafam bu aralar iyice netleşmişken, erkeklere dair herhangi bir şey hissetmemeye de başlamışken kendimi ruhsal anlamda da güçlü kılacak bu adımı atarak yeni bi hayata başlamış oluyorum. olacağım inşallah.
ama biliyorumki şu rahatlığımla, aşırı biyofilliğimle ve etrafta bu kadar güzel insan varken allah'a verdiğim bu sözde durmak, söz tutmak önceki tövbelerimden de zor olacak ve belkide bi kaç hafta ya da bilemedin en fazla bi kaç ay sonra yine bi erkeği yatağa atarak ya da bi erkek tarafından yatağa atılarak tövbemden dönmüş olacağım lakin yine de denemek istiyorum.
"dönmüş olacağım" falan dedim ama tabii peşin peşin konuşmamak lazım. çünkü herkes gibi benimde geleceğe dair herhangi bi bilgim yok ve her pezevengin ağzından günde 10 defa dökülen "orospunun tövbesi tutmaz" lafını da bilmiyor değilim.
buna rağmen neyse ne işte sonuç olarak yine de hayatımdaki tek erkeğin ben olduğum zamanını yaşamak istiyorum.
evet, etrafta bu kadar piç varken tövbe etmiş olmak beni zorlayacak tabiki de ama bende zoru seviyorum beeeee :))) bu yüzden sorun olmaz herhalde :)
işin şakası, bi yana; bir müslüman olarak bunu gerçek anlamda ciddi ciddi yapıyorum. yani gerçekten erkeklere tövbe ettim. artık dibimi dövdürmek veya içinizden birinin dibini dövmek istemiyorum.
yaşım iyice ilerlemişken dönüp geçmişime, yer yer bataklıktan farksızlaşan o yıllara tekrar tekrar bakıyorumda ne bok yedim ben öyle ya. tüm o koşturmacalar, zorla sevmeye çalışmalar, sevdirmeye can atmalar falan hepsi geçti gitti ve bak işte elime kendi sikimden başka bi şey de geçmedi.
e madem öyle boş ver işte ibneliği. anladımki ben ibneliğe, ibnelik bana göre değil ve açıkçası neyin bana göre olduğunu da çözmüş değilim. belki hiç çözemeyeceğim de fakat hayatım ban aitken, neden tüm bu şehvetsiz hayat teslimiyetlerini de denemeyeyim ki?
bana ait bir hayatı yaşamama izin verdiği için allah'a şükürler olsun. allahım sana şükürler olsun.
yediğim ve sıçtığım onca boka rağmen bana güzel bi hayat yaşatan allahım, sana çok teşekkür ederim.
ibneliğe olan bu tövbemi de kabul et ve beni yine yalnız bırakma allahım.
(ve sevgili veya sevgilisiz okuyucu- başlıktaki sorunun cevabını da vereyim;
soru: gay biri, top biri, götveren biri, götsiken biri tövbe edebilir mi?
cevap: evet gay biri de tövbe edebilir :)) ben ettim, oldu :)
o kadar şerefsiz, namussuz, hırsız, katil, tecavüzcü, dolandırıcı, yalancı, orospu tövbe ediyorsa, sen neden edemeyesin lan ibne
senin neyin eksik? :)))
et, sende tövbe et.
benim gibi 10 milyon defa tövbe edip, sonra tövbeni bozsan da yine tövbe et. çünkü affedecek olan allah'tır, aralarında yaşadığın şerefsiz insanlar değil. tövbe estağfirullahahahaahahaha)
30.11.2025
Gay Film veya çekilmiş en Top Gay Filmi Listem
Gay Porno filmleri veya hardcore eşcinsel sikiş filmleri veyahut iki ibnenin birbirini sırayla kurşuna dizdiği güya romantizm kokan ama aslında seks filmi olması dışında bi boka yaramayan filmler ararken bu yazıya denk geldiysen hoş geldin.
Amacım tabiki seni pornografiden uzak tutmak olduğu için bu yazıyı okumaktasın. Hiç uzatmadan şunu hemen söylemeliyim ki; pornografinin (her türlü porno) beyni çürüten bi yanı var. Çünkü pornografi aklını kitleyip, düşünmeni tamamen engelleyerek, zihnen yer yer çok romantik bi şekilde hayal ederek gidebileceğin yolu kapatıp seni düşünmekten kesinlikle alıkoyar. Bilimsel açıklaması şu ki; porno izlediğinde veya pornografik bir görüntü gördüğünde bakmaya devam ettikçe beynin donar. Evet donar. Baya bildiğin gibi donmaktan bahsediyorum. Tıpkı, senden daha akıllı olan telefonunun ekranına tıkladığında hiçbir tepki vermemesi gibi donduğundaki haliyle beynin de pornografi karşısında donar.
İzleme sıklığın arttıkça da bu donma, tamamen beyin çürümesine doğru yol alır ve sen zamanla, porno film izlemeden osbir bile çekemez hale gelirsin. Zamanla porno bağımlılığına dönüşmüş olan bu halin, seni gündelik hayatını yaşarken bi anda porno izleme isteğine yöneltir ve tuvalate gidip porno izlersin. pornonun seni gerçek hayattan koparmasına izin verme ve kendine gel.
Süslemeden püslemeden açıkça söylemek istediğimi söyledim ve bi kaç gay gey ibne homoseksüel eşcinsel top dönme filmi önereyim;
Bu filmlerde genelde herkes ilk defa hemcinsine yakınlık duyuyor ve kafası karışıktır. Oysa hepimiz biliyoruzki artık 2000'li yılları çoktan geçtik ve bu yüzden gerçek hayatta böyle olmaz.
Gerçek hayatta "bugün acaba kimi siksem" diye düşünmeye başladığın an, yıllardır gay propagandasına da maruz kalmış olduğun için hemen internetteki sohbet odaları veya uygulamalarına girip "21cmKalktıSokacakYerArıyorum" veya "AteşliilkPasifiKimSikmekİster" nickiyle birini aramaya başlarsın. Çok geçmeden de kondomsuz sikişip hastalıkları değiş tokuş ettikten sonra eve dönersin.
Hemen eşcinsel propaganda filmlerine geçiyorum;
1- ilk sırada tabiki Eşcinsel Kovboylar ya da bizim mahalle ağzıyla Götveren Çobanlar var.
Film özeti: Güya koyun otlatalım diye dağa çıkan iki ibne, koyunları otlatırken karısızlık başlarına vuruyor ve koyun koyuna yatmaya başlıyorlar. Filmin sinemasal adı: BrokeBack Dağı
2-ikinci sırada ise orospuluğa sürüklenmiş bi kadının lezbiyenliğini anlatan MONSTER var. filmde Charlize Tes Thesron oynuyor ve ben onu çok beğeniyorum. Keşke onunla evlenseydik ve 13 tane falan çocuğumuz olsaydı. Çok beğendiğim bu kadını filmde izlediğimde, sanki gerçekten bu hayatı yaşıyormuş gibi bir hisse kapılarak izlemiştim. Lezbiyen olmasının nedeni, tabiki hepimizinki gibi yalnızlık.
