5.11.2016

Hayat Erkeği instagram hesabımdan inciler

Biliyorsunuz yazmak için bahane arayan itin tekiyim. Her yerde, her zaman bi bahane bulur öyle yazarım.  Instagram'ı da bu kötü emelime alet ettim. Hesabım şu: @Hayat_Erkegi

İşte oralardaki yazdıklarımı dedim buraya da atayım. Dursunlar bi arada, kardeş kardeş geçinip gitsinler.



Karşındakinin seni hiçbir zaman sevmeyeceğini anlayıp kabullendiğin andaki o isimsiz duygu, yani her gün milyonlarca platonik aşık tarafından yeniden yeniden yeniden yaşanılarak keşfedilen ve platonikler dışında hiç kimsenin yaşamadığı için ne olduğunu bilmediği ve bu yüzden henüz taşaklı veya taşaksız çevreler tarafından adlandırılmamış olan o isimsiz his, tıpkı canlı bir gülün koparılıp tuğla kadar kalın bi kitap arasında kurutulunca güzel bir anıya dönüşeceğine olan inanç gibi saçma, ama gülün sapına kadar gerçek olan o duygu.
İşte şimdi ona teslimim.
Offf! bu bi kaç gün yüzümden ve gözümden eksik olmayacak olan donukluk offf!
Offf hoşlandığın kişi tarafından sevilmeyeceğini defalarca deneyimlemek offf!




Uğruna değişebileceğin kimse yok,
Ve aslında senin uğruna değişecek kimse de yok.
Yani "hayat iki ileri, iki geri" adlı yanılgılardan ibaret
Tabii bol miktarda hayal kırıklığı ve hâlâ akabiliyorsa bir kaç damla gözyaşını da unutmamak gerek.




Hoşlandığın kişiyle buluşmak için yola çıkmak, sanki kutsal bir yolculuğa çıkmış gibi muhteşem hissettiriyor. Tabii hiçbir kutsal yolculuğa çıkmadım ve doğrusu kutsal yolculuk ne hissettirir onu da bilmem. Belki bir gün Hac'ca giderken anlarım Kutsal Yolculuğu'n ne olduğunu. Belki o sırada aklıma bu an'larım gelir, dudağıma küçük bir tebessüm yerleşir, Kâbe'yi de o halimle tavaf ederim. Belki de bir kaç sene sonra aklım başımdan gider, günahsız bir dinsiz olur çıkarım.
Ya ben ne diyordum nereye geldim. İşte, hoşlandığın kişiyle buluşmak için yola çıkmak bende böyle etki ediyor. Aklım başımdan gidip, kalbim daha hızlı çarpıyor.




Uzun zamandır okumayı düşündüğüm kitabı, misafir edildiğim evde tekrar gördükten 13 dakika sonra kitap bu hâle düştü.
Gecenin sonunda Milena sardığı cigarayı içerken, her defasında geri çevirmeme rağmen, bıkmadan defalarca bana ikram etti. "hayır Milena, ben bi bok yiyeceğim zaman kafamın ayık olmasına özellikle dikkat ederim ve lütfen sende bundan sonra öyle yap" diye nutuk çekip cigarayı tekrar reddettim. Milena gözlerimin içine bakıp "çok piçsin" dedi "biraz" dedim.
Üstünü giydi, göbeğini kaşıdı ve yanıma oturup "aslında hiç böyle biri değilim, ama bu ara kendimi bu şekilde rahatlatıyorum" adında ardı arkası kesilmeyen cümleler kurdu. Dayanamadım ve "sus. çünkü sadece canın istiyor ve yapıyorsun. eğer pişmanlık duyuyorsan yapma bi daha. ama yaptığın içinde kimseye hesap verme. çünkü bu sadece senin hayatın ve hesap sadece allah'a ödenir" deyip dudaklarından öptüm. Onun, gözlerini kapatmış halde uzun ve ateşli bir öpücük beklediğini, 5 saniye sonra dudaklarından ayrılıp gözlerimi açtığımda anladım ve yanaklarını avuçlayıp "sıkma canını, hepsi geçecek" dedikten sonra giyinip çıktım.

