29.07.2013

aşk var, ama sana yok amk

Bir zamanlar ölüp bittiğin adamın şimdi gözüne koca bir hiç olarak görünmesi nasıldır bilir misin? Oysa bu adam değilmiydi 1.5 yıl boyunca peşinde aç bi köpek gibi nefes nefese koşturduğum, en güzel rüyalarıma giren ve sabahları uyandığımda yüzümde kocaman aptal bir gülümse oluşturan.

Sırf sevdiğin için, seni sevmi'yor oluşunu bile kabullendiğin ve belki sever diye sırf o istiyor diye büyük bi zevkle uzun süre onu sikmeye devam ettiğin adam bu değil miydi?
Sen onun peşinde koşturduğun süre boyunca, o da gidip kendini başkalarına siktirmesine rağmen göz yumduğun adam bu değil miydi ve göz yummanın tek nedeni de "belki o da beni sever, sonra beraber yaşlanırız, sikişecek mecalimiz kalmayınca bastonlarımızı tokuştururuz" diye düşündüğün adam bu değil miydi?

Belki'lere bel bağlayıp, 1,5 sene boyunca düzelecek diye kendi kendine düşünüp, sonrasında kendine aşıladığın umutların aslında bi boka yaramadığına her şahit olduğunda, alakasız yerlerden sürekli kavga ettiğim, sürekli kıskançlık krizlerine girdiğim adam. Sahi bu o  muydu? Lütfen biri söylesin gerçekten bu o muydu? Oysa hiç benzemiyor. Sanki ben 1.5 yıl boyunca başkasının peşinden koşmuştum ve şu an karşımda duran kişi onun başarısız olmuş basit bir taklidi gibiydi.

Hayır hayır bu o olamazdı. Peşinden koştuğum, gördüğüm an olduğum yerde defalarca ölüp bittiğim, kendimi yerde yere vurduğum, bana ilgi göstermek yerine yanımdaki adamların götünü benim yanımda yalamasına rağmen sırf sevdiğim için görmezlikten gelmeyi seçtiğim adam bu olamazdı. Kesinlikle bu olamaz. Yani bu o olsaydı; değil 1.5 yıl, 1.5 gün bile peşinden koşturmazdım.

Yok canım bu o değildi. sırf bana zaman ayırmadı diye gidip gizli gizli ağladığım adam bu olamazdı, sırf onunla 5 dakika geçiricez diye akşamı zor edip, işten büyük bi sevinçle çıkarken götüme tekme vura vura ona doğru koşturduğum adam bu değildi ve asla da olamazdı.

Kesinlikle bu o değil; çünkü benim sırf eve beraber dönelim diye 3 araba değiştirip, onun geçeceği durağa geldiğim ve durakta bazen saatlerce öylesine aptal aptal beklediğim adam bu değildi. Ben bu adamı sevmiş olamazdım.

Bu adamın bana ettiklerinden dolayı onu eleştiren arkadaşlarıma "kesin sesinizi oruspuçocukları!! ön yargılarınızı da alıp götünüze sokun" demiş olamazdım. Uğruna; bana "bu adamdan sana bi bok olmaz" diyen arkadaşlarımla görüşmeyi kestiğim adam bu olamazdı. Hayır canım kesinlikle bu o değildi.

Peki öyleyse bu karşımda duran ammınoğlu? Kimdi bu piç. 1.5 yıl boyunca peşinden koştuğum anası sikik orospuçocuğu bu değildiyse, kimdi? söyle bana amınakoduğumun evladı söyle!

Bu o olamaz. Çünkü bu o olsaydı, kalbim öyle bir hızlı çarpardıki kalp kerizi geçiriyorum sanırdım, nefesim kesilirdi, elim ayağım götüme girerdi, gözlerim onu daha iyi görmez için fal taşı gibi iyice açılırdı. Kesinlikle bu o değildi. Eğer bu o olsaydı, ayaklarım beni çoktaaaan onun yanına götürmüş olurdu. ağzım kulaklarıma yetişmiş, gözlerim fıldır fıldır dönüyor oılurdu. Kesinlikle bu o değildi.

