27.04.2017

Resim kursu veya fotoğraf kursu üzerine düşünce sizlik

Bir iki yıl önce kafamın içindeki yıldızlar, her zamankinden daha sık yer değiştiriyor, sık yer değiştirdikleri için olsa gerekki, çarpışmaları daha da sıklaşmıştı. Bunu kimseye anlatamıyordum ama hissettiğim şey bir dehşetti. Bu dehşeti hayatıma aktarma şeklim ise daha hızlı düşünmek, sürekli bir yerden bi yere gitmek, yeni insanlarla tanışmak, farklı bir heyecan daha deneyimlemek isteğiydi.
Tabii bir de bu süreç içerisindeyken etrafımdaki herkesten kaçıyor, kaçtığım insan sayısı kadar ise yeni insanla tanışıyordum.
Kafamın içindeki olup biten tüm bunları bi an bastırıp da, o anlamsız enerjiyi bir şeylere doğru yönelterek, hayatımı düzene ve normalliğe kavuşturmam gerektiği fikrini edindiğimde, bir resim kursuna yazılmaya karar verdim ve bulduğum ilk resim kursuna yazıldım.

Resim kursu hocam, işte küçük bir atölyesi olan ve aynı zamanda da Fransız Lisesi'nde resim dersi veren bir kadındı. Onun yardımcısı ise sanat sepet işlerine sarmış bir (sanırım)yarı ressam sayılan lezbiyendi.
İyi, güler yüzlü tatlı insanlardı ve doğrusu çok teknik olmaları dışında bir sıkıntı yaşamadım.
Benim dışımda kursa gelen 7 kişi ise normal olarak birbirinden tamamen farklıydılar.

1. kişi: 55 yaşında, Fransa'daki bir sanat okuluna girmeyi kafasına koyan ve bu doğrultuda bir kaç yıldır resim yapan yaşlı bir kadındı. Aynaya bakarak kendini çizme takıntısı vardıki, mimiklerini, yüz çizgilerini bile muhteşem çiziyordu. Bunun dışında çizdiği çiçek böcek resimleri de çok iyiydi. Kullandığı renkler pastel tonlar oluyordu. Sevdiği için çizdiği çok belliydi ve genel olarak da sevdiği şeyleri çizdiğini söylüyordu.

2. kişi: 15 yaşında özel bir lisede okuyan kız çocuğuydu. Anne babası ayrı olduğu için her hafta ebeveynelerinden biriyle geliyordu. Çok küçük yaşlardan itibaren çizmeye meraklı olduğu anlaşılınca ebeveynleri de onu desteklemişlerdi ve bu yüzden resim kursuna da göndermişlerdi. Kız içine kapanık ve konuşmayı sevmeyen biriydi. Kursta beraber zaman geçirdiğimiz süre içerisinde hep suskundu. Sadece tuvalete gideceği zaman konuşuyordu. Bir de anne veya babası geldiğinde "ben çıkabilir miyim" derdi.

3. kişi: 16 yaşında Fransız Lisesi öğrencisi bir kız çocuğuydu. Resim dersinde iyi olduğu için öğretmeni ona kursa gelmesini söylemişti ve bu yüzden geliyordu. Genel olarak apartman resimleri çiziyordu. Onun dışında ise karakalem şehir siluetleri sevdiği şeydi.
Renkli giyinen, memeleri henüz yeni çıkmaya başladığı için de, memelerini gizleme çabası içindeydi. Çünkü sürekli elleri kolları bitişik, üzerinde bir hırka ve bol bi elbise oluyordu. Belkide memelerini gizlemiyordu ama bana verdiği izlenim buydu.
Keşke aileler kız çocuklarına, memelerin herkeste olduğunu ve onlardan utanmaması gerektiğini çok daha erken yaşlardan, sağlıklı bir iletişim şekliyle anlatabilse. Umarım o günleri görürüz.

