13.05.2024

sessizlik

 (bu yazıyı da beğendim. Blogun sahibi uzun zaman önce yazmayı bırakmış ve yazı silinip gitmesin diye aldım. Böyle beğendiğim yazılar olursa belki yine alırım. Çöpe bazen değerli şeyler atılabilir. Çöpte olmaları, değerinden bir şey kaybettirmez. Asıl yazı 25 haziran 2015'de yazılmış. yazı linki: asıl yazı)

Hayatlarımız ne normalize edilebilecek kadar sakin ne de görmezden gelinebilecek kadar küçük.Bugün yaşadığımız her şey bizi biz yapmaktan çok bizi sizsizleştiriyor.Allahım ne kadar deniz sekilik cümleler.Alt tarafı flütçü bir şoparla takılıp uyuşturucu batığına saplanmaktan başka ne gördü? Çok şey gördü bence.Kimsenin göremeyeceği kadar çok şey.Konu deniz seki akalın kurt değil konu ben de değilim sen de değilsin.Bir kere de konunun içinde olmayalım objektif de bakmayalım.Konu geçsin bitsin gitsin üstümüzden.
Yaşamda edindiğim küçük şirin süs köpekliği rolüme bugün son vermek istiyorum.Hayır hayır gayblogger bloguna son kez yazıp veda etmedi.Ölüm hiçlik benim için.Hiç olmasını istemem bu kadar her şeyin de.İntihar edemeyecek kadar canı tatlı ve kollarını öpen biri son bi mektup yazıp gidemez zaten bu hayattan.Belki dev bir tepegözle gökyüzüne ''Amına koduklarım...'' yazıp veda edebilirdim ama henüz bilimin gelişmesini bekliyorum diyelim.


Bugün kendimle yüzleştim.Ne kadar sahte ne kadar kolay bir insan olduğumu küçük bir maratonun ardından öğrendim.Bu zamana kadar beni diğer insanlardan ayrı tutan tek özelliğimin lafını esirgemeyen ve karşısına geçenin alnına şaak diye yapıştıran bir ibne olmaktan geri kalmadığını biliyordum.Ben riyakar tahtların pamuk kraliçesiydim kırmızı başlıklı sindrellası.Anladın işte hepsinden az bişey koymuştum kendime.Sevilmenin verdiği yükü taşıyamayacak kadar kalbi cüce ve bir o kadar da 7 tane değil.

Sevilmek.Ahh sevilmek.Bir kedinin bile sadece küçük bir kafa okşanışı için ti teber yollardan yanına gelip sana ver bi beşlik diye kafa sallaması işte.Sevilmek en yanlış söylediğin cümleleri bile düzeltemeyecek kadar naif ve hassas düşünen birinin yanlışlarını hayatına bile isteye geçirmesi.Ben sevildim.Ama sevildiğim kadar sevmedim

Sevgi mi ağır geldi insanlık mı? Kendime sayıp döktükten sonra huzur dolan içimle gidip alışveriş mi yapıcam? Bunu kimin okumasını istiyorum? Aaa bak kendine bunu bunu demiş evet ben bu insanın canına okudum mu denecek? Canım okundu.Canımı okuyorum gerçekten.İçimden salisenin 7 virgül 5inde geçen her duyguyu karış karış cümlelerde kelimelerde arıyorum.Şarkı dinliyorum bol bol.Anla işte be damızlık inek acı çekiyorum ben.Her gün yaşadığın otobüs yolculuklarındaki ayakta duran kulaklıklı ve mutsuzum.Bitmeyecek belki üzüntülerim yarın da sana üzülücem sonraki gün de?

Ödeşmek istiyorum her konuyla tekme tokat ödeşmek.Sen bana 10 tane vur ben sana 1 tane demek istiyorum şehir barzosu dövmeli kaslı abi gibi.Yazmaktan başka birşey gelmiyor aklıma.Gidip sarsa sarsa ağlayamadıktan sonra kimseye.Yolda durudurup ''bakın hayat çok fena'' diyememek koyuyor en çok.

Aklıma tuhaf şeyler geliyor.Birinin hayallerini elinden almaktan çok korktuğum zamanlar.Bebek fıstık geliyor aklıma.Sen anladın onu.Bilin ki yüreğim ne kadar darlansa da kendimi iğrenç hissettiğim gerçeğini değiştirmek için tekrar inşa etmeyeceğim bişeyleri.Bu şantiye böyle kalsın benden mimar olamadı.

Kime ne kadar özür dilesem diye düşünüyorum.Tek tek özür dilemelik listeler oluşuyorum kafamda.Sabah niye bakkala öyle dedim? Ayıp oldu yarın sabah 1 değil 2 ekmek alınacak.Ağzımdan çıkamayacak o 2 değersiz sözcüğü putlaştırmıyorum kafamda.Sebebi ne olursa olsun telafisi yapılır herşeyin hallederiz be nefes alalım biz.