Oysa hiçbir şey geçmeyecek Milena, o yüzden bu berbat hayata alışıp, kafan ayık yaşayarrak dik durmayı öğrenmen lazım.




Biliyor musunuz; dünyanın neresinde olursanız olun, gece olunca tüm şehir parklarının tenha yerleri hızla gay alanlarına dönüşüyor. Her ay dişinizden tırnağınızdan artırarak para gönderdiğiniz üniversiteli oğlunuz, mesaiye kaldım diyen babanız, işte sandığınız kocalarınız, el bebek gül bebek büyüttüğünüz apartman çocuklarınız, çok hastaydım telefona bakamadım diyen kaslı sevgiliniz, bugün dükkanı erken kapatan Bakkal Hüseyin, komşusuna "taze et bitti kapatıyorum, yarın görüşürüz abi" diyen Kasap Avni, yatsı namazını kıldırdıktan sonra hızla ortadan kaybolan Mahallenin İmamı, köşe başını mesken tutup akşama kadar gelen geçen her am'lıya laf atmayı kendine görev edinen kolları falçatalı bitirim delikanlı, takım elbisesiz sokağa adım atmayan şişko ve bıyıklı öğretmeniniz, sabah sizi evden alıp işe bırakan şöförünüz, şehir dışındaki şirket toplantısına katılan canınız ciğeriniz ve daha nice erkek..... hepsi şu an şehrin kuytu bi köşesinde çatır çatır düşman çatlatıyorlar 👬🚶🏽🏃🏽





Mahalle Delikanlısı, sanat dünyasına anca bir ürün olarak var edilir veya elitin bi bakışı sonrasında aldığı mavi boncukla, aynı elitin yatak odasındaki komodinin üzerinde belli bir süre dildo görevi görebilir.
Onun dışında Mahalle Delikanlısı, elit kesim için bi soytarı ve alt tabakayı aşağılamak için lazım olduğunda sınırsız olarak kullanılabilen tek malzemedir.
İşte tam da burada size bir sır vereyim; Mahalle Delikanlısı'nın nakış işler gibi sikebiliyor olmasının nedeni, kendisinin nasıl görüldüğünün farkında olmasıdır.
Bunun farkında olduğunu kimseye söylemez. İşe koyulması gerektiği söylendiğinde, çişten sararmış beyaz kilodunu indirir nakış işler gibi sikerek öfkesini kusar geçer.
Yani sizi severek sikmiyor, sizi, sizden nefret ederek sikiyor. Zaten sizde sevilmeye alışkın değilsiniz, sevilerek sikilmek nasıldır bilmezsiniz.




Bugün fark ettim de 0,50 kuruşa aldığım gazeteye de, 10-15 TL'ye aldığım gazeteyede aynı muameleyi yapıyorum. Gerçi 0,50 kuruşa gazete almayalı 5-6 yıl oldu galiba. Sonuçta arka sayfa güzeli adında bir olayları var ve millete osbir malzemesi sunmaktan çok da ileri gidemediler. O yüzden almaya hiç gerek yok.
Öte yandan @istanbulartnews gibi ciddi anlamda büyük emek verilerek ortaya konan sanat sepet gazetesi ise çok daha iyi ve gerçekten 1 günlük yemek parasını vermeme rağmen içim gayet rahat.
Üstelik okuduktan haftalar sonra eğer kıyabilirseniz diğer işleriniz için de kullanabiliyorsunuz. Daha ne olsun?
Hem zaten sanat, halk içindir.




