20.05.2012

allahım nooolur bu sefer olsun, allahım noooolur bu sefer olsun

Dün güzel ve özel bi gündü. Sadece her zamankinden biraz daha şaşkındım çünkü hayatımda ilk kez biri benim için yüzlerce kilometre yol tepip gelmişti, biraz daha aptallaşmıştım çünkü karşımda fotoğraflarında gördüğümden daha hoş bir adam vardı ve sürekli "beklediğimden daha tatlısın" diyip duruyordu, olduğumdan biraz daha eşşekleşmiştim çünkü adamın söylediği her sözde samimiyet, yaptığı her harekette içtenlik vardı, öküzleşmiştim çünkü ben doğduğumdan bu yana öküzüm ve bugün onunla buluşunca hepten öküzleşmiştim. O ise inanılmaz heyecanlıydı ve içi içine sığmıyordu. Ama  buna rağmen benim gibi kontrolsüz değil, gayet kontrollüydü ve heyecanını bile kontrol etmeye çalıştığı her halinden belliydi.
Ama bunlara rağmen, o; öküzlüğüme, eşşekliğime, aptallığıma hiç aldırmadı güldü geçti. O böyle davranınca, ben de onu daha bi sevdim, daha bi "iyiki de tanıştık, iyiki de geldin" dedim durdum. O da "tabiki gelirim, saçmalama yaae" deyip durdu.

Bide ben onunla buluşmadan önce, yeni gelin gibi "nasıl anlaşıcaz" korkularıyla doluydum. Çünkü ben, bel üstüne çıkamayan ucuz şakalar yapan ve hatta kendi şakasına herkesten daha çok kendisi gülen sıradanın altında dümdüz bi tipim. Durum böyle olunca da iyice bi mala bağlamıştım.

Mallık dedim de sanırım cidden dünyada benden daha mal bi adam da yok. Çünkü buluşmaya geç kaldım. Evet evet adam teee ankaradan kalkıp geliyor buluşmaya geç kalmıyor, bense burda yaşamama rağmen geç kalıyorum. Yani bendeki öküzlük bu derece vahim bir şey. Ama sağolsun o hiç bunu dert etmedi. Böyle buluşma yerimiz Beşiktaş da olunca, o da bi cafe'ye gidip oturmuş ve beni beklemişti. Bende Beşiktaş'a gidince "geldim sen nerdesin" diye telefon açtığım an, o "sen yerinde dur, ben gelip alıyım seni" dedi ve aradan bi 5 dakka geçmişti ki bi baktım çıktı geldi.
Allahtan arabasıyla gelmişti de, daha buluşma noktasına geldiği anda onu arabada görür görmez kalbüm pıt pıt atmaya başladı. Araba durup da ben binince hemen yanacığından hafif iştahlı bir şekilde öptüm. O da beni öptü ve böyle iltifat etmeye başladı falan. Sonra da "eşşek herif! hani çirkinin tekiydin, hiç de çirkin değilsin" deyip, olmayan tatlılığıma dair bir şeyler söyledi. Bende otomata bağlayıp "sağol sağol" deyip durdum. Sonra da istanbul'da yaşadığı dönemlerde takıldığı semtlere gittik. Tabii o biraz havalı semtlerde yaşayan tiplerden olduğu için gittiğimiz yerlerin karizmasını kendi çirkin görüntümle çizip durdum. O ise bundan hiç rahatsız değildi.

En son bi pideciye gidip oturduk. Böyle göz göze dalıp dalıp gittik. Sonra siparişleri verdik ve ardından aldı bizi bi gevezelik. Bu esnada iki pide geldi, onları hüplettik ve sonra çay falan içip kalktık. Pidelerin parasını da biz kalkmadan önce, ben bi ara "tuvalete gidip geliyorum" diyerek kasaya gizlice hesabı ödedim de öyle çıktık. Tabii sonra bir sürü laf falan söyledi, bır bır bır kafamı sikti ama olsun buna değdi. Çünkü adam teee onca yolu tepip gelmiş, bense 2 pide parasından mı kaçıyım. pehhh. Ama keşke pideler o kadar pahalı olmasaydı. Lan ben 40 lirayla bi hafta boyunca öğlen yemeği yiyorum da neyse.
Yalnız ona dedim, lütfen bi dahaki sefere böyle pahalı yerlere gelmeyelim, yoksa ilişkimiz varsa bile, o da maddi olanaksızlıklar yüzünden çatırdayacak. O da gülüp "üff saçmalama salak" dedi. Hııı hııı bana salak diyor. Bide eşşekherif de diyor arada ama bunlar önemli değil. Sanırım o bunları söylerken iltifat ediyor. Naapalım onun iltifat etme şekli de böyle işte.

