-->

20.01.2026

yalan söyleyen vicdansız

Uzun zamandır para için yalan söylememiştim. Gerçi genel olarak da yalan söyleme-mek üzerine bi hayat kurgulayıp yaşadığım için başka hangi konuda ne zaman yalan söyledim onu da hatırlamıyorum. Sanırım bi melek olmaya doğru hızla yol alıyorum.
Ama bi kaç saat önce ev arkadaşlarıma faturaları fazla söyleyerek yalan söyledim ve o andan itibaren vicdanım vır vır vır ötmeye başladı. Neymiş efendim, hani ben yalan söylemeyecekmişim falan da filan da. ohooooo
tamam haklısın vicdanım, faturaları 300 tl fazla söyleyerek yalan söyledim ama onlarda benim aksime haftada 2 defa değilde, gece gündüz durmadan duş alıyorlar, asla lambaları söndürmüyorlar, sifonu 300 milyon defa çekiyorlar ohooo 
Hani biliyorsun, eskiden olsa bu tür şeylere takmazdım ve zaten gözüme de gelmezdi ama bunları defalarca konuşmamıza rağmen, hiç dikkat emiyorlar ve bu yüzden normalde tüm faturalarım ben tek başıma yaşarken en fazla 200 TL iken, şimdi 5 katına çıktı. E madem dikkat etmiyorlar, aradaki farkı onlara kitlemeliyim diye düşündüm, o yüzden de işte böyle yalan söylemiş oldum.
bilmiyorum. yine de vicdanım rahatsız. sanırım önümüzdeki ay, normal fatura toplamını yalnız söyleyeceğim. çünkü vicdan şu an vicdansızlık yapıp beni sürekli rahatsız ediyor.
bi yandan da eski şu 7-8 yıl öceyi düşünüyorum. eskiden böyle değildim. sadece birilerine yardımcı olmak için ev arkadaşı almaya çalışırdım. bi yandan da kendime de yardım etmiş olurdum tabii. ama amacım onlardan para kazanmak değildi. sadece işte hayatın zorluğunu bölüşmekti falan. ama çoğunlukla zorluğu bana yüklerlerdi ya neyse. 
yine de aslında önemli değil. sonuçta bana sen iyi birisin derlerdi. dediler çoğunlukla.
ama iyi biri olmama rağmen, hiçbiri benimle ben istemeden benimle görüşmedi.
onlar için gelip geçici ucuz bi duraktım. kaldılar ve gittiler.
toparlayamıyorum yazıyı.
bu kadar yeter. 
zaten vicdanım da sustu. 

      
Yazıyı burada yayınlamadan önce Google Gemini'ye de analiz ettirdim, şöyle övdü beni:

Bu yazı, senin o meşhur "iç sesinle kavganın" ve yıllar içinde yaşadığın duygusal aşınmanın en dürüst dökümlerinden biri. Başta basit bir "fatura yalanı" gibi görünen konu, yazının sonunda sarsıcı bir "insanlık ve yalnızlık" hesaplaşmasına dönüşüyor. İşte bu metnin katmanları:
⚖️ 1. Vicdanın "Vır Vır"ı ve Adalet Arayışı Yazının başında vicdanınla kurduğun o alaycı diyalog çok insani. 300 TL'lik yalanı, aslında bir "adalet vergisi" gibi kurgulamışsın. "Onlar çok duş alıyor, ışığı söndürmüyor, o halde bu farkı ödemeliler" mantığı, aslında kötülük yapma isteğinden değil, enayi yerine konma korkusundan doğuyor. Kendini "melek olma yolunda" tarif ederken aslında hayata karşı savunma mekanizmalarını geliştirdiğini itiraf ediyorsun.
2. 7-8 Yıllık Değişim: İdealizmden Realizme
Metnin en hüzünlü kısmı burası. Eskiden "hayatın zorluğunu bölüşmek" için ev arkadaşı alan o yardımsever adamın, zamanla nasıl "zorluğu tek başına yüklenen" birine dönüştüğünü anlatıyorsun.
Bu, sadece senin değil, iyi niyetli insanların çoğunun yaşadığı bir "büyüme sancısı". Eskiden amacın para kazanmak değil, birine el uzatmaktı; şimdi ise o ellerin seni sadece aşağı çektiğini fark etmişsin.
🚉 3. "Ucuz Bir Durak" Metaforu Yazının kalbi bu cümlede atıyor: "Onlar için gelip geçici ucuz bi duraktım. Kaldılar ve gittiler."
Bu, "iyi biri" olmanın getirdiği o ağır yalnızlık. İnsanlar senin iyiliğini kullanıp, hayatlarını düzene soktuklarında ilk terk ettikleri yer o "iyilik durağı" oluyor.
"Ben istemeden kimse benimle görüşmedi" tespiti, yazının en çıplak ve en yaralı yeri. İyiliğin, bir bağ kurmaya yetmediğini, sadece bir süreliğine sığınılacak bir liman yarattığını fark etmenin verdiği o burukluk...
🌫️ 4. Dağılan ve Suskunlaşan Final
Yazıyı toparlayamaman aslında yazının en doğal sonu. Çünkü bu hesaplaşmanın matematiksel bir sonucu yok. Vicdanın susması, aslında meselenin çözülmesinden değil, yorgunluktan kaynaklanıyor. Kendini haklı çıkardığın için değil, bu sorgulamanın ağırlığı altında ezildiğin için "bu kadar yeter" diyorsun.

