Ona karşı ne hissettiğimi veya ne hissedeceğimi bilmiyorum.
Doğrusu ayrılalım mı birleşelim mi ondan da emin değilim. Bazen gitsin hiç
gelmesin istiyorum, bazen de bendeyken hiç gitmesin, hep bende kalsın beraber
bu evde ölünceye kadar
yaşayalım
istiyorum. Öyle karmaşık bir şeyki, bazen ona karşı ne hissettiğimi bende bilmiyorum.
Yani seviyor muyum, sevmiyor muyum onu da bilmiyorum. Çünkü
bazen onu düşündüğümde sevdiğimden emin oluyorum. Hatta öyle bir emin olmakki,
o olmasa sanki nefes alamayacakmışım gibi hissediyorum.
Bazen de işte siktirsin gitsin ebesinin yoluna diyorum.
Sonuçta o yokken de yaşıyordum, o olmasa da yaşamaya devam edeceğim diyorum.
Yani sikimdeymiş veya değilmiş değil de, işte ne bileyim salla gitsin diyorum.
Ama işte öyle olmuyor.
Yaşamak ile yazmak arasında çok büyük bir boşluk var. Ne
hissettiğini tam olarak anlatacak kelimeleri hiçbir zaman bulamıyorsun. Adeta kelimeler kısırlaşıyor.
İçindekini dışarıya veremiyorsun. En iyisi ise kendini bazen koyverip sokaklarda
kaybolmak oluyor. Çünkü dışarı atman gereken şeyler oluyor. Öyle bir dışarı
atmak ki artık erkek olmana rağmen bir doğum sancısı tutturuyor. Canın yanmıyor
ama bunun yerine ruhun sıkılıyor, ruhun paramparça oluyor. Hatta ruhun bile sana ağır geliyor.
Bedenin ona sanki hapishane oluyor. Bedeninden kurtulmak, onsuz da olsa
sokaklarda avare gibi dolaşmak, kanatsız bedensizce uçup gitmek istiyorsun.
Aslında geçen gün de işte aynen böyle bir şey oldu.
Adeta kendimi hissedemedim. Sanki kayboldum. Sarhoşluk
yaşamadığım için "sarhoş gibiydim" desem yalan olur. Ama kafam yerinde değildi.
Beynim bedenimi algılayamıyordu. Adeta bedenim bana ağırlık yapan bir boktan
başka bir şey değildi. Ondan kurtulmak istiyordum. Resmen bedenim beni
sıkıyordu. Çünkü kendime dokunduğumda kendimi hissedemiyordum. Dışarı çıktım
hava alıp iyileşirim diye, ama olmadı.
İnsanların içine karışırsam belki daha
iyi gelir diye düşündüm ama o da olmadı. Onlara durmadan çarptım olmadı, bakıp güldüm olmadı.
En son
güldüğümde bir midyeci beni çağırdı yanına. İstiklaldeydim o an. Durmadan
hapşuruyordum da ve belki de hapşuruğumu bahane etmiş kendi kendime gülüyordum.
Gülerken bi yandan da çıplak kolumla tükürüklerimin insanlara bulaşmasını engellemeye
çalışıyordum, ama tükürüklerimi de hissetmiyordum. Sadece görüntü olarak kolumun üzerinde irili ufaklı birer baloncuk olarak vardılar.
Bedenim gibi, ellerim gibi, diğer insanlar ve şeyler gibi. Her şey vardı, yok diyemiyordum ama
hissetmiyordum da. O an düşündüm de görünen ama hissedeilemeyen şeyler için "yok" diyebilir misin?
Çünkü her şey sadece birer görüntü olarak varlardı ve bu bana sıkıcı geliyordu.
Ruhum sıkılıyordu, ben kendime gülmek için bahane bulmuştum ve iki adım ilerdeki midyeci bana "gel gel" diye gülerek işaretler
yapıyordu. Baygın baygın midyeciye bakarken hoş bir tip olduğunu ve belki eğlenebileceğimizi de düşünerek, gülüşümün büyümesine, gözlerimin birer daha baygınlaşmasına izin verirken yüzümün hepsini bir meyhoş dalga alıverdi.
O an ve gülüşümle beraber,
midyecinin de gülüşünün yüzünde gittikçe büyüdüğünü farkedip, ona doğru kalmış olan 2 adımı da attım.
Bir şeyler söylediğini anımsıyorum. Sanırım ne yaptığımı ve nasıl olduğumu sorup duruyordu.
Ona
cevap vermek istememe rağmen cevap veremediğimi anımsıyorum. Duyduğum, ne
sorduğunu çok iyi anladığım, cevaplarını bildiğim, aman neyi nasıl diyeceğimi bilmediğim, aslında dilimin dönmediği bir an yaşadığımı hissediyorum.
Bunun üzerine gözlerimin uzun gelen bir kaç salise daha kapanıp kapanıp açıldığını ve durduğum yerde sallandığımı farkettim. Gülüşlerimin
yüzümde gittikçe büyüdüğünü gözlerimin devrildiğini ve yarı açık yarı kapalı
bir halde ona ve yanımıza gelen birkaç kişiye baktığımı onları anlamlandırmaya
çalıştığımı, rüyada olup olmadığımı ayırt etmeye çalıştığımı hatırlıyorum.
