21.11.2013

evlenme hakkının verilmesi özgür olduğun anlamına gelmiyor canım

Son yıllarda dünyanın çeşitli yerlerinden eşcinsel evliliklerine izin çıktığı haberleri basında sik sik yer alıyor. (Evet izin veriyorlar, düşünsenize kocaman adamlarız ve bize ne yapmamız gerektiği hakkında izin veriyorlar. neyse zaten başından beri apayrı bi komiklik olan bu duruma girmiycem) Bu haberler eşcinseller arasında bayrammışcasına sevinçle karşılanıyor, homosever heterosexüeller arasında saygıyla alkışlanıyor, homofobik heterosexüeller arasında ise köpek dişlerinin arasından havaya yükselen "amınakoduklarımın çocukları" küfürleri arasında öfkeyle karşılanıyor.

Soru: Peki sizce ben hangi grubun duygu durumunu daha samimi buluyor olabilirim? Cevap: hiçbiri.

Neden mi? Alın size neden:
Bi kere evlilik denen şey devletlerin ayakta kalmasını sağlayan tek kurumdur. Evlilikler olmasa devletler olmaz, evlilikler olmasa sömürülecek insan sayısı yok denecek kadar azalır. Çünkü devletler; insanların birlikteliklerini sadece kendi imzalarına bağlamışken ve biz gerizekalı insanlarda bunu tıpış tıpış kabullenmişken, yani bireysel anlamda köleleştirilmeyi kabul etmişken kimse kalkıp özgürlükten bahsetmesin. Ne yazıkki özgür değiliz ve ne yazıkkı eşcinsel evliliklere izin çıkması, sevinilecek bir durum değildir. Açıkçası ne kadar acınılacak durumda olduğumuzun açık bir göstergesidir.

Evet dünya benim düşündüğüm kadar güzel bir yer değil, ama bu demek değilki ben de güzel yaşamıyorum. Evet insanlar kötülük yapıyorlar ama bu demek değilki ben de kötüyüm. (Ayrıca birinin bana kötülük yapması demek, sonucun devlet tarafından ona layık görülen cezayla verilmesi de kanıma dokunan diğer bir durumdur. Neyse bunu da başka zaman açarım, ama şimdilik başka diyarlara gidiyorum.) Hadi tutun elimden sizi de götürüyorum:

Eşcinsellik günümüz toplumunun zaten tam tersi iken, evlilik haklarının verilmesi başlı başına sorundur ve ne yazıkki biz zavallı eşcinseller bunun farkında değiliz. Çünkü dünya küreselleştikçe insanlar, kendileri gibi bir çok ibnenin daha yer yüzünde dağınık ve birbirinden habersiz yaşadığını farketti. Daha önce kendini aşağılık gören, biz zavallı erkek hastası erkekler veya kadın sevici kadınlar veya bilumum adla ayrıştırılarak, birbirine zıt olduğuna dair ilk nifak tohumlarının serpildiği farklı bedenlere sahip güzel ruhlar,  kendimiz gibi insanların dünyanın her yerinde farklı renklerde ve farklı dinlerde var olduğunu öğrenince; kendimizin de normal olduğumuzu kabullendik ve cinselliğimizin de içinde olduğu yaşam sürme haklarımızın olduğunu düşünmeye başladık. Bu düşünceler gruplaşmayı başaran ibneler tarafından dile getirildi, sokaklarda bağrış çağrışla seslendirildi vesaire falan yaniii

