8.02.2026

Gay Olmak ya da Olmamak

hiç evelemeden gevelemeden lafı hemen en başta söyleyeyim;
erkek olarak; Gay Olmak ya da Olmamak tamamen senin medyada maruz kaldığın ibnelik propagandasının dozajına göre değişir. Yani aslında bi anlamda; senin kafa karışıklığınla tetiklenmiş olan kişisel tercihlerine bağlı bi durumdan ibaret. 
Yeteri kadar kafan karıştıktan sonra ise ya karı kız nazı çekersin, ya da naz çekmek yerine işin kolayına kaçıp boklu erkek götü sikmeyi veya boklu götünü bi erkeğe siktirmeyi seçersin.
Bu ikisini de yapmayıp, benim uzun zaman yaptığım gibi sadece sakso ve sevişmeylede yetinebilirsin. Tamamen senin kendini ne kadar iyi kandırabildiğin ve lağım borusunda nereye kadar ilerleyip o pis yaşantıya ne kadar dayanabileceğinle ilgili bi durum bu.
Öyle yok doğuştan böyle doğdum, yok arkadaşlarım küçükken de bana parmak atardı, komşumuzun amcası beni sikti ve o gün ibne oldum, zaten kendimi bildim bileli erkeklere ilgi duyardım falan filan bir sürü farklı hikaye yazar ve kendini ikna edebilirsin.
Sorun değil.
Herkes öyle yapar.
Herkes kendisinin ucubeleşmediğini ve aslında bi ucube olarak doğduğunu söyleyip durur.
Çünkü kimse yanlış yaptığını, yanlışlığın içinde debelendiğini kabul etmez.
Kabul ederse çıkması gerektiğini bilir, yolunu ve belini doğrultması gerektiğini bilir ve bu yüzden kabul etmez.
Kabul ederse çıkışa yönelmesi gerekir ve çıkışa giden yolun üzerinde bu kadar kolay seks varken çıkışa nasıl varacaktırki?
Hiç kimse. Zaten kimsenin de götü yemez.
Götü yiyenlerse, kısa bi süre sonra her an maruz kaldığı pornografiden, erotik tetikleyicilerden ve en fenası da yalnızlıktan dolayı dayanamaz pes eder. 
Ama şunu kabullenmeliyiz aşkım; o ilk zamanlarda, yani herkes kadar kafamızın karışık olduğu yaşlarımızda, bazı şeyleri yanlış anladık ve yanlış yaptık, bazı şeyleri o an öylesine yaptık veya bize kendimiz gibi birileri ilgi gösterdi ve bizde o fırtınalı havada meraktan kendimiz koy veri verdik falan olan oldu.
O yüzden inanma şimdi bilim adı altında kulağından zihnine bocalanan "ibne doğulur, sonradan olunmaz" laflarına. Bal gibi de her an ibne olunur biliyorsun işte. Yanisi; olunmaz diyenlere inat tabiki sen ne istersen o olursun. Bunu hiç unutma ve sana unutturmalarına izin verme.


toplumsal zorunluluk, ev ve karavan hayali

Dün, uzaktan bi akrabamızın 8 yaşındaki çocuğu Bilkent Şehir Hastanesi Onkoloji Bölümü'nde son nefesini verdi. Bugün alıp götürdüler, memlekette gömeceklermiş. Ölmüş birinin nerede gömülü olduğunun önemsizliği üzerine çok şey yazabilirim ama biliyorumki ölüm, aslında geriye kalanlar için son gösteri fırsatından başka bir şey değil. Bu yüzden uzatmayacağım. 

