8.09.2010

Bayram mesajı :))

Herkesin bayramını kutlar, kiminin pipisinden, kiminin poposundan öperim.

 Muah muahhh :))

6.09.2010

Ne kadar kaçarsan kaç, kendinden fazla uzaklaşamazsın.

İnsan ne yaparsa yapsın, kendinden ne kadar kaçarsa kaçsın, dönüp dolaşacağı, geleceği tek yer, babası tarafından, spermlerinin anasının ammına döküldüğü yerdir. Bunu size daha nasıl edebli bir şekilde anlatabileceğimi düşündümde, temiz cümlelerden bir şey bulamadım. En iyisinin edebi, edebsizce yazmak olduğunu düşündüm. Çünkü edebsizce yazmak, insanın içindeki acıyı dışarı vururken, kendisini bulunduğu ruh halinden, o an çektiği acıdan azcık da olsa, daha iyi hissetmesini sağlıyor.

Şimdi babaevindeyim.Ailemle bir tür curcunanın içinde, bir tür sevgi gösterilerinin içindeyim. Ailemi seviyormuyum diye bir soruyu kendime soracak olursam, cevap: bilmiyorum olacak.
Evet soğuk bir bilmiyorum cevabını verebilirim. Nedenleri ne? Neden  ''evet'' veya ''hayır'' gibi bir net cevap değil de ''bilmiyorum'' gibi belirsiz bir cevap olduğu hakkında bilgim yok. Sadece onları sevip sevmediğmi bilmiyorum ve o yüzden şimdilik en iyi cevabım ''bilmiyorum''

Eskiden babamı da sevmediğmi söylerdim. Ama ölünce ağlamıştım, neden ağladığım sorusunu, kendime onlarca defa sordum ama bir cevap bulamadım. Ağlamıştım işte, öylesine sebebsizce ve ölüm haberini aldığım zaman değil, saatler sonra ağlamıştım. Ağlamam da öyle sakinken normal bi şekilde durup dururken olmuştu. Bi kaç arkadaşım gelip başın sağolsun demişlerdi ve ben o şekilde ağlamıştım. Oysa babamı sevmiyordum, O'na sevdiğimi hiç söylememiştim. Ama sevmediğimi de söylememiştim. O'da aynı şekilde sevdiğini veya sevmediğini hiç söylememişti. Ama ölünce, sırf o öldü başın sağolsun denildiği için ağlıyordum. Üstelik normal bir şekilde değil, azğımdan burnumdan, salyalar sümükler iç içe karışarak ağlıyordum. İnsan sevmediği biri için niye ağlasındıki???

Bazen aklıma geliyor ve ben neden ağladım diye soruyorum, ama her zaman ki gibi yine bi cevap bulamıyorum. Şu an seviyor muyum? diye bir soru soruyorum kendime, ama cevabım yine açık ve yine belirsiz. Bilmiyorum...

Babam inançlı biriydi, aklıma geldikçe onun için fatiha okurum. Acı çekiyorsa acılarının hafiflemesi için okuyorum. Umarım benim yüzümden hiç acı çekmiyordur. Umarım hiç çekmezde. Babamı sevmiyorum ama yinede hakkım varsa bile helal olsun. O da bana varsa hakkını helal etsin, ama ben üzerimde bir hakkı olduğuna inanmıyorum. Ne verdiki hakkı olsunnnnn.

3.09.2010

Kendi kendime yetmeye çalışırken, tükeniyor muyum?

Ailem öyle zengin, varlıklı bir aile değildi. Fakir, yoksul, Allah'ın sopasını 24 saat sırtlarından eksik etmediği kimselerdi. Hep açtık lan, bi gün bişiler bulup doysak, 2 hafta ortalıkta karnımızı tutup aç aç dolanırdık. Zaten küçük çocuklar, daha ikinci günden diğer kardeşin bacağına pişmiş koyun bacağı diye bakardı.
Biz çocuklar ağladık mı, elimize bi parça kuru ekmek tutuşturulurdu da öyle susardık. Yoksa akşama kadar burnumuzu çeke çeke ağlardık. O bi parça kuru ekmeğin tadını şimdilerde hiç bir şeyde almıyorum, desem de yalan vallahi. Şu an o kadar güzel şeyler varki. Ama o kuru ekmekleri de unutamıyorum. Peki ya büyükler, evde bir şey olmadığı için acıktığını dahi söyleyemeyenler.

Sik kadar boyum vardı, ama her şeyin farkındaydım. En büyük sıkıntılarımızı da eve misafir geldiğinde yaşardık. Şeker yok, dem yok, sadece musluktan akan su vardı. Misafire bir bardak çay vermek için, ablam bütün konu komşuyu gezerdi, birinden bi tabak şeker alırdı, birinden bi avuç dem falan. Tüm mahalleli birleşip, evdeki misafire bi bardak çay ikram ederdik. Tabii misafirin bunlardan haberi yok, beyfendi götünü yaya yaya içerdi çayını.

Bide 3 ayda bir ödenen elektrik faturamız vardı. Onu öderken bile evde herkes birbirine laf söyler, ne bu faturanın hali diye fırçalar havada uçuşurdu, biz çocuklar da aptal ıslatan yağmuruna yakalanmış gibi, başımızı kaldırıp tükrükler suratımıza rahmet olarak düşerken, mal mal bakınırdık. Sırf bu kavgalar yüzünden, çoğu zaman oturulan odadan, başka bir odaya geçişte büyük bir kaos yaşanırdı. Çünkü evde kural, tek bi lambanın yanlız yanmasıydı. Bu kuralı, yanlışlıkla dahi ihlal edene hepimiz çatık kaşlarımızla bakar, onu anamızın amından çıktığına pişman ederdik.

O günlere dönüp baktığımda güzel şeyler var mı diye düşünüyorum da pek güzel bir şey de bulamıyorum. Bundan dolayı hiç öyle dönüp, fakirdik ama mutluyduk yalanlarını sıralamayacağım. Mutlu değildik, huzur yoktu, her gün bağrış çağrışlar arasında yaşayıp giderdik. tüm bunlara rağmen o yüzden hatırladığım şey çocuk aklımla kavga, bağrış çağrış olduğunda sokağa çıkmaktı. Sokak mutlu edermiydi beni? Hayır etmezdi ama evde de mutlu değildimki. İşte böyle mutlu olmadığımı anlaya anlaya, her yaşta kaçtım ailemden. Taaa sik kadar boyum varken kaçmayı öğrenmiştim ve hala kaçıyorum.

Herkesi, herşeyi hiç siklemeden çok çok geride bırakıp kaçıyorum. Belki fakirliğimle yüzleşmeyi kabullenirsem, belki aslından ailemden kaçtığımı sanıp, kendimden kaçmayı bırakırsam her şey daha güzel olacak.