Neyse işte, bizim gibi farklı insanların da var olduğunu görünce; o zaman biz neden aşağılızki tartışmaları sürdü, sonra bu tartışmalar da aşıldı ve ardımızdan yeni gelmekte olan ibneler ve aileleri de olayın aslında korkulacak bir durum olmadığını anlamaya başladılar. Yani oğullarının da, kızlarının gibi başka bir erkek tarafından sikilmesi aileler tarafından normal kabul edilince aslında sorun bitti. Çünkü bu olayın sadece yatak kısmında olup bitiyordu ve aslında kutsallaştırılması gereken şey yataklarımızdı. Yani oraya dokunulmamalıydı ve her isteyen istediği kişiyle olabilirdi.
Bu anlayış toplumun farklı kesimlerinde kabul görmeye başlarken, devletler yine yarrak gibi ortaya çıktılar ve kadın erkek ilişkilerine zaten burunlarını sokmuşken, erkek-erkek, kadın-kadın ilişkilerine de burunlarını sokmaya başladılar.
Durum böyle olunca hemen planlar yapıldı ve evlilik serbestiyetleri yayınlanmaya başladı. Günümüz eşcinselleri "hobareeey" diye halay çeke çeke duruma sevine dursunlar, gelecekte köleleştirilmiş eşcinseller (sado mazo şeyleri aklınıza getirmeyin, toplumsal kölelikten bahsediyorum) olacaklarını düşünemiyorlar.

Evet evlilik kurumuna karşıyım, evet evlilik denilen şey yalan dolan ve bilumum ikiyüzlülükle dolu ve evet insanlar beraberliklerini devletlerin imzaları karşısında kazanmamalılar. Lütfen bu oyuna düşmeyin. Birliktelikleriniz sadece sizi ilgilendirir, bunu imzalamakla kendinizi köleleştiriyorsunuz. Yapmayın etmeyin. Yatakta hangi cinsiyetten kiminle beraber olduğunuz önemli değil, kiminle yatarsanız yatın; ama birinin veya bir kurumun size evlenebilirsiniz deme hakkı yok. O yüzden size evlenebilirsiniz diyenlere götünüzle gülüp geçin. Onları ciddiye almayın.Özgürlüğünüz bireyselliğinizde gizli. Devletlerin sizi korumalarında ve bu koruma karşılığında siz farkında olmadan köleleştirmelerinde değil. Lütfen buna sevinmekten vazgeçin, çünkü sinirleniyorum.

14.11.2013

"sen sevdin diye elma da seni sevecek değil" biliyoruz, ama yine de insanın canı sıkılıyor beee

Barda gördüm onu. Çalan yabancı pop şarkıya rağmen, az sonra arkadaşlarıyla halay çekeceklermiş gibi sıraya dizilip yuvarlak oluşturmuşkardı. Bu hallerine bakınıp kendi kendime gülerken onu izlemeye başladım. elleri cebinde, etrafa "biri beni sevsin" diyormuşcasına etrafa bakınıyordu. Sonra yanındaki arkadaşlarının konuşmalarına daldı ve tabii ben de ona daldım.

Elleri  hep cebindeydi. Sanki çaresizliğini, yalnızlığını kabul etmiş ve kimsesizliğe teslim olmuş gibiydi. Yarım saat boyunca o yüksek müziğe rağmen sohbet ettiler. bende hiç kıpırdaman onu izledim. Üstüne sinmiş mecburi bir sakinlik vardı. Sanki sakin olmaktan başka yapacak hiçbir şeyi yokmuş gibi duruyordu. Arada sırada diğer arkadaşlarının konuşmalarına dahil oluyordu. Ağzını açıp kapamasından en fazla "evet, hayır, aynen öyle" dediği anlaşılıyordu. Bazen de başını sallıyordu. Yani konuşmalara dahil olmuyor da bende burdayım ve sizi dinlemek zorundayım havalarındaydı. Bazen gülüyordu da, ama gülüşleri zorunlu bir mütevazilik ve aptalca bir mecburiyet barındırdığından soğuk bir sırıtış gibi yer alıyordu yüzünde. Sanki orda olmak istemiyordu ama yapacak daha iyi bir şeylerde olmadığı için burdaydı.

Aynı zamanda bu gülümsemeleri karşısındakine ayıp olmasın diye yüzüne yerleşmiş olduğundan dolayı, çok fazla acınılası duruyordu. Durup yalancı mütevaizliğine bakındım, sessizliğine ve aslında burdan siktir olma hallerinin bedenine yansıyan hareketlerine daldım. Biraz daha izledikten sonra "belki de onun dikkatini çekmeliyim" diye düşünürken buldum kendimi. Yanlarına doğru bir kaç adım attım ve sanki ona bakmıyormuşcasına müziğin ritmine göre ellerim cebimde hafif hafif salınmaya çalıştım. Ama tam bu sırada onun diğer yanındaki arkadaşı kulağına bir şey söylerken o diğer tarafa döndü ve onunla sohbete daldılar. Beni görmemişti.