Bu o değildi diyorum ama aslında oydu. Sadece daha önce ona aşıkken; gözlerim gözlerinden başka hiçbir yerine bakmadığı için hiçbir bedensel kusurunu görmemiştim. ellerim de bir körün yanlışlıkla dokunuyormuşcasına dokunup dokunup geri kaçırdığı eller gibi hareket etmişti onca zaman. Oysa aynı kişiydi. Aynı bedensel kusurları ve aynı boş bakışlarıyla öylece orda durmuş, yanındaki turiste yavşıyordu. Turist ise onu siklemiyor, etraftaki çıtırları kesiyordu. Benim Öküz Herif ise, turistin yanında; sanki ciğercinin önünde açlıktan ölecek olan kedi gibi davranıyordu. 
Onun bu haline acıdım. Üzüldüm. İçim parçalandı.
Hayır sevdiğim için falan değil, belki de değerimi bilmediği için üzüldüm ona. Çünkü onun düzelmesini o kadar çok bekledim ki anlatamam. Ben o düzelecek diye beklerken, o da boş durmadı tabii. Çünkü o da bana sürekli "düzeleceğim" sinyallerini verdi, ama taze et bulduğu ilk anda da beni bırakıp farklı bir yöne gitti. Sonlara doğru düzelmişti, ya da ben düzeldiğini düşünmeye başlamıştım ama artık düzeldiğinde sikimde bile değildi. Çünkü artık ona karşı hiçbir şey hissetmiyordum. Yani benim için basit bi orospuçocuğu olup çıkmıştı bile..

Şimdi dönüp kendime bakıyorum da; ona ayırdığım zamanı başka şeye ayırsam şimdiye çoktan kendi alanımda büyük bi bok olmuştum bile. ama allah belamı vermişki; ben hep onun düzeleceğine inandım, o ise düzelmedi. İşte bu akşam da yine bir turistin birine, onu götürüp sikmesi için şaklabanlıklar yapıyordu ve olurda turisti bu şaklabanlıklarıyla ikna ederse, en fazla 10 dakika sikilecekti. Tabii sonrasında ise herkes yoluna gidecek ve kimse kimsenin umrunda olmayacak ve herkes yine sağa sola "sizin gezegende aşk var mı aşk?" yazacak.

24.07.2013

bu sefer de olmadı. bakalım ne zaman olacak..

Nazar denilen şeye inanıyorum. Ama nazar denilen şeyin benim gibi sıradan birine değmesini anlamlandıramıyorum. Yani sonuçta o kadar da ahım şahım bir şey değilim. Neden bana değiyor ki?

Konuya dönecek olursak; Bu seferki nazar konumuz şöyle:
Geçen tanıştığım çocukla ayrıldık. Bu kadar.

Canım giriş gelişme ve sonuç kısımlarını yazmak istemiyor. Çünkü bu sefer olayın kahramanı 20 yaşında bir uyuşturucu bağımlısı olunca, hakkında yazacak pek bir sik olmuyor. Üstelik kurtulmayı da çok istiyor ve bu yüzden dengesizlikleri had safhada. Kurtulmak için daha hafif uyuşturucu maddelerine başvuruyor. Güya bedeni onlar sayesinde bir müddet daha sakinleşiyor, ama sonrası bildiğin bok oluyor. Tıpkı bizim tanışmamızın ve 2 gün boyunca canım cicim diyerek yiyişip sonrasında kavga ederek onun siktir olması gibi.

Oysa bu sefer tüm kalbimle istedim olmasını. Yani gerçekten istedim olmasını ama olmadı. Zaten benim tek başıma bir şey istemem neyi değiştirir ki? Hiç bi siki. İşte sanırım bu yüzden olmadı.

Aslında olmaması iyi oldu. Hem yaşı da küçüktü. Gerçi yaşını 2inci gece öğrenmiştim ama ne farkederdi ki? kendimden bu kadar küçük biriyle ilk defa deniyordum ve aslında öğrenmişliklerime göre denememeliydim. Çünkü ben yeterince dengesizken, birde hepten çoluk çocukla denemeye kalkışıp hayatımı bok etmemeliydim.

Aslında yaşını keşke ilk gece sorsaydım. Yani en azından yaşı küçük olduğu için ya görüşmezdim ya da iş bu kadar ileriye gitmezdi. Ama işte oldu bi kere.
Ulan işin tuhaf yanı da ne biliyor musun? Bu yeni yetme gençliğin yaşı da hiç belli olmuyor. Amına koyim ben onların yanında kardeşleri gibi duruyorum, onlarda benim yanımda amcam gibi duruyorlar.
Bunu çocuk da farketmişti ve bu yüzden olsa gerek, beni öperken hep "sanki yaşıtmışız gibi hissediyorum" deyip duruyordu. Ben de "evet ya, sende hiç küçük görünmüyorsun, sanki yaşıtmışız gibi duruyorsun. Siz yeni nesil ne yiyorsunuzda böyle serpiliyorsunuz anlamıyorum" demiştim ve o gülmüştü.
Ama doğru ya doğru. Ben onun yanında 93'lü gibi dururken, o benim yanımda 83'lü gibi duruyordu. Ne bu amk.