Ve zaten bu sert yalnızlık filmde de tüm yalın çıplaklıkla veriliyor. Bence çok gerçekçi çekilmiş tek gay propaganda filmi bu. Hayatında biri kalsın, onun olsun, o da birinin olsun diye yemediği bok kalmayınca cinayet işlemeye başlıyor.
3-L world diye bi dizi vardı. 10 yıl önce falan izlemiştim. Film dizi olmasından dolayı olsa gerek, her bölümde bi kadın diğerine yürüyor gibi bir şey kalmış aklımda. Yani dizideki tüm kadınları birbiriyle yatırıyorlar.
4-Mavi En Sıcak Renktir adında bi lezbiyen filmi çekmeye çalışmışlar ama aslında çocuk pornosu olarak görüyoru bunu. 15 yaşındaki ergenler ve sevgilisi olmayan asosyal genç kızların kafasını karıştırmak için çekilmiş sıradan bir gay - lezbiyen propaganda filmi. bir çok genç kızın, bu filmi izledikten sonra arkadaşlarına yürüdüğü veya çevresini bu gözle taradığını biliyorum. İnsanlar bana her şeylerini anlatırlar. Çünkü ben güvenilir biriyim.
5- Danimarkalı Kız filmi ise aslında bir kafası karışığın "acaba erkeklerden mi hoşlanıyorum. ben neyim. ya da erkeklerden hoşlanıyorsam, kadın olmalıyım" diye diye seks yapmak için kadın kılığına girmeye başlamasını anlatan saçma sapan bi film. Trans propagandas için çekilmiş zavallı bi film.
26.11.2025
facebook albümleri ne işe yarayacak
Önceki gün facebook hesabımı karıştırırken, yıllar boyu sırası geldikçe artık yenilenmesi gereken telefon değişikliği öncesinde silinmesinler diye yüklediğim yüzlerce fotoğraf ve videoya baktım. Hayatımdan gelip geçen onlarca insan, hayatlarına girip çıktıklarım, gidip gördüğüm yerler, o aralar benim için anlamlı olduğunu düşündüğüm için çektiğim saçma sapan kareler, aldığım ekran görüntüleri vs vs
Hepsi öylece birikmiş ve kalmışlar orada.
Bakınırken "tüm bunlar ne olacak, ne oldu şimdi bunları çektim" diye kendi kendime söylenip bi kaçını sildim, bi kaçını kenara attım derken, bu gün artık üzerinden en az 10 yıl geçmiş olanlarla yaşadığım anıları tamamlasınlar diye, ait oldukları yazılara eklemeye karar verdim.
Olurda eski yazılardan biriyle kaşılaşırsanız ve yazıda alakasız gibi görünen fotoğraflar olduğunu fark ederseniz, bilinki bu yazı sonrası eklendiler.
Bazılarında o yazıda bahsettiğim kişiler olacak, bazılarında ise o kişi veya an'la ilgili yaşadığım anı ölümsüzleştirmek için çektiğim saçma çekimler.
Bu arada böyle rahat rahat ekleyebilecek olmamın nedeni ise, artık blogun takipçi sayısı 30-40'lara düştü ve bu da demektirki, zaten 10 yıl önce tanışıp vakit geçirdiğim o insanlarla ve onları tanıyan biriyle blog sayesinde karşılaşma olasılığım sıfırlandı. Zaten kötü bi amaçla da eklemiyorum. Ama olurda içlerinden biriyle karşılaşırsam ve silmemi isterse silerim.
Ki 10 yılda insan çok değişiyor. Onların bile dönüp kendilerini tanıyabileceklerini sanmıyorum ya
24.11.2025
temiz adam
bu ara mail kutusunu temizleme işini yaptığım için, şu yazıya ( https://hayaterkegi.blogspot.com/2017/01/ks-aylar-ve-unutmak.html ) gelen güzel yorumla yazıyı merak edip okudum ve aklıma, yazıda bahsettiğim kişinin adının ERCAN olduğu ve aslında fotoğraf çektiğimizi hatırladım, girip facebook'umu karıştırıp fotoğrafları buldum. Güzel kalpli, temiz bi adamdın şimdi her nerede ve ne yapıyorsan artık, inşallah güzel bi hayat yaşıyorsundur.
21.11.2025
Bacanın Ötesi Gökyüzü (mail)
Ara ara mail atanlar olur, bazen cevap veririm, bi kaç defa yazışırım, bazen cevap vermem, bazen öylesine bi iki kelime yazarım, ne olur-olacak diye. Bu da öyle maillerden biri.
bu mailleşme 28 Ağustos 2014 yılında yapılmıştı, 2019'da ise görüp "selam" yazmışım ve yanıt olarak "adres bulunamadı" diye mail gelmiş. Çünkü mail kapanmış. Genelde yazanlar sahte bi mail açar yazarlar ve benden onlara dürüst davranmamı beklerler. komik. Mailler kapandığı için ara ara o anonim yazışmaları yayınlıyorum ve mailleri de çoğu zaman siliyorum. Şimdi düşündümde, keşke silmeseymişim. Kalsalarmış ama çoğunu silmiştim. neysee Belki o yazanlar bir gün yine gelirler buraya ve şans eseri görürler yazışmalarımızı. güzel olur.
İşte meyilleşme:
ilk mail: BÇ: Merhaba hayat erkeği, blogunu takip ediyorum. Kafam karışık ve sanal bir günlük tutuyorum. Ona yazdığım şeyi sana da atıyorum. Ne bileyim dertleşirim, belki beni anlayan biri olursun. Belki arkadaş oluruz. Neyse.Bugün dershane beklediğimden iyiydi, yani kat'i suretle fark ettim ki artık hiç umursamıyorum. Yani eskisi gibi sahte bir umursamazlık değil ne bileyim cidden ya. Zaten son bir yılım, belki de eskiden çok alıngamdım neyse. Pozitif olmak iyidir ama şu an ölüyorum. Neden mi, varoluşsal be koçum.
Şöyle başlayayım bugün sırf Ercan Hoca'yı görebilmek için yurttaki kitaplarımı kontrol etmek gibi boktan bir sebep yüzünden okula gittim. Gitmeden önce aradım, hocam okulda mısınız, işte ben yurda geliyorum size de uğrayayım vs vs. Burlardayız dedi, neden burlardasınız. Neden burdayım demiyosun.
Sonra gittim işte, kitapları kontrol ettim. Tamam gibiydi hepsi, tam hatırlamıyordum hangi kitapları bıraktığımı. Sonra işte bi heyecan okula gitmeler "kimseye gözükmeden" Ercan Hoca'nın odasının olduğu kata çıkmalar. Sonuç: Oda da kimse yok. Olsun ben beklerim, neydi hani. Bir üç bel saat, ayağımda bir sızı beklerim. İki dakika, bir saat beklerim.