4. kişi: 20 yaşında bir kadındı. Ne iş yaptığını bilmiyorum ama Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girmek dışında başka bir hedefi yokmuş gibi davranıyordu. Hırslı olması güzeldi ama nedense duygusuz olduğu gibi bir izlenim yaratıyordu. Benim haftada 1 gün kursa gitmemin aksine o ise haftada 2 defa kursa geliyordu. İyi bir çizim yeteneği vardı. Saçları kısa, burnu uzun, yüzü gözü piercing içindeydi. Ona baktığımın her defasında "acaba burnunu sümkürürken piercing'ine sümük takılıyor mu, yoksa sümkürmeden önce piercing'i çıkarıyor mu?" gibi cümleler balon şeklinde beliriyordu. Ayrıca nezleli halini düşünemiyorum.
(Burnu piercing li biriyle bu salya sümük konularını konuşup içimi rahatlatmalıyım.)

5. kişi: 17 yaşında bir kız çocuğuydu. Haftada bir derse geliyordu. Anne ve babası kursa getiriyor, kursun bahçesinde muhabbet ediyorlar, bazen yemek için bir yerlere gidip geliyorlar ve "mutlu çekirdek aile görüntüsü"nü vermekten bir an bile eksik kalmıyorlardı.
Yüzlerine yerleşmiş olan o "dışarı da başkalarına karşı mutlu görünelim, ama evimizin içinde birbirimizle savaşalım" adlı ruh hali, üçü bir arada iken dikkatli bakıldığında hemen belli oluyordu.
Anne baba'nın tek yatırımlarının kızları olduğu da çok belliydi. Tahminim o ki; kızı ve kızlarına bağlı olarak da kendilerini acınılası bir duruma soktuklarından habersizdiler. Ya da aslında göz ardı ediyorlardı.
Zaten, kız aniden bir kaza sonucu ölürse veya yarın öbür gün resim kursunu vesaire siktir edip kocaya kaçarsa, çekirdek aile sıçmış, çekirdekleri çıtlatılarak yenilmiş olacaktı.
Tüm bunlara rağmen anne baba, kızlarına tapıyorlardı. Kız ise sanırım 18 yaşına girmeyi bekliyordu. Tahminim o ki 18 yaşına bastığında, orta parmağını göstererek evi terk edecekti.

6. kişi: 15 yaşında bir kız çocuğuydu. Adı etrafı denizle kaplı anlamına gelen bir isimdi. Annesi, kendisi gibi ermeni olan komşularının oğlu ile erken yaşta evlendirilmiş bir başka Ermeni'ydi. Mali durumları sallantıda olmasına rağmen anne mutfak harcamasından kısıp kızını resim kursuna yazdırmıştı.
Anlaşılan o ki; çocuğun resim yeteneğini iyileştirirken, ailecek yeteri kadar protein ve vitamin alamayacakları için gerizekalı kalabileceklerini hesaba katmamıştı.
Çünkü çocuğun annesi henüz okul okuduğu gençlik yıllarında ressam olmak istemişti. Ama ailesi onun okul okumasına da izin vermeyip çat diye evlendirmişlerdi. Böylece içinde kalan ressam olma hevesini şimdi kızı üzerinde hayata geçiriyordu.
Kızın resim yapma yeteneği muhteşemdi. Hatta kursa gelenler içinde en iyisiydi. Hocalarda zaten sürekli bunu belirtiyorlardı. Ama aynı zamanda kızın zorla kursa getirildiğini de biliyorlar ve kıza üzülüyorlardı.
Kız da her söyleneni çat diye yapıp "benimki bitti, yorgunum çıkabilir miyim" deyip bahçeye çıkıyor, aradan 15-20 dakika geçince ise gitmiş oluyordu.

7. kişi: Haftada 1 gün kursa gelen 16 yaşında bir kız çocuğuydu. Biraz fazla siyah renk ağırlıklı olmak üzere baya iyi çizimler yapıyordu. Dinlediği müzikleri bazen hocadan izin alarak bizim için de açıyor ve hep beraber resim yaparken dinliyorduk. Lana Del Rey hastasıydı. Umarım allah kızcağıza şifa vermiştir. Yoksa sürekli Lana Del Rey dinlemek geleceğini karartır. Sürekli aydınlık için 1 dakikalık Lana Del Rey karartısı. Amin.
Çantasında falan da sürekli kalem ve defterleri vardı. Okulda, otobüste, metroda her yerde çizdiğini söylüyordu. Bayaa güzel çizimleri vardı. Rekli çizimleri daha güzeldi. Ama o siyah'a takıntılıydı. Tabii o da bunun farkındaydı.