Onun dışında adamı cidden sevdim lan. Böyle içi dışı bir biri. Kimseye kötülüğü dokunmayı bırak, dünyaya kelebekler tarafından getirildiğine inanacak kadar temiz ve berrak biri. Oysa ben onun yanında o kadar kirli, o kadar siyah, o kadar pislik kalıyorumki, kendimi ve onu düşündüğümde sanki kendimi ona yakıştıramıyor gibi görüyorum. Neyse işte. Bide onun şimdiye kadar hep uzun süreli ilişkileri olmuş. Öyle benim gibi saatlik ilişkileri olan biri değil, aksine en kısa ilişkisi 1 yıl sürmüş. O yüzden bi ara "ölünceye kadar seni bırakmam" dediğinde içimde kocaman bir sevinç patlaması oldu ve kendimi tutamayıp "ne olur hiiiç bırakma" dedim. 

Neyse işte, pideciden çıktıktan sonra arabaya atlayıp yollarda turladık. Arada ufak tefek öpücükler kondurdum. Ama o utangaçtı ve bu yüzden sürekli "yok şu gördü, yok bu gördü" deyip durdu. Bende "öff siktir et görürse görsün. Çocuk değiliz ya, ne yaptığımızı biliyoruz" diyerek sakinleştirmeye çalıştım ama nafile. O diken üstünde yaşamaya alışmış ve böyle mutlu. Benimse artık dikenler canımı yakmadığı için bu durumu pek takmıyorum.

Onun bu rahatsızlıklarından sonra bende birazcık kendimi tuttum ve sadece yanaklarından öpmekle ve göbeğine sarılmakla yetindim ve böylece akşamı ettik. Akşam da kalktı gitti. Giderken ayrılma anında dudaklarına asılıp uzuuuuun uzzzzuuuuun öptüm. O ise yanımızdan geçenlerin bize olan bakışlarından kaçmakla meşguldu. En son baktım rahat olamıyo bende "ya siktir et milleti, nasılsa sen gidiyorsun, bi sorun varsa benim için sorun olacak, çünkü ben burda kalıcıyım sen gidicisin. O yüzden rahat ol, rahatsız olacak kişi ben olmalıyım" diye sakinleştirmeye çalıştım. Ben böyle dedikten sonra o "tamam. haklısın. ama alışkın değilim" dedi ve o cümlesini bitirdiği anda, ben bi daha yapıştım dudaklarına. Bi kaç saniye sonra dudaklarından ayrıldığımda gülüyordu ve "yaaa benim en büyük çılgınlığım işte kalkıp buraya gelmemdi, bundan daha çılgın şeyler yapamam" falan deyip durdu. Bende "tamam" deyip güldüm ve sonra "hadi git" dedim ve arabadan indim. Ben arabadan indiğimde o da gülüyordu ve sonra da gaza basıp gitti. Giderken de bir şeyleri mi veya bir şeyi mi alıp götürdü sanki..

19.05.2012

hayatıma girdi mi, ancak ölüsü çıkabilecek olan piç bu olabilir.

Şey işte. Hani nasıl desem bilmiyorum ama, ya benim bugün bir randevum var ve adam sırf benim için teee ankara'dan kalkıp geliyor. Oysa şimdiye kadar hep ben birileri için kalkıp yüzlerce kilometre tepip, sonra boynu bükük bir şekilde geri gelmiştim. Ama şimdi tam tersi oldu ve biri benim için geliyor. Bu ne demek biliyor musun?  bu demektir ki elim ayağım şu an birbirine dolanmak üzere, nefesim kesilmek, kalbim durmak ve götüm pıt pıt atmaktan çıldırmak üzere. Hatta ben şu an bu satırları yazarken o istanbul'a doğru yola çıkmış durumda..
İşte bilmiyorum, bu sefer farklı bir durum var gibi geliyor. Sanki "hayatıma girdi mi, ancak ölüsü çıkabilecek olan piç" bu olabilir diye umuyorum. Ya da inşallah öyledir. Öncekiler gibi terkedilerek sessizce siktir çekilmektense, bu seferki hayatımdan ölüsüyle çıksın ammına koyim. En azından herkese anlatırken "yaa birini çok sevmiştim, mutluyduk, beraber ağlayıp, beraber gülüyorduk. hayatımın aşkıydı ama allah ayırdı bizi" der, sızım sızım sızlar, onu her anlattığımda bir kaç damla gözyaşı falan döker, sonrada hayatıma devam ederim.
Ya dur ben neler diyorum. ya allahım yok, yok öyle bir şey yapma. Sen benim şu klavyede koşuşturan parmaklarımı dinleme, sen kaderimi iyi yazmaya, gönlümü hoş etmeye, yüzümü güldür güldür güldürmeye bak.

