Dün metrobüste yanyana ayakta durduğumuz adamın biri durmadan, elimde oynadığım telefonumun ekranına bakıyordu. Bende bunun üzerine mesajlar bölümünü açıp “çok hoşsun lan” diye yazdım.
Sonra baktım bi hareket yok bunda.
Bunun üstüne mesajın devamına şöyle yazdım “bunu okuyorsan bi tepki ver”
Bunu yazmamdan bi kaç saniye sonra adam kapıya doğru yanaştı ve bende onun ardından kapıya yanaştım. O anda zaten bi durağa yaklaşmıştık ve geldiğimiz durakta adam indi ve inerken arkasına hafifçe dönüp bana baktı, bende o anda indim ve o önde ben arkada ilerlemeye başladık.
Tam metrobüsün arka kapısının hizasına geldiğimizde metrobüse bindim ve kapı kapandı. Adam bana camdan bakıp kaşlarını çattıı, bende muck yapıp göz kırptım =)
aasdasdasda güzel bi andı =)))
27.07.2011
25.07.2011
Yoksa insan maddeye hükmettikçe, aslında madde mi insana hükmediyor?
Merhaba sevgililerim.
Siz şu anda bu cümleleri okurken ben boğazımdan kısıp, götüme almadığım donların biriktirdiğim parasıyla aldığım buzdolabı'nı, mutfak kapısından dikizliyor olacağım. O kadar güzelki, hayallerimin buzdolabı diyebiliriz. Böyle bembeyaz ve uppppuzun.
Hayır, hayır, hayır, durun sizi gidi terbiyesizler sizi "upppuzun" denilen her cümlede aklınıza penis getirmeyin.
Bakın kırk yıllık yarrağa sik bile demiyor, bunun yerine penis diyecek kadar da terbiyeli ve entel görünümlü Nihat Doğan SLX olmaya çalışıyorum..
Entellik bölümünü geçip buzdolabına dönecek olursam onun hakkında şunları da söylemeliyim:
O kadar güzelki, adeta aşık oldum. Eğer dantel yapmayı bilseydim üstüne bir şeyler örerdim valla. Ama bilmiyorum. Belki pazardan bir şeyler alırım, adeta gelinimmiş gibi üstüne atıp sexi fotoğraflarını çekerim.
Sabah evden çıkarken gidip veda edercesine bakıp çıkıyorum, akşam eve gelince de ilk işim "merhaba" dercesine gidip kapısını açıp bakınıyorum :)) Sanırım bundan benim yavaş yavaş kafayı yediğim sonucuna varabiliriz.
Ama rengi o kadar güzelki. Hele bide kapısını açınca direkt yanan bi lambası var, ayyyy ayyy ayyy öldürüyo beni.
Lamba deyince aklıma geldi de söyliyim; ben küçükken buzdolabı lambalarının hep açık olduğunu sanıp içimden "tüüü yazık değilmi koca lamba hep açık kalıyor. Sanki meyveler, kartollar (patates), ğıyarlar falan karanlıktan mı korkacak" diye düşünürdüm. Neyseki böyle düşündüğümü hiç kimseye söylemedim ve 15 yaşına kadar da dolabın kapısını kapatınca lambanın kendiliğinden söndüğünü öğrenemedim. Öyle işte, yani benim salaklığım sonradan edinmişlik değil, hepinizinki gibi doğuştan geliyor.
Neyse işte. Buzdolabı aşkımın aynısını, bundan bi kaç ay önce çamaşır makinesi aldığımda da yaşamıştım. En fazla 1 hafta sürüyor bu hallerim. Sonrası işte tıpkı her ilişkide olduğu gibi, üstünden biraz zaman geçince götümmüş gibi davranmaya başlıyorum.
Hele çamaşır makinesinin şimdiki halini görmelisiniz. Kapısı şehla gözlü iri bi adamın ağzı gibi duruyor. Zamanla alışının o kadar kuvvetli olduğunu görünce, az kalsın mahallenin kuru temizleyicisi olacaktım da vazgeçtim. Ama vazgeçtiğim sıralarda bi gün başımı kapısından içine sokup "acaba içine sığıyor muyum" diye düşünmekten de kendimi alamadım. Hani gözüm kesse içine girebilsem, valla duşumu artık çamaşır makinesinde almaya kalkışırım. Zaten benim gibi banyo yapma anlayışı su altında saçını bol bol köpüklemek ve eli ayağı buruş buruş oluncaya kadar suyun altından hiç bi yere ayrılmamak olan biri için, bence çamaşır makinesi girip duş almak için birebir valla.Ohhh kirden mirden eser kalmaz valla.