8. kişi BEN: İşte sıradan 1 adet ben. Kafam karışık olduğu için kursa gelmiştim ve belki de içimdeki enerjiyi bir sanat şeysine yönlendirirsem hayatım daha sakin ve düzenli olur diye düşünüyordum. Belki de içimdeki saçma sapanlık sonuçta iyi resimler de yapabilirim diye de düşünmüştüm.
Ama tüm bunlara rağmen kafamın içini nereye, nasıl yönlendirmem gerektiği hakkında bir fikrim yoktu. Buna rağmen ise bir şeyler yapmam gerektiği için de kursa yazılmıştım. Ama hocaların sürekli gerçekçi şeyler çizdirmesine sinir oluyordum.
Bunu hocalara da;
-ama hocam, sürahi zaten var ben niye sürahi çizeyim, fotoğrafını çekerim daha iyi.
-ama hocam adamı niye çizeyim, fotoğrafını çekerim daha iyi
-ama hocam neden bahçe çizeyimki, bahçe fotoğrafı çekerim daha iyi
-hocam var olan şeyleri çizmek saçma geliyor. bunların yerine içimden geldiği gibi çizmek istiyorum. siz de bu doğrultuda yönlendirseniz daha iyi olur.
tüm bu cümlelerime rağmen hoca tüm sınıfı "sürahi ve bina nasıl çizilir, insan çizerken nelere dikkat etmek gerek?" gibi tırıvırı şeylerle yönlendiriyordu. Hadi tüm sınıf tamam da, ben zaten klasik çizimler yapmak istemiyorum. İlgi alanım böyle şeyler değil. Resmin temel zart zurtları da sikimde değil. Bana, benim yapmak istediğim şeyler üzerinden eğitim ver gitsin. Ama yok olmadı, bende kursu bıraktım. Eğer kursu bırakmasaydım şu an karşınızda bir picasso falan olabilirdi :D

Neyse işin şakasını geçeyim de; resim de var olan şeylerin çizilmesini gereksiz buluyorum. Resim, daha çok var olmayan üzerine odaklanılması gereken bir alandır diye düşünüyorum. Veya aslında resim; görüneni, kendi istediğin gibi var etme sanatıdır.
Sanat; atını istediğin gibi koşturduğun ve özgür olduğunu, tüm hücrelerinle hissettiğin ilk alandır diye düşünüyorum. Bunun belli bir kuralı olmamalı. Belli bir ifadesi olmamalı. Falan filllllaan.

Bu yüzden hocanın dediklerini yapıp ettikten sonra kendi istediğim gibi şeyler de çizmeye odaklandım ama hoca bu hareketimi sevmedi. Benim de zaten tadım kaçtığı için 2 ay sonra kursu bıraktım. boyaları, fırçaları malzemeleri de ihtiyacı olan birilerine verdikten sonra  RESİM DEFTERİ'ni kapadım.

Şu "zaten her şeyin bir kuralı var" tarzında yaşayan insanlardan nefret ediyorum.
Yarrağım sanattan bahsediyorum, sen neyin tarzından bahsediyorsun. bi yerine soktuğun dildo'nun daha çok zevk vermesi üzerine konuşmuyoruz, birinin kendi algıları ve kendi algılarının sonucunda ürettiği bir şeyden bahsediyoruz. Sen ise bana kalkıp her gün su içtiğim sürahiyi, karşıma diktiğin modeli kendi algınla veya algılamak istediğin şekliyle çizdirmek istiyorsun.
Bana sürahi veya model çizdirme, bunları çizmek için harcadığım zamanı ve zaman harcamayı salakça buluyorum.


25.04.2017

Felsefe ve Sadistik Kişilik Bozukluğu

Bu sohbeti aylar önce bir chat sitesinde, üniversitelerden birinden Felsefe dersi verdiğini ve erkek cinsiyetinde olduğunu söyleyen biriyle yapmıştık. Konuşmanın başını almayı unuttuğum için silinmişti. Ama bitmeye yakın bölümleri alabilmiştim.