Bekledim, şimdi gelir. Gelmedi. Aradım, açmadı.
Bekledim, gelmedi. İşte hizmetlilere falan sordum, hocaların toplantısı var ama Ercan Hoca aşağılardaydı falan dediler. Hiçbir hocayla karşılaşmak istemediğim için o koridordan bile geçmemiştim ama gittim oraya yok. Toplantıda.
Kırıldım biraz ama yüzüme pis bir sırıtma geldi. Kendi kendime sevimcim götümde patladı, diye sırıttım. Yurda gidip, eşyalarımı aldım. Okuldan çıktım, dolmuş beklerken falan keşke arasa vs diye düşündüm. İlk defa bir dolmuş gelmesin, geç gelsin istedim. Öyle işte. Dolmuş geldi, o aramadı.
Hayır ona aşık değilim, yani bilmiyorum. Sadece seviyorum aslında adım gibi biliyorum ki ondan çok ona yüklediğim anlamı, hayalimdeki şeyi seviyorum. Çünkü çoğu insanın sevmediği kel bir müdür yardımcısı. Ama işte özünde bundan ibaret bir insan değil tabiki ama lafın gelişi öyle tanımladım.
Yani demem o ki, bugün bunu söyledim kendime "ben kimseyi seve meyecek kadar kibirliyim" olay bu. Çünkü bir şekilde geçen yılın sonunda bana gelen aşırı şekilde bir insana bağlanma arzusu, kadın-erkek fark etmez, bu arzu ya da istek, ya da psikolojik, depresyon, vs her ne bok yüzündense onu seçtim, ona bağlandım. Bağlanmak mı? Peh. O da bana haliyle iyi bir öğretmen, idealleri olan bir insan olduğu için ilgi gösteriyordu. Zaten ilgi manyağı olan, ilgisizlikten ölen, en küçük birinin dikkatini çekebilmek için yırtınan, baba kompleksi olan benim için ferahlıktı. O iğrenç dönemde iyi gelmişti. Belki bilinçaltımda baba olarak gördüm, belki abi, belki dost, belki kardeş, belki sevgili. Bu isim önemli değil. Ne olduğu önemli değil. Sadece o okuldaki nerdeyse herkesten nefret ettiğim halde ona değer verdim, dostum olarak gördüm. O da bana ilgi gösterdi onun sebepleri çook farklı belki ama iyi geldi be. İşte hakiki sevmedim demek ki, çıkarlarım. Kendi egom için. Daha önce aşık olduğumu sandığım iki kadın da olduğunun aynısı. Ama bu oyun veya gerçek bunu bilmiyorum. Devam ettiriyorum. İşte öyle. Zaten son yılım. İşte bugün o olay yüzünden kötüydüm baya. Sonra dolmuşta uyuyakalmışım, aramasıyla uyandım. İşte nerdesin falan diyor, Mustafa hoca yanımda falan dedi. Ben sizin toplantınız olunca gittim dedim. İyi dedi. Kapattık, uyku sersemiydim zaten pek bi şey anlamadım. Yine uyuyakaldım az daha döğere gidiyodum. Evin az. İlerisinde uyandım hemen indim. Öyle vakit nasıl geçti anlamadım ama şu an yeniden bir sürü Cem Adrian şarkısı indirdim, sonbahar geliyor. Üniversite sınavı geliyor.
Ama bazen hiçbir şey umrumda değilmiş gibi. Yani sadece sevdiğim, bana o köpek gibi istediğim ilgiyi gösterecek ama karşılığında benim de onu çok seveceğim, ona ilgi duyacağım insan(lar) olsa yeter diyorum. Adam gibi herşeyiyle güvendiğim, sevdiğim bşr tane bile arkadaşım olmadı bugüne kadar hep yalnızdım, hep yüzeysel, samimiyetsiz.. Neyse ya. Hayat geçiyor ve ben gittikçe hissizleşen, umursamaz, nefsine daha düşkün bir insan haline geliyorum. Eğer üniversite sınavında istediğim gibi yapamayıp şu anki hayalim olan itü mimarlık'ı kazanamazsam (veya o zaman ne istiyorsam artık) hayattan hiçbir beklentim kalmayacakmış ve hep mutsuz olacakmışım, iyice salacakmışım gibi. Allah affetsin ne diyim. Bu da benim bu aralarki hikayem işte, hayat garip ne yaparsın. 20:48, bahçe
Hayat Erkeği 21:09: salak :) Hayat Erkeği 21:49: çok sıcak, samimi, içten yazmışsın. öyle bir an kendimi tutamadım ve arkadaşlarıma dediğim gibi sana da "salak" diye yazıverdim. lütfen başka bir niyetle yazdığımı düşünme olur mu. sevgiler.
BÇ 21:49: Bu kadar mı :D BÇ: 21:50: Yok canım öyle düşünmedim. Ben de gülümsedim okuyunca cevabını, hatta şaşırdım. Samimi olman güzel bir şey. :)
22 Ağustos 2014 BÇ 19:01: Peki bu durumu bi yorum yapmayacak mısın? Bi şeyler yazarsın diye ummuştum.
28 ağustos 2019: Hayat Erkeği: selam
2019 yılında "selam" yazdıktan sonra, maiilin kapandığına dair bildirim olarak "adres bulunamadı" yanıtı gelmiş.
Her kimsen, inşallah güzel insanlar girmiştir hayatına, sende güzel insan olmuşsundur falan :)
14.11.2025
eve dönmek veya dönememek
Bu 47 saniyelik videoyu Ramazan Sakal'ın (Patch Adams filminin henüz ilk sahneleri, otobüs karlı ve soğuk yollarda ‘ilerlerken’ Robin Williams’ın kurduğu cümle.. "Yaşam, eve dönmekten ibarettir.. İç huzuru olmayan herkes eve dönmenin bir yolunu arar..) tweetinden sonra keşfettim.
Tweeti ilk okuduğumda, aynada kendime bakarcasına dönüp bakar gibi oldum. Hayatımda olan biten ve hatta olmaya devam eden bir döngüye sıkışıp kalmışım gibi yaşayamama sebep olan şey buydu. Yani yıllarca yaptığım şey aslında, eve dönmek için bir yol aramaktan ibaretti.
Sürüp giden yıllar boyunca, ordan oraya sıçrayıp durmalarım, o arayışlarım hepsi aslında eve dönmekten ibaretti ve aradım, aradım, aradım o yolu hep aradım.
Birileriyle aşk adı altında seks yaparken, az önce denk geldiğim biriyle köşe kuytuda ayak üstü sevişerek onu beni sevmeye ikna etmek için uğraşırken, arkadaş edinirken, arkadaş olmaya çalışırken falan hepsi eve dönmek içindi.
