Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

7 Ocak 2013

Ben aşkı acaba yanlış mı anladım?

Bilmiyorum işte. Bana ne olduğunu, nasıl olduğumu hiç bilmiyorum.
Sahi bana neler olduki? Oysa ben insanları, yani hayatıma girmemek üzere girip, sonra hiçbir şey olmamış gibi siktir olup gidenleri çok güzel  unuturum. Yani çok  kolay unuturum. Hani çok etkilendiğim birini unutmak konusunda bile bazen "ııııh ııh ıhh" diye zorlansam da, en fazla bir kaç defa daha hatırlarım ve bir yerlere onun hakkında bir kaç satır yazdıktan sonra unuturum.
Ama bunda öyle olmuyor, ben bu orospuçocuğunu unutamıyorum. Unutmak için başka bedenlerde gezinmeme rağmen olmuyor. Hatta ben unutmaya çalıştıkça o daha bi aklımda yer ediyor.

"Acaba unutmaya çalıştığım için, yokluğuna alışmaya çalıştığım için mi aklımdan çıkmıyor?" diye de düşünmedim değil ve bu yüzden oluruna bıraktım, ama yine olmadı. Sürekli aklımda bi yerlerde, o gıcıkça gülümseyen surat ifadesiyle durup bana bakıyor ve içim gıdıklanıyor. Böyle bi tuhaf oluyorum. Onu gidip görmemek için kendimi zor tutuyorum.

Niye böyle oluyorki. Yani birinin yokluğuna alışabilmek en kolayıyken ve ben onca sene bunu çok başarılı bir şekilde yapabilmişken şimdi bu ne demek oluyor. Yani benim gibi profesyonel unutucu biri Öküz Herif'i niye unutamıyor, niye yokluğuna alışamıyor ki? Oysa kolay olmalıydı, basit olmalıydı, o da herkes gibi geçmişimde yerini alıp, hayatımın şu an'larında yok olmalıydı. Niye böyle oluyor, niye yok olmuyor, niye sürekli aklımda bi yerde bana bakıyomuşcasına durup gülümsüyor ki?

Sahi aşk denilen şey yoksa bu mu? Yani birini unutamamak, birine takılıp kalmak, hep kavga edip, karşılıklı siktir çekip defolmak ama bi kaç gün sonra tekrar tekrar birbirine dönmek. Sahi bu mu yani..
Eğer aşk denilen şey buysa bile, ben aşkı böyle öğrenmedimki hiç. Ben bir kaç istisna haricinde aşkı hep kavgasız gürültüsüz karşılıklı veya karşılıksız sevme sandım. En olmadı platonik sandım, kendi kendine iç geçirerek uzaktan sevmek sandım. Ben aşkı, bazen sırf ona yakın olmak, bir daha dokunabilmek için defalarca saxo çekmeye razı olmak sandım. Ben aşkı, onun birazcık ilgisi karşılığında soyunup yatağına girebilmek sandım. Birazcık şehvet, birazcık öteki olmazsa olmazım sandım. Ben aşkı acaba yanlış mı anladım?

2 yorum:

Patrick Kızılsakal dedi ki...

Sen acaba yaşlanmaya mı başladın? bu yüzden mi bu bağlanmaların, kopamayışların?

Adsız dedi ki...

Ehe biliyordum ben zati, yav siz birbirinizi mutsuz ediyorsunuz ama ayrı da olmuyor, yani birbirinize aitsiniz, yasal olsa evlenin diycem, evlilik de böyle diil mi ? Aman aşık oluver nolucak ?