Yalnız şu da bi gerçekki, çamaşır makinesini bu dolap kadar sevmemiştim. Sanırım bunun nedeni yaz ayları olmasından olabilir. Çünkü eve gelirken aşmak zorunda olduğum yokuş, afedersin götümdeki donu bile ıpıslak ettirecek kadar terletiyor beni. Bende bu yüzden eve geldiğim gibi, çırılçıplak kalıncaya kadar soyunup dolabın kapısını açıp önünde serinlemeye çalışıyorum. Mübarek dolap öyle güzel üfürüyorki, anında "çölde kutup ayısı"nı görmüşüm gibi terim soğuyo.
Eve gelirken böyle yaparak biraz nefes alıyorum iyi de, bunun bide gecesi var. Valla gecenin ilerleyen saatlerinde, evin içinde anamın şeyinden az önce çıkmış gibi çıbıldak gezinen biri olmama rağmen, bi terliyorum bi terliyorum dersin sanki duş almışım. Hele bide osbir çekip uyumaya çalıştığım anlar varki, ne yapsam rahatlayamıyorum. Bu yüzden bazen aklıma dolabın soğukluk ayarını sona verdikten sonra yere ters yatırıp içine giresim gelmiyor değil, ama korkuyorum. Çünkü ben vampir gibi içinde yatmak için kapısını üstüme kapatınca, ya kapı kitlenip açılmazda ben göremediğim onca yarrak, yiyemediğim onca dost arkadaş, ahbap kazığını bırakıp öte aleme göçersem ne olacak? ama işte yine de her gece aynı şeyi düşünmeden edemiyorum.
Gerçi bi tek kapı açılmaz diye değil, elektrik tutar diye de korkuyorum. Yoksa ohooo çoktan buzdolabının içinde yaşamaya başlamıştım. Hem yaz boyunca 3-5 yumurta, bi salça, dünden kalan makarna ve yarım sucuk için çalışmasına gönlüm razı gelmiyor.
Neyse hafız onu bunu siktir et de, dolabı da aldım ya kendimi biraz daha yaşlanmış hissettim. Hatta yaşlanmış değil de, işte ne bileyim bi garip, bi tuhaf, bi malca falan hissettim. Hani yıllardır bi laptop ve bi çantayla ordan oraya taşınıp duruyordum. Ama şimdi sanki tuhaf bir şeyler oldu. Sanki üstüme bi yük binmiş gibi hissediyorum. Sanki dünyaya kazık çakmış gibi hissediyorum kendimi.
Şimdi bu garip ruh hallerini hissedinde, düşünmeden edemiyorum;
Acaba diyorum insan eşyaya sahip oldukça, aslında eşya mı insana sahip oluyor?
Neler oluyor hafız, ne yapıyoruz. Aldığımız eşyaları öte tarafa götürmeyeceksek neden alıyoruz hafız? İhtiyaç deyip kendimizi kandırmayalım hafız, eşyaya sahip olma hissi insanı kudurtuyor. İçimde her şeyi almalıyım, evimde her şey olmalı hissi yeşermeye başladı hafız ve sende bilirsinki yeşillik su olmadan olmuyor. Güneş bi kaç gün sert bi şekilde başından aşşağı vurunca o yeşillik kupkuru oluyor. Yani hafız o yeşeren duygunun, çok ileriki bir zamanda beni öldüreceğini düşünmeye başladım.
Ya sen hafız, şu cümleleri okuyan sen nasıl yaşıyorsun onca eşyayla.
Güzel bi evin olsun istemiyor musun, bi de küçük bir araban, bide küçük bi yazlık, bide bide bide...
Liste uzuyor hafız, eşyalar bize hükmediyor. Eşyalar siksizliklerine rağmen ecdadımızı sikiyorlar farkında değiliz.
Ne yapcaz hafız. Akla hükmeden, akılsız bi madde var karşımda ve kölesi olmak üzere olduğumu hissediyorum hafız. Bunu durdurmalıyım hafız, durmalıyım. Çünkü eğer bi kaza bela olmazsa veya aşık oldum deyip sikiştiğim adamlardan birinden aids kapıp ölmezsem en fazla 30 yıl daha yaşarım. Sonra işte eşyalar anlamsız gelecek, bi avuç toprak gözümü doyuracak. Her tarafımı kocaman ve üstelik kapkaranlık bi yalnızlık kaplayacak hafız...