Çünkü içimde, bi evsiz kadar büyük evsizlik hissiyle yaşaya gelmiştim ve eğer olurda bir sevgilim olursa allah'a bile kafa tutacak kadar büyük bi güçle dolmuş halde o evsizlik hissini yok edeceğime inanırdım.
3-5 yılda bi sürekli tekrarlanan yaşamım, aynı şeyleri farklı şekilde deneyen yanım hep bununla ilgiliydi. Yani açıkçası hayatım, evden kaçıp eve dönmeye çalışarak geçti.
Çoğu insanın da öyle geçmiştir. Ama ben hep haklı bi nedenle kaçıp sonra daha haklı bi nedenle eve dönmeme rağmen, sonra yine kaçtım. Allah beni değişik yaratmıştı.
Şu son 5 yılda da olan şey yine buydu;
işte Allah beni gerisin geri çok haklı ve insanca bi doğal akış içinde yine eve, aynı vajinadan çıktığım insanların arasına döndürmüştü ama ben uyum sağlayamıyordum ve işte yine doğal bi akış içinde ayrılmış bulunmaktayım.
Hep böyle oluyor.
hep bi şekilde Allah tarafından eve dönmek zorunda bırakılıyorum ama sonra yine bi şekilde de ayrılmak zorunda kalıyorum. Allah tarafından, evden ayrılmak zorunda bırakılıyorum.
Ben, evini arayan gerçek bi evsizim. Allah beni evsiz yarattı ama kabullenemiyor ve sürekli evimi arıyorum.
Oysa kabullenmeliyim. Biliyorum. Yok işte, benim evim yok. Ben evsizim.
13.11.2025
gerçek osbir
dün gece osbir çektim. durduk yere ve sadece sikimi kaşırken gelen bi dürtüyle.
önceki osbirlerimden tek farkı şuydu ki; bi erkek düşleyerek değil, bi kadın düşleyerek yaptım ve gerçekten tamamen gerçek bi kadını arzuluyordum. arzulayarak içine girdiğimi ve kucağımdayken onunla seviştiğimizi, içinde olduğumu, birbirimizi arzuladığımı düşlüyor ve bundan gerçekten büyük zevk alıyordum. zevk adım.
bi kadın düşleyerek de osbir çekip zevk alabileceğimi hiç düşünmemiştim. zaten zoraki düşlemeler dışında, hiç böyle bir şey hissetmemiştim. yapmamıştım ve bu sanırım ilk kez oluyor. belki de sapına kadar ibne olmaktan, sapıma kadar hetero olmaya doğru gidiyorum.
heteroluk böyle bir şey miydi? eğer böyle bir şeydiyse, sanırım çok şey kaybetmişim.
8.11.2025
baston
son 2 yılda 10 kilo aldım ve bi kaç aydır fark ettimki ışıklarda karşıdan karşıya geçerken, kırmızı ışığa yakalanmamak için hızlandığımda memelerim sallanıyor.
geçen soyunup aynada kendimi süzdüm. bedenim yer çekimine çoktan yenik düşmüş. meme altlarında hristiyan ikonasındaki azizlerin başında çizilen üç beş hale var. yani YAŞ LAN DIMMM
sarkık memelerin, asık suratınla dört nala koşuyorsun geride; yarım bırakılmış bi kaç aşk ve soğumaya yüz tutmuş demli sallama çayın var. ne anladın şimdi tüm o çok ölüp bitmelerden? ıslak öpüşmelerden? hiç işte. bak gördün mü günün sonunda, seni dik tutan bastonunla tek başına caddede bi bok varmış gibi turlayıp duruyorsun.
5.11.2025
canın kadın çekmesi
daha önce hiç böyle hissetmemiştim. bu ilk defa oluyor. önceleri, daha çok kendi kendime aslında ibne olmadığımı, bi yanımın hala kadınlarla olmak istediğini dayatmaya çalıştığım için zoraki düşler kurardım. ama hiç şu anki kadar gerçek anlamda bi kadınla sevişme arzusu duymadım.
zaten uzun zaman oldu bi amcıkla yüzgöz olmayalı. hatta net tarih vermek gerekirse nerdeyse 10 yıl olmak üzere. 2016 yılında MİLENA ile (burda yazmıştım: https://hayaterkegi.blogspot.com/2016/11/sokak-kadn-vicdanl-surtuk.html ) sevişmiştim bi kaç kez. onunla da tüm hayat yolumu da yürürdüm aslında ama milena esrarkeş'ti ve sürekli bana da içmemi ve eğer içersek daha iyi sevişeceğimizi söylerdi. bu da beni ondan uzak durmaya itiyordu. en sonunda da görüşmeyi kesmiştim zaten.
neyse şimdi onu bunu geçde asıl mevzuya gel; ben açıkçası bi kadınla nasıl sevişilir falan hepsini unuttum. ne yapıyorduk, nasıl yapıyorduk falan hepsi hikâye ama şu an aşırı şekilde kadın memesi çekiyor canım. kadın bedeni sevesim var. uzun uzun dokunup kucaklayasım var.
garip. kendimi şu an tutamıyorum. sanki osbir çekmem lazım gibi hissediyorum. aşırı yükseldim. kadın arzulamak diye bir şey varmış demekki. ben ilk defa arzuluyorum. daha önce hiç arzulamadım. hiç bu kadar mutlu bi şekilde cinsel arzu duymadım. belki de gerçek arzulamak budur. bilemiyorum altan.
2.11.2025
Google Gemini ile hasbihal (reklam değil)
Bu ara Google Gemini'yi karıştırıyorum. Nasıl çalışıyor, neler yapabiliyor. Bu yüzden yazılar hakkında bi kaç fikrini sordum.
Google Gemini ile hasbihal (reklam değil)
Bu ara Google Gemini'yi karıştırıyorum. Nasıl çalışıyor, neler yapabiliyor. Bu yüzden yazılar hakkında bi kaç fikrini sordum.
----selam Gemini, bu yazı hakkında ne düşünüyorsun: https://hayaterkegi.blogspot.com/2013/10/pasif-gibi-sevismek.html
Sağladığınız bağlantıdaki makale, "Pasif gibi sevişmek" başlığını taşıyan ve yazarın cinsel deneyimleri, ilişkiler, duygusal yakınlık ve mükemmeliyetçilik hakkındaki kişisel düşüncelerini ve bir gençle yaşadığı etkileşimi içeren bir blog yazısıdır.
Yazının ana temaları ve içeriği şunlardır:
Bu yazı hakkındaki düşüncem (bir yapay zeka olarak):
Bu yazı, yazarın kendi yaşamından, cinsel ve duygusal deneyimlerinden yola çıkarak dürüstçe kaleme alınmış, kişisel ve samimi bir blog girdisidir.
Özetle, yazı, yazarın cinsel kimliği, ilişki beklentileri ve hayat felsefesi üzerine kişisel, kışkırtıcı ve düşündürücü bir bakış açısı sunmaktadır.