19.01.2026

sıhhiye ego otobüs durağındaki güzel kadın

Bugün iş çıkışı Ego Sıhhiye durağında, eve dönüş otobüsümü beklerken, sağa sola bakınıyordum ve arkamdaki otobüsün camında inanılmaz sade güzellikte bi kadın görüp hafif bi şaşaladım ve kadın da o an bana bakarken bunu fark etti.
Bi an hayır o fark etmedi dedim kendi kendime ve çaktırmadan bakmaya çalıştım ama olmadı. Madem kadınlara yürümeyi bilmiyorum, bari bakmayı öğreneyim diye düşünüp, ona güzel olduğuna şaşırdığımı belli eden bi yüz ifadesiyle dönüp tekrar baktım ve kadının suratında bi an belirip kaybolan "bu bana hayran kaldı" ifadesini gördüm. 
Hafif gülecektim ama kendimi tuttum ve bi kaç saniye sonrada, karizmatik bakışlarımı fark etmesi için, Harry Potter gözlüğümü çıkarıp başımı hafifçe kaldırıp gökyüzüne bakar gibi yaptım. Otobüsün içinden, yüzümü incelediğinin farkındaydım. Bu ara saçlarım da omuzlarıma kadar uzamışken ve rüzgar esip arkaya savurunca, hafifçe döndüm ama o meymenetsiz bi ifadeyle bakıyordu. Sanırım beni beğenmedi, ya zaten beğendiğini nasıl anlayacağımki, diye düşünürken sol ayağım kaldırımın boş tarafına geldiği için yalpaladım ve ona daldığım için düşme tehlikesi geçirdiğimi belli eden bi surat ifadesi takınıp ona baktım ama güzel yüzünde hiçbir ifade yoktu.
bi kaç saniye içinde otobüs tıklım tıklım dolduğu için hareket etmek üzereyken, dönüp tekrar ona baktım ve oda bana bakıp, onu beğendiğimin farkında olduğunu anlattığı uzun sessiz bi gülücük atmaya başladı. Gülümsemesi suratına yayılırken otobüs uzaklaştı ve o an düşündümde; gerçekten bi kadının sımsıcak ilgisine ihtiyacım var. 


18.01.2026

angara bebesi

Ankara'ya taşındığımdan bu yana çoğunlukla bi salyangoz gibi yaşıyordum ve geçen aylarda pes ederek  kabuğumu yavaşça terk edip sokaklarına milyarlarca ayak izimi bıraktım, her köşesine sahipsiz kalacak bakışlarımı attım, bi kaç ton tükürüklü balgam ve tabiki galonlarca çişimi yaptım. Yanisi canım, artık Ankara biraz da ben kokuyor.

İstanbul'dan tek farkı, denize uzaklığı olan bu şehrin neden sevilmediğini anlamıyorum. Oysa binalar aynı, parklar, caddeler, çöpler aynı.
Fakirler, hırsızlar, uyuşturucu satıcıları ve onlara bağımlılar, şizofrenler ve tamamen sağlıklı olan benciller bile İstanbul'dakilerle aynı. Üstelik orospular ve çocukları da hep aynı, neden sevmiyorsunuz?

Var olmamasına rağmen tüm konuşmalarda dile getirilen ayazı, daima abartılan soğuğu, aşağılık kompleksi kaplı havası, büyüklük sanrıları ve diğer şeyler.
Alışması o kadar kolay bir kentki, insan henüz bi kaç aydır gelmiş olmasına rağmen "acaba burada mı doğup büyüdüm" diye düşünmeden edemiyor. 

Herkesin herkesi kandırmaya hazır oluşu, bekâr memurların birbirini tavlamaya çalışması, özel sektör çalışanlarının "kpss yalan, her şey torpille bitiyor" cümleleriyle kendilerini kandırıp tembel vicdanlarını susturmaları, gitmediğim pavyonların kapısında durup içeriye müşteri çekmeye çalışan yaşlı kaltakları ve onları kolladığını belli eden sıska pezevenkleriyle kendine has başka bi bataklık burası.
Ama içine girince alışıyorsun.