Konuşmanın başında "birilerini neden dövdüğü, neden dövmek istediği, dövdüğünde ne hissettiğini ve ne hissettirdiği" gibi şeyler konuşmuştuk. Tabii spontan gelişen konuşmamızdan dolayı, konuşmanın kopyasını almak aklımda değildi ve çok sonra aklıma geldiğinde almıştım.
Konuşmayı şimdi tekrar görünce alıp buraya koymak aklıma geldi ama konuşmanın öncesi aklıma gelmedi. Konuşma şöyle devam etmişti;

......
Hayat Erkeği: neden döverek, tecavüz ediyorsun?
Felsefeci: tatmin garantisi veriyorum diye. yatağa girdikten sonra o karşı çıksa bile devam ediyorum. her şey bittiğinde sonuç ise tatmin oluyor elbette. 
Hayat Erkeği: dövdüğün kişinin canı yanmıyor mu?
Felsefeci: yanıyor. ama ona zarar vermek için dövmüyorum. daha çok onu sevdiğim için. hatta korumak için bile diyebilirim.
Hayat Erkeği: bir şey sorucam; baban seni hiç dövdü mü?
Felsefeci:  evet
Hayat Erkeği: o da seni tokatlarken, seni koruma garantisi veriyordu. bunu sen de o da biliyordu. ve tahminim o ki; sanırım seni dövdüğü zaman ona karşı çıkmıyordun, hatta farkında olarak onun tokatlarına ses çıkarmıyordun, değil mi?
Felsefeci: ben bir felsefeciyim. biraz psikoloji biraz etoloji bilgim var. biyoloji ile ilgileniyorum. durumun farkındayım yani. bu davranışlarım üzerine düşündüm. elbette yanılıyor olabilirim. fakat galiba o da düşük bir ihtimal
Hayat Erkeği: biliyor musun? küçük bir çekirdek, zamanla kocaman bir çınara dönüşüyor. kocaman çınarın, küçücük bir çekirdekten oluştuğunun bilgisi herkeste var, ama görünürde çekirdek artık yok olduğu için, çınarı var eden çekirdek de yok sayılıp, bugünkü çınarın varlığına yalnız odaklanılıyor
Felsefeci: kelebek etkisine kıymet verip önemsenmeyecek kadar küçük meselelerin yaşamımı yönlendirmesine izin mi vermeliyim?
Hayat Erkeği: daha çok şöyle düşünüyorum; çekirdekten uzaklaşmışsın ve kendini bir çınar olarak görüyorsun. çınar oldun evet ama çekirdeği unutuyorsun. hatta çekirdeği artık tamamen yok sayıyorsun.
Felsefeci: yok saysaydım üremezdim. ayrıca bu iddialı argümanları desteklemek için felsefi ve/veya bilimsel dayanakları sunmalısın
Hayat Erkeği: peki başka bir şey sorayım; eşini dövdün mü hiç
Felsefeci: dövmedim
Hayat Erkeği: (bu arada; yukardaki çekirdek kısmı: babandan yediğin dayaktı. o çekirdek büyüdü ve bugün tecavüz çınarına dönüştü.)
Felsefeci: kanıt? ama yine de yanlışlanabilir değil
Hayat Erkeği: eşimi dövmedim dedin. annenle olan ilişkin ve hatta annenin seni hiç dövmemesinden  de yola çıkarak şunu söylemeliyim ki; eşini, kadın olduğu için mi dövmedin. aslında bi anlamda eşini annen olarak görüyorsun.
Felsefeci:  bilimsel değil. felsefi olması için mantığın temel ilkeleri ile uyumlu olması gerekir. o da başarısız.
eşimi ise bilmiyorum niçin dövdüğümü veya dövmediğimi
Hayat Erkeği: peki eşini hiç dövmek istedin mi?
Felsefeci:  istemedim. eşimi dövmememin sebebi nedir: bilmiyorum
Hayat Erkeği: çünkü o bir kadın
Felsefeci:  eşimin dışındaki kadınları dövmemin sebebi nedir: bilmiyorum
Hayat Erkeği: annen seni hiç dövmemişti
Felsefeci: sen biliyorsan kanıtlamalısın
Hayat Erkeği: baban seni dövmüştü ve sen bugün erkekleri döverek sikiyorsun