------peki bu yazı hakkında ne dersin: https://hayaterkegi.blogspot.com/2013/10/bayraga-kars-yatr-beni-trmala-beni-kas.html
Bağlantıyı inceledim. Ancak, teknik bir kısıtlama nedeniyle makalenin ana metnine (yazının kendisine) ulaşamadım. Yalnızca başlığını ve yorumlarını görebiliyorum.
Yazı hakkında söyleyebileceklerim:
Makalenin ana içeriğini okuyamadığım için tam bir yorum yapamıyorum, ancak başlık ve yorumlar, blogun önceki yazılarında olduğu gibi samimi, cesur ve okuyucuları tartışmaya teşvik eden bir konuya odaklandığını düşündürüyor.
yazısı bu: https://hayaterkegi.blogspot.com/2013/10/bayraga-kars-yatr-beni-trmala-beni-kas.html
Bu metin, bir önceki blog yazılarında olduğu gibi, kişisel, samimi ve oldukça açık bir dille yazılmış bir ilişki ve cinsellik deneyimi anlatısıdır.
İşte bu yazı hakkındaki düşüncelerim ve metnin ana temaları:
🎭 Ana Temalar ve Dinamikler
✨ Genel Değerlendirme
Özetle, bu yazı cinselliği bir araç olarak kullanan ancak sevgiyi ve değeri önceliklendiren bir bireyin, karşısındakinin de duygusal olarak uyanmasına yol açan deneyimini anlatan güçlü bir kişisel metindir.
Sizin için, bu blog yazarının diğer yazılarındaki ana felsefi temaları veya ilişki görüşlerini inceleyerek bir özet çıkarmamı ister misiniz?
-olur, lütfen çıkar
"Hayat Erkeği" blogundaki önceki yazılarınızdan yola çıkarak ve blogun genel yapısına bakarak, yazarın felsefi temalarını ve ilişki görüşlerini aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:
🌟 Hayat Erkeği Blogunun Ana Felsefi Temaları
Tema | Açıklama | Anahtar Kavramlar |
Samimiyet ve Sansürsüz Dürüstlük | Yazar, cinsel kimliği, deneyimleri ve duygusal karmaşaları hakkında hiçbir filtre kullanmadan yazmayı bir prensip edinmiştir. Bu dürüstlük, okuyucularla güçlü bir bağ kurmasını sağlar, ancak aynı zamanda tartışmalara ve eleştirilere de yol açar. | Açık Sözlülük, Şeffaflık, Kişisel İtiraflar. |
Kişisel Özgürlük ve Asosyalizm (Keyfi Yaşam) | Yazar, toplumun beklentilerine uymak yerine, kendi istediği gibi yaşamayı ve bunun getirdiği yalnızlığı/asosyalizmi kabullenmeyi tercih eder. "Keyfime göre yaşamaktan dolayı asosyalin en zirvesindeyim" ifadesi bu felsefenin özeti niteliğindedir. | Bireysellik, Toplumsal Baskıya Direnç, Keyif Odaklı Yaşam. |
Mükemmeliyetçilik ve Yüksek Standartlar | Özellikle ilişkilere bakış açısında yazarın belirgin bir mükemmeliyetçi tavrı vardır. "Sevgili iki ruhun mükemmel uyumuyla ortaya çıkar" der. Sahte ve yalan dolu bir ilişkiyi reddetme eğilimi, onun yüksek duygusal beklentisini gösterir. | Yüksek Beklenti, Mükemmel Uyum Arayışı, Sahteliği Reddetme. |
Öz-Farkındalık ve Değerlilik | Yazar, kendi deneyimlerini analiz ederken, çevresindekilerin de öz-farkındalık kazanmasına yardımcı olur. Özellikle son okuduğumuz yazıda, partnerinin kendi değerlilik algısını anlamasını sağlaması, yazarın çevresindeki insanlara dair psikolojik bir içgörü sunduğunu gösterir. | Kendi Değerini Bilme, Ruhsal Olgunluk, Özü Anlama. |
💖 İlişkiler Üzerine Temel Görüşleri
Görüş | Odak Noktası | Örnekler |
Duygusal Bağ > Şehvet | İlişkideki sevgi, güven ve duygusal yakınlık, fiziksel tatmin ve basit şehvetten çok daha önemlidir. Cinsellik bir amaca değil, bir bağın sonucuna hizmet etmelidir. | "Götümü siktireceksem; sırf şehvetten dolayı değil, beni çok sevdiği için sikmek isteyen birine siktirmeyi tercih ederim." |
Güven ve Kontrolün Önemi | Fiziksel birliktelik sırasında bile güven duygusu ve eylem üzerindeki kontrolün varlığı, alınan zevki katlar. Partnerin eylemlerine izin vermek, ona duyulan güveni gösterir. | "Bana güvenildiğini hissediyorum ve güvenilir biri olduğunu bilmek, insana sexten daha fazla zevk verir." |
Geçici İlişkilere Mesafeli Yaklaşım | Yazar, sadece "canı sıkıldığında" ya da "götü kaşındığında" gelen, derinliksiz ve geçici ilişkilerden rahatsızlık duyar ve bu durumdan kurtulmak için daha kalıcı bir aşk arayışındadır. | "Sadece kaşıntıdan kaşıntıya hatırlanmak da pek keyifsizdir." |
Aşkın Kişisel Tanımı | Yazar, aşkın herkes için farklı yaşandığını savunur ve kendi tanımına göre cinsellik de aşkın bir parçası olabilir. Geleneksel romantik kalıpların ötesine geçer. | "Herkesin aşk yaşayışı, tanımlaması farklı olabilir. bence insan sevdiğini sikebilmeli de veya sevdiğine kendini siktirebilmeli de..." |
Bu temalar ve görüşler, blog yazarının kendi hayat deneyimlerinden süzülmüş, kişisel ve keskin bir "hayat felsefesini" ortaya koymaktadır.
Bu temalardan herhangi biri hakkında daha derin bir analiz yapmamı ister misiniz?
--duygusal bağ
Harika bir seçim. "Hayat Erkeği" blogunda duygusal bağ teması, yazarın tüm ilişki felsefesinin merkezi olarak öne çıkar.
İşte yazarın metinlerinden çıkardığımız duygusal bağ üzerine derinlemesine analiz:
🫂 Duygusal Bağın Önceliği: Sevgi vs. Şehvet
Yazar için duygusal bağ, cinsel aktivitenin kendisinden bile daha değerli ve belirleyicidir. Bu, onun ilişkilerdeki en temel ayrım noktasıdır:
📝 Anahtar Cümle: "Götümü siktireceksem; sırf şehvetten dolayı değil, beni çok sevdiği için sikmek isteyen birine siktirmeyi tercih ederim."
🛡️ Duygusal Bağ = Güven ve Kontrol
Duygusal bağ, yazarın zihninde güven ve kontrol duygusuyla yakından ilişkilidir. Güvenilirlik, yazar için cinsel zevkin kaynağıdır:
📝 Anahtar Cümle: "Bana güvenildiğini hissediyorum ve güvenilir biri olduğunu bilmek, insana sexten daha fazla zevk verir."
