9.06.2012

Kendime mektup

Farklı olacak diye sandığımız hiç bir şey aslında farklı olmayacak. Önceki gün, bugünün içinde yine tekrar edecek, dünkü sayıklamaların bugünde devam edecek, güneş yine doğup, yine batacak.
Yalnız yaşıyorsan bi ekmeği 2günde zor bitireceksin, evin kapısını anahtarınla açıp içeri girecek ve olmayan birini arayacak gözlerin. Tuvalete sıçmak için girdiğinde bir gören olursa ayıp olur korkusunu yaşaman gerekmediği için kapıyı ardına kadar açık bırakacaksın. duştan öylece, yani anandan çıktığın ilk günkü halinle çıkıp içerde dolanacaksın ve sonra uyuyakalıp sabah uyandığında çıplaklığını örtme telaşı yaşamayacaksın.
Bugünde hergünkü gibi olacak. hiç bir farkı olmayacak çünkü sen yalnızlıkla evlisin. Çünkü sen çok iyi birisin ve hayatına girenlerle sadece arkadaş olabilirsin.

Aşık olmak istiyorsan, yanında sana taparcasına seven biri olsun istiyorsan içinde biraz nefret olmalı, insanları sevmemeli ve biraz cinsiyetçi kişiliğin olmalı. Esmerlere bayılıp, sarışınların peşinden koşmalısın, aptalları sevip, zekilerden nefret etmelisin. Yani aşık olmak istiyorsan oyunu kurallarına göre oynayacaksın. Ama hayır sen bi sikim yapamazsın. Oynamayı bile bilmiyorsun çünkü senin kayıtsız şartsız herkese kucak açan, böyle olduğu için de beş para etmeyen bir bedenin var ve sen farkında olmana rağmen, görmezden geliyorsun ama, biliyorsunki insanlar artık kucaklaşmayı değil, arkadan kucaklanılmayı yalnız istiyor. Yanlış yoldasın dostum ve bu yüzden kendini düzeltmelisin stop.

7.06.2012

bence bazen çok fazla düşünüyoruz ve çok düşündüğümüz için çok mutsuz oluyoruz

Bugün günlerden madonna konserinin olacağı her hangi bir dünya günü. Bugünü özel kılan şey madonna değil,  madonna için istanbul'a gelecek olan zorba'nın ta kendisi. Geçen haftaki o tarihi "ben uzaktan aşk yaşayamam, bizim yaşadığımız şey arkadaşlıktan başka bir şey değil" konuşmasından sonra bi daha hiç konuşmamıştık. Ta ki bu sabah konser için istanbul'a gelinceye kadar.

Oysa ben onunla olan o son konuşmamızdan sonra, aynı akşam aradım cevap vermedi, sabah aradım cevap vermedi, akşam olup güneş binaların arkasında kaybolup şehri terkederken yine aradım yine cevap vermedi, pazar günü sabah oldu aradım yine cevap vermedi, akşamında aradım yine cevap vermedi, pazartesi sabah telefonu aldım yine aramaya kalkıştımki artık vazgeçtim. Çünkü, cevaplanmayan her arayışımda telefonu kapatırken "hımmm şimdi işi vardır, müsait olunca o arar" diye kendimi kandırdım. Kendime her defasında aynı yalanı söyleyip, sonra tekrar onu aradım ama o her defasında aynı inatla aramadı beni. En son pazartesi günü artık dayanamadım ve şöyle mesaj attım dedimki;
-hi, deneme
+deneme?
-nasılsın
+iyiyim. teşekkür ederim. bunca zamandan sonra.. sen nasılsın?
-farklı zamanlarda defalarca aradım cevap vermedin.
+bi kaç defa aramak kafi diyorsun
-ben hep "sen müsait değilsin ve müsait olunca ararsın" diye düşündüm
+peki. sen nasılsın?
-bok gibiyim. sen neden hiç aramadın?
+canımın acımasını istemedim..
-o telefon konuşmasından sonra aramalarıma hiç cevap vermedin ve şimdi böyle diyorsun. keşke sadece kendini düşünmesen. cevap vermedin ve böylece senin canın yanmadı. peki cevap vermeyince benim canımın nasıl yandığını, kendimi ne kadar değersiz hissettiğimi biliyor musun?
+bilmiyorum. tahmin ediyorum ama.. O konuşmadan sonra kendimi daha hafiflemiş hissettim ben.. Ama sonra her şey daha ağır gelmeye başladı. Hani bazen "işte bu o kişi" deriz ve o kişi hep en uzak yıldız olur ya, işte sen o şekilde yer ettin benim hayatımda.
-ben seni hayatıma girdin ve hiç çıkmıycan sandım. Ama büyük bi gürültüyle girip, sessizce çıktın. Bu çok acımasızca.
+kaldığım zaman, ne nasıl olabilirdiki?
-nasıl olabileceği hakkında bir fikrim yok. Sadece kalmanı istiyordum, hemde çok.
+kalmayı çok istiyordum bende
-hem fikirler hemen ortaya çıkmaz, biraz zaman gerekir. Olgunlaşması gerekir. Belki de acele ettiğimiz için güzel şeyleriin bize yetişmesine fırsat vermiyoruz. Keşke insanlar biraz yavaş olsa, bazı şeyleri ağırdan yaşasalar.
+bana kızma.
-kızmıyorum. hem öyle bir hakkım da yok. Hayat senin hayatın, ben sadece gelip geçtim.
+Keşke geçmiş olsan.

