Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

5 Şubat 2016

Gülen Suratlı Ağlayan Palyaço

Geçen aya kadar dibi boylamış halde yaşamayı seçtiğim için 3-4 ay öyle yaşadım ve zaten bozuk olan siktiri boktan psikolojimin 3-4 ay içinde hepten alt üst olmasıyla, bilinçli olarak boylamış olduğum dipten tekrar yüzeye doğru tüm gücümle çıkmaya başladım.

Suyun üstüne çıktığımda, yaşadığım için şükrettim. Yaşadıklarım için de şükrettim. Tanıdığım ve tanıştığım insanlar için de şükrettim. Şükür için bahanelerim bittiğinde, tüm bunların farkında olarak yaşadığım için de ayrıca şükrettim ve bahanelerim tükendi.

Dipte yaşlanınca terkedilmiş ve terk edildikten sonra da bakımsızlıktan batmış yaşlı gemiler, elden iyice geçirildikten sonra değersizleştirilerek denize itilmiş ne idüğü belirsiz genç metaryeller de var veya değerinin bilinmediği şeyler de. 
Ama biliyorum ki; çıkarıp temizledikten sonra kenara bıraksan, o yine dibe doğru gidecek kadar da öyle bir yaşamın doğruluğuna inanarak da umudunu kaybetmiş. 
Tabii bunu içlerindeyken fark etmek imkansız. Çünkü gittikçe onlara benziyorsun, benzedikçe kafanda "bende böyleyim" cümlesi yerini alıp büyümeye başlıyor ve geri kalan tüm cümleleri dışarı atıyor.

Kendini o kadar çok onlara benzetiyor ve gün geçtikçe benzemeye başlıyorsun ki; nasıl olduğunu ve nasıl davrandığını, davranmaya başladığını bile bilmiyorsun. Bunu fark etmek için bazen çaba harcasan da yalnızlığa yenik düşüp tekrar diptekilere benzeme çabasına giriyorsun. 

Üstelik bu çaba içerisinde tepinirken, onlara benzemeye hakkın olduğu haklılığına da inanmaya başlıyorsun. "Evet Ben Böyleyim" ve "İnsanlar Beni Böyle Görmeli" ve "Kabul Edileceksem Kabulüm Bu Şekilde Olmalı"ya dönüşen düşüncelerin, zihnini tamamen ele geçirdiğinde asık suratlı geçimsizin teki olup çıkıyorsun..

Öte yandan dipte olmak kötü değil, dipte olmanın bir tercih olmadığının farkında olmak kötü. Öyle bi dünyaya gözünü açmış olduğun için, ölünceye kadar yerinin de orası olduğuna inanıyor olman kötü. Oradan başka bir yerde yaşayamayacağını düşünmen kötü, oradaki boşluğun sana mutluluk vermesi kötü, dibin dip olduğunun farkında olmaman kötü, kendini görememen ve görmeyi red etmen kötü.

Tüm bunlara, kişisellik penceresinden bakıldığında, kötülüklerin tercih meselesi olması kötü değil. Yani bu onun hayatı ve o kişi de kötü yaşamayı seçmiş. Bu yüzden sen; onun o kötülükle yaşamasını desteklemekten başka bir şey yapamazsın, yapmaya da hakkın yok. 
Tabii desteklemek zorunda da değilsin, onun o kötülükle yaşamasına tarafsız da kalabilirsin, bu da senin tercihin. Ama şunu tekrarlamak gerekir ki; onu, o istemediği müddetçe; içinde olduğu o kötülük halinden kurtarmaya hakkın yok. 
Böyle bir hakkın olduğunu düşünüyorsan, bu düşüncen yüzünden sana şunu söyleyebilirim ki; sen de kötüsün. Hatta kötü olarak gördüğün kişiden daha da kötüsün.
Çünkü kötülüğün salt olarak; bir başkasını, istemediği halde; bulunduğu durumdan, başka bir hale geçirmektir.

Zaten birini istemiyor olmasına rağmen, var olduğu halden, sırf sizin ona yakıştırdığınız hale geçirerek kurtarmaya çalışmayı, kurtaranın; allahlık iddiasında bulunmasıyla eşdeğer görüyorum. Oysa biz insanız, allah değiliz. Ki allah bile, yaşamı bizim tercihlerimize bırakmıştır ve öyle yaşıyoruz. Bunun hep farkında olarak yaşamalıyız ve haddimizi aşmamalıyız..

Kötü görünmenin, kötü olmanın ve kötü yaşamanın ve kendine kötülük yapmanın bir tercih olması, tuhaf olsada saygı duyulmayı da hak ediyor. Ama kötülüğü istemiyor olmasına rağmen, bir başkasına yapılmasının normalleştiği-normal görüldüğü-normal kabul edildiği yerde, saygı biter.