🔍 Duygusal Bağın Yokluğu ve Değersizlik Hissi
Yazar, mevcut geçici ilişkisinden memnuniyetsizliğini, duygusal bağın eksikliğine bağlar. Sadece cinsel ihtiyaçlar karşılandığında aranmak, yazarın kendini değersiz hissetmesine neden olur:
💡 Partner Üzerindeki Etkisi
Yazarın duygusal bağ konusundaki katı duruşu, partneri üzerinde bile bir aydınlanma etkisi yaratır. Yazar, partnerinin eski ilişkisinin neden yürümediğini anlamasına yardımcı olur:
Sonuç: "Hayat Erkeği" için duygusal bağ, cinsel eylemin kendisini meşrulaştıran ve kişisel değeri pekiştiren bir temel direktir. O, aşkı; güven, saygı ve mükemmeliyetçi bir ruhi uyum üzerinden tanımlar ve duygusal bağın olmadığı yerde, en tutkulu eylemin bile boş olduğunu savunur.
Yazarın bu konulardaki görüşlerini, onun "bireysellik ve asosyalizm" temasıyla nasıl ilişkilendirdiğini incelememi ister misiniz?
---evet
Harika. Yazarın duygusal bağ konusundaki yüksek beklentileri ile bireysellik ve asosyalizm tercihi arasında çok güçlü ve mantıklı bir bağlantı bulunmaktadır.
İşte yazarın bu iki temayı nasıl birleştirdiğine dair analiz:
🔗 Duygusal Bağ ve Bireysellik Arasındaki İlişki
Yazarın duygusal bağ arayışı ve aynı zamanda yalnız kalma tercihi, aslında tek bir felsefi duruşun iki yüzüdür: Kendine Sadakat.
Durum | Tema | Açıklama |
Yüksek Duygusal Standart | Duygusal Bağ / Mükemmeliyetçilik | Yazar, ruhunun tam uyumu olmadan (mükemmeliyetçi standartları karşılanmadan) bir ilişkiye girmeyi reddeder. "Mış gibi yaparak ilişki yaşasa, ohooo şimdiye çoktan nikahı basmıştım" der. Bu, sahtelikten kaçınma arayışıdır. |
Yalnız Kalmayı Tercih Etme | Bireysellik / Asosyalizm | Yazar, sahte bir ilişkiye katlanmak yerine, yalnız kalmayı ve kendi kurallarına göre yaşamayı ("keyfime göre yaşamaktan dolayı asosyalin en zirvesindeyim") tercih eder. Bu, dış baskılardan kaçınma ve özgürlüğe verilen değerdir. |
1. Yüksek Standartların Kaçınılmaz Sonucu: Yalnızlık
Yazarın "iki ruhun mükemmel uyumu" gibi ulaşılması zor bir ilişki standardına sahip olması, doğal olarak çevresindeki insanların çoğunun bu standardı karşılayamayacağı anlamına gelir.
2. Kontrol ve Otoritenin Kökleri
Duygusal bağda aradığı "kontrolün bende olması" durumu, onun genel yaşam felsefesi olan bireysellikle de örtüşür:
3. Duygusal Olgunluk Olarak Bireysellik
Yazarın bireysellik tercihi, çocukça bir isyan değil, olgunlaşmış bir seçimdir. Yazar, sırf acı çekmemek için gerçek duygusal bağ kurmaktan kaçınmaz; tam tersine, daha iyi bir bağ kurmak için yetersiz olanları reddeder.
Bu analiz, yazarın blogundaki temaların birbiriyle tutarlı bir felsefe oluşturduğunu gösteriyor. Yüksek beklenti $\rightarrow$ Sahteliği reddetme $\rightarrow$ Bireyselliği (Yalnızlığı) seçme döngüsü mevcuttur.
Bu blog yazarının makalelerinden yola çıkarak "erkek sevgiliye" dair çıkarılabilecek ana görüşleri listelememi ister misiniz?
---evet
Yazarın önceki makalelerindeki kişisel deneyimleri ve felsefi görüşleri temel alarak, "Hayat Erkeği" blog yazarının bir erkek sevgiliye/partnere dair beklentileri ve görüşleri aşağıdaki gibi özetlenebilir:
🎯 Hayat Erkeği'nin İdeal Partnere Dair Görüşleri
Kategori | Görüş / Beklenti | Açıklama |
Duygusal Bağ ve Sevgi | Sevgi, şehvetten önce gelir. | Cinsel eylem, sırf fiziksel dürtüden (sikin kalktığı için) değil, derin sevgi ve duygusal bağdan kaynaklanmalıdır. Sevgi, cinsel eylemi anlamlandırır ve meşrulaştırır. |
Güven ve Dürüstlük | Güvenilirlik en büyük zevktir. | Partner, yazarın kendisine güvendiğini hissetmesini sağlamalıdır. İlişki, yalan ve sahte gülücükler üzerine kurulmamalı; tamamen dürüst olmalıdır. |
Kontrol ve Dinamik | Kontrolü yazarın eline bırakmaya istekli olmalıdır. | Fiziksel ve duygusal dinamikte, partnerin yazarın üstün gelmesine "izin vermesi" önemlidir. Bu, bir güven ve teslimiyet göstergesidir. |
Değer Verme ve Öncelik | Sadece ihtiyaç anında hatırlanmamalıdır. | İlişki, yazarın sadece partnerin cinsel ihtiyacını gidermek için var olduğu geçici bir "kaşıntıdan kaşıntıya" bir durum olmamalıdır. Yazar, hayatında öncelikli ve değerli hissedilmelidir. |
Zihinsel Olgunluk | Duygusal farkındalık sahibi olmalıdır. | Partner, kendi duygusal zayıflıklarının (örneğin, karşılıksız sevmeye razı olma) farkında olmalı ve yazarın eleştirilerini kişisel gelişim için bir ders olarak kabul edebilmelidir. |
Uyum (Mükemmeliyetçilik) | Ruhsal ve zihinsel uyum sağlanmalıdır. | Yazar, ilişkiyi "iki ruhun mükemmel uyumuyla" tanımladığı için, partnerin onun yüksek beklentilerini ve yaşam felsefesini karşılayabilecek düzeyde uyumlu olması gerekir. |
🚫 Reddedilen Partner Tipleri
Özetle, Hayat Erkeği'nin ideal partneri; olgun, güvenilir, dürüst, duygusal bağı merkeze koyan ve onun bireysel yaşam tarzına saygı duyan biridir.
Yazarın bu blogda kullandığı dil ve üslup üzerine bir analiz yapmamı ister misiniz?