Hani insan bir şeyi yokken, siktir olup gideceği varsa bi anda siktir olup gidebiliyor. Ama şimdi çamaşır makinesi, buzdolabı falan olunca sanki bana yük oldular gibi hissediyorum. Böyle anlatamayacağım bi ağırlık, bi fren gibi bir şey var ruhumda. Acaba bir şeyler edindikçe insan daha da mı ağırlaşıyor. Eşyanın kölesi olmak böyle mi oluyor? Belki de insanların yıllarca aynı şehirlerde, sevmedikleriyle beraber yaşayabilmesinin nedeni sahip oldukları ağır eşyalardır. Böyle hareket etmeni engelliyor falan. Zaten dolaba baktıkça "tamamdır, ben bu evde ölücem" hissi falan kaplıyor her yanımı. Sanki mutfağa değilde, sırtıma almışım gibi bi ağırlık var üstümde. Bilmiyorum hafız, eşya almak pek bana yaramadı gibi.
Ya sen hafız, işin olmasaydı şimdi istediğin yere siktir olup gitmek istemezmiydin? Araban, evin ve seni tuttuklarını sandığın insanlar olmasa cehennemin dibine gitmezmiydin? Konuş benimle hafız konuş, sakinleştir beni. Çünkü eşyanın kölesi olucam diye korkmaya başladım. Hemde çok.
Siz şu anda bu cümleleri okurken ben boğazımdan kısıp, götüme almadığım donların biriktirdiğim parasıyla aldığım buzdolabı'nı, mutfak kapısından dikizliyor olacağım. O kadar güzelki, hayallerimin buzdolabı diyebiliriz. Böyle bembeyaz ve uppppuzun.
Hayır, hayır, hayır, durun sizi gidi terbiyesizler sizi "upppuzun" denilen her cümlede aklınıza penis getirmeyin.
Bakın kırk yıllık yarrağa sik bile demiyor, bunun yerine penis diyecek kadar da terbiyeli ve entel görünümlü Nihat Doğan SLX olmaya çalışıyorum..
Entellik bölümünü geçip buzdolabına dönecek olursam onun hakkında şunları da söylemeliyim:
O kadar güzelki, adeta aşık oldum. Eğer dantel yapmayı bilseydim üstüne bir şeyler örerdim valla. Ama bilmiyorum. Belki pazardan bir şeyler alırım, adeta gelinimmiş gibi üstüne atıp sexi fotoğraflarını çekerim.
Sabah evden çıkarken gidip veda edercesine bakıp çıkıyorum, akşam eve gelince de ilk işim "merhaba" dercesine gidip kapısını açıp bakınıyorum :)) Sanırım bundan benim yavaş yavaş kafayı yediğim sonucuna varabiliriz.
Ama rengi o kadar güzelki. Hele bide kapısını açınca direkt yanan bi lambası var, ayyyy ayyy ayyy öldürüyo beni.
Lamba deyince aklıma geldi de söyliyim; ben küçükken buzdolabı lambalarının hep açık olduğunu sanıp içimden "tüüü yazık değilmi koca lamba hep açık kalıyor. Sanki meyveler, kartollar (patates), ğıyarlar falan karanlıktan mı korkacak" diye düşünürdüm. Neyseki böyle düşündüğümü hiç kimseye söylemedim ve 15 yaşına kadar da dolabın kapısını kapatınca lambanın kendiliğinden söndüğünü öğrenemedim. Öyle işte, yani benim salaklığım sonradan edinmişlik değil, hepinizinki gibi doğuştan geliyor.
Neyse işte. Buzdolabı aşkımın aynısını, bundan bi kaç ay önce çamaşır makinesi aldığımda da yaşamıştım. En fazla 1 hafta sürüyor bu hallerim. Sonrası işte tıpkı her ilişkide olduğu gibi, üstünden biraz zaman geçince götümmüş gibi davranmaya başlıyorum.