"Beni neden siktin?" diye sordum ve bunun üzerine o "Ne bileyim ya sikim istiyor diye siktim, o istemese neden sikeyim ki?" dedi. "Saçmalama 'o istedi' diye bir şey olmaz. Sen istediğin için beni siktin. Çünkü sikinin bi aklı yok! O da tıpkı elin, kolun, parmağın gibi sıradan bi organ. Sen istemedikçe hareket etmez o" dedim ve donmuşcasına kaldı öyle. Bi kaç saniye sonra sikine göndermiş olduğu kanı beynine çektiğinde "öyle diyorsun yani" dedi.
Şırnakta doğmuş büyümüş, ilkokul sonrası okutmamışlar ve alıp tarlaya sürmüşler. Yıllar verimsiz tarlaya serpilen tohumların kargalar tarafından yem niyetine tek tek toplanması gibi acımasızca geçip gitmiş, yaşı 20 olmuş. Askerlik de bitmiş, zaten elde de bir şey kalmamış. O da çalışmak için taşı toprağı altın İstanbul'a gelmiş.
Çok şükür bi çanta atölyesinde iş bulmuş, son 2 yıldır makine başında çalışıyormuş ve 1,5 yıldır da atölyeden tanıştığı bi kız arkadaşı varmış. Aslında onu da seviyormuş ama sikine de laf geçiremiyormuş. Yoksa beni niye siksinmiş ki?




Sokaktaki insanların bir sorunu yok. Geçmişte bi boklar yemiş olsak da biz bir arada yaşayabiliyoruz. Asıl sorun medyada köşe edinmiş insan görünümlü kalpsizlerde. Para için her şeyi yapanlarda ve her fırsatta ateşe odun atanlarda. Onlara dikkat edin, küçük karışıklıklarda nasıl davrandıklarını görün iyi tanıyın, arkadaş görünümüne de sahiptirler.





Geçen gün düşündüm taşındım da, uzun zamandır kendime hiç çiçek almamışım. Zaten bana hiç çiçek alan da olmadı, hep ben kendime aldım. Dönem dönem hayatıma girip çıkanlar oldu, ama onlarda çiçek almadılar. Alacak kadar ince insanlarla tanışmadım, ya da ben çiçek alacakları kadar ince bir adam değilim. Böyle düşününce canım sıkıldı ve dayanamayıp Öküz'e "akşam bana gelirsen, 5-6 tane gül getirsene" dedim "tamam" dedi, akşam da sağ olsun getirdi.

Güllerin saplarınsaki dikenlerin bazılarını temizledim ve artık kullanmadığım sürahiyi su doldurduktan sonra gülleri koyup giriş kapısının sağ tarafındaki ayakkabılığın üstüne koydum. En azından onlar çürüyünceye kadar, eve her gelişimde gül görürüm. Tuvalete girip çıkarken, mutfağa gidip gelirken, ya da salona her gidişimde gül görürüm.
Zaten şunu iyice anladım ki; insan, kendi hayatını kendisi güzelleştiriyor, başka yolu yok.

Arkasındaki metinler ise ev arkadaşımın ezbere bildiği "masumiyet"in tiradı. Tirad "..bu kaltak.." diye başlayıp gidiyor.




Kurtuluşta bir bodrum katı. İçinde "buna da şükür" diye diye günlerini geçiren bir aile. Çocuklar başka babalardan ve babalarda yıllardır ortada yoklar. Bu yüzden anne tek başına büyütmüş onları.
Biri 30 yaşında ve geçen yıl evlendi, bir de tatlı mı tatlı bir kızı oldu. Ama çocuğunun doğumundan 4 ay sonra eşiyle ayrıldılar. Zaten iç güveysi gitmişti, şimdi erkek adam anne evine geri döndü, kırık koltuğa uzandı, akşama kadar televizyon izliyor.
Diğeri liseyi okuyordu. Bu yıl bıraktı ve "okuyup bi bok olacağım yok, siz de boşuna çalışıp duruyorsunuz." diye atar yaptı hepimize.
Arada bazen Kurtuluş'un kirli kahvelerinden birinden bir kaç günlük cep harçlığı çıkarmak için garsonluk yaptığı oluyor, ama onu da pek kesmiyor 3-5 kuruş. Çünkü gözü yükseklerde.
Geçen bana "biraz para bulsana bi yerden, esrar alıp satalım" dedi. Gözlerinin içine baktım, o kızgınlık dolu gözbebeklerine daldım.
Daha bi kaç yıl önce anaokuluna götürürdüm ben onu, akşamları da alıp getirirdim. Bu çocuk ne zaman büyüdü de "esrar satıp köşeyi dönelim" demeye başladı. Daha osbir çekmeyi bile yeni öğrenmiş bu bebe, esrarı kimden alıp kime satacağını hangi ara öğrendi?