Görebiliyor musun bilog. Hayat sadece kendisine ilgi gösterilmesini ve peşinden nefes nefese koşulmasını isteyen zorba'larla dolu. Ya bende aynı şeyleri istiyorsam ne yapcaz. Belkide sorunumuz budur. Hep bize ilgi gösterilmesini ve peşimizden koşulmasını istiyoruz. Sonrada akşam olunca tek başımıza yataklarımıza girip, siki tutmuş halde "yalnızlık çok rererö" diye söylenip duruyoruz. Olmaz böyle bilog olmaz.

Hem artık sanki bende kendim gibi birini arıyorum. Benim gibi her haltı yemiş ve yediği haltlardan pişmanlık duymayan birini arıyorum. Kendini defalarca kaybetmesine rağmen tekrar bulmuş birilerini arıyorum bilog. Öyle hayatı boyunca bir şeylerin, birilerinin peşinden koştuğu için artık yorulmuş birini arıyorum. Yenilgiyi kabullenmiş ve bu kabullenişi canını yakmayan birini arıyorum. Çünkü artık yenilgiler canımı yakmıyor ve zaten beni sadece, artık yenilince canı yanmayacak biri anlar, başkası değil.

2.06.2012

Eski aşıklardan şunlar var; Ferhat'la Şirin, Aslı ile Kerem. Yeni aşıklarda bu var; ben böyle aşkın ızdırabını sikerem

aptallık keşke gelip geçici bir şey olsa. Mesela grip gibi, anlık baş ağrısı gibi veya ne bileyim işte hani hapşuruk gibi anlık falan olsa. Ama değil işte amınakoyim. Aptallık sen ölünceye kadar kalıcı olan bir şey ve yakanı ancak ölünce bırakıyor. Onun için bence ona alışarak yaşamak en güzeli..

İşte bu aralar aptallığımın zirvesindeydim ve zirvede olduğumu da farketmemiştim. Zaten ufak tefek güzel şeylere kendimi kaptırıp gidiyorum. Ama kaptırmamam lazım bunu da çok iyi biliyorum.

