10.04.2015

iki pipetli milk shake

ya ben bugün biriyle tanıştım. ama nasıl tanışma var ya böyle resmen efsane oldu.
çünkü çocukla bir kaç güdür app'lerin birinde "naber, napıyon" tarzında yazışıyorduk, arada da ben sürekli "ya bi kaç tane fotoğrafını atsana" diyorum, çocuk da habire atıyor. En son "ya rica etsem efektsiz atabilir misin" dedim yine attı.

Attığı efektli efektsiz tüm fotoğraflarda Fatih Ürek'in 2015 versiyonu gibiydi ve bu yüzden hoşuma gitmedi.
Hoşuma gitmemesinin nedeni, ilişkilerimde Fatih Ürek tiplemesinin her zaman ben olmamla alakası olabilir tabii, bunu çok şey yapmıyorum ve zaten bu rolü kimseye vermeye de niyetli değilim. İlişkilerimde görsel olarak Fatih Ürek'e benzemek konusunda kendime rakibe tanımam.

Neyse işte, çocuğun tipi bi yana, efendiliği bi yana. böyle efendi efendi sohbet ettiğimiz için ben de içimden geçmekte olan "ya biz uyuşmadık, kusura bakma. iyi eğlenceler" cümlelerini bir türlü söyleyemiyorum. ama içimde tutmaktan da bi hal olmuştum. en son artık "ne yapsam da bununla sohbeti kessem" derken, bu bana "buluşalım mı" dedi, bende o an "ya tanışmaktan bi zarar gelmez. adam beni yiyecek değil ya" diye düşündüm ve "olur buluşalım" dedim ve hoop akşam taksimde buluşmak için sözleştik.

Tabii gün yerinde durur mu, akşam oldu taksim'e gittim ve telefonlaştık, o benden önce gitmiş, ben yine asilliğimi göstererek geç kalmıştım. zaten geç kalmak asil kanımda hep gezer durur.
Neyse aradım konuştuk ettik. Meğer bi cafe'ye girip, en üst katında oturmuş. bende dedim "tamam geliyorum."
Hoop tin tin yürüyerek o cafeyi buldum ve girdim. İçeri girmemle garsonların falan bana doğru yürümesi bir oldu. Resmen Suriyeli dilenci veya Brezilyalı fakir bir turist sandılar beni. Garsonlardan taşşaklı olanı sert bir yüz ifadesiyle adeta "ne işin var burada, çabuk çık dışarı" der gibi "hoş geldiniz" dedi, ama ben hiç yüzüne bile bakmadan, soğuk bir ifadeyle "çekil şurdan be" dercesine "hoşbulduk" diye söylenirken bi yandan da direkt merdivenleri çıkmaya başladım. Cafe'nin üst katına bi çıktımki, allahım içeri resmen taşşaklı adam kaynıyor. herkes bi janti, bi janti ki, ben yanlarında inşaat işçisi gibi kalıyorum.

Görüntü böyle olunca bi an "geri dönüp gideyim mi" diye düşünmedim değil. Hem içeride herkes birbirine benziyor lan bunlardan hangisi benimki, kadınlar dışında herkes yakışıklı. Üstelik ben onu Fatih Ürek 2015 versiyonu diye kafama kazımışım ama içerde öyle kimse de yok.

İçerinin durumu böyle olunca merdiven'in başında da çakıldım kaldım. İçimden de "garsonlar gelip beni dışarı atmasalar bari" diye düşünüp tırsmıyor değilim.
Öyle böyle saatler gelen saniyeler boyunca keskin nişancı gibi içeriyi iyice taradım ve bi baktım cafe'nin diğer ucunda kocaman kibarlıkta bi koltuk var, üstünde de Tom Ford var.
Koca cafe'de tek başına oturan bi tek o olunca içimden "yoksa bu o mu?" diye düşünerek ona doğru adeta bir yavru ceylan gibi ürke ürke yürümeye başladım, yalnız bi yandan da kendimden eminmişim gibi adımlarımı yere sağlam basıp hafif gürültü çıkarmaya çalışıyorum. Çünkü çıkardığım gürültüyle ben ona doğru yürürken o da bana dönecek ve eğer tanırsa da, yüzüme bakıp sırıtmadan edemeyecekti. "Eğer sırıtırsa beni bekleyen kişi odur, surat asarsa o değildir" diye kendimce planlar yaparak ilerledim ve yaklaşmama 3 adım kalmışken, o bana bi döndü ve dönmesiyle birlikte hafifçe bi gülümsediki, ben zaten o salise de zamandan ve mekandan koptum.