Diğer çocuk bıraktı herkesi. Çünkü kendi yoluna bakması, ayaklarının üzerinde durması gerekiyordu. Ona, ailesini bırakması gerektiğini ben söyledim. "Git bi işe gir, başka arkadaşlar edin, başka evlerde yaşa, ayaklarının üzerinde dur, sonra ailene de yardım edersin" dedim. "Haklısın" dedi gitti kayboldu ortadan. Bazen görüşüyoruz, ama sadece bazen.

Kurtuluşta bir bodrum katı, penceresi; içerideki sıkıcı ve renksiz havanın aksine çiçeklerle renklendirilmiş. Camdan dışarı bakınca; el ele tutuşan sevgililer, marketten dönen yaşlı ermeni teyzeler, ailesinden yeni ayrılmış ibneler de dahil hepsinin sadece ayakları görünüyor. Kurtuluşta sikik bi bodrum katı, içerisi bok gibi fakirlik buram buram kimsesizlik kokuyor.


2.11.2016

Twitter'daki tweetlerimi tweet olarak buraya tweetledim

tweetlerimin bazılarını şöyle şuraya toplıyım da, yarın öbür gün twitter kapanırsa burda dursunlar;


insanları, tüm kötülüklerine rağmen, onlara sadece iyi davranarak iyileştirebiliyorsunuz. başka yolu yok.

Şiir sevmiyorum
Şair seviyorum.

Şairin de dediği gibi;
...ve dünyanın en güzel adresine taşındım, yani; Bağcılar, cumhuriyet mah. No:13'e

Birbirimizi kandırmayalım. 
Zaten güzellik de göreceli değil.

konumuz aşk, konuğumuz yalnızlık...................

Bugün kendimi inanılmaz seksi hissediyorum. 
İnşallah gerçekten öyleyimdir.

Sanki birer arzu nesnesine dönüşmek üzereyiz.
Adeta bize bakarak osbir çeksinler, bizimle yatıp kalksınlar, bizi sikmek istesinler istiyoruz

Yanlış otobüsü durdurduğum için bindim, 3 durak sonra gideceğim yere gelmişim gibi indim ve fark ettimki hayatım da genel olarak hep böyle.

Daha bireysel özgürlüğünüzü kazanamamışken kendinizi tanrı olarak görmeniz ve bunun farkında olmamanız da acınılası. Aynada kendinize bakıp "istediğim hayatı mı yaşıyorum, yoksa başkasının hayatını mı" diye bi sorun, sonra sokağa çıkıp kahramancılık oynayın

Çoğu kişi, sırf kabul görmek için farkında olmadan kişiliğinin bir başkası tarafından inşa edilmesine izin veriyor. Kabul görmek hepimizin çocukluk takıntısı. Eğer yetişkin bir insan olmanıza rağmen hâlâ kabul görülmek istiyorsanız, büyümemişsinizdir. Artık büyüyün ve kişiliğinizi, bir başkasının inşa etmesine izin vermeyin.
Bunu yaparak,tamamen size ait bir hayatı yaşamaya başlayacaksınız

Çirkinlerin aptal olması kabul edilebilir (örnek ben), ama güzellerin aptal olması beni kahrediyor (örnek çok var. çevrenize bakın)

Namaz da kılarım, pilates de yaparım

İnsanları kırmamaya çalışmakla çok zaman kaybettim ve anladım ki; ne yaparsam yapayım, onlar zaten kırılacak bir şeyler bulacaklardı.

Ben üzülmüyorum. Sen üzüyorsun.

Öncesinde flörtleşme yoksa, kadın veya erkek fark etmeksizin yapılan seks tek başına hiçbir boka yaramıyor.