Az önce eve geldim ve bi anda bu konu aklımda geldi. Sonra da "Ölüm haberleri, hastalıklar, evlilikler, doğumlar ve yine ölüm haberleri. Toplumsallaşınca böyle oluyor. Kim öldü, kim sürünüyor, kim ürüyor vesaire hep haberdar ediliyorsun." diye düşünmeye başladım. 
Uzaktan izleyerek geçirdiğim onca yıldan sonra bi anda akrabalık ilişkilerine bulanınca; ölümden düğünden doğumdan dan dan dan dan dan sürekli haberdar edilmeye başlıyor ve ağız ucuyla söylenecek bi kaç cümle de olsa kurmaya zorlanıyorsun.
Toplumsallaşmak böyle bir şey. Anlamsız bulduğun her şeye başka bi pencereden bakmaya, bakarak görmeye mecbur kalıyorsun.
Hayır, yanlış anlaşılmayayım, bu konuya canım sıkılmıyor. Sadece alışkın değilim o hiçbir bağ kurmamış olduğum insanlara başsağlıkları, iyiki doğdunlar ve mutluluklar dilemeye.
Ama bi yandan da mecbur hissediyorum kendimi. Çünkü öyle işte.

Düzenli olarak çalışmaya başladığımdan bu yana, düzenli şekilde para biriktirmeye başladım. Toplumsallaşmanın en büyük zorundalığı bu olsa gerek. Hatta en zoru ve ilk adımı.
Çünkü onca yıl, kendi müslüman algımla inşa ettiğim o "ne zaman öleceğim belli değil ve diğer insanları bilmiyorum ama ben dünyaya çalışmak için de gelmedim. ev sahibi olmak veya ayaklarımı yerden kesecek bi araba almak hevesiyle de yaşamıyorum. ee madem öyle, şimdi siktir git istifa dilekçeni ver ve bankada birikmiş olan paranın ne kadar süre sana yeteceğini hesaplayıp yemeye başla. paranın bitmesine yakın hâlâ ölmediysen iş arar bulur ve yine çalışırsın" düşüncesiyle yaşayıp gelirken, yer yer parasız kalsam bile aslında günlerce aç kalmak gibi büyük sıkıntılar yaşamadım. Ama günün sonunda, yani şimdilerde; şahsıma münhasır müslüman algımı inşa ederken yanlış yaptığımı da düşünmeye başlamadım değil. Bu yüzden de artık bundan sonra, yani bundan sonraki yaşayacağım yıllar boyunca düzenli çalışmaya devam edeceğim ve en azından birikimimle, oğluma bi ev almış olmayı planlıyorum. Kendim içinde ufak bi karavan.

son not olarak; bu aralar yazdığım her şeyi gemini'ye analiz ettiriyorum. güzel ve yerinde tespitleri oluyor. bazen de hiç anlamıyor. ama olsun yine de genel anlamda idare eder. şimdi bu yazıyı da ona analiz ettireceğim. bakalım ne diyecek.


7.02.2026

başlıksız günlük

Bugün iyice yaşlanmaya başladığımı anladığım başka bi evreye geçtim. Çünkü çocukluk arkadaşlarımdan birini hastanede ziyarete gittim. Ciğerlerinde bi sorun varmış ve öksürdüğünde ağzından kan geliyormuş. Yani artık yaşıtlarımın, sağlık problemlerinin su yüzüne çıkmaya başladığı zamanlardayım. O umursanmadan geçen yılların, ağırlaştığı için yavaşça geçmeye başladığı günler geldi.
Zaten bu yıl 41 yaşıma giriyorum, 41 oluyorum. artık, gerçekten yaşlanmaya başladım galiba. ama açıkçası hiç yaşlı hissettmiyorum. ne zaman hissedeceğimi acaba?

sikimi sadece çiş yapmak için kullanmaya başladığımdan bu yana sanki daha bi huzurlu ve mutluyum. ya da öyle hissediyorum. sakinleştim. herhangi bi koşuşturma yok, beni sevecek birini bulma umuduyla yanıp tutuşurken kimseyle yatmak zorunda kalmıyorum falan. yani hayat denilen şey osbirsiz ve sevişmesiz de geçebiliyormuş. Üstelik hiç akla gelmeden. 

ailemden kimse tarafından aranmadan geçiyor günler. kimsenin umrunda değilim. bu acımasızca gibi ama değil. kabullendim. küçük amerika olduk. aşırı bireyselliğin sonundan başka bi yerde değilim. son.

