Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Eylül 2012

belki de gitmeni değil, sadece değişmeni istiyorumdur.

Sanırım hayat; birinin peşinden köpek gibi nefessiz kalıncaya kadar koşup, onu elde ettikten sonra doya doya sikip vazgeçebileceğin bir maceradan başka bir şey değil.
Hayır. Aslında bu kadar basit olmamalıydı, ama öyle işte. naapcaksın.
Aslında ondan, sırf sadece doya doya siktiğin için vazgeçmiyorsun. Doya doya sikmek için vazgeçiyor olsan, sonuç olarak sikin bundan sonra da kalkmaya devam edecek ve bu sayede sikilmeyi veya sikmeyi hep arzulayacaksın. Bu yüzden vazgeçmenin nedeni bu kadar basit değil.
Ne olabilir dersen, bilmiyorum. Ama kendim için söyleyecek olursam, sanırım yoruldum. Hem de çok.
Bunu dün öküz herif'le yataktayken farkettim. O yine telefonunu almış, tüm gay app'lerini kontrol ediyordu, bende onu izliyordum. Sonra telefonunu alıp şöyle bi bakındım. Piyasadaki bütün gay app'lerini indirmiş ve hepsinde de profilini açmış. Ee profil açık olurda yazmayan olur mu? Yazışmadığı kimse kalmamış. Durup baktım ve telefonu kenara bıraktım. O da "ee ne oldu şimdi? yazışmalarımı okudun da ne oldu?" dedi. Boş boş bakındım suratına. O an anladım, çok yorulmuştum ve bunu ona da dedim "hiçbir şey olmadı. yoruldum artık. çok yoruldum" dedim ve onunla yanyana uzanmış bir haldeyken gözlerimi kapatıp düşünmeye başladım.

Aslında ilk defa değil bu yazışmaları. Hatta hep yazışır ve başkalarıyla tanışır da. Ama işi hiçbir zaman ilettlettiğini söylemez. Yani hep konuşmakla kaldıklarını söyler.  Buna rağmen ben de hep uyardım, hep konuştum, hep "ama eğer başkalarıyla konuşacaksan, başka arayışların olursa biz zaten birbirimize yeteri kadar ısınamayız. en azından arayışlarına son ver bakalım biz nasıl olacağız" deyip durdum. o ise illaki sex için konuştmuyorum deyip durdu, bende "o zaman twitter hesabından insanlarla konuş, orada da çok farklı ve çok değerli insanlar oluyor. sadece gaylerin olduğu bir yerden insanlarla tanışıp sohbet etmenin amacı ne? sadece gaylerle sosyalleşmek istemenin amacı ne?" dedim.

Bu konuyu ta ilk tanıştığımız günden bu yana sürekli konuşuyoruz. Hepte konuyu açan kişi ben oldum. Defalarca konuşmamıza rağmen, konuda değişen tek şey, tek fark; bir önceki konuşmamıza oranla bu konuşma da, ya bir cümle eksik, ya da bir cümle fazla bir şekilde konuşuyor olmamız. Onun dışında değişen hiçbir şey yok. Ama işte o yinede "nuh" diyor "peygamber" demiyor. Bu sefer de öyle oldu..

Sürekli yeni insanlarla yazıştı, sürekli pusuda bekleyen kurt gibi istanbul'a tatile gelen tüm turistlerle yazıştı ve işin kötü tarafı şuki; ingilizcem olmadığı için ne yazıştıklarını bilmiyorum. sadece satırlarca yazışmaları var o kadar. Bende alttan almaya, üstüne gitmemeye karar verdim. Sonuçta birbirimizin kölesi değiliz, kimseye de hapis hayatı yaşatmaya hakkımız yok. Bunun farkında olduğum için, her ne kadar alttan alsamda, bazen fena küfürler kavgalarımız da olmuyor değil. Ama o bunu yine de anlamıyor ve hala arayışlarda, yeni birileriyle tanışmak için can atmakta.
Ona defalarca, sakin bir şekilde sex bağımlısı olabileceğini de söyledim, böyle bir ihtimali düşünmesi gerektiğini de söyledim, ama o dalga geçip "sikişmek istemenin neresi bağımlılık olabilir" deyip geçiştirdi. İşte bunların toplamında ise, ben de çok yoruldum ve yorulduğumu ona da söyledim..