İnsan doğruyu ararken hep yanlışlara denk geliyor. Yanlışlara çok denk gelince de "demek yanlış yapmam lazım" deyip koy veriyor.

Lükse bakar mısınız; adamın sevgilisi var ve açık ilişki yaşıyor. 
Benim ilişkim olsa kafayı yerim ya. siz naapıyosunuz.

Fotoğraflarda güzel çıkıp, gerçek hayatta çirkin olmak gibi bir yanım var.
Gerçi eskiden fotoğraflarda da çirkin çıkıyordum. Buna da şükür.

Doğrusu şu ki; çoğumuz çirkiniz. 
Arkadaşlarımız da çirkin olmadığımızı iddia ederek yalan söylüyorlar.
Arkadaşlarımız yalancı.

Çirkinim ve bu fiziksel.

FlashTv'de meyhane müziği konseptli bi program var ve telefonla şarkı isteğinde bulunanları okudular. İstekte bulunan herkes hapishanelerden

"Sex sadece aracı kurum. Gerçek amaç, yanındaki kişi sevgilinmiş gibi yapıp sarılarak uyumak"

Belki de dünya, cennetin çöplüğüdür.


İyi, kötü, kıskanç.

Sikerek çözebileceğiniz tek şey, kendi eliniz. 

En iyi halinize, en rezil halinizle yüzleşerek erişebilirsiniz. 
Zaten kendinizle ne kadar yüzleşirseniz, o kadar iyileşiyorsunuz.

Sokaktaki insanlar bir çok şeyin farkındalar, ama düşüncelerini doğru şekilde ifade edecek kadar entelektüel bilgi birikimleri yok.

Kendini beğenmen ve aşırı bir özgüvenin olması çok güzel. 
Nasılsa seni senden başka hiç kimse sevmeyecek.

Belki de insanlar gerçekten değişiyorlar. 
Yani; iyi bildikleriniz kötü, kötü bildikleriniz de iyileşiyorlardır.

arkadaşlar şunu da netleştirmek lazım; iyilik, hiçbir şekilde karşılığı beklenilmeden yapılan işe denilir. 
% 100 net, gerçek, reel, real.

Arkadaşlar kadın arkadaşlarım da söylüyorlar; sik'in küçüğü değil, büyüğü makbul. Boşuna işlev mişlev diye kendinizi kandırmayın.

Okumak değil de, düşünmek daha değerli. Düşünebilen insanların sayısının artması dileğiyle.

Arkadaşımla uzun zamandır görüşmemiştik."Buluşalım" dedik ve buluşunca iPhone'un özelliklerini konuştk.Başka da ortak hiçbi şeyimiz kalmamış

Elindeki soytarı tespihiyle etrafa sert bakış atan adamın karşısına oturup castara castara sakız çiğnedim, söylene söylene otobüsten indi. Gerizekâlı bi de bacaklarını öyle bi açmıştıki, sanki otobüsde değil hamamda oturuyordu.

Darbe gecesi yaşadığım "hepimizi öldürecekler matmazel" hissini anlatmaya kelime bulamıyorum.

Tipler düzgün, duruşlar yamuk yumuk

Eskiden hızlı değil, midesizmişim.

"Bana bakmaz" dediğim çocuk bana baktı, ben ise o sırada ağzımda sakız şişirmiş balon yapıyordum. O yine de "iyi geceler" dedi gitti....

resmen salak kalmak için çaba harcayanlar var.

canım, makyajını sil öyle konuşalım.

"Para onu çok değiştirdi" cümlesindeki özne olmak istiyorum. 
Arkamdan atıp tutulmasına razıyım. 

Zaten zerre kadar sikimde de olmaz.