oğlumla geçen hafta konuştuk. "oğlum, bazen arayıp hal hatrımı sorsana şerefsiz" diye yazdığım mesajlardan sıkıldı tabii. bu yüzden mesajı değiştirdim ve "oğlum aradım meşgul çalıyor, müsait olduğunda sen arasana bi sesini duyayım şerefsizzizziz" diye yazdım. beni engellediği için hep meşgul çalıyordu.
mesajımdan sonra aradı 1-2 dakika konuştuk. telefonu kapattıktan sonra "aradığın için teşekkür ederim, iyi kalpli oğlum benim." diye yazdım, mesajıma kalp emojisi bıraktı :)
bende ona biraz harçlık attım ve dekontu whatsapp'dan iletirken "supriseeeeee" diye yazdım. yanıt olarak;
-teşekkkürler
-allah razı olsun desene, teşekkürler yerine
-allah razı olsun" yazdı ve bu sefer ben ona kalp emojisi bıraktım.
bu hafta salı günü ise sabah ona şu mesajı attım;
-Günaydın yavrum, güzel bir gün daha olsun inşallah
-sağol
-Oğlum, allah razı olsun demeye alış. İnançlı olmaktan, inançlı biri olarak yaşamaktan ve müslümanlığından utanma. Allah'ı daima ve her durumda anmayı alışkanlık edin kendine, canım benim
-tm
-:))
bu yazışma gerçekleşti aramızda, bende "sağol" mesajına kalp emojisi koydum :))))

genel olarak müslümanlar arasında aşağılık kompleksi var. yeni yetme müslümanlar arasında bu daha fazla. hele birde şu anki sosyal medya kullanımı vs olunca, bu daha görünürleşti. ya da müslümanlığını saklama, bunu asla göstermeme çabası var. oğlumda da müslüman aşağılık kompleksi olduğunu düşündüğüm için, bunun onu yormasını istemiyorum. zihni açılsın ve ne bok yerse yesin, hem müslüman olup hem günah işleyebileceğini bilerek yaşamasını istiyorum. müslüman olarak günah işlemek. evet bu.
şu an toparlayamıyorum. ama bu konu özelindeki, kafamdaki düşünceyi bi ara toparlayıp daha düzgün yazacağım. bakalım ne zaman.

bacak aramdaki bölge iyice kıllandı. uzun zamandır kesmedim. nedense kesesim de gelmiyor. 
koltuk altım ve saçlarımda öyle. 
aslında saçlarımı iyice uzatasım var. şu an omuzlarıma dökülüyorlar.

her gün 1 saat boyunca sesli kitap okumaya başladığımdan bu yana, Ankara'ya geldiğimden bu yana kayan ve hatta yer yer bozulan türkçemde düzelme var. bunu, konuşmaya başladığımda, insanların yüzünde aniden beliren şaşkınlık ifadelerinden anlayabiliyorum. şaşkınlıktan 5-10 saniye sonra ise "nerede doğup büyüdüğümü, nerede yaşamış olduğumu" soruyorlar. 
Dün Opera'da otobüs beklerken yabancı bi gezgin ve Kanadalı arkadaşıyla olan spontan tanışma esnasında, bana ingilizce aksanımın çok iyi olduğunu söyledi. anlam veremedim. gerçekten ingilizce öğrenmelisin. gibi iltifatlar etti. eğer öğrenirsem, yurtdışına gidebilirmişim vs bir şeyler anlattı. 
gitmek istemiyorum. ben ülkemi seviyorum dedim. 
sonra onları ulus'ta bi börekçiye götürdüm çay falan içtik, muhabbet ettik sonrada "benden bu kadar" deyip ayrıldım onlardan. 

tüm bunları niye yazıyorum.
sanırım eskiden olduğu gibi daha sık yazma uğraşına girmek ve yine bazı iyi kurgular yapabilmek için bilinçakışımı açmaya çalışıyorum.

geçen hafta büt'lere girdim. sanırım bi-iki dersi daha verdim.
senee kadar en azından bi yarısını bitirmiş olup bi sonraki sene ise mezun olmayı sonra da yüksek lisans için kasmayı düşnüyorum.