Allahım bu ne yakışıklılık, uzaktan Tom Ford'a benzetmiştim ama yani yakınına gelince gördümki Tom Ford bunun bokunu yesin emi. Sen nesin böyle. O fotoğraflardaki kimdi, sen kimsin, ben kimim. burda ne yapıyorum. var mıyım, yok muyum. her şey aslında bir enerjiden mi ibaret. beden falan filan yalan mı. sen gerçek misin. niye bana gülümsüyorsun. O gülüşün niye bu kadar tatlı, dişlerine ne yaptılar senin. İnci gibi tek tek nasıl dizildiler öyle, o burundaki karadeniz kavisi nedir allah aşkına, o çirkin burun, yüzünde nasıl öyle güzel duruyor.

de bana hadi. allah aşkına. saçların niye böyle ahenkle dans ediyor, ha ne yaptın 2 saniye önce rijoys'la mı yıkadın, kirli sakalın olayım senin, o küçük küçük parlayan gözlerinin içine kurban olduğum söyle bakayım bana, gözlerinin içi parlasın diye sende benim gibi arap sabunuyla mı yıkıyorsun yüzünü. haa, de bakiyim sağ yanağında duran tek gamze nerden geldi. allah o çeneni nasıl yarattı öyle. hadi anlat. hepsini uzun uzun yıllarca anlat. hiç susma. zaten allah dünyaya beni seni izlemek ve dinlemek için gönderdi. "hoş geldin" derken bile dilinden bal akıyor valla. o, çöl rengi kumral tenine kurban olduğum. dur gülümseme artık yeter, yoksa ölücem.

ahh bu adımlar ne zaman bitti. ben ne zaman seninle tokalaştım, ne zaman oturdum koltuğa. ne zaman o kendine bilmem neli kahve, ben ise milk shake istedim ve garson bu milk shake'i niye iki pipetli getirdi. hem ben hayatımda ilk defa milk shake içiyorum. ki zaten içemedim ve bir kaç defa üst üste "öğğğ tadı bok gibi" dedim durdum.

hem lütfen allahım artık canımı alır mısın. hayatıma zirvede son ver. çünkü milk shake'den aldığım ilk yudum sonrası "tadı bok" gibi derken de, bi yandan da "ya ben bunu ilk defa içiyorum. keşke tadı da, adı gibi güzel olsaydı" falan gibisinden saçmalamaya başladım. o da her söylediğime gülüyor. lan söylediklerim gerçekten komik diye mi gülüyor, yoksa benim trajikomik halime mi gülüyor.

hem zaten üzerindeki o rengini bilmediğim ceket, beyaza çalan bi renkte gömlek, siyah gibi bir pantolon ve değişik meğişik bi kundura giymiş, ben ise converse türü spor ayakkabı, geçen colins'den ucuza aldığım bol boyalı kot pantolonu, üstüne de yine 300 TL'den defalarca düşe düşe en son 78 TL'ye düşen çakma deri montu giyip gelmişim. ortamdakilerin giyimleriyle beni karşılaştırdığımızda, ben sanki milk shake'imi içip tekrar inşaata harç karıştırmaya gidecekmişim gibi duruyorum. sahi garson niye milk shake'i 2 pipetli getirdi. yoksa Fatih Ürek olduğumu anladı mı?

bu arada az önce "allahım canımı al, hayatımı zirvede noktalamış olayım" dedim ama yok, ölmüyorum da. ay bu şeker çuvalına düşmü adam da sürekli gülümsüyor "bende mi gülümsesem acaba" diye düşünüyordumki aklıma gülüşümün çirkin olduğu geldi ve tuttum kendimi. dur en iyisi biraz daha düz durayım ve çok fazla gözünün içine bakmayayım. hem böylece o beni hep sol profilimden görsün, çünkü allah beni bir tek sol profilden bakılınca güzel tasarlamış. burnum önden bakınca şişik gibi durmasa önden bakılınca da güzel olurdum ama, eğik büğük burnum iyice çirkin olan yüzüme sıçıyor resmen. en iyisi ben sanki hep milm shake içmek zorundaymışım gibi önüme bakayım ve o beni soldan soldan görmeye devam etsin.

ayy allahım bu kadarı fazla değil mi ama. ben senden birini isterken bu kadar güzel mi olsun dedim. sende hiç ortasını vermiyorsun. ya benden bile çirkinin nasip ediyorsun, ya da işte böyle karşısına geçince aşşağılık kompleksine gireceğim birini karşıma çıkartıyorsun. yani tamam benden çirkin olmasın dedim, ama bu demek değildi ki çok çok yakışıklı olsun. lütfen allahım, dünyadaki diğer insanların hakkı geçiyor bana. vallahi ben bunu hak etmiyorum. ya onu biraz çirkinleştir, ya da beni ondan daha yakışıklı yap" diye içimden gizli bir şekilde bol bol dualar ettim.