Hele çamaşır makinesinin şimdiki halini görmelisiniz. Kapısı şehla gözlü iri bi adamın ağzı gibi duruyor. Zamanla alışının o kadar kuvvetli olduğunu görünce, az kalsın mahallenin kuru temizleyicisi olacaktım da vazgeçtim. Ama vazgeçtiğim sıralarda bi gün başımı kapısından içine sokup "acaba içine sığıyor muyum" diye düşünmekten de kendimi alamadım. Hani gözüm kesse içine girebilsem, valla duşumu artık çamaşır makinesinde almaya kalkışırım. Zaten benim gibi banyo yapma anlayışı su altında saçını bol bol köpüklemek ve eli ayağı buruş buruş oluncaya kadar suyun altından hiç bi yere ayrılmamak olan biri için, bence çamaşır makinesi girip duş almak için birebir valla.Ohhh kirden mirden eser kalmaz valla.Yalnız şu da bi gerçekki, çamaşır makinesini bu dolap kadar sevmemiştim. Sanırım bunun nedeni yaz ayları olmasından olabilir. Çünkü eve gelirken aşmak zorunda olduğum yokuş, afedersin götümdeki donu bile ıpıslak ettirecek kadar terletiyor beni. Bende bu yüzden eve geldiğim gibi, çırılçıplak kalıncaya kadar soyunup dolabın kapısını açıp önünde serinlemeye çalışıyorum. Mübarek dolap öyle güzel üfürüyorki, anında "çölde kutup ayısı"nı görmüşüm gibi terim soğuyo.
Eve gelirken böyle yaparak biraz nefes alıyorum iyi de, bunun bide gecesi var. Valla gecenin ilerleyen saatlerinde, evin içinde anamın şeyinden az önce çıkmış gibi çıbıldak gezinen biri olmama rağmen, bi terliyorum bi terliyorum dersin sanki duş almışım. Hele bide osbir çekip uyumaya çalıştığım anlar varki, ne yapsam rahatlayamıyorum. Bu yüzden bazen aklıma dolabın soğukluk ayarını sona verdikten sonra yere ters yatırıp içine giresim gelmiyor değil, ama korkuyorum. Çünkü ben vampir gibi içinde yatmak için kapısını üstüme kapatınca, ya kapı kitlenip açılmazda ben göremediğim onca yarrak, yiyemediğim onca dost arkadaş, ahbap kazığını bırakıp öte aleme göçersem ne olacak? ama işte yine de her gece aynı şeyi düşünmeden edemiyorum.
Gerçi bi tek kapı açılmaz diye değil, elektrik tutar diye de korkuyorum. Yoksa ohooo çoktan buzdolabının içinde yaşamaya başlamıştım. Hem yaz boyunca 3-5 yumurta, bi salça, dünden kalan makarna ve yarım sucuk için çalışmasına gönlüm razı gelmiyor.
Neyse hafız onu bunu siktir et de, dolabı da aldım ya kendimi biraz daha yaşlanmış hissettim. Hatta yaşlanmış değil de, işte ne bileyim bi garip, bi tuhaf, bi malca falan hissettim. Hani yıllardır bi laptop ve bi çantayla ordan oraya taşınıp duruyordum. Ama şimdi sanki tuhaf bir şeyler oldu. Sanki üstüme bi yük binmiş gibi hissediyorum. Sanki dünyaya kazık çakmış gibi hissediyorum kendimi.
Şimdi bu garip ruh hallerini hissedinde, düşünmeden edemiyorum;
Acaba diyorum insan eşyaya sahip oldukça, aslında eşya mı insana sahip oluyor?
Neler oluyor hafız, ne yapıyoruz. Aldığımız eşyaları öte tarafa götürmeyeceksek neden alıyoruz hafız? İhtiyaç deyip kendimizi kandırmayalım hafız, eşyaya sahip olma hissi insanı kudurtuyor. İçimde her şeyi almalıyım, evimde her şey olmalı hissi yeşermeye başladı hafız ve sende bilirsinki yeşillik su olmadan olmuyor. Güneş bi kaç gün sert bi şekilde başından aşşağı vurunca o yeşillik kupkuru oluyor. Yani hafız o yeşeren duygunun, çok ileriki bir zamanda beni öldüreceğini düşünmeye başladım.
Ya sen hafız, şu cümleleri okuyan sen nasıl yaşıyorsun onca eşyayla.
Güzel bi evin olsun istemiyor musun, bi de küçük bir araban, bide küçük bi yazlık, bide bide bide...
Liste uzuyor hafız, eşyalar bize hükmediyor. Eşyalar siksizliklerine rağmen ecdadımızı sikiyorlar farkında değiliz.