Çünkü onca emek vermene, çırpınmana, onun için gecenin ve gündüzünün hangisi olduğunu şaşıracak kadar kafanı karıştırmana rağmen onun arayışlarının bitmemesi; işte bu çok yorucu. İşte bu insanın amına koyuyor. Durup düşünmek zorunda kalıyorsun, acaba nerde hata yapıyorum, hatam nerde diye. Oysa hata yapmıyorsun ve bu yüzden kendinde bir hata aramakla hata ediyorsun.
Bunun üstüne "hatam yoksa, demekki ben çok çok çirkinim" diye de düşünmeye başlamıyor değilsin. Ama yok bunlar değil sorun olan. Sorun; onun kafasının içindeki delikte ve o deliğe, bitmek bilmeyen illaki bir şeyler sokturma isteğinde. Kafasının içindeki deliği doldurmak için tutup götünü bir gecede 5 posta siksen bile, dolmuyor. Çünkü sorun daha da derinde ve oraya girmek için sikinin büyük ve uzun olması da yetmiyor. Sorun daha da başka. Sorun şehvete teslim olmuş eşcinselliğinde. Sorun eşcinselliği sadece karşısına çıkan her erkekle yatmak sanan zihniyette. Nefret ediyorum bu anlamda eşcinsellikten ve böyle yaşayan eşcinsellerden. Homofobiklerden daha homofobikleşiyorum ve inanın sikimi ağızlarına sokup nefessiz bırakıp ölünceye kadar beklemek istiyorum. Nefret ediyorum bu sığ eşcinsellik anlayışından ve yaşayışından. Özgürlüğü sadece istediği an sikişmek sanan kalitesiz yaşamlardan ve insan kılıklı düşüncesiz hayvanlardan.

Bir kez daha şunu anladımki; birine aşık olup onu taparcasına sevsen bile, o kendisine başka tapanlar aramaya hep devam edecek. Çünkü arzulanılmak bir hastalıktır ve bu hastalığın ilacı ise; koca bir hiç olduğunu kabullenmektir. Bir hiç olduğunu kabullendikten sonra, iyileşmeye başlıyorsun. Çok çok iyi oluyorsun.
Bu bende de böyle. Ama en azından kendimi bir nebzede olsa durdurmayı başardım. Çünkü sorununu sadece sen çözebilirsin, sorununun üstesinden sadece sen gelebilirsin ve sorununun üstesinden gelmek içinde öncelikle kendinin iyi biri olmak istediğine ikna etmelisin. Girdiğin bok çukurlarının ne kadar derin olduğunun bir önemi yok! Önemli olan; senin bir bok çukurunda olduğunu kabullenmen ve çıkmak için vereceğin çabalar, çıkmak için pes etmemendir. Hem laf buraya gelmişken, doğrusunu söylemek gerekirse dünyada yarraktan daha güzel başka hiçbir şey yok. Ve biliyorum; güzel olan şeylerden vazgeçmek zordur.
Ha şunu söyliyim, o çukurdan da hiçbir zaman çıkamayacaksın, ama çırpınmak seni diğerlerinden daha masum yapar, daha samimi ve gerçekçi yapar, daha güçlü ve çevresine de güç veren yapar. O çukurda diğerlerindne tek farkın senin çıkmak için çabalamandan başka hiç bir şey değil. Ama şu bokumuzla doldurduğumuz iğrenç dünyada diğerlerinden farkını göstermek için; ölümüne yorulmuş olsan bile, çırpınmaya devam etmen lazım. Çünkü çırpınmazsan, boka karışıp aynılaşıyorsun. Bense boka bulanıp, aynılaşmaktan yana değilim.