Neyse işte bu sefer de olmadı ve geçip gitti bile..
Belki bir gün bi yerde karşılaşırız ve sanki hiç tanışmamış gibi oyunlar oynarız birbirimize..

18.07.2013

kafası güzeldi, o da çok güzeldi, gece de çok güzeldi. emin değilim ama; sanırım bende güzelleştim.

bugünlerde tanıştığım herkes bana koca bi yarraktan ibaretmişim gibi davranıyordu ve bu yüzden ölürcesine hoşlandığım adamın telefonlarına da artık cevap vermiyordum. çünkü o da sadece yarrağa ihtiyacı vardı diye beni arıyordu ve ne yazıkki ben de onunla olan ilişkimizi; eğer onu sikmeye devam edersem, o da zamanla bana aşık olur diye devam ettiriyordum. oysa çoktan anlamıştım; birini sikerek kendinizi sevdiremezsiniz.
evet ten uyumu önemliydi, evet yarrak insanın içine girdiğinde insanın içi kıpır kıpır oluyordu ama ya ruhu? ruh uyumu nerde kalmıştı. sadece yarrağa ve sikecek göte ihtiyacın olduğunda birini aramanın, samimiliği güzeldir. ama içtenliği konusunda pek emin değilim.
hem zaten ben; bana kimsenin et muamelesi yapmasını da kaldıramıyorum. çünkü bu hareket, insanı aşşağılamakta en fazla ileri gidilebilen durumlardan biridir.
sahi söylesene; karşındakini sadece koca bi yarraktan veya götten ibaret görmenin nasıl bir açıklaması olabilirdi ki?
işte son günlerde hep böyle oluyordu; tanışıyoruz, gülüyoruz eğleniyoruz ve sonrasında ben karşımdaki insanlar için yalnızca; ihtiyaç anında aranacak  koca siklinin teki olup çıkıyorum.

işte bunları düşünüp kendi kendime triplere girmiş, bu yüzden saat gecenin 01:00'i olmasına rağmen evden çıkmış, galata kulesinin etrafını dönüp duruyordum. 3üncü tavafımda dayanamadım açtım appler'den birini ve en yakınımdakilerden birine "iyi geceler" dedim ve anında yanıt geldi "iyi geceler"

sonra başladı muhabbetimiz. ne yapıyorsun, nerdesin?'ler.
cevap olarak "bol can sıkıntısı var ve bu yüzden sokakta amaçsızca geziniyorum" dedim. güldü.
"sen nerdesin?" diye sorduğumda barda olduğunu söyledi, "sen de gelsene" deyince "olur" dedim ve onun bulunduğu bar'a gittim. zaten profilinde fotoğrafı vardı, bu yüzden onu bar'da görür görmez tanıdım ve yanına gidip elimi uzattım. merhabalaştıktan sonra, acemice sarılmaya kalkıştık. nasıl sarılacağımızı bilmediğimiz için kafalarımız çarpıştı. güldük.

aslında acemilikten değildi, birbirimizden fena hoşlanmıştık ve heyecandan elimiz ayağımız götümüze girmişti. ağzımı görmeliydiniz, sevinçten kulaklarıma kadar açılmıştı. onun ağzı da kulaklarındaydı ve birbirimize bakıp bakıp gülümsüyorduk. tanışmamızın 3üncü dakikasındaki sırıtışlarımızdan birinde, kulaklarımıza varmış olan ağızlarımızı toparlamak için küçük sımsıcak bir öpücük kondurduk dudaklarımıza ve hemen geri çekildik, ama ağızlarımız hala kulaklarımızdaydı ve böyle giderse, gecenin sonunda ağzım sevinçten yırtılabilirdi.

yanıp sönen renkli sikindirik ışıklar, gelip çarpıp geçenler, arkadaşına söyleniyormuş gibi bize söylenip duranlar derken, birbirimize sarıldık. sonra başını hafifçe geri çekip; dudağımın en sağından, yani tam bitiş çizgisinden öptü ve geri çekilip "çok tuhaf ya, hiç böyle hissetmemiştim. ama hap attığım için olabilir" dedi. oysa ilk cümlesi yeterince güzeldi. devamını getirmesine hiiiç gerek yoktu. ama olsun, devamını getirmişti ve benden hoşlandığını saklama gereği duyarak; hap aldığı için böyle davrandığını söylüyordu. güldüm ve "şu an ne aldığın sikimde değil. senden çok hoşlandım ve içim içime sığmıyor" dedim. gülerek "yaaaa ama yapma böylee" dedi ve o cümlesini bitirince bu sefer beraber güldük. gülüşümüz bitince uzun gelen bir kaç saniye öpüştük. sonrasında da sırf öpüşecek birilerini aramadığımızı belirtmek için, sıradan konular hakkında konuşmaya başladık. daha doğrusu konuşmaya çalıştık. ama konuşamadık. sonra dayanamadık susup, birbirimizin gözlerinin içine baktık.

