Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

17 Şubat 2012

bla bla bla..

Artık bir şeyler yoluna girsin istiyorum. Yaşadığım kararsızlıklar, yediğim boklar, sıçtığım anlar artık bitsin istiyorum. Yalnızlık ne kadar zordur bilir misin? Hiç olmadık anda intihar'ı düşündürtür sana. Koca evde tek başına dolaştığın her an, dünyaya tek geldiğini ve tek başına yaşayıp, sonra da tek başına öleceğin korkuları teslim alır zihnini ve sonrasında da bedenini, beş para etmez bi bok çuvalından ibaret görmeye başlarsın.

Evin en sessiz köşesi dile gelir. Salonda yürüyen karıncaların ayak seslerini işitirsin, sivri sinekler vızıldamayı bırakıp seninle konuşmaya başlarlar, ibne hamamböcekleri sık sık sabunlarını düşürdüklerinden olsa gerek banyodan hiç olmadık sesler gelir. Mutfakta tabak çanak ne varsa, gecenin bi yarısı sebepsizce dile gelirler. Onlar dile geldikçe, sen korusa korusa sadece odanın soğukluğundan koruyacak olan, ama buna rağmen senin ona korkudan; bir zırhmış gibi davranmaktan geri kalmadığın yüzdeyüz pamuktan yapılmış olan battaniyeye daha bi sıkı sarınırsın.

Yaşın ilerledikçe daha bi korkarsın ölümden. Bazen osbir çekerken aklına "ya şu an ölürsem ve sikim elimde kaskatı kesilmiş bi halde beni böyle bulurlarsa ne olacak" diye düşünmeden edemezsin..

Zaman, hiç sormadan bir şeyler alıp götürür senden. Hiç farketmezsin. Bi sabah kendini 30'unda bulursun. "Onca sene nerde?" diye hesap soracak kimsende yoktur. Hayatına girip girip çıkanları düşünürsün, kimsesiz kalışının sebebini kendi huysuzluğuna bağlarsın.
Allah diye birini aramaya, bir şeylere inanmaya ihtiyaç duyarsın. Hiç bir şey bulamadığın için kendine sarılırsın..

Var'la, yok arasındaki gidip gelmelerin, tıpkı bir orospunun altına girdiği yakışıklının onu bu hayattan çekip kurtarması hayallerine dalıp gitmesi gibidir. Ne kurtulan olacaktır, ne de kurtacak kimsesi vardır. Zaten yakışıklının gözünde, altındaki orospunun bomboş bir çuval'dan başka bir anlamı olamaz. Orospunun sadece bir kaç dakikalık sultanlığı vardır. Boşaldıktan sonra biten ve bir çöp bidonuymuş gibi dönüp bakılan. İçine girip çıkan her erkek, ona sadece doğmayacak bir kaç piç bırakır.

Belki aynı orospuyu, aynı ailenin tüm bireyleri sikmiştir. Kimbilebilirki? Olabilir yani; sonuçta önemli olan orospunun amcığının ederini karşılayabilmek değil mi? abi dün sikmiştir, kardeşi bugün sikecektir, babası önceki hafta gelmiştir, amcası ayda bir, dayısı her 2 günde bir sikiyordur bu orospuyu. Aynı orospu akraba olduklarını bilmedikleri birbirinden yakışıklı onlarca kişiye umut bağlayıp durur. Bir mal olan orospunun canı yanmaz artık, çünkü sadece amı değil, canı da hissizleşmiştir. Gözyaşları da yoktur onun, duygularını kaybedeli yıllar olmuştur. Tıpkı susmayı öğrettikleri gibi, ağlama'mayı da öğretmişlerdir. Zaten onca ağlamadan sonra temizlenen ve sonra tekrar kirlenen gözler artık ağlayıp ağlamamak arasında gidip gidip gelir. Karasızlıkların en büyüğü de budur. Ağlasam mı, yoksa ağlamasam mı?..

Dışarda kocaman kahkahalar patlatırsın, mutluluğun kıskanılır. Oysa bilmezlerki eve dönüp kapıdan içeri girdiğin an yıkılıp kalmışsındır. Kimse bilmez nelerle savaştığını, hangi gülümselerinin gerçek, hangilerinin sahte olduğunu. Hayat sana sadece iyi rol yapmayı öğretmiştir, başka da verecek bir sikim şeyi yoktur zaten onun.


Her yalnız kaldığında gülümsemelerinin yerini asık suratın alır. Yalnız başına kaldığın her an da için kan ağlar. Ve sen ağlamamak için asla yalnız kalmak istemezsin. Denize düşen yılana sarılır misali herkesi iyi biri olarak görürsün. Belkide asıl kötü benimdir diye düşünürsün. Hem bu kadar farklı fikrin, bu kadar farklı bakış açısının olduğu bir dünya da kimi kötü diye etiketleyebilirsin ki, kim asıl kötü olabilir ki? Sen mi, yoksa seni "aşkım" diye sikip, boşaldıktan sonra prezervatifiyle beraber sokağa atan mı orospuçocuğu mu?

7 yorum:

One Girl Two Boy dedi ki...

arık toparlanmanın ve hayata katılmanın vakti gelmedi mi ;) arkadaşlık dostluk özveri ister devamlılık ister umarım bir gün sen de özveri göstericek kadar herşeyini paylaşabilceğin dostlar edinirsin ;)ben şuna inanıyorum şu hayatta ne ekersen onu biçersin o yüzden lütfen ektiklerinin güzel olması için çaba sarf et ;) kocaman kocaman kocaman sarılıyorummmmmm :d

bitter dedi ki...

alkışlar bugün saanaa nacizhane..

nesimi dedi ki...

evet işte bu ve böyle hayat...

wimparella dedi ki...

yalnızlık.. ölüm.. korkuyorum elimde değil bu ikisinden. sonsuz bi hayat ne kadar sıkıcı gelse de sonsuzluğu istiyoruz biraz. çünkü zaman ne kadar geniş olursa olsun biz ya da birileri sıçıyor mutlaka elimizdekine, geçip gidiyor işte o da böylece. mutlu rolleri oynamaya devam ediyoruz biz de mutsuzluktan boğulurken. acıdan kıvranırken gülümsüyoruz karşımızdakine.

pistisvejanus dedi ki...

benim ruh halimi anlatmıssın aynı daşşanı öpeyim hayat erkeği valla ağladım okurkenn

Tolgay Güleç dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Tolgay Güleç dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.