Sonra bir kaç hamle daha yaptım. Ama yine olmadı. Durum böyle olunca vazgeçtim ve onun dikkatini arkadaşlarının yanında çok da çekemeyeceğimi anlayıp, onu mecburi ikametiyle orada öylece bıraktım ve eve geldim. Uyuya kalmak için, bilgisayarı açtım, porno izlerken osbir çekip uyuya kaldım.

Ertesi gün sakin geçti, evden dışarı çıkmadım. Sonraki gün de öyle geçti ve o gün evde sitelerden birinde gezinirken mesaj geldi. Sade bir merhaba ve altında 4-5 kişisel fotoğraf. Bu oydu.
Büyük bir heyecanla cevap verdim. Bir kaç mesajlaşma sonrasında onu birkaç gece önce barda arkadaşlarıyla gördüğümü ve dikkatini çekmek için yaptığım şaklabanlıkları anlattım. Güldü ve "tanışmamız kısmetmiş demek" dedi. Kısmet'e inanmam dedim, peki dedi.

Sohbetimiz aldı başını gitti. İkimizde kaybolduk konuşurken. Sonra bi ara kendimize geldiğimizde buluşmalıyız dedik ve planlar yapıp 2 gün sonra buluştuk. Barda gördüğüm ilk geceden daha durgun bir ifadesi vardı. Hep gülümseyen bir surat ifadesiyle biraz yavşak gibi duruyordu ama yine de kanım öyle bir kaynadı ki anlatamam. Tanıştık ettik ve profiterol yemek için inci pastanesi'ne gittik. Profiterollerimizi yerken ellerimiz buluştu. Sürekli dokunmak istiyordu, sürekli dokunuyordu. Bakıp gülümsüyordu. Biraz yakınlaştık, caddenin kalabalığına rağmen; emanete bırakıyormuşcasına bir kaç gizli öpücük kondurduk duaklarımıza.

Sonra bu hallerimiz devam edip gitti. Kalkıp yürüdük biraz; galata, cihangir falan filan derken saat gece yarısına vardı. Saat geç olduğu için bana gittik, sevişip uyuduk. Sabah ona evin anahtarını bıraktım ve sen takıl keyfine göre, gün içinde konuşuruz dedim ve işe gittim.

Gün nasıl geçti bilemedim. Öylesine akıp geçti gitti. Akşam istiklal'de buluştuk. Salak gündüz evden çıkarken hava sıcak olduğu için montunu almaya üşenmiş ve sonrasında da anahtar onda olmasına rağmen eve gitmeyip sokaklarda üstü başı açık gezinip durmuş. Onu bu üşüyen haliyle görünce içim eridi, kıyamadım ve daha ona doğru giderken montumu çıkarıp yanına giderken üstüne atıp "üşüdün be aptal" dedim. Evet dedi sokuldu bana iyice, montun fermuarlarından tutup kendime çekip  "kıyamam" deyip öptüm. Kalabalık akıp gidiyordu. Bir kaç kişi bu hareketime güldü. sikimde değildi. O ise biraz tedirgindi. Sanırım götlerimizin sikildiğini sadece kendisi bilmek istiyordu.

Sonra sokaklarda gezindik, sağda solda kafelere oturup sıcak çayları soğutarak içtik. Onunla konuşmaktan zevk alıyordum ve sıcak çayların soğuması sikimde değildi. Gözleri belirsiz bir duygu durumuyla doluydu. Ona her baktığımda gülümsedi. Ona resmen içim gidiyordu ve o da bunu sevmişti. Bakmaya doyamıyordum. Sonra eve gittik, sevişirken uyuya kalmışız. Gece bi ara uyanıp bana saxo çektiğini hatırlıyorum, sonrası ise yarım yamalak aklımda. Sabah olduğunda yine kalkıp işe gittim, akşam olduğunda tekrar cadde de buluştuk.
Bu sefer montunu almıştı yanına üşümüyordu. Glümsemesi de yüzüne iyice yerleşmişti.  Artık yapay bir gülümseden bir kaç beden farklıydı.