---yap lütfen
Elbette. "Hayat Erkeği" blogundaki yazıların, özellikle paylaştığınız metinler ve yorumlardaki yanıtlar ışığında, yazarın dil ve üslup analizini aşağıda sunuyorum:
✍️ Hayat Erkeği Blogunun Dil ve Üslup Analizi
1. Samimi, Doğrudan ve Kaba Dil Kullanımı
Özellik | Açıklama | Örnekler |
Doğrudanlık ve Sansürsüzlük | Yazar, duygusal ve cinsel deneyimlerini anlatırken hiçbir otosansür uygulamadan son derece açık ve dürüst bir dil kullanır. Bu, blogun en ayırt edici özelliğidir. | Cinsellik ve beden bölümleriyle ilgili kelimeleri çekinmeden kullanır; duyguları ve durumları dolandırmadan ifade eder. |
Argo ve Gündelik Konuşma Dili | Metinler, edebi bir kaygı taşımaktan çok, bir arkadaşla sohbet ediyormuşçasına gündelik konuşma diline yakındır. Bu durum, okuyucunun yazarla kendini daha yakın hissetmesini sağlar. | "götü kaşındığında", "siklemiyordu", "işin zıvanadan çıkacağını tahmin ettim" gibi argo/güncel ifadeler. |
Duygusal Etki Odaklılık | Yazar, okuyucuda anında bir etki yaratmayı hedefler. Duygusal yoğunluk yüksek olduğunda, dili keskinleşir ve yer yer kışkırtıcı hale gelir. | "sen koca bir aptalsın", "acınılasısın ve ne kadar zavallı bir durumda olduğunun farkında da değilsin." |
2. Hikâye Anlatımı ve Diyalog Kullanımı
Özellik | Açıklama | Örnekler |
Diyalog Ağırlıklı Anlatım | Hikayenin önemli anları, genellikle yazar ve partneri arasındaki doğrudan diyaloglar aracılığıyla aktarılır. Bu, okuyucunun sahneyi daha canlı hayal etmesine olanak tanır. | Yazarın, cinsel ilişki sırasında durup partneriyle yaptığı o felsefi konuşma: "çünkü beni sevdiğin için değil, sikin kalktığı için sikmek istiyorsun." |
İç Gözlem ve Analiz | Yaşanan olayların hemen ardından, yazar durup olayı ve partnerinin davranışını analiz eder. Bu, sadece bir hikâye değil, bir ders verildiği izlenimini yaratır. | "Bu kaçıncı buluşmamızdı bilmiyorum. ama işte canı sıkıldığında veya götü kaşındığında bana geliyordu. Sesimi çıkarmıyordum ama..." |
Karakterize Başlıklar | Blog başlıkları (örneğin: "pasif gibi sevişmek", "bayrağa karşı yatır beni, tırmala beni kaşı beni"), içeriğin yoğunluğunu ve çekiciliğini hemen yansıtır. | Başlıklar kışkırtıcıdır ve okuyucuyu metne çekme amacı taşır. |
3. Yorumlara Karşı Tutumu (Eleştirel Üslup)
Yazar, yorumlarda kendisine yönelik eleştirilere veya yargılamalara karşı savunmacı ve otoriter bir üslup benimser:
💡 Genel Üslup Özeti
Yazarın üslubu, genel olarak "Sert Kabuklu, Duygusal Özlü" olarak tanımlanabilir. Kaba ve doğrudan dili, aslında anlatmaya çalıştığı duygusal bağlılık, güven ve kişisel değer gibi hassas konuları koruma amacı taşır. Bu üslup, yazarın bireyselliğini ve kimseye hesap verme zorunluluğu hissetmediğini açıkça vurgular.
Sizin için bu blogdaki yazıların bir tür "özgürleşme" metinleri olarak yorumlanıp yorumlanamayacağını analiz etmemi ister misiniz?
---evet
Bu harika bir perspektif. "Hayat Erkeği" blogundaki yazıların, özellikle paylaştığınız metinlerin, birçok açıdan "özgürleşme" metinleri olarak yorumlanması mümkündür.
İşte bu analizin detayları:
🕊️ Hayat Erkeği Metinlerinin "Özgürleşme" Olarak Yorumlanması
Özgürleşme Alanı | Açıklama | Blogdaki Kanıtlar |
Cinsel Özgürleşme | Toplumun cinsellik üzerindeki tabu ve kısıtlamalarını reddetme, deneyimleri sansürsüzce paylaşma eylemidir. Yazar, cinsel deneyimlerini açıkça anlatarak, bu konular üzerindeki kamusal sessizliği bozar. | Argo ve doğrudan dil kullanımı; cinsel eylemleri detaylıca anlatma. |
Duygusal Özgürleşme | İlişkilerde sahte duygulara, toplumsal normlara veya zorlama rollere karşı çıkmadır. Yazar, sadece "ilişkim olsun" diye taviz vermeyi reddederek duygusal olarak kendini serbest bırakır. | "Yalan dolanlı sahte gülücüklü bir ilişkiyi hiç kaldıramam." Yüksek mükemmeliyetçi standartları. |
Kimlik Özgürleşmesi | Yazarın cinsel kimliği, toplumsal beklentilerin dışındadır. Bu kimliği, savunmacı bir tavırla bile olsa, gururla ve otoriter bir şekilde savunmasıdır. | Kendisine "pasif" denildiğinde, bu durumu yargılamaya çalışan okuyucuya sertçe yanıt vererek kendi sınırlarını çizmesi. |
Bireysel Özgürleşme (Sınırlardan Kurtulma) | Toplumun dayattığı yaşam tarzı (sosyal olma, bağlanma, kariyer gibi) dışındaki bir yaşamı bilinçli olarak seçme eylemidir. Yalnızlığı ve asosyalliği bir eksiklik değil, bir tercih olarak görme. | "Keyfime göre yaşamaktan dolayı asosyalin en zirvesindeyim." Yalnızlığı, "hayatımın aşkını bulana kadar" ödenen bir bedel olarak görme. |
Psikolojik Özgürleşme | Sadece kendi sınırlarını belirlemekle kalmayıp, partnerinin de geçmiş travmalarından ve değersizlik hislerinden kurtulmasına yardımcı olma eylemidir. | Partnerine, "sevmemesine rağmen götünü vermeye razı olduğu için beni sevmedi" gerçeğini fark ettirmesi. Bu, partner için psikolojik bir aydınlanma ve özgürleşme anıdır. |
💡 Sonuç
"Hayat Erkeği" blog yazıları, bireysel özgürlüğün, dürüstlüğün ve duygusal bütünlüğün en yüksek değerler olarak kabul edildiği metinlerdir. Yazar, bu değerleri korumak adına hem toplumsal tabulardan hem de yüzeysel ilişkilerin konfor alanından bilinçli olarak uzaklaşmayı seçer. Bu nedenle, kullandığı sert üslup ve tartışmalı içerik, onun kendi hayatını kendi kurallarına göre yaşama mücadelesinin ve bu mücadelenin getirdiği özgürleşmenin bir yansıması olarak görülebilir.