Felfeseci: yine yanlışlanabilir değil. yalnızca erkekleri değil kızları ve kadınları, oğlanları ve erkekleri. hepsini dövüyorum. hiçbirinde hasar kalmıyor. fiziki hasarlarda söz ediyorum
Hayat Erkeği: baban seni dövdüğünde hasar kalıyor muydu
Felsefeci:  psikolojik hasarlarla sen ilgileniyorsun galiba. bak bir olgunun müsebbibi o olgudan önce olmuş tüm olguların toplamıdır. bazıları daha çok etkindir, bazıları daha az etkindir
Hayat Erkeği: baban hasar bırakmıyordu. çünkü döverken sadece seni uslu bir çocuğa döndürmek ve geleceğini korumak istiyordu. baban aslında seni akıllandırıyordu değil mi?
Felsefeci:  fakat indirgemeci tutum sağlıksız sonuçlara ulaşmanı sağlar
Hayat Erkeği: ilk dayağını kime attın
Felsefeci:  babam bana ne ettiyse ben diğer insanlara onu etmiyorum. öyle olsaydı bile doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisini tesis etmek sıhhatli olmazdı
Hayat Erkeği: biliyorum, etmediğini. ama baban bir çekirdek ekti. ve sen onu büyüttün çınar yaptın.
Felsefeci:  katılmıyorum
Hayat Erkeği: babanın çekirdeği; seni 14 yaşına kadar tokatlamasıydı.
Felsefeci:  ilk dayağımı babam beni dövmeden önce bir arkadaşıma atmıştım
Hayat Erkeği: senin çınarın ise; artık tecavüz ederken sikmendir
Felsefeci:  hehe. öyle olsun. hatta öyle olduğunu varsayabilirim "hatırın" için. hiçbir sakıncası yok
Hayat Erkeği: insan nedir?
Felsefeci:  bir genusun adıdır biyolojik taksonoomide. homo
Hayat Erkeği: bu tür tanımlamalardan uzak olarak; insan nedir?
Felsefeci:  bilmiyorum sen yaz
Hayat Erkeği: hadi ama
Felsefeci:  ben için homodur
Hayat Erkeği: o zaman şöyle sorayım: insan deyince ilk aklına ne geliyor
Felsefeci: ya hu seni tatmin etmek için uydurayım mı? 
Hayat Erkeği: hayır uydurma, ama ilk çağrışımı merak ettim
Felsefeci: homo geliyor. kendim geliyorum
Hayat Erkeği: ilk iki bunlar
Felsefeci:  homo ve ben
Hayat Erkeği: tamam, insan denince akla ilk sen geliyorsun. peki ikinci kim geliyor veya ne geliyor aklına. kelime olarak. kendin üzerine düşünür müsün? neydin, ne oldun, ne olmak istiyorsun, ne olacaksın....
Felsefeci:  eşim geliyor
Hayat Erkeği: eşinle nasıl tanıştınız
Felsefeci:  bir arkadaşımın evinde
Hayat Erkeği: nasıl oldu, ilk bakışma, ilk tanışma, merhabalaşma
Felsefeci: bunlar beni tatmin etmiyor  :) üzgünüm
Hayat Erkeği: anneni çok seviyorsun. babandan nefret ediyorsun
Felsefeci:  he bravo, doğru
Hayat Erkeği: babana olan nefretini erkekleri tokatlayıp sikerek rahatlıyorsun. bir şey sorucam: baban yaşıyor mu
Felsefeci:  sen varsayarak devam ettir. belki yaşıyor belki yaşamıyor
Hayat Erkeği: büyük ihtimal yaşıyor. onunla hiç konuştun mu? sana olan davranışları, seni aşağılamaları üzerine, sana haksızlık ettiğini söyledin mi ona
Felsefeci:  devam et lütfen
Hayat Erkeği: yoksa aslında büyüdün ve unutmuş gibi yapıp, sağda solda karşılaştığın sevgiye aç erkekleri sikerek babana olan nefretini kusmaya devam mı ediyorsun
Felsefeci:  : )
Hayat Erkeği: gerçekten baban yaşıyor mu?
Felsefeci:  yaşıyor
Hayat Erkeği: neden ölmeden önce onunla konuşmuyorsun
Felsefeci:  konuşmadığımızı yazdım mı? berbatsın. çok başarısızsın
Hayat Erkeği:  çok fazla belkilerde kalıyorsun. belkilerle kendini oyalama