Bir ara kendimize bi geldikki meğer saat olmuş gecenin bilmem kaçı. Zaman denilen şey yok olup gitmiş, ben zaten rüyadayım herhalde deyip arada çaktırmadan kendime çimdik atıyorum.
O, espri yapmama rağmen her söylediğime gülüyor. Ben onun, tatlı gülüşünü gördükçe içim daha bi kıpır kıpır oluyor, bu an bitmesin, gülüşünü televizyonlar canlı yayınla tüm dünyaya yaysınlar istiyorum. radyolar onun o gülümsemeye başladığı anda aniden ağzından çıkan sesleri çalsın istiyorum. İnternet alemi onun kahve içiş videolarıyla çalkalansın istiyorum.

-Rabbim. araya böyle girip seninle de konuşuyorum ama umarım duyuyorsundur beni. Artık canımı alır mısın. Lütfen bu kadarı bana fazla ve bu yüzden hemen şimdi ölmek istiyorum. Onu buldum diye öldür beni. Çünkü sonra kaybedince ölmüşden daha beter oluyorum. Bunu sen benden daha iyi biliyorsun.. biliyorum.

Gecenin kaçı olmuşken, o "yeğenime gidicem bu akşam, ona sözüm var. kalkalım mı" demesiyle uyandım ve altta kalmamak için "olur olur kalkalım" dedim ve toparlanmaya başladık. İki pipetli milk shake'imin parasını o ödedi, ben ise o sırada cüzdanımda bozuk para olmadığı için yerin dibine girip çıkmakla meşguldüm. Yerin dibine girip çıkıyor olmama rağmen ağzım kulaklarımdaydı. Onunla tanışmış olmanın verdiği seviçten dolayı ağzımı kapatamıyordum. Resmen sanki biri ağzımı zorla gülüyormuşum gibi bir ifade takınayım diye açık tutmuş ve öyle kalmışım. Doğrusu ise onunla tanışmış olmanın verdiği seviçten dolayı ağzımı kapatamıyordum..

Sonra dışarı çıktık, meydana kadar ne konuştuğumuzu bilmeden konuştukda konuştum. O konuşuyor ben dinliyordum, ben konuşuyorum o dinliyordu. bir ara "ee ne düşünüyorsun hakkımda" dedi. Ben de "iyi mütevazi, hoş, anlayışlı birisin. sevdim seni" dedim. "aa sağ ol. bende seni sevdim" dedi ve ben yine saçma konularıma döndüm. Sonra meydana yakın bu sefer "bizim hakkımızda ne düşünürsün" diye sordu, bende "ya bilmemki. böyle şeyler zamanla oluyor. beraber vakit geçirelim, kendiliğinden gelişsin aramızdakiler" dedim.

ben dedim. evet evet ben bunları dedim. inanabiliyor musunuz. hayatı saçmalık üzerine kurulu olan ben, resmen mantıklı konuştum. üstelik ölüp bittiğim adama karşı bunları dedim. hayır yani mantıklı düşünmenin sırası mı. mantığıma sokayım, ne oluyor lan bana.

adam "biz" diyor, ben hala "zamana bırakalım" ıvırı zıvırı ediyorum. sikerim lan zamanı. ne oluyor bana. töbe allahım, az önce canımı al dediğim de beni ciddiye alıp canımı almak yerine akıl mı verdin bana. ne oluyor ha?
töbe yarabbim, ama şimdi sırası mı mantıklı konuşmanın.