"hadi bana gidelim. sarılıp uyuruz. belki en fazla seni öpmeye kalkışırım" dedim. güldü ve "tabii tabii sarılıp uyuruz" dedi. oysa ciddiydim. ona yatakta sarılmak istiyordum ve uzun zamandır hiç bu kadar sarılarak uyumak istediğim başka kimse olmamıştı.

ben aklımdan bunları geçirmeyi bitirmişken sarıldı bana. bende sımsıkı sarıldım ona. benden taş çatlasa 10cm uzundu ve küçük bir göbeği vardı. ayak parmaklarımın üzerinde yükselip aradaki boy farkını kapatıp başını boynumun altına aldım ve ben onun saçlarını öperken, o da boynumu koklamaya başlamıştı. dayanamadım. ben de onun kokusunu içime çektim. çok güzel ter kokuyordu.

sonra bar'dan çıkıp bana geldik. güzel bir gece geçirmeye başladık ve gece boyunca hiç uyumadık, sadece öpüşüp durduk ve bir de bazen sanki ilk defa karşılaşmışcasına, aniden birbirimize sarılıp sarılıp durduk. dudaklarımızdan “ya ama sen çok tatlısın"lar kanatlanıp havada uçuştu. bir müddet sonra yorgunluktan yere düştüklerinde çoktan öpücüklerimizle ıslanmış oluyorlardı.

bi ara sustum baktım gözlerine. karanlıkta birinin gözlerine bakmak ne zormuş yaw. kapkara kirpiklerinin arasından seçtim küçük küçük parlayan göz bebeklerini. öpmeye kıyamadım bu sefer ve bende yanağını sağ elimin işarek parmağının tersiyle yavaşça okşamaya başladım “ne güzel seviyorsun öyle" dedi. utandım. zaten iltifat edilince hep utanırım ben. bu yüzden sussun diye dudaklarından öptüm.

sonra o an ezan okudu. acaba yarın oruç tutmayacağım için allah beni cezalandıracak mı diye düşünmeye başladım. sevdiğini öpmek bence sevap olmalı, o yüzden oruç tutmamanın günahını, sevdiğini öpmenin sevabıyla karşılaştırdığımızda elde sıfır kalıyordu. bu bahaneyle içim rahatladı ve kendi kendime gülümsedim. gülümsemem küçük bir çocuğun yaramazlık yapıp, yaramazlığını saklamak istediği andaki gibi şımarık bir kıkırdamayla kendini belli edince, ne oldu diye söylendi, hiç dedim. peki dedi. peki dedim. sarıldı bana. o böyle samimi bir şekilde küçük bir içtenlikle kocaman kocaman sarılınca, içim biraz tuhaf oldu. dayanamadım ve saniyesinde bende sarıldım ona.
çıplaktık ve üşüyebileceğimizi söyleyip çarşafı üstümüze çektim. çarşafın altına sığmak için çırpınırken iyice sokulduk birbirimize, bacaklarımızı bacak aralarımıza attık bir kaç dakika süren öpücükten sonra, ayrılıp bir daha bakındık birbirimize. dayanamadık gülümsedik. ama “bu kadar tatlı olmamalıydık" da.
bu son cümleyi o söyledi. bende “olmalıyız" dedim.

sonra güneş doğdu, saat ilerledi ve benim işe gitmem gerekti. kalkıp giyindim ve işe gitmek zorundayım dedim, o ise “ama gitme, ya" dedi. tamam dedim, soyundum ve yine sarılıp öpüşmeye başladık. sonra zaman biraz daha geçti, bende kendime geldim ve işe gitmem lazım diye özür dileye dileye giyinip, koştura koştura onu yatağımda büyük bir bensizlikle bırakmış halde işe geldim. patrona hasta olduğum için işe geç kaldığımı söyledim, geçmiş olsun dedi. hastalığımın ne olduğunu sormadı bende kara sevda olduğunu söylemedim.

gün içinde mesaj attı; üstünü giyinip, yatağı toplamış, kapıyı öylesine çekip çıkmış. her şey yolundaymış. bir tek beni özlemiş.

yani durum şu ki; cidden güzel bir geceydi ve gece boyunca hiç uyumadık. sadece durduk yerde aniden sarılıp sarılıp öpüştük. çünkü o kadar güzeldik ki; birbirimizi sikmeye kıyamadık