Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

14 Şubat 2015

Çırak

Yazı şurdan devam ediyor: ŞURDAN

Çocuk madem okul okumuyor o zaman Kur'an öğrensin diye kursa gönderiliyor ve...
Durun onun ağzından yazayım, böyle başkasının ağzından yazmaya çalışırken yazamıyorum. Bana çok yapmacık ve soğuk geliyor, sanki mesafeli gibi geliyor. Her neyse işte çocuğun ağzından:

Kur'an kursuna aslında okulu da bıraktığım için gittim. sonuçta yaptığım bir şey yoktu ve hepten boş kalmıyım diye. Tabii biraz da ailemin ısrarıyla. Çünkü ailem eğitimimi yarım bıraktığım için benim sokaklarda gezip hap satan çocuklardan olmamdan korkuyordu.  Abi zaten bizim mahallede para kazanmak için ya hırsız olman lazım, ya da hapçı falan. Burada başka yapacak bir şey de yok.
Tabii o zamanlar gerçekten sokakda biraz gezinince sıkıldım ve en azından dini'mi öğrenirim diyerek ailemin de teklifini kabul edip Kur'an kursuna yazıldım.

Kurs iyiydi güzeldi. İşte sabah namazında kalkıp toplu halde namaz klıyorduk, sonra biraz kyr'an okuyorduk, sonrasında kahvaltı ve sabah sporu yaptıktan sonra tekrar kur'an, sonra öğle yemeği, öğle namaz ve kur'an okumakla devam edip gidiyordu.
Günler bu şekilde geçerken ordaki çocuklarla kaynaştık. Artık bir kaçıyla yakın arkadaş olmuştuk ve her şeyimizi paylaşıyorduk. bu paylaşımlarımız arttıkça farklı muhabbetler açıldı aramızda. O zaman daha 16 yaşındaydım ve arkadaşlarımı çok sevmeye başlamıştım.

Onlarla beraber ders alıyor, namaz kılıyor ve 2 haftada bir de ailelerimizle görüşüyorduk. İyiydi güzeldi yani her şey. Hala da severim o arkadaşlarımı.
Biliyor musun sigaraya orda başladım. Geceleri abi'ler yatınca bizim o arkadaş grubuyla kalkıp çatoya gidip sigara içerdik. İlk zamanlar neki bu diye sadece öyle içip geçiyordum ama zamanla bağımlı oldum ve artık sigara içmeden duramıyorum.

O sıralarda hafta sonlarından birinde eve gelmiştim ve babam ceplerimi karıştırıp sigara pakedini bulunca çok kızmıştı. Önce beni dövecek gibi olmuştu ama sonra ben ona "madem kötü sen niye içiyorsun, önce kendin bırak. sonra bana gel benimle konuş" diyerek ilk defa babama karşı çıkmıştım.
Babamın yüzünün aldığı şekil hala aklımdadır. Çok fena bozulmuş ve ben ilk defa ona karşı geldiğim için çok şaşırmıştı. Şaşırtmaktan daha farklıydı, şok olmuştu diyebilirim.

Sonra bir şey demedi gitti. 6-7 ay benimle hiç konuşmadı, normalde Kur'an kursuna ziyarete gelirdi bana 3-5 kuruş para verirdi, ama hiç gelmedi de.
Annem gelip gitti o sıralarda hep.
Sonra bir gün ben yine hafta sonu izni için eve gittiğimde, tam konuşacak gibi olmuştu ama konuşmadı ve ertesi güne kadarda çok karşılaşmak istemedi benimle. Ama sonra ben kurs'a dönerken montumun cebindeki şişliği farkedince bi baktım bi paket Camel sigara.
O gün beni o kurs'a bıraktığı için sigarayı çıkarıp elimde tuttuğumda "başka ihtiyacın olursa söyle" dedi ve öyle barışmış olduk. Sonra bir daha problem yaşamdık. Gerçi bazen çok mal mal hareketler yapıp sinirlendiriyor beni ama yine de babamı seviyorum.

Neyse işte kurs'ta kur'an derslerimiz devam ediyordu ve  nerdeyse 2 yıl olmak üzereydi. Biim kursun karşısında büyük bir market vardı. Bu marketin sahipleri 2 kardeşdi veçok iyi iş yapıyorlardı. Müslüman oldukları için de sık sık kurs'a yardımda bulunuyorlardı.
Hatta zekatlarını falan bizim kurs'a veriyorlardıç Bir çok ihtiyacımız onlardan alınıyordu ve biz öğrenciler de arada ufak tefek ihtiyaçlarımız için hep oraya gidip geliyorduk.

Ama bir gün bu kardeşlerden biri biz 3-4 öğrenciyi hocalardan izin alıp alışverişe götürdü ve bizim belki de hiçbir zaman kapısından girip bir ürününü dahi alamayacağımız markaların ürünlerinden kazaklar, botlar, kotlar, montlar aldı. Hepimiz çok sevinmiştik.
Böyle böyle adam bizi ara ara alışverişe çıkarmaya başladı ve bende eve gittiğimde annemler bunları gördüğünde "kursta veriyorlar bunları" diye geçiştiriyordum.

Offf neyse içim şişti, uzatmayacağım. özetle şöyle: adam meğer tacizci çıkmış ve kursda beğendiği öğrencilere bir şey alma bahanesiyle bir kaç sefer bir şeyler aldıktan sonra taciz ediyormuş. Sonra tabii bizim çırağın yaşadığı bu sıkıntılı durum, annesinin sürekli rüyalarına girince, kadın bi gün dayanamamış ve kocasını da alarak kalkıp kursa gitmişler. Kursda Çırağı görüp "ne yapıyon, nasıl gidiyor" diye sorup soruşturduktan sonra, babası oğlunun telefonunu alıp mesajlara bakınca, market sahibinin attığı "akşam bizim eve gelsenize, eğleniriz" temalı mesajları görünce kıyamet kopmuş. Bir de o sırada başka bir ailede çıkıp gelmezmi, üstelik aynı rüyaları görmüşler. Etraf ana baba gününe dönmüş bir anda.
Sonrada işte aileler çocuklarını kursdan almışlar, market sahibi de dayak mayakla kurtulmuş. Taciz edilenler taciz edildikleriyle kalmışlar.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

bu çocuk başına bela olur bilesin..öperim

Adsız dedi ki...

bu cocugu birakma. resmen capraz eslesme yapmissiniz. normallesmeye de katkisi olur.