Ne yapcaz hafız. Akla hükmeden, akılsız bi madde var karşımda ve kölesi olmak üzere olduğumu hissediyorum hafız. Bunu durdurmalıyım hafız, durmalıyım. Çünkü eğer bi kaza bela olmazsa veya aşık oldum deyip sikiştiğim adamlardan birinden aids kapıp ölmezsem en fazla 30 yıl daha yaşarım. Sonra işte eşyalar anlamsız gelecek, bi avuç toprak gözümü doyuracak. Her tarafımı kocaman ve üstelik kapkaranlık bi yalnızlık kaplayacak hafız...
Hani insan bir şeyi yokken, siktir olup gideceği varsa bi anda siktir olup gidebiliyor. Ama şimdi çamaşır makinesi, buzdolabı falan olunca sanki bana yük oldular gibi hissediyorum. Böyle anlatamayacağım bi ağırlık, bi fren gibi bir şey var ruhumda. Acaba bir şeyler edindikçe insan daha da mı ağırlaşıyor. Eşyanın kölesi olmak böyle mi oluyor? Belki de insanların yıllarca aynı şehirlerde, sevmedikleriyle beraber yaşayabilmesinin nedeni sahip oldukları ağır eşyalardır. Böyle hareket etmeni engelliyor falan. Zaten dolaba baktıkça "tamamdır, ben bu evde ölücem" hissi falan kaplıyor her yanımı. Sanki mutfağa değilde, sırtıma almışım gibi bi ağırlık var üstümde. Bilmiyorum hafız, eşya almak pek bana yaramadı gibi.
Ya sen hafız, işin olmasaydı şimdi istediğin yere siktir olup gitmek istemezmiydin? Araban, evin ve seni tuttuklarını sandığın insanlar olmasa cehennemin dibine gitmezmiydin? Konuş benimle hafız konuş, sakinleştir beni. Çünkü eşyanın kölesi olucam diye korkmaya başladım. Hemde çok.
19.07.2011
Biri yüzüme gülünce, o kişinin melek olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum
Biri yüzüme gülünce o kişinin iyi biri olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Hatta o kadar salağım ki, o kişi sikini çıkarıp bana doğru sallayarak gelse dahi, beni sikmeye geldiğini aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Bi dakka lan aslında “geçirmiyorum” kelimesi doğru bi kelime olmadı, daha doğrusu “geçiremiyorum.” Çünkü gerçekten aptal, salak, geri zekalının teki olduğum için, o kişi gelip beni sikinceye kadar olayın hiçbir zaman farkına varamıyorum. Bunun yerine “her halde çişi geliyor, o yüzden sikini eline almış dolanıyor” diye düşünüyorum.
İşte bu aralarda yine öyle oldu. Aslında öyleymiş de ben yeni fark ediyorum. Bende diyorumki ulan neden götümde bi sancı var, neden götüm sürekli kaşınıyor. Ama meğer bu eve taşındığımdan beri, ev sahibim tarafından sikiliyor muşum da haberim yokmuş. Gerçi haberdar olmayışımın nedeni götümün follofoş olması olabilir. Sonuçta her beğendiği tipin yarrağını daha ilk andan itibaren ağzına almaya razı olunca, göte girip çıkan yarrakları da fark edemiyorum. Teyzenin gerçi tipi de kayık ama sanırım güler yüzüne kandım...
İşte bu ev sahibim teyzeninde bi yarağı varmışki maşallah. Gerçi kadının bu yaşlı başlı haline bakıp yaraklı olabileceği hiç aklımdan gelmemişti ama işte aklımızdan geçenler ve geçmeyenler hayatın çok da sikinde değil. Hayatın sikinde olmayınca, yediğimiz yaraklar yanımıza kâr kalıyo. Gerçi teyzeye dikkatli bakınca, genç kızken amında jilet taşıdığı yüzünden belli olmuyo değil, ama ben salak, gerizekalı, beyinözürlü, aptal şapşal bi maymun olunca hiç anlamadım.
Neyse efendime söyliim işte, teyzenin gençliğinde amında jilet taşıyan tiplerden olduğunu anlamam şöyle oldu:
Şimdi bu eve geçen yıl yerleşirken doğalgazı açtırırken, elektirk ve suyu da üzerime alacaktımki ev sahibim “faturalar benim üzerime geliyor, istersen kendi üzerine al, istersen bu şekilde kalsın sen aylık olarak ödersin, hem boşuna açma kapamayla uğraşmayıp, masraf yapmazsın” dedi. Bende onun bu teklifi karşılığında ohooo hemen havalara girdim ve "tamam, valla böyle olursa daha iyi olur" falan dedim ve işte böyle böyle anlaştık. Sonra daha te ilk faturadan itibaren güleryüzünü eksik etmeden “faturan x tl geldi, bide apartman temizlik masrafı 10 lira var toplam 65 tl verirsen tamamdır” dedi ve ben işte aylık, bazen 5 aşşağı, 5 yukarı her ay ne derse onu ödüyordum. Sonra durum böyle böyle olunca geldik geldik bu geçen haftaya.