Felsefeci: okay
Hayat Erkeği: babana ne demek isterdin şu an
Felsefeci:  "çak bi beşlik babalık" veya "aaah! vurma lütfen baba"
Hayat Erkeği:  :) onu tokatlamak ister miydin?
Felsefeci:  hem de nasıl
Hayat Erkeği: çak bi beşlik(yanaklara)
Felsefeci:  aynen
Hayat Erkeği: hadi ama
Felsefeci: o çakmış olmaz gerçi o durumda. değiştirelim: "çakayım mı bi beşlik babalık"
Hayat Erkeği: eşin çok dominant mı? seni aşağıladığı oluyor mu?
Felsefeci:  bye
Hayat Erkeği: emin misin
Felsefeci:  sen kendini cezalandırmayı istemediğine emin misin
Hayat Erkeği: beni cezalandırmak ister misin
Felsefeci:  elbette isterim
Hayat Erkeği: ne zaman olabilir
Felsefeci:   yarın öğleden sonra?
Hayat Erkeği: 17:00'den sonra 
Felsefeci: 7den sonra olabilir
Hayat Erkeği: tamam. numaranı ver
Felsefeci: şu anda sana numaramı vermemi sağlayacak kadar çekici değilsin ben için
Hayat Erkeği: :)) nasıl buluşacağız ki
Felsefeci: buluşacağımıza karar verirsem yazacağım numaramı. ama öncesinde beni ikna etmelisin
Hayat Erkeği: off iğrençsin, sanal seks bağımlılığın da mı var? :))
Felsefeci:  sanal seksi talep ettiğimizi de yazmadım
Hayat Erkeği: ne demek istedin?
Felsefeci:  beni nasıl tahrik edebileceğini yazarsam pek keyifli olmaz
Hayat Erkeği: seni gidi sanal seks bağımlısı seni. çocukluğunda çok mu eziklediler seni, hep mi aşağılandın? hiç gerçekten seni seven olmadı mı? hiç mi sevilmedin? hiç mi karşılıksızca öpülmedin hiç mi başını okşamadılar? babanın elinden hiç mi tutmaya cesaret edemedin?
Felsefeci: ?
Hayat Erkeği:  baban ölmeden onunla konuş, nefretini düzgün kelimelerle, onu kırmadan tüm gerçekliğiyle anlat. sana hissettirdiği şeyler yüzünden psikolojinin almış olduğu şekli öğrensin. ikinizde vicdanen rahatlayın. böylece o ölürken, sen de Adem'e dönüşeceksin. iyi bak kendine. maymun.
Felsefeci: bu, işe yaramadı. hatta şansını çok azalttın
Hayat Erkeği: önemli değil. seni tavlamaya çalışmıyorum ve maymun olman umrumda değil. insanları seviyorum ve insan bulmaya çalışıyorum. bu arada konuşmamızı blogda yayınlıycam, okumak ister misin?
Felsefeci:  okumam bana hangi faydaları sağlayabilir
Hayat Erkeği:  kendin üzerine düşünmeni ve insan'ın ne demek olduğunu öğreneceğini umuyorum
Felsefeci: hehe
Hayat Erkeği: konuşmanın baş tarafı yok. yarım kalıyor  :(( yine de bakmak istersen: hayaterkegi.blogspot  adresine bak. orda bi kaç yıldır, deneme tarzı bi şeyler yazıyorum.
Felsefeci: niçin
Hayat Erkeği: niçin mi? maymun'dan adem'e dönmen için.
Felsefeci:  sana yeterince saygı duymadım
Hayat Erkeği: ben kendime saygı duyuyorum. senin bana saygı duyup duymaman umrumda değil. yine de dikkat et kendine. babanla da en kısa sürede konuş.

Yarını düşünerek yaşamak zorunda olduğumuzu biliyorum ama buna rağmen yarını düşünerek yaşadığım her gün daha fazla stress oluyorum.
Çünkü ben karınca veya insan dışındaki herhangi bir canlı değilim. Ben bir insanım ve sadece bugünü sağlıklı bir şekilde yaşamak için var olduğuma inanıyorum.
Bir hayvan gibi yaşamak sikimde değil ve böyle de yaşamayacağım.
Geldiğimiz nokta her ne kadar hayvan gibi yaşamak olduğumuz bir yaşam şekli olsa bile, bunun insanlığa bi hakaret olduğunu düşünüyorum.