Ya neyse de konu nerden nereye geldi. İşte böyle yani, o hiç durmadan bir arayış içinde ve bu arayışları bitecek gibi de değil. Artık bunu onunla tartışmaktan da yoruldum. Hep aynı cümlelerle noktalanan finaller, hep aynı mimikler, iki kişilikli bir ilişki içinde hep aynı özgürlük naraları.
Senin özgürlük anlayışın götüne giren yarrakların sınırsızlığı ise, ne yapabilirimki? senin aşk anlayışın sadece şehvet ise, bunu değiştirememki? senin sevgi anlayışın 10kişinin yatağa girip birbirini sikmesi ise, ne diyebilirimki? senin romantizm anlayışın sadece romantik filmleri izlemek ve o filmler başladığında mesaj atıp "kanal d'de romantik bi film var onu izle" demek, ama romantizmi beraber yaşamamız değilse ne yapabilirimki? git işte! göt senin götün, yarrak senin yarrağın. onları kime nasıl ve ne zaman sunacağını ben söyleyemem ki.. bana böyle bir hak vermedin. bundan sonra da onlarla ne yapacağınla da ilgilenmeyeceğim.

13 yorum:

özge dedi ki...

sevgili hayat erkeği yazdıklarını içselleştirmemek olanaksız. evet sen de haklısın. sonuna kadar da haklısın. bu artık özgürlük denen şeye girmiyor. ilişkilerde özgürlük 2 tarafın onayı ve bazı limitlerle olur. bu yaşadıkların o olayı aşıyor. onun yaşadığı özgürlük değil artık saygısızlık, düşüncesizlik, bencillik...

yazında şu ana kadar hiç almadığım kadar derin bir üzüntü hissettim. ilk defa sanki satırlarını hüznün rüzgarı yerle yeksan etmiş... çok etkilendim.

bir yudum sevgi içinse bu yaşadıkların olmasın hayat erkeği. yoluna git. kendi korunaklı yuvana geri dön. sana hep ilişkilerin özgürlük alanlarından bahsettim ama bu bahsettiğim şeyin sizin ilişkinizle alakası yok. sizin ilişkinizde taraflar ve konumları bambaşka. acı çeken üzülen bir insan, diğer yanda yedekleme telaşında başka bir insan.

boş ver hayat erkeği değişmeyecek, ya yoluna git ya da bu acıyla hüzünle yaşamaya alış. başka yolu da yok.

geçen yazında rollerin değiştiğini yazmıştın. seninle daha çok ilgilendiğini... şimdi bakıyorum da ne kadar çok kaçmak istemişsin ondan, ne kadar çok ümit etmişsin ve ne yazık ki ne çok sevmişsin...

Chuckmak dedi ki...

Neden bu kadar güzel.......

Zat-ı Hatun ヅ dedi ki...

"Sorun şehvete teslim olmuş eşcinselliğinde. Sorun eşcinselliği sadece karşısına çıkan her erkekle yatmak sanan zihniyette. Nefret ediyorum bu anlamda eşcinsellikten ve böyle yaşayan eşcinsellerden. Homofobiklerden daha homofobikleşiyorum ve inanın sikimi ağızlarına sokup nefessiz bırakıp ölünceye kadar beklemek istiyorum. Nefret ediyorum bu sığ eşcinsellik anlayışından ve yaşayışından. Özgürlüğü sadece istediği an sikişmek sanan kalitesiz yaşamlardan ve insan kılıklı düşüncesiz hayvanlardan."


bu dediğinin kadın versiyonları da mevcut. zamanında biri de bendim ama öküz herifin aksine birine söz vermemiştim stabil bir ilişkim yoktu. tabi sığ eşcinsellik anlayışım olduğunu söyleyebilirim o dönem için.
insanın hayatında amı götü dağıttığı dönemler, cinselliği saltlaştırıp, özgürlüğü seksten öte görmediği dönemler olabiliyor.

tabi bunun olabilmesi bir ilişki içerisindeyken, her şeyin paylaşıp "seni seviyorum" derken başkalarıyla yazışıp sevişmesine bahane değil.