üstelik çocuk lafı döndürdü dolaştırdı yine aynı anlamda bir başka soru sordu, ben tekrar "sevdim seni, iyi birisin. yani biliyorsun böyle şeyler hemen olmuyor. hani birbirimizi beğendik ama hisler beraber zaman geçirdikten sonra kesinleşiyor. bakalım ne olacak" diyorum.

ya bu cümleleri ben nasıl söyleyebilirim. ben böyle mantıklı bir insan değilim. saçmalıklarla yaşayarak mutlu olan ve her şeye anında atlayan malın tekiyim. benden bu kadar mantıklı cümleler çıkmasının imkanı yok. kesin şu an öldüm ve bana söylemiyorsunuz. ölmediysem de lütfen işid gelip kafama kurşun sıkabilir mi? 

gerçekten yani. şu an "evet evet evet" diye bağırarak boynuna atlamam gereken adama "zamana bırakalım, böyle şeyler zamanla olur falan fistan" diyorum. offf allahım niye bana böyle davranıyorsun. ne yaptım ki ben sana. yani bu kadar mı sevmiyorsun beni. zaten biliyorum beni sevsen, şu an da mantıklı düşünmeme izin vermezsin. düşünmeme izin versen bile, konuşmama izin vermezsin. allahım bana neler oluyor, bir açıklama yapar mısın!

sonra mantıklı açıklamalarım eşliğinde yolumuz bitti onu gideceği durağa bıraktım ve karşıma çıkan herkese "bi kaç saat önce aşık oldum" bakışı atarak eve geldim. sonra da whatsapp'den "tanışmamız çok güzeldi, çok mutlu oldum :)" yazdım ve attım. İşte ben buyum bu ya. Ne o öyle istemsiz ağır takılmalar falan.

Çok geçmeden ondan da "bende öyle :)" yazan cevap geldi. Tam bir şeyler yazacakken, yazamadım. Resmen elim ona roman yazmak istemesine karşın, içimde bir şeyler elimi durdurdu. Yazamadım, kapattım telefonu.
Ay allah'ım lütfen ama ya, 30 yaşına gelince akıllanacaktıysam, ne diye 30'uma kadar saçma sapan bir hayat yaşattın? Hayır ben istemiyorum böyle bir yaşam. anlıyor musun. ben saçmayım. tepeden tırnağa saçmalıkdan ibaretim ve böyle mutlu oluyorum. eski beni istiyorum. o anında hoşlandığı kişiye yavşayan ve yavşamaktan yorgun düşen beni istiyorum. lütfen çabuk dönsün bana. ben bu değilim ve hiç sevmedim kendimi.

7.04.2015

çirkin adamın ağlamaları

"Sevgilim, canım, bir tanem. Yaşama sebebim. Orospuçocuğum. Sen gittikten sonra amı götü dağıttım.
Bir şey kalmadı bende. Bu satırları da zaten bir gay saunadan yazıyorum. Az önce altına girdiğim insan müzveddesini görmeliydin, görmeliydinki ne halde olduğuma gözlerinle şahit olacaktın.

Allah bile adamı öylesine yaratmış. Sanırım çirkinlik yarışması yapılsa, bu adam on yıllarca üst üste birinci gelir. Çirkinliği de efsane olur, zaten unutulmayacak bir çirkinliği var.
Çirkinlik demişken bu kadar, sahi allah insanları neden çirkin yarattı? işte bunu hiç anlamadım. Güzelin değerini daha iyi bilelim diye mi yarattı çirkini, yoksa çirkinliği bilelim diye mi yarattı.
Adamı görsen, bu sorulardan başka hiçbir şey düşünmezsin. 
O çirkinliğiyle üstümde öyle bir gidip geliyorduki, bi ara artık canımı alacak sandım. Sanırım yıllardır osbir çekmekten yorulmuştu ve nihayet bir göt bulmuşken de iyice sokup bir daha çıkarmamak niyetindeydi.

Ona üzgün üzgün baktığımı farkedince durdu. Keşke ona öyle bakmasaydım. Keşke ona acıdığımı görmeseydi, görmeseydi de beni senin yerine sikmeye devam etseydi.

Ama devam etmedi ve durdu. Nasıl durdu biliyor musun? aslında her şey gözlerimi açmamla başladı. Oysa ne güzeldi, gözlerimi kapatmıştım ve senin beni siktiğini düşünerek kendimi o müsveddeye teslim etmiştim. ama sonra bi an ne olduysa gözlerimi açtım ve o çirkin yüzüyle, ayak topuğum gibi kocaman burnuyla karşılaştım. Koca yüzüne göre küçüçük olan gözlerini görmeliydin. Varla yok arası bir şeydiler. O iğrenç ağzından çıkan hırıltıları ve biri küçük diğeri büyük mide bulandırıcı elmacık kemiklerini de görmeseydim keşke. Ama gördüm ve yüzüne, o çirkinliğine acıyarrak baktım ve o da benim ona böyle baktığımı farkedince durdu. İçimden çıktı, yanıma uzandı ve sarsıla sarsıla ağladı.