Neyse işin edebiyat kısmını atlayıp sorunuma gelmem gerekirse; Zorba ile telefon konuşmaları, falan filan derken her şey güzel gidiyor diyordum. Ki öyleydi de. Neyse işte dün yine onunla böyle kakara kikiri konuşurken baktım böyle aniden "tamam hadi sonra görüşürüz" deyip kısaca kesip kapattı. Bende o anda Mecidiyeköy'de sokağın ortasında öyle açıkta duran göt gibi kalakaldım. Çünkü önceki gün yine böyle olmuştu ve "ben seni müsait olunca ararım" dedikten sonra kapayıp aramamıştı. Durum böyle yine tekrarlanınca "dedim nooluyoruz" diye düşündüm taşındım ve sabah işe gelirken telefon açıp konuyu açtım;
"sanki bir şeyler eksik, sanki bir şeyler söylemen lazım ama tutuyorsun kendini. bilmiyorum işte, bir şeyler eksik ve bunu çok fazla hissediyorum" dedim. Zaten hislerimde de yanılmam. Ama keşke yanılsam. Amıma koduğumun hisleri hiç beni yanıltmadı. Hep doğru çıktı ve hep doğru çıktıkları için de onlara kızdım.

Neyse işte, ben ona böyle dedikten sonra o "haklısın. aslında açık olmak gerekirse, bi kaç gündür düşünüyorum. çünkü seninle yaşadığım şeyin bi adı yok. evet ilişki yaşadığımızı söylüyoruz, seni seviyorum ve seninde beni sevdiğini biliyorum. birbirimize karşı samimiyetimizden de şüphem yok. hatta çok uzun zamandır sana karşı hissettiklerimi hiç kimseye hissetmiyordum. ama şimdi durup düşününce ayrı şehirlerde yaşayarak bi ilişki yaşayamayız. ben seninle zaman geçirmek, seninle daha yakın olmak istiyorum" deyince, dayanamadım ve o bana söylemeden önce, ben hemen araya girip "bunları bende istiyorum. şey aslında söylemek kolay ama keşke sen buraya yerleşsen" deyiverdim ve dedikten sonra da bi anda kendimi tuttum. Çünkü cidden onun istanbul'a taşınmasını istiyorum ve belki o zaman hayat sadece Murat Boz'a değil, bize de güzel olacak. Ama o "benim istanbula taşınmam 2 yıldan önce imkansız gelemem. aslında çok çok gelmek istiyorum ama gelemem" deyiverdi. Sonra da işte klasik konuşma baloncukları belirdi gözümün önünde. O konuştu ben balonları doldurdum. Ben balonları doldururken o konuştu.

Aslında ona hak vermiyor değilim, haklı adam. Çünkü ayrı şehirlerde yüzlerce kilometre ötelerde oturup, birbirine telefon açıp yapay "seni seviyorum"ları dile getirmek kolay. Oysa ikimizde bu ne olduğunu bilmediğim siktiri boktan ilişki durumunda, bundan daha fazlasını hak ediyoruz.

O da bana "gel" demiyor değil, "gel" diyor, ama işte bende bunu daha önce çok yaşadım. Defalarca kurduğum düzeni alt üst etmeme rağmen, sonrasında az önce sikilmiş çıplak göt gibi ortada kaldım. Sorun daha önceki yaşadığım bu çirkin olaylar yüzünden ona güvenmiyor oluşum da değil, ona güveniyorum. Ama sanırım artık oluşturmaya çalıştığım bu kendi yaşam alanımda bana dahil olacak birini arıyorum. Asalak gibi birilerinin yaşam alanına dahil olmak, orda kendimi çocukluğumdaki mecburi bir yaşayış hissiyle görmek istemiyorum.

İşte böyle. onunla konuş ediş falan filan derken, telefonu "hadi görüşürüz" deyip kapadık. Ne olacak bilmiyorum. Zaten daha net cevap vermedik birbirimize, yani ne lacak, ne yapacağız bilmiyorum. Ama sanırım kısacası biz ferhat gibi, şirin gibi, leyla ile mecnun gibi yapamıycaz. Biz sikişmek, sabahlara kadar sevişmek istiyoruz. Belki sadece bunu istemiyoruz ama başlangıç olarak birbirimizin bedenini kendi ruhumuzda tüketip kabullenmeliyiz. Böyle uzaktan uzaktan hafatada 1 veya 2 hafatada bir görüşmek hem bana göre, hem de ona göre değil ve zaten o da "ben böyle yapamam" diyor. Hem boşverdim bende, zaten adettendir; güzel şey'ler kısa sürer ve belki de sırf kısa sürdükleri için olsa gerek, bu kadar güzeller.