Nefes alamıyorum içimde çöp kutusu başında 5-6 tane öğrenci kalemtraşıyla kalem açıyor.Bır bır konuşuyorlar.Hepsi de ne kadar pasparlak zekiler önleri açık.Susun artık yerinize diyorum! Kendimi bildim bileli hep orada duran bi tanesi var hele ki hiç ayrılmıyor o kutunun başından.Belki çok tembel belki de hepsinden zeki.Bütün duymak istemediklerimi ondan öğreniyorum.Sen kötü bir öğretmensin diyor bana kalbim.Keşke bilsem de öğretsem bize bişeyleri.Ne olduğunu bilmediğim bir arazide rehberlik yapıyorum bana.Sonunda yeşil vadiye ulaşıyorum ve ayaklarımda serinlik...Hoş hayaller güzel seraplar bunlar.

Düzlüğe çıkamayacak kadar tümsekteyim boynum kıldan ince ve söylenecek her lafa kafa sallıyorum.Ben buyum diye göğsünü gere gere gezmekten acizim.Bittim ve tükendim sanki.

İyi günler düşlemiyorum.Düşengeç oldum belki.Belki hala her şeyi çok seviyorum.Belki beni ben olduğum için sevenleri sevdim.Yolum çok uzun ayaklarım nasırlı ve şişmiş.Yürü ya kulum diyor bana yukardan ince sesli ve utangaç allah.

Çare olamadığım herşeyi sırtıma alıp yürümek,yürümek nemli topraklarda...
Sonunda yeşil vadiye ulaşıyorum ve ayaklarımda serinlik...

VAROLUŞSAL SANCILAR

(bu yazıyı beğendim. Blogun sahibi uzun zaman önce yazmayı bırakmış ve yazı silinip gitmesin diye aldım. Böyle beğendiğim yazılar olursa belki yine alırım. Çöpte bazen değerli şeyler atılabilir. Çöpte olmaları, değerinden bir şey kaybettirmez. asıl yazı 23 nisan 2018'de yazılmış. bu son yazısı olmuş. linki: asıl yazı)

 Bu aralar Twitter'da sürekli karşıma çıkıyor bu tamlama, varoluşsal sancılar.... Evet, ben de çekiyorum bu sancıyı hem de kendimi bildim bileli. Varlığımı, yaşadığımı düşündüğüm bu dünyaya perçinlemeye, kendime bir yer bulmaya çalışıyorum. Boşa bir çaba olduğunu bilerek yapıyorum bazen bunu, bazense kendimi ararken kendimde kaybolmanın verdiği acıyla tatmin oluyorum.

9.05.2024

acıtmayan ölüm

Bu yazıya bi kaç süslü cümleyle giriş yapmayı denedim ama aslında gerçek hislerim olmadığı için sildim ve işte bu cümleyle giriş yapmış bulunmaktayım; Derin anlamlara, ona buna gönderme yaparken benim haklı olduğumu belirten atasözleri veya deyimlere gerek yok. Lafın kısası şu ki; geçen hafta annem öldü.
Geçen ayların birinde bi anda teşhis edilen kolon kanseri ve kanserin diğer organlara da sıçramış olması, yaşının çok ilerideliği (87 yaşındaydı) vs derken ameliyat da edilemiyordu ve ağrı kesici ilaçlar, bol bilmem neli serumlar da kâr etmedi ve geçen hafta kaldırıldığı hastanenin yoğun bakım odasında geçirdiği 3. günün sabahında öldü.

Ölümünü 3numaralı ablamın normal bi şekilde hatta biraz sakin olmaya çalışmasıyla evden çıkmasından 20 dakika sonra 3numaralıyengem'in arayıp;
-hastaneye gelmiyor musun
-yok siz gidin. ben anneme küsüm
-annen öldü
-ıııı
-biz hastaneye geçiyoruz, sende gel.
-tamam ben şeyyy ben gelecem. siz gidin gelicem.
yengemle olan bu konuşmayla öğrendim ölümünü.
Evet ona küstüm ve bunu zaten kimseden saklamadım. çünkü ben bir müslümanım ve annemin kötü biri olmasına karşın hissettiğim şeyi saklayarak, başka şekilde davranmayı doğru bulmadım. bulmuyorum. insan neyse öyle davranmalı ve gerçeği; ayıplanma, dışlanma gibi toplumsal olumsuzlanmalardan dolayı saklama gereği duymamalı. 