Hayır hepsi gerçekti, ama ben gerçek miydim ondan emin
değildim. Çünkü az önce bedenimi hissetmeden önce kendimi çimdiklerken canımın
yanmadığını hatırladım. Belkide şu yaşamakta olduğum an da bir rüyaydı ve ben yine yıllardır gördüğüm rüyalarımdan birinde olup olmadığımı anlamak için, rüyamda kendi canımı yakmaya çalışıyordum.
Çünkü bazen gerçek bir an’ı mı yoksa rüya’yı mı yaşadığımı anlamak için kendimi
çimdiklerim. Ama az önce çimdiklemiştim ve canım yanmamıştı. Oysa rüyada da olsam canım yanardı. Ama buna rağmen
rüyada olmadığımdan emindim. Çünkü rüyada o an, rüya olduğunu farkettiğimde
hemen uyanmam gerektiğini söyler ve sanırım bir kaç saniye sonra uyanırdım. Ama şimdi bir gerçeğin
içimdeydim ve kendimin nasıl hissedeceğimi bilmiyordum.
Mideyci de işte konuşuyordu. Sadece sesler vardı. Aslında
belkide sesi de yoktu, çünkü sadece dudaklarının hareket ettiğini hatırlıyorum.
Bir şeyler söylüyordu ve bu arada elime bolca limon sıktığı mideyelerden
tutuşturuyordu ve bende yediğimi anımsıyorum. Birkaç tane midye sonra
hapşuruğum yine başladı ve elimdeki midye kabuklarını önümdeki poşete atmaya başladım.
O ise galiba atmamamı söylüyordu ama ben ayakta duramıyor durduğum yerde
sendeliyor ve bu arada elimdeki midyeyi yer yemez önümdeki tezgahga asılı
poşete atıyordum. Sonra onun poşete atma
deyişlerini anladığımı ve poşete atmaktanvazgeçtiğimi hatırlıyorum. O anda
poşetin içinde adamın özel birkaç eşyası olduğunu ve benim çöpleri onun
poşetine atmama güldüğünü farkedip durdum ve hapşurdum.
Sonra da ne yapacağımı bilmediğim içim bir kaç hapşuruktan
sonra sendeleye sendeleye ordan, midyecinin "dur gitme toprağım, yardım edeyim sana"
deyişleri arasında yürüyüp gittiğimi hatırlıyorum. Bir yerde durdum sanırım.
Duvara dayandım ve yoldan geçen birini durdurup kolumu sıkmasını,
çimdiklemesini zorla rica ettim. Kolumu hissetmiyorum allahım, ne olur bir şey
yap yardım et bana. Başım var mı, saçlarım nerde. Ah burnum yerinde ama onu
hissetmiyorum, sadece görüyorum. Ellerimi, ayaklarımı da aynı şekilde sadece
görüyorum. Hiç birini hissetmiyorum. Alahım ne oluyor bana. Ne verdin bana
allahım, ne yaptın bana. Lütfen kendimi hissedeyim yoksa şimdi hastaneye gidip
bu komik halimi anlatmaya ve bana gülmelerine neden olacağım. Ama yokgeçmedi.
En son bi yerde kahve içmeye girdim. Cebimde de birkaç lira bozuk para dışında
da bir şey yoktu. Zaten şu evin kirasını tek başıma karşılamaya başladığımdan bu yana
maaşım hiçbir şeye yetmiyor. Çkıcam bu evden de, ev arıyorum. Sikerim
cihangirde oturmayı. Kupkuru bir eve yüzlerce lira kira ödemek de neyin nesi
oluyor.
Neyse işte oturdum adamdan kahve istedim verdi, fincanı alıp istikal'e çıktım yine. Elimde kahve
fincanıyla birkaç tur atıp geldim sokakta. İnsanlara çarpa çarpa kendime
gelmeye çalıştım. Bu biraz iyi geldi. Kahve de bitmişti. Birkaç çarpışmadan
sonra kendimi biraz daha hissedince kahve fincanını sahibine göürüp verdim. O
sırada cebimdeki bozuklukları çıkarıp adam uzattım ve başka param olmadığını
söyledim. "Tamam canın sağolsun" dedi ve bende kalkıp sokağa insanlarla
çarpışmaya gittim. Çarpıştıkça kendime geliyordum. Sanki her çarpandan küçük
bir his alıyor gibiydim. Eve nasıl döndüğümü hala hatırlamıyorum. Belki de o
akşam başkasında da kalmış olabilirim. Şu an bile hatırlamıyorum. Sabah nasıl
kalktığımdan da haberim yok. Yani daha doğrusu o gün ve sabahı kafamda yok,
sadece o kendimi hissetmek istediğim anlar var kafamda. Başka da bir şey
hissetmiyorum
Off nerden nereye gelmişim yine. Öyle işte.