30.10.2016

Yıllar Sonra Bir Kadınla Seks Yapmak Üzerine

Sohbet sitelerinden birinde dan diye başlayan selamlaşma, 2 dakika sonra ücret karşılığı seks pazarlığı yapıyor olmamıza evrildi ve "açıkçası sadece erkeklerden hoşlanıyorum" dememle de biraz seyreldi.
Bir kaç dakika süren sessizliğinden sonra başkasını bulamamış olmanın verdiği can sıkıntısıyla tekrar yazmaya başladığında "kusura bakma, cidden sadece erkeklerle oluyorum" dememle, onun "hiç kadınlarla olmuyor musun" demesiyle beni mantıklı bir cevap bulmaya itti ve "açıkçası bir kaç yıldır kadınlarla olmadım ve seninde zaten bedensel olarak gerçekten kadın olmadığını, bunların aksine ya travesti ya da cd vs olduğunu düşünüyorum. bunu düşündüğüm içinde seninle cinsellik konusunda konuşmak istemiyorum. çünkü cinsel olarak çekici bulduğum şey, üzerine doğulan cinsiyet yalnız. oluyor. değişim geçirmiş olan veya değişen cinsiyetlere ilgi duyamıyorum" diye cevapladım.
-nasıl yani?
+yani, uzun zamandır sadece erkeklerle oluyorum. eğer erkek dışında biriyle olacaksam da gerçekten kadın olarak doğmuş biriyle olmayı tercih ederim. 
-hayır, gerçekten bayanım
+bayan?
-evet. gerçekten" diye cevapladı.
Oysa ben onun bayan kelimesini kullanmasına takılmıştım ve bu yüzden uzun bir nutuk çekecekken, kendimi durdurup "hımm" diye yazdım.
-eee ne diyorsun?
+bilmem. 
-hadi sadece 100 TL 

Ücrete takılmamıştım ve açıkçası uzun zamandır, erkekler dışında yatıp kalktığım kimse olmadığı için bir kadınla uzun zaman sonra yatmanın nasıl bir şey olduğunu da merak etmeye başlamıştım. Bir kaç saniye içerisinde onlarca olasılık ve farklı düşüncenin kafamın içinden akıp geçmesiyle kararımı verdim ve dönüp "tamam. nerde buluşucaz" dememle numarasını verdi, aradım konuştuk ve belirlediğimiz yerde buluştuk.
Karşımda 20 yaşında olduğunu söyleyen hafif tombulumsu bir ergen vardı. Selamlaşmamızdan sonraki bir iki gülümsemeden sonra, hayat hikayesini anlatmaya başladı. Önce susturup "aslında ne yaşadığınla ilgilenmiyorum" diyecektim ama sonra düşündüm de, belki de gerçekten paraya ihtiyacı olduğundan çok, konuşmaya ihtiyacı vardı. Bu yüzden susturmak yerine, onu yönlendirerek rahatlamasını sağlayabilirdim. Bu yüzden konuşmasına izin verdim ve o, görüntüsünde de olduğu gibi dökülmeye başladı.

Tam sıkılacağım yerlerde araya giriyor ve aslında hayatının detaylarını anlatmasını istemek yerine, ne hissettiğini söylemesini sağlayacak yeni cümleler kurarak konuşmasını yönlendiriyordum. O da sanırım ters düşmemek için, verdiğim yemi alıyor ve istediğim gibi konuşmaya başlıyordu. 

Hissettiği şey biraz sahipsizlik ve gelecek korkusu barındıran kelimelerle doluydu. 
Gelecekte kendisine ne olacağını ve ne yapacağını bilemediğinden dolayı, fazlasıyla şaşırmış ve bu şaşkınlık içerisinde ise hayatını, gay ağırlıklı sohbet sitelerinde amını "aktif" nickli erkeklere siktirerek kazanıyordu.