Sevgilim, canım, bir tanem, şerefsiz piçim.
Adamı görmeliydin nasıl da sarsılıyordu ağlarken, nasıl da içten ağlıyordu. Yıllardır bu şekilde ağlayan birini görmemiştim.
Sanırım en son annem ağlamıştı böyle. Ben bile hiç böyle ağlamadım. Senden ayrıldığımızda bile ağlamamıştım. Sadece bir kaç damla göz yaşı dökmüştüm o kadar.
Ama o iğrenç adamı görmeliydin, tüm gücüyle ağlıyordu. Tüm gücüyle ağladı, ağladı, ağladı. Bir ara burnunu çektiğinde adeta bir fırtına koptu ve sonra da kocaman bir sessizlik. Sonra bu sessizliğin ardından tekrar ağlamaya başladı.

Ne yaptım biliyor musun. Sarıldım ona.
O çirkin, yer yer patlayıp akmakta olan o irin dolu pis sırtına sarıldım.
Sarılmak ona da iyi geliyormuş. Sarıldığımda farkettim. Çünkü sarıldığım da ağlaması durur gibi, biraz sakinleşir gibi oldu ama tabii çok sürmedi. aynı ağlama sarsıntıları tekrar başladı.
ve ne için ağladı biliyor musun; ona çirkin olduğunu hatırlattığım için ağladı, çirkin olduğu için ağladı. Çirkinliğini ona farkettirdiğim için ağladı..
Sonra dayanamadım ben de ağladım. Beraber ağladık. O irin dolu sivilceli sırtından aşağı süzüldü gözyaşlarım. 

Ah sevgilim. biz seninle hiç böyle ağlamadık. Keşke bir defacık böyle ağlasaydık. O kadar özlemişim ki böyle günahsız bir ağlamayı."

2.04.2015

Neden?

Geç kalmış bir iç dökme yazısı olacak ama aslında önceden yazıp, sırf birileri üzülmesin diye kenarda tuttuğum bir yazıydı bu. Oysa kenarda tutmamın bir anlamı da yoktu. Çünkü bu yazacaklarımı onunla defalarca yüzyüze de konuştuğumuz için öylesine yayınlamak yerine burada kayıtlarda tutmuştum. Dediğim gibi; aslında gerek yoktu kendimden gizlemeye. Çünkü yeterince açık olmuştuk birbirimize ve bizden başka birilerinin öğrenmesi de pek bir şey farkettirmeyecekti.

Konuyu çok uzattım, farkındayım ama uzatmamın sebebi; sonraki cümlelerin üzerinde azcık da olsa düşünülmüş olduğunu belli etmek çabasından dolayı uzatıyorum. ve işte kısa kestim:

"İnsan sevmediği biriyle neden aynı hayatı paylaşır, onunla neden yaşar?" sorusu sanırım hayatım boyunca sorduğum soruların başında gelen en anlamlı sorulardan biridir. Hayatıma hep bu soruyu sorduktan sonra yön verdim. Kaybolduğumu düşündüğüm kalabalığın içinde ve onca yol ile karşı karşıya kaldığım her kararsız an da yönümü bulmak için hep bu soruyu sordum kendime ve cevapladıktan sonra yola devam ettim.

Sahi siz de hiç merak ettiniz mi; neden sevmediğiniz birileriyle yaşadığınızı, neden onlara sabrettiğinizi, neden onları sırtınızda taşıdığınızı, neden kafanızın içinde onların seslerine yer verdiğinizi?
Eminim düşünmüşsünüzdür, çünkü "insan, dünyaya, düşünmek için gelmiştir" der ünlü bir filozof..

Offf tamam yalan söyledim. Öyle bir filozof falan yok. Sadece cümlenin gidişatına uygundu diye "filozof demiş" dedim.

Kendim sevmediğim insanlarla neden yaşıyorum sorusuyla başbaşa kaldığımda, şu cevapları gördüm:


Devamını getiremedim. Aslında getirmek istemedim. Sizin sebeplerinizi duymak daha güzel olur, siz sevmediğiniz biriyle neden devam edersiniz? ediyorsunuz?