Yani kendinize istediğiniz kadar kötülük yapabilirsiniz ve bu normaldir. Bunun desteklenmesi de normaldir. Ama başkasına kötülük yapmaya hakkı olduğunu düşünerek eyleme geçme aşaması, kötülüğün normallikten çıkması demektir. Burada kötülüğün her türlüsüne karşı DURulmalıdır.

Tüm bu cümlelerden sonra konuya dönecek olursam; Dipte beni rahatsız eden şey, sanırım kötülük etmenin bir hak sayılması ve bunun aksine; kötülüğe karşı durulmasının yanlış olduğunun savunulması idi.

Yani siz bir başkasına kötülük yapmayı kendinizde bir hak olarak görüyorsunuz ve kötülük yapmaya başlıyorsunuz. Ama yapmakta olduğunuz kötülüğe karşı koyulmasını istemiyor ve bunu kötülük olarak görüp, yaygarayı koparıyorsunuz.
Kendi yapmakta olduğunuz kötülüğün farkında olmamanız ve size karşı konulunca bunun kötü olduğu yaygarasını koparmanız bambaşka bir deli ruh haline geçiş yapılmış olduğunun en büyük göstergesi. 
Bu, deliliğin henüz tanımlanamamış alanları olduğunun da göstergesi. Ya da benim bilmediğim, öğrenmediğim bir alanı..

Öte yandan kendini kaybetmiş bir kişilikle, diptekilerin arasında yerini aldığında, sen bile farkında olmadan sana yeni bir kişilik inşaa edilmeye başlanıyor.
İnşa edilmekte olan yeni kişilikle ortaya çıkıp görünmeye başladığında, sana gösterilen ilgi de bir öncekinden fazla oluyor. Bu durum ilgi sarhoşluğu yaşamana sebep olurken, kendinin gerçek kişiliğini bulmuş olman yanılgısına da düşürüp, senin bu yeni kişiliği daha hızlı kabullenmeni sağlıyor. 
Bu sayede, sen; artık kendin değil, onların istediği kişi oluyorsun ve bunun farkına bile varmıyorsun. Zaten bunun farkına varmadığın için de, dönüşümün daha hızlı oluyor ve sen artık, kurulup ortaya bırakılmış duygusuz bir robottan farksız oluyorsun.

Tüm bunlar gerçekleşirken, sen de zamanla; sana biçtikleri değeri, diktikleri elbiseyi biraz daha ilgi karşısında, kendine daha çok yakıştırıyorsun ve öyle yaşamayı normal kabul ediyorsun. 
Bilinçli kabulun bir zararı yok, bunu sen istiyorsan öyle yaşarsın ve öyle yaşadığın için desteklenmelisin de. Ama bilinçsiz kabullerin ve kabul etmek zorunda bırakıldığın bir hayatın zararını, bir kaç yıl sonra intihar etmek istediğinde ölümden son anda kurtarılmışsan anlıyorsun. Yoksa bok yoluna gitmiş oluyorsun.

Burda yaşadığın yanılgıların en büyüğü sanırım "herkesin olduğu gibi" ve "sana olduğun gibi" yaklaşıyor olduklarını sanman. Kendine karşı birazcık da olsa dürüstsen, kimsenin sana olduğu gibi yaklaşmadığını anlamakta geç kalmazsın. Ama kendine karşı dürüst değilsen işte o zaman yandın. Çünkü burada krallar çıplak değil, burda herkes giyinik ama çıplakmış gibi davranarak seni soyunmaya ikna ediyorlar. Sakın onlara inanma..

7 yorum:

Adsız dedi ki...

Ruhumun orospulugunu giyinen bedenim kalk hadi yeni asklar bekler .Boş ver bunları aşk varmi aşk? Sevenleri azmi s.tik ;)

Hayat_Erkeği dedi ki...

kimsin lan piç

Adsız dedi ki...

Nie aliniyorsun :) sana özel değildi yorum . senin bakir olmadığını bilmeyen mi var .

Gönül Karaçalı dedi ki...

Onu bilmem ama aglayan bir palyacoyum. Hayellerim umutlarım bitti.

Gönül Karaçalı dedi ki...

Onu bunu bilmemde gulerken aglamak zor be palyaco bunu bir palyaco soyledi...

Gönül Karaçalı dedi ki...

Onu bilmem ama aglayan bir palyacoyum. Hayellerim umutlarım bitti.

Gönül Karaçalı dedi ki...

Onu bilmem ama aglayan bir palyacoyum. Hayellerim umutlarım bitti.