Anlattığına göre, yaklaşık 6-7 önce evden kaçmıştı ve buna rağmen de, bu yıl istediği bölüm olan üniversiteyi kazanmıştı. 
O bunu söylediğinde durup yüzüne baktım, gözlerini bir anlık kaçırıp konuşmasını bölmeden devam etti. Oysa evden kaçtığı konusu gerçek olsa bile, söylediği üniversiteyi kazanabilecek biri değildi. O üniversiteyi kazandığını söylemesinin nedeni ise, o üniversiteye yakın bir yerde buluşmuş olmamızdan kaynaklıydı. Bunu ona söylemedim ve konuşmaya devam etti.
Sitede 6 kişilik gruplardı ve hepsi bu işi yapıyorlardı. İçlerinde 2si lezbiyen bir çiftti, diğeri aslında sevdiği bir erkekti, bir diğeri belalı bir kaltakdı, diğer erkek ise cd olarak takılmayı seviyordu.
Lezbiyen çift erkeklerle çok fazla buluşmuyorlardı ve daha çok kadınlarla buluşup para kazanıyorlardı. Kendisi ise bir kaç istek gelmesine rağmen hiçbir zaman kadınlarla olmamıştı ve olmayacaktı da. Çünkü o sadece erkek seviyormuş.

Cümlesini bitirdiğinde, kırmızı çerçeveli gözlüklerinin ardındaki küçük gözleri, tepsi gibi geniş olan suratına yakışmayan ufacık burnu, ince dudakları, kısa kestirdiği kıvırcık saçları, kocaman memelerine bakıp içtenlikle gülümsedim. Bunun üzerine "ya çok güzel gülüyorsun" dedi.

Gülümsemem yüzüme yayıldı ve "hadi gel İstiklal'i gezelim dediğim de "otel'e gitmeyeceksek, ayrılalım. çünkü benim para için gidip yeni müşteri bulmam lazım" dedi. 
Böyle söylediğinde hemen ikna oldum ve beraber ucuz otellerden birine gittik. Odanın ortasında durup birbirimize gülümsedik ve gözlerimi ondan kaçırıp, yıkanmış olmalarına rağmen kirli olduğu anlaşılan çarşaflara baktım. Sanırım hemen sikişmek yerine, onu tanımaya devam etmek daha doğruydu ve bu yüzden yatağa uzanıp, yan duvarımdaki lekeleri izlemeye başladım. O da bu sırada gelip yanıma uzandı ve beraber bu şekilde kaldık. Aradan 15-20 dakika gibi bir süre geçtiğinde, bir sakince kalkıp cüzdanımdan öncesinde konuştuğumuz ücreti verirken "teşekkür ederim" dedim.
Teşekkür edişim bittiğinde, o "beraber olmayacak mıyız?"
-kararsız kaldım.
+neden
-bilmem. galiba uzun zamandır sadece erkeklerle olduğumdan dolayı
+denemek de mi istemiyorsun?" diye kıkırdayarak sordu
-aslında olabilir. ama bilmiyorum yine de" diye cevapladım. Ben cümlemi bitirdiğimde yanağımı öpüp "çok tatlısın" dedi. 
Gözlerimi tavandaki avizemsi şeyden alıp ona baktım. 
Mahcubiyet ve kendi kendine meydan okuyan havasıyla durup öylece bakıyordu. Bi yandan da sarılıp beni azdırmaya çalışıyordu. Göz altlarındaki kırışıklığa rağmen yüzünde duran çocukluğa ait o masum ifade, gözlerime uzun uzun bakamayışı, beni sarmak isterken nasıl saracağını bilememesi yüzünden içim parçalanır gibi oldu, tutup kendime çektim ve sımsıkı sarıp boynumun altında kalan başına, dudaklarımı gömüp pis saçlarını öptüm ve "çok güzel kokuyorsun" adında bir yalan uydurdum. 
Böyle söylediğimde, o farkında olmadan hafifçe bana daha bi yapıştı gibi durdu ve hareketinden dolayı, bu sözümle mutlu olduğunu düşündüm.
Sağ elimi sırtından çekip başına götürdüm ve saçlarının arasında gezdirirken, koklayıp durdum.
Oysa saçları pis, bedeni tümden çirkindi ve doğrusu şu ki; çirkinliği karşısında masumiyetinin değeri daha fazlaydı. Üstelik onu sırf güzel olmadığı için cinsel olarak çekici bulmadığımın da farkına varmış ve bunu kabullenmiştim.