 Sokaklarda turlarken neden onun için eridiğimi düşündüm, yani sonuçta tek gecelik bile olsa hayatıma daha önce girenler gibi iri yarı da değildi ki ah ohlar arasında eriyim. Üstelik yüzüne oturmuş ifadesiz ingiliz soğukluğu da vardı. Yani gülüyor mu, gülmüyor mu o da anlışılmıyordu. Ama işte hoşlanıyordum. Sonra bazı hareketlerine takıldım. Gayet normal ve olağan karşılıyordu her şeyi. Bu biraz olgunlaşmakla alakalıydı. Belki de bu hallerini sevmiştim. Onu gördüğüm ilk gece geldi aklıma o gece de böyleydi; evet aslında her şeye böyle yaklaşıyordu ve onun doğallığı, ruhuna yerleşmiş olan soğukluğundaydı. Sonra farkettimki aslında hareketleri, mimikleri, ellerini cebine atışı, yüzündeki o belirsizlik her şeyiyle Öküz Herif'in bir kaç beden küçüğüydü. Belki de ona bu yüzden alışmıştım. Belki de aslında Öküz Herif'le ortak noktaları olduğu için gözüme hoş görünüyordu. Bilmiyorum işte.

Sonra tekrar küçük bedenine bakınmaya başladım. Bedeninde beni çeken bir şeyler var mı diye? ama yoktu, hatta yatakta soyunduğumuzda bile rahatsız olacağım kadar çirkin bir bedene sahipti. Benki saxo çekmeye bayılan ben, onun sikinin eğri büğrü olmasından dolayı sikine dokunamıyordum bile, üstelik kalçaları da bir avuç kadar ya vardı ya yoktu. Sonra bunları düşündüğüm için kendimden utandım. "Sonuçta bir insanı fizikselliğiyle değil de, ruhsal güzelliğiyle sevmeliydim" dedim kendi kendime ve evet ruhsal güzelliğini düşününce pes ettim. Güzel bir ruhu vardı. Her şeye mütevazice yaklaşıyordu. Zekiydi de. Zekâ ise en çok hayran olduklarımdandır. "Hem varsın iri bir bedeni olmasın, onun yerine kocaman bir kalbi vardı ve o kalp bana yeter" diye düşündüm ve durup dururken, sokağın ortasında ona dönüp dudaklarından öpüp, tekrar uzaklaştıktan sonra derin bi nefes çektim içime. "Ne oldu be?" dedi, "hiiç öyle içimden geldi" dedim. Güldü, güldüm.

Bir kaç gün bende kaldı, bi sabah "okula gitmem gerek" deyip okula gitti. Sonra bi daha gelmedi. Telefonlarıma da cevap vermedi. Bi kaç gün sessiz sessiz durdum, sonra sevecek başkalarına bakınmaya başladım..

Geçen gün de bir ibne kafesinde karşılaştık, yüzündeki sırıtışla beraber mahcup bir edayla "nasılsın?" dedi, bende içten bir gülümsemeyle beraber "iyiyim sağol" dedim.

13.11.2013

Siktir Olmak

 


Sevilmediğini bilmek; allahın siktiriboktan konular yüzünden, kafası sürekli karışık şaşkaloz kullarına verdiği en güzel hediyedir. İnan bana sevilmediğini bilmek kadar değerli hiçbir şey yoktur. Hatta sevilmediğini bilmek özgürlüktür, kimseye yalakalık yapmak zorunda olmadığını bilmek, hiç kimseye yalan söylemek zorunda olmamak ve sadece kendine dürüst olmaktır. Eğer sende sevilmediğinden eminsen, kendini ve etrafındaki insanları kandırmayı bırak ve siktir et tüm sorumluluklarını. Çünkü artık tamamen özgürsün. İşte şimdi tüm kapılar açıkken, cesaretini topla ve istediğin yere siktir ol git!