Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Ağustos 2017

domateslerin rengi ve bozukluk üzerine

Pazar günleri, evimin üst sokağında pazar kuruluyor. Atlet-kilot satan esnaftan, şeftali-muz satanına, gezen tavuk ve köy yumurtası adı altında zıkkımın kökünü satanından, terlik ve kaçak sigara satanına kadar her türlü esnaf var.
Az önce gittim biraz meyve aldım geldim ve şimdi de oturdum bir kaçını mideye indirmekle meşgulken bu satırları yazıyorum. Satır dediğim de bi bok olsa bari. 

Zaten hiçbir değeri olmayan ve hatta olmayacak olan bu yazıları neden bu blog aracılığıyla görünür kıldığım hakkında hiçbir fikrim de yok.

"Hiçbir fikrim yok" dedim ya, şu an ilk iki fikri hemen anımsadım;
1-Bende bol bulunan ve öldükten sonra bile bitmeyecek olan boş zamanımı değerlendirmek,
2-Eğlenerek yazmayı öğrenmek için.

"Yazmayı öğrenmek için" dedim ya, gerçekten de şimdiye kadarki yazdıklarımı, yazabilmeyi burada, yaza yaza öğrendim. 
De'nin Da'nın, virgül'le noktanın, paragraf ve satırbaşlarının hakkı nasıl verilmez burada öğrendim. İnsanların ne tür yazılara nasıl tepkiler verdiğini hep burada öğrendim. 
Yeteri kadar içten kelimeyi bir araya getirip cümleleri yanyana dizdiğimde, insanların aldıkları eğitimden bağımsız olarak; gerçek ile yalanı, doğru ile yanlışı ayıramadıklarını ve hiç tanımadıkları, belki de hiç tanıyamayacakları bir insana üzülebileceklerine burada şahit oldum. 
ve yine bazı insanların büyük kalpleri olduğunu burada öğrendim. 

Tabii evinde herkesten gizli civciv besleyen kabadayılarla da bu blog sayesinde tanıştım, şairlerle, bende daha tırt yazan ama çok satan yazarlarla, abisinin tecavüzüne uğrayan çocuklarla, teyzesi'nin, evde kimsenin olmamasını fırsat bilerek koynuna sokup memesini emdiren kızları, amcasının veya daha yakın birinin tacizine uğrayanları da burada tanıdım.
Kocasından nefret eden kadınlarla da tanıştım. 
ve çocuğunu aldığı gibi arkasına bakmadan herhangi birinin "gel"deyişini dört gözle bekleyen, bıkkın çocuklu karılarla, ailesinin kendisine siktir çekmesi yüzünden, onlara duyduğu kızgınlığı amını her önüne siktirerek onlardan intikam almaya çalışan genç kızlarla ve toplumun dayattığı erkeklik baskısından dolayı, her fırsatta götünü ayak üstü siktiren maço delikanlılarla da burdan tanıştım.

Yalnız şuraya bakar mısınız; pazardan sebze meyve alma konusunu getirip nereye bağladım. Oysa ne güzel kafamın içinde sadece domateslerin bozuldukları için artık eskisi gibi lezzetli olmadıklarından bahsetmek falan vardı. Ordan da işte canım köyüm falan diye güzellemeler yapıp, her şeyin değiştiğine falan bağlayacaktım ama bunu bile yapamadım.
Resmen seksten bahsetmediğim, bahsedemeyeceğim hiçbir şey yok.
öfff sıkıldım.

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Bazı yazılarında "art arda" kelimesini yanlış yazdığını fark ettim. Amacım Türkçe öğretmenliği taslamak değil, yanlış anlama sakın. Fakat böyle güzel bir anlatıma sahip bir insanın, bu kelimeyi doğru yazmasını isterim :)

Hayat_Erkeği dedi ki...

@art arda kelimesini artık doğru yazacağım :) uyarın için teşekkürler.