Daha 20 yaşında bir orospu olması, bedeni dışında ona henüz bir zarar vermemişti ve konuşurken utandığı belliydi. Sanki daha çok erkekliğimi hatırlatmak üzerine kurduğu cümleleri bile o kadar acemice ve sesi öylesine titrektiki, kendimin, henüz 18-20 yaşlarını hatırladım;
Beni sevsinler diye iltifat ettiğim yaşlı adamlar, çirkinliklerine rağmen sırf iriler diye yanlarında kendimi güvende hissettiğim için onlarla istedikleri kadar vakit geçirdiğim erkekler, sikimi sevdikleri için benimle olduklarını saklamayan züppeler, orta yaş krizine tutulmuş şımarık zengin erkek piçleri ve daha niceleri.

Oysa o günlerimde istediğim şey birini sikmek veya biri tarafından sikilmek değil, aksine birazcık daha fazla ilgiydi, birinin hayatımda olması veya daldan kopan yaprak gibi çöp muamelesi görmek değil, aksine bi yere, belkide birinin hayatına öylesine tutunabilmekti...

20'lik Orospu davranışlarıyla bana bunları düşündürtürken, hâlâ sarılıydık ve ben burnumu ona çaktırmadan çekip sızlayan direğimin acısını dindirdim. 
O da bu sırada sanki bir şey olduğunu anlamış gibi başını çenemin altından çıkarınca kaldırıp gözlerime baktı ve "ne oldu" diye sordu
-hiiç. böyle durmak hoşuma gitti" diye cevapladım.
Sonra elini sikime attı, bende elimi göğüslerine attım. Kafam kadar büyük memeleriyle oynadıkça sikim kalktı, o da iltifat etmeye başladı.
Bir kaç dakika daha birbirimizle oynaştıktan sonra kalkıp soyunduk ve  yatağa girmeden önce Bim'den aldığım kondomları çantamdan çıkarıp baş ucumuza koydum. 
Aradan bir kaç dakika geçtiğinde, deneme atışı yapmamın zamanı geldi diye düşünerek, kondomu baş ucumuzdan alıp, baş ucuma taktım. Bir kaç saniye geçtikten sonra hop diye patladım ve açıkçası zaten kendimi tutasım da yoktu. 
Yani erken boşaldım ve o buna rağmen "uu çok iyiydi" dedi. Güldüm ve bu sefer gerçekten onu öpüp "sağ ol" diye karşılık verdikten sonra memelerinin arasına başımı koyup sol memesini küçük küçük öperek o halde biraz daha kaldık.

Sonra kalkıp giyindim ve o "bi daha yapmıycak mıyız?" diye sorunca "ya artık kalkmaz. zaten dediğim gibi, uzun zamandır ilk defa bir kadınla oluyorum. böyle olması normal." diye cevapladım. bunun üzerine o "öyleyse biraz daha uzanalım mı?" deyince soyunup tekrar yatağa girdim.
Elini sikime atıp oynamaya çalıştı ve "bunu yapmak zorunda değilsin" diye karşılık verdim
-yo sevdim, o yüzden
-  :)
-gerçekten. üstelik büyük de. bu nasıl bana girdi ki? : )
-çünkü bunlar birbiri için yaratılmışlar" diye cevap verince "kahkahayı kopardı"

Bu şekilde sürüp giden muhabbetimiz sonrasında artık gitmek istediğimi ve eğer isterse zaten oda parasını vermiş olduğumuz için kalabileceğini söylememe rağmen, kalmak istemediğini ve arkadaşlarının kendisini merak edeceğini söyleyip o da giyindi, beraber çıktık.
Yolda öpüşüp "kendine iyi bak"ları ve "dikkat et kendine"leri bol bol harcadık ve ayrıldık.

Ondan ayrıldıktan sonra bi yere oturup sikim hakkında düşündüm de "demekki nasıl bir deliğe girdiğinin bir önemi yok. Sadece karşısındakiyle girdiği etkileşime bağlı bir et parçası" kararını aldım ve sonra gece akıp gitti.