öküz herifi tanımıyorum, ama gördüğüm şu ki bu tür adam ve kadınlar elinde sonunda gidiyorlar, hem de kırarak, parçalayarak gidiyorlar.

yazdıklarına çok mu anlam yüklüyorum bilmiyorum ama her yazında daha bir yorulduğunu, kırıldığını ve parçalandığını görüyorum.

ben de kendimi bastırdım, arzulamanın kocaman bir hiç olduğunu öğrendim. aşkı sevgiyi ön plana koydum, kendimden beklemeyeceğim beni şaşırtan anlamlar yükledim bir insana, aşka. özgürlük kavramım değişti, benim özgürlüğüm onunla olmak oldu. daha fazlasını istemedim. ama gel gör ki özgürlüğü seksten öte görmeyen bedenler sıçıp bırakıyor işte asla tatmin olmayan libidoları ve ruhlarıyla.

yaşadıklarım çıkardığım tek şey şu; bu tür ilişkilerde de bizim gibi salaklar sonuna gider.

Operadaki Kazulet dedi ki...

onunki bir bağımlılık. hem de koyu bir bağımlılık. normal değil bak sana söyleyeyim.

beygirniyazi dedi ki...

bütün yazdıklarını en baştan okursan, sen onu hiç sevmedin bence, senin aradığın adam arayarak bulunmaz ki, önüne çıkar, ama çıkınca da tanımamazlık etme. :)

bence bir de her şeyden çok şikayet ediyorsun HE, erkek cinselliğinin pis tarafları da var, bence sal biraz, ne diyorlar, akışına bırak.

(tam ben bunları yazarken sen onunla barışmış da olabilirsin, içimdeki ses öyle diyor.:)

özge dedi ki...

eşcinsellerin daha rahat partner buldukları ve yatağa girdikleri bir gerçek. peki bunun nedenini hiç düşündün mü? bunun sebeplerinden birinin erkek doğası ile birleşmiş toplumun erkeklik algısı ve ona bahşettiği özgürlük alanları olduğunu düşünüyorum. erkek iktidar erkekleri cinsel yaşamda baskılamaz. ne kadar cinsellik yaşarsa o derece toplumda yücelir, yerini sağlamlaştırır. bu onaylanma duygusu ile de, iktidarı ve gücü bu alanda kendini yeniden inşa ederek sistemin yarattığı erkeklik algısının perçinlenmesine doğrudan destek verir. eşcinsel bireyler de, toplumda tek yönlü yaratılmış bu özgürlük alanından ve bununla birlikte, karşıdaki partnerin de "erkek" olmasından kaynaklı yani bastırılmamış özgür bırakılmış olmasından kaynaklı bu özgürlük alanını karşılıklı sonuna kadar kullanırlar.

ben yukarıda yazdıklarımı cinsellik yaşanmasını olumsuzlamak için asla değil, tek taraflı yaratılmış kadını baskılayan bu toplumsal yaşamda, kadının erkeğe göre tamamen zıt konumunu vurgulamak için yazdım. heteroseksüel erkeklerin bir eşcinsel erkeğe göre hayatları boyunca daha az cinsellik yaşamalarının kökeni biraz da burada saklı ..

cinsellik yaşamak özgürlük müdür ? elbette özgürlüktür ve olması da gerekendir. eşcinsel erkekler onlara sunulmuş bu özgürlükten sonuna kadar da yararlanırlar. eşcinselliği sadece şehvetle özgülemek evet hatalıdır. peki devamlı seks düşünen ve partner arayan bir eşcinsel hata mı yapıyordur? bu konuda yorum yapamam. herkesin doğrusu ve yanlışı kendine. ama şunu bilirim demek ki henüz sevgi ve aşk ihtiyacı baş göstermemiş bu duygularının tatmininden ziyade cinsellik daha ağır basıyor. bu sebeple bir şey diyemem. ama duygularını kanalize ettiği dostları veya arkadaşları olduğunu da tahmin edebilirim.