Geçen hafta yine fatura kesim zamanı olunca baktım apartmanın girişinde faturalar. Hoop aldım faturaları ve toplam ne yapıyorsa ödiyim dedim. Ama bi baktım benim faturalar hepi topu 30 lira ediyor. Hadi buna apartman temizliğinin 10 lirasını da say, etti sana 40 lira. Eee ammına koduğumun teyzesi benden her ay 60-70 lira alıyordu?
Uu beybe bende bi hareketlenme oldu ve hemen sinirle faturaları aldığım gibi kapısına dayandım. Kapıyı çal çal açan olmadı ve bende eve çıkıp soyunup uyudum falan. Sonra işte ertesi gün baktım teyze elinde bi kap yemekle geldi. Neymiş oğlunu özlemişmiş falanda bana yemek getirmişmiş. Sinir falan hepsi dünde kaldığı için güleryüzle karşılayıp sağdan soldan konuştuk ve sonra faturaları verip "teyze bu ay düşük gelmiş her halde" dedim parayı uzattım. Teyze parayı alıp "ık mık" etti, boğazını temizledi ve elimden parayı alıp "herhalde az geldi" deyip gitti.
Ee şimdi düşünüyorumda ammına koduğumun teyzesi gelmiş 70 yaşına hala merdiven çıkıp buraya kadar bana bi kap yemek getiriyor. Demek boşuna getirmiyormuş. Acaba benden her ay fazladan aldığı 25-30 lirayla bana yemek mi yapıyor, yoksa her ay bacağını götüme sokuyorda ben mi hissetmiyorum. Ama yani işte işin iç yüzünü insan öğrenince fena bozuluyor.
Ahh be teyzem, ben sana kiranı zamanında ödeyemedim diye o kadar oflanıp poflanıyorum, o kadar utanıyorum ve hatta 1 gün geciktirince köşe bucak saklanarak eve gelip gidiyorum, ama sen her ay benim adeta götümü siktirerek kazandığım iki kuruşuma gönül rahatlığıyla tenezzül edebiliyorsun.
Ben kiramı 2inci gün hala ödeyemediğimde eve sırf sen uyumuş olduğun bi vakitte gelebileyim diye, sokaklarda başı boş köpekler gibi dolanırken, sen ertesi gün benim iki kuruşumu gözünü dahi kırpmadan cebine atabiliyosun.
Ah be teyzem niye böyle amcıklık yapıyosun, ne diye benim alın terime el uzatıyorsunki?
Bak bu yaşında mum gibi titreyip dururken bile, hayat emaresi olmayan o kupkuru ellerinle her ay hakkın olmayan iki kuruşumu aldığını farkettim ya, inan siktin attın beni farkında değilsin.
Ama sana da kızamıyorumki yine salak olan benim işte. Ne diye senin o kırış kırış olmasına rağmen gülücük eksik olmayan yüzüne kandımki?
Gerçi sorun sende değil bende. Çünkü her gülen yüze kanıyorum.
Ah be teyzem senin gibi kaltaklar yüzünden yaşama sevincimi kaybediyorum. Senin gibi para sevdalısı amı tutuşuk insanlar yüzünden herkesden nefret edesim geliyor.
Ah be teyzem bana niye böyle yaptınki?
Yani sana anne dediğim için mi bana böyle bi kazık attın. Ha söyle teyzem niye siktin ecdadımı, niye siktin attın yaşama sevincimi.
Bak aldığın iki kuruşuma lafım yok, güvenimi boşa çıkarmana üzülüyorum. Oysa ben senin melek olduğunu düşünmüştüm, çünkü melekler gibi gülüyordun. Ama ammına koyıyım teyze senin emi. Beni sadece şaşırttın ya sana hiç bi şey demiyorum. O her ay düzenli bi şekilde elini uzattığın iki kuruşumda helal olsun sana. Çünkü rolünü iyi yapıyosun. Sorun bendeki hala insanların içlerinde bi yerde iyilik olduğunu düşünmeye devam ediyorum. Senin ta ammına koyiyim teyze.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