Neyse işte. Onunla henüz hiç yüzyüze konuşmadık, sadece netten, msn'den falan konuştuk falan. Bide bazen gün içinde saatlerce telefonda konuşuyoruz. Konuşmalarımız da genelde iran ve israil gerilimi, amerikanın afganistandan geri çekilme planları ve facebook'un borsaya açılma konuları gibi konular oluyor... yaaa manyak mısınız? Saçmalamayın, tabiki böyle şeyler konuşmuyoruz, genelde "ne yaptın, ne ettin, nasıl geçti günün" deyip duruyoruz ve telefonda onca dakka boyunca hep aynı şeyleri konuşmamıza rağmen hiç bıkmıyoruz.
Hayır bide ben hiç sevmezdim telefon konuşmalarını ve hatta böyle telefonda saatlerce konuşanlara aptalmışlar gibi yaklaşırdım, ama öyle değil işte.
Mesela birine dün gece karnıyarık yediğini anlatmanın ne kadar güzel olduğunu keşfettim, bir bardak su içmek üzere yerinden kalkıp, mutfağa gitmek için yola çıktığımda başımdan geçen olaylar ve suyu içtiğim anda bana çağrıştırdığı her şeyi anlatıyorum. Oysa su içtiğim ana ve öncesine dönsek hepi topu 1 dakka sürüyor lan. Ama telefonda konuşurken 2 saatte bitiremiyorum. o da aynen böyle.
bide çok üstüme düşüyor ve bu düşmeleri hoşuma da gidiyor. kendimi bi bok sanıyorum. önemli biriymiş gibi hissediyorum ve sanki dersinki bana bir şey olsa, tüm dünya üzülecekmiş gibi bir hisle doluyorum.
 tabiki değil. zaten ölsem kimsenin haberi bile olmaz. ama olsun o bana bunları hissettiriyor. ama işte hepsi sadece telefon konuşmalarında kaldığı için gerçekte buluştuğumuz an nasıl olacak hiçbi fikrim yok. Hem ben de; koy göte gitsin tadında yaşamaya başladım, olursa olur, olmazsa olmaz.
Ama sanırım bu sefer olmasını çok istiyorum. Çünkü onun o iri cüssesinin arkasında küçük bir panda yavrusu var ve onu çok iyi görüyorum. Ya bi dakka ya yoksa ben, insandan çok bir hayvansever miyim?

14.05.2012

Kimileri anılarıyla anılır, kimileri de analarıyla

Bu aralar yine eskisi gibi kimseyi siklemediğim günlere dönmeye çalışıyorum. Çünkü bir kaç aydır, herkes gibi efendi, kendi halinde biri olmak istemiştim ve bu arada farketmeden kendimi kaybetmiştim. 
Hem efendi biri olmak demek; gönüllü olarak insanın kendi ammına koydurtması dışında bi boka yaramıyor ve zaten ben de artık efendi biri olmak istemiyorum. 
Hem ben, kendim olarak iyiydim ve sanırım hayatın akışına kendimi bilinçli olarak bırakmak en güzeli. En azından bu arada canın çok fazla yanmıyor ve hatta yansa bile çok fazla takmıyorsun bu durumu.
 Hem zaten böyle yaşadığım dönemde canın yanması sikindirik bi cızırtıdan başka bir şey ifade de etmiyor açıkçası ve zaten, zamanla da tamamen duygusuzlaşıyor, bi oduna dönüşüyorsun. Hayatına girip çıkan insanlar sadece an'larıyla, bide onları hatırladıkça analarıyla anılıyorlar o kadar..

Aşk mı? bilmiyorum. onun ne olduğu hakkında bi fikrim yok artık. Belki seksle karışık herhangi bir şefkat gösterisinin, insan doğasında her zaman bulunması zorunlu olan nefretle yoğrulmuş hali, belki de bencillikten dolayı birilerine ait olma, birilerinin sana ait olmasını isteme duygularının yoğunlaşmış şekli, belki de başka bi sikim şey. Doğrusu, artık ne olduğu veya ne olmadığını takmıyorum ve onun peşinden koşup kendimi daha fazla yormak istemiyorum..

Bu aralar, eski kendimi bulma çabalarımın içinde, böyle saçma sapan yaşadığım için, günlerim; iş, ev, istiklal caddesi arasında geçiyor. Başka bi sikim şey yok.
İstiklal'in her köşesine yarısı içilmiş sigaralar sakladım. Gezinirken hangi köşeye yakınsam oraya gidip sigarayı alıyor ve o köşeye oturup elimdeki sigarayla bazen saatlerce oynaşıp duruyor, sonrada öylesine ani bi şekilde sigarayı yakıp, bitirince de benim gibi amaçsızca yaşayan kalabalığa karışıp, içlerinden birinin peşine takılıp saatlerce o nereye giderse, bende ona çaktırmadan onun peşinde dolanıp duruyorum. Bi gün farkedilirsem çok pis dayak yiycem biliyorum, ama bu aralar tek eğlencem bu. Başka türlü eğlenemiyorum.