***

ilişkiler kendi özgürlük alanlarını yaratabilir. çiftler onaylarlarsa bu konuda da mesele yok. her hayat kendini doğrular. ilişkiler de kendini bu onaylarla yeniden inşa edebilir.

***

sevgili hayat erkeği bunlar benim genel anlamda düşüncelerim ama senin ilişkin hakkında görüşlerimi yukarıda yazdım. ortada bir ilişki var senin duyguların ve isteklerin var. ilişkinin sorumlulukları var. bunlara rağmen onun yaptığı ise sadece bencillik. çok partnerli bir ilişki arzuluyor olabilir ama sen buna bu derece karşıyken, bunu yapması, ısrarla yapması doğru değil.

bu ilişkinin dizginleri sende bırakırsan biter bırakmazsan böyle devam eder. karar senin...

Godless turtle dedi ki...

allahım bu nasıl bi yazı yaw.bi kitabın ilk sayfası olsaydı yazdıkların o kitabi bi solukta okurdum.. şunları soylemeden geçemiyeceğim.içinde bulunduğun durumun sorumlusu sensin.okuz herif en başından beri öküzdu zaten.sonradan boyle olmadı.değışen bırı varsa o da sensin.artık onu değıştırebıleceğıne ınanmıyorsun.ayrılık çanları çalıyor dostum.hazırla kendini...

Adsız dedi ki...

çok üzdün bugun beni hayat erkeği...

Herkesin yoluna gitme vakti sanırım. Uzun zamandır bu kadar yorulduğunu ve umutsuz bir hal aldığını görmemiştim...

Yorma daha fazla kendini!

Engin Deniz dedi ki...

aşk tek taraflı ve iflah olmaz bir yanılgıdır.
karşılıklı aşk yoktur,olmaz da..
karşılıklı olan hoşlanmadan öteye varmaz..

Adsız dedi ki...

good post, added you to my RSS reader.

beygirniyazi dedi ki...

Sevilmediğini bilmek

Sevilmediğini bilmek; allahın siktiriboktan konular yüzünden, kafası sürekli karışık şaşkaloz kullarına verdiği en güzel hediyedir. Sevilmediğini bilmek kadar değerli hiç bir şey yoktur. Sevilmediğini bilmek özgürlüktür, kimseye yalakalık yapmak zorunda olmadığını bilmek, hiç kimseye yalan söylemek zorunda olmamak ve sadece kendine dürüst olmaktır. Eğer sende sevilmediğinden eminsen, kendini ve etrafındaki insanları kandırmayı bırak ve siktir et tüm sorumluluklarını. Artık özgürsün. Şimdi tüm kapılar açıkken, cesaretini topla ve istediğin yere siktir ol git.

Adsız dedi ki...

insanlar,kendileri değişmek istemedikleri sürece değişmezler.Ve değişim çok zordur,
Karşısındaki insanların değişmesini bekleyen insanlar ise devamlı hayal kırıklığına uğramaya mahkumdurlar.Çözüm ya kabullenmektir yada gitmektir..
devamlı okurun Hayat..

haLbuse dedi ki...

Lacan der ki; "Arzunun nesnesi yoktur, doyurulamaz, doyurulan sadece gereksinimlerdir."
Bebek anne memesini arzular, Acıkıp, ağlar. Anne meme verir, açlık biter, burada doyurulan açlıktır; arzu değil.
Arzu hep doyurulmadan kalır. Aşkta da doyurulan ihtiyaçlarımızdır, yalnız kalma korkusu,sevgi, şefkat, vb. çıkarlar.
Bunlar karşılansa bile bisüre sonra yine kıpırdanır doyurulmayan arzular. "Arzular şelale"