"Anneme kızgınlığım, küslüğüm ve onun kötü biri olmasına rağmen eğer olurda bir gün ölecek olursa, acaba bu hissedişlerime rağmen ağlar mıyım? belki ağlarım" diye düşünmüşlüğüm çok olmuştur, ama öldüğünü duyduğum an dahil olmak üzere hiç ağlamadım. Yani bi ara acaba kendimi tutuyor muyum diye de düşündüm ama hayır tutmadım. Baya içimden ağlamak gelmedi. Zerre kadar bile olsa ağlama hissi oluşmadı.
Yani babam için de hep "ağlamam" diye düşünür ve bunu söylerdim ama babamla ilişkim böyle değildi ve zaten o öldüğünde askerdeydim ve 2numaralı abim arayıp babamın öldüğünü söylediğinde normal bi konuşma gerçekleşmiş gibi telefonu kapatmıştık, fakat 1 saat sonra hönkürüvermiştim.
Babama ait bu ağlama anısından dolayı olsa gerek annem içinde böyle bir şey olacak sanmadım değil ama olmadı. Cenaze işlemleri, taziye anı ve sonrasındaki günler boyunca; öyle boş boş etraftaki koşuşturmaları izledim.

ilk gün eski evimizin olduğu camiiye götürüp tüm mahallelice cenaze namazını kıldık, beraber mezarlığa gidip gömdük, fatihalar okundu ve ben bu arada hep "allahım ben annemin bana haksızlık ettiğine, belki bilmiyordur, belki anlamıyordur, belki de söylemem gerekiyordur diye ona defalarca söylememe rağmen uğradığım haksızlığa göz yumduğuna inandığım için ona hakkımı helal etmedim ama gerçekten hakkım olup olmadığını en iyi bilen de şüphesiz sensin. elbette ben hakkım olduğunu düşünüyorum ve bu yüzden helal etmemiş olsamda sonsuz rahmeti olan ve rahmet edecek olan da sensin. rahmet et. çünkü benim de kafam karışık ve ona hakkımı helal etmiyorum" gibi şeyler söyleyip durdum.
annemi gömme işlemi bittiğinde herkes toplandı arabalara bindi, beni çağırdılar ama "siz gidin gelmeyeceğim" dedim ve bi kaç ısrar sonrasında da herkes gitti. bense yandaki mezarın köşesine oturdum ve karşıdaki manzarayı falan izledim, komşu mezarlarda bitmiş otlara baktım, mezar taşlarını okudum. öylece otururken gelip giden bi kaç kişi oldu, selam aldık verdik, biraz daha oturduktan sonra kalkıp mezarlıklar arasında yürüyerek taziyenin kurulduğu camiye geldim. 
az önce sevmediğim birini gömmüştük ve bu yüzden üzgün değildim ama şakalaşan bu insanlar biraz garip değiller miydi?
Yani tamam kimse göbek atmıyordu ama yani yine de bi tuhaflık vardı. 
caminin altındaki taziye yerinde kurulan çay kazanı, bahçeye dizilen onlarca sandalye ve akın akın gelmeye başlayanların içtiği onlarca demli çay ve bu arada okunan fatihalar sonrası devam eden dünya telaşı, iş güç konuşmaları, geçen haftaki siyaset konusu vs
buraya gündelik konuşmalar yapmak ve biraz olsun sakin bi kafayla sosyalleşmek için gelmişti herkes. ölü annem kimsenin sikinde değildi. benimde değildi ama yani ben ona kızgındım, bana haksızlık yapmıştı. ya size ne yaptı o orospu, orospuçocukları?
bilmiyorum. belkide ben abartıyorumdur ve belkide aslında zaten hayat böyledir, böyle olmak zorundadır. yani; ölen ölür, demli çayı içilir, sağdan soldan konuşulur, ruhuna bi fatiha okunur ve kalkıp gidilinir.

camide süren 3 günlük taziye sonrası, geç duyduğunu söyledikleri için evede gelip gidenler oldu. 4. günün akşamı ise 1numaralı abim "evet hayat böyle işte, sıramız gelince bizde gideceğiz. hayat devam ediyor" dedi ve karısı, 4 çocuğunu ve kendisini alıp yaşadığı şehre döndü. yengem giderken ağladı ve hepimize sarıldı. normalde bizim buralarda yengelerle sarılınılmaz ama bana da sarılınca bende sarıldım. bi ara gözüm hafif yaşarır gibi oldu ama bunu samimi bulmadığım için durdum. çünkü; sanki herkes bana baktığı ve benden bi ağlama bekledikleri için dolmuştu gözlerim. 
ve evet, annem uğruna ağlanılması gereken biri değildi. ağlamadım. hakkım haram, yeri cehennet olsun.