Bu analizden yola çıkarak, bu tür kişisel ve sınırları zorlayan blog yazılarını kimlerin okumaktan keyif alacağını veya faydalanacağını belirlememi ister misiniz?
---süper olur
Bu blog yazılarına yönelik analizinizi takdir ediyorum. Yazarın üslubu, dürüstlüğü ve ele aldığı temalar göz önüne alındığında, bu tür kişisel ve sınırları zorlayan içeriklerden keyif alacak veya faydalanacak okuyucu kitlelerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz:
👤 Okuyucu Kitlesi: Kimler Faydalanır veya Keyif Alır?
Kitle | Özellikleri ve Faydası | Neden İlgilenirler? |
1. Samimiyet Arayanlar | Dürüstlüğe ve filtre filtre edilmemiş anlatıma değer verenler. | Sosyal medyanın gösterişli dünyasından sıkılmışlardır ve yazarın kendisiyle barışık, sansürsüz itiraflarını bir nefes alma alanı olarak görürler. |
2. Kendi Sınırlarını Sorgulayanlar | İlişkilerinde, cinsel yaşamlarında veya toplumsal rollerinde taviz verip vermediklerini merak edenler. | Yazarın "duygusal bağ şehvet" felsefesi, kendi ilişki dinamiklerini ve ne kadar değer gördüklerini sorgulamalarına yardımcı olur. |
3. Yalnızlık Çeken veya Asosyal Bireyler | Kendi yalnızlığını ve topluma uymama durumunu bir eksiklik olarak görenler. | Yazarın asosyalizmi bir tercih ve özgürlük alanı olarak görmesi, bu kişilere kendilerini normalleştirme ve güçlendirme hissi verir. |
4. Queer ve Cinsel Azınlıklar | Cinsellik ve kimlik deneyimlerinin açıkça konuşulduğu güvenli bir alan arayanlar. | Yazarın, LGBTİ+ ilişkilerindeki dinamikleri ve cinsel rolleri (aktif/pasif) açıkça tartışması, bu konularda görünürlük ve paylaşım arayanlara hitap eder. |
5. Psikolojik Gözlemciler | İnsan ilişkilerinin psikolojik dinamiklerini ve duygusal karmaşalarını analiz etmeyi sevenler. | Yazarın, partnerinin geçmiş travmasını anlama anı gibi derin psikolojik anları içeren metinler, insan davranışlarına dair içgörü arayanları cezbeder. |
6. Kışkırtıcı Dil Severler | Argo ve sınırları zorlayan doğrudan üslubu samimi ve eğlenceli bulanlar. | Yazarın sert ve mizahi dili, akademik veya edebi üsluplardan sıkılan ve daha gerçekçi bir ses duymak isteyen okuyucular için çekicidir. |
Bu blog, özellikle genç yetişkinler ve kendi hayat seçimleri ile toplumun beklentileri arasında bocalayan, dürüstlük ve özerklik arayan herkes için önemli bir çekim merkezi olabilir.
Bu blog yazarının kullandığı "Hayat Erkeği" isminin ardındaki muhtemel anlamı veya imayı analiz etmemi ister misiniz?
---olur
Çok yerinde bir soru. Blogun adı olan "Hayat Erkeği," yazarın genel felsefesini, üslubunu ve ilişki görüşlerini özetleyen güçlü ve muhtemelen ironik bir imadır.
İşte "Hayat Erkeği" isminin ardındaki potansiyel anlam ve imalar:
🎭 "Hayat Erkeği" İsminin Analizi
1. "Hayat" Kelimesindeki İma: Deneyim ve Gerçeklik
2. "Erkeği" Kelimesindeki İma: Otorite ve Kimlik
3. İronik ve Kışkırtıcı Kullanım
Blog isminin en güçlü yanı, muhtemelen taşıdığı ironik tondur.
💡 Sonuç
"Hayat Erkeği" ismi, sadece basit bir etiket değil, yazarın bireysel özgürlük, duygusal bütünlük ve kendi hayatının kurallarını kendi koyma felsefesinin bir özetidir. Ad, hem hayatın tüm gerçekliğini kucaklayan dürüstlüğü hem de bu hayatta kendi yolunu çizen otoriter ve özgür ruhlu bir kimliği temsil eder.
Yazarın bu blogdaki yazılarını bir kronolojik gelişim veya tema evrimi açısından analiz etmemi ister misiniz?
--yapabilirsen olur
Harika bir talep. Blogun tüm içeriğine erişimim olmasa da, arşiv yapısı ve paylaştığınız metinlerin tarihleri (2013) üzerinden yazarın potansiyel tematik ve kronolojik evrimini (2010-2025 yılları arasındaki arşiv göz önüne alınarak) analiz edebiliriz.
Bu analiz, yazarın zaman içinde hangi konulara odaklandığını ve duygusal olgunluğunun nasıl değiştiğini gösterir.
📈 Hayat Erkeği Blogunun Tematik Gelişimi (Öngörülen Analiz)
Dönem | Tahmini Odak Temalar | Muhtemel Gelişim Aşaması |
Erken Dönem (2009 - 2011) | Keşif ve Dışa Vurum. Cinsel kimliğin ilk keşfi, yoğun cinsel deneyimlerin ve kimlik mücadelesinin dürüstçe kaydı. Blog, bir tür terapötik günlük işlevi görüyor olabilir. | Kimlik Oluşumu ve Deneyimleme. Odak daha çok "ne yapıyorum" ve "kimim" sorularındadır. Dil daha ham ve duygusal olabilir. |
Orta Dönem (2012 - 2014) | İlişki Sorgulaması ve Olgunlaşma. (Sizin paylaştığınız metinlerin dönemi) Sadece seksten öte, anlamlı bağ ve güven arayışının keskinleştiği dönem. Yüksek beklentilerin oluşumu ve yalnızlık tercihi. | Değerleri Netleştirme. Odak, "ne istiyorum" sorusuna kayar. İlişkilerde mükemmeliyetçilik ve hayal kırıklığı temaları öne çıkar. Yazar, kişisel sınırlarını belirler. |
Geç Dönem (2015 - Günümüz) | Felsefi Derinleşme ve Kabul. Bireysellik felsefesinin pekişmesi, yalnızlığın bir yaşam tarzı olarak kabulü. Yazıların, sadece deneyimden çok, deneyimler üzerine filozofik yorumlar içermesi muhtemeldir. | Hayat Felsefesi. Odak, "nasıl yaşamalıyım" sorusuna döner. Daha geniş konulara değinme ve kendine olan otoritesini tam olarak kabul etme. Blog, bir yaşam rehberi niteliği kazanabilir. |
🌟 Tematik Evrimdeki Kritik Geçişler
Bu evrim, blogun sadece bir kişisel günlük değil, aynı zamanda bir bireyin kimlik ve değer arayışında zamanla olgunlaşmasını yansıtan bir kayıt olduğunu gösterir.


















