Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Ağustos 2017

2. frengi ignesi

Dün gittim ikinci Frengi iğnemi de oldum. Bu seferki hemşire benden 10 cm kadar uzun boylu, kumral, sempatik, dik memeli ve sıcakkanlıydı. Ona iğnelerden korktuğumu ve lütfen nazik olmasını söyledim. Bunun üzerine o da kaba saba görüntüme, bir kaç günlük sakalıma ve kalın kaşlarıma rağmen böyle bir cümle kurmuş olduğuma şaşırıp gülümsedi ve;
-"ama bu iğne zaten acıtır, siz sadece derin derin nefes alıp rahat olun" dedi.
-"tamam" dedim ve uzandığım sedyenin ortasına doğru kayarken pantolonumu biraz daha indirip, son anda aklıma geldiği için
-geçen hafta sol kalçama yapılmıştı ve çok acıdı
-o zaman bu sefer sağ tarafa yapalım" dedi 
-"tamam" dedim ve sağ kalçamı hafifçe ona doğru döndürdüm.

elindeki pamukla kalçamı silip "biraz acıyacak" dediği anda hiç acımadan zart diye soktu iğneyi. vicdansız kadın. eli tutulmayasıca dik memeli.
ben derin derin nefes almaya odaklanıp, henüz bi kaç kez nefes alıp vermiştim ki, vicdansız, iğnesini çıkarmıştı ve "tamamdır" dedikten sonra da, toparlanabileceğimi söyleyip gitti.

o gittikten sonra, ilacın kalçamdaki acısı daha çok artığı için hemen kalkmak yerine, acının tadını çıkarayım diye düşünerek, uzanmaya devam ettim. 
offlayıp, poflayarak acımı duyulur kılmaya başladıktan 2-3 dakika sonra, yan tarafa bir kadın yattı. 
Perde kısa olduğu için, göğüs bölgesinden yukarısını yalnız görebiliyordum ve belli ki o da benim gibi poposundan iğne olacağı için yüzükoyun uzanmıştı. göz göze gelmeyelim diye başımı diğer tarafa dönüp biraz daha inledim ve sonra "inlemekle de acı geçmiyor, en iyisi kalkayım" diye düşünüp ayaklandım. bu sırada kadına da iğne yapıldı ve o da inledi.

ayağa kalktığımda sağ bacağımda zonklamalar iyice artmıştı. ayağımı yere basabiliyordum ama sanki basmasam daha iyi olacakmış gibi bir hisle hareket ederek, yavaş yavaş iğne bölümünden çıkarken hemşireyle yine karşılaştık. bana gözleriyle beraber memelerini de dikerek "bi yere gitmeyin, yarım saat kadar buralarda kalın. penisilin iğnelerinin alerjisi bazen 2-3 iğne sonrasında da ortaya çıkabilir" dedi.
Bunu duyan karşı masada oturan erkek doktor "penisilin mi??" diye şaşırmış bi şekilde tekrarlayıp bana baktı ama ben o sırada hemşireye "tamam" deyip çıkışa doğru yürümeye devam ettim. 

gittim dışardaki bankta oturdum. doğrusu oturunca kıçım daha çok acımaya başladığı için gezinmeye karar verdiğim için tekrar ayağa kalktım ve hangi tarafa doğru yürüsem diye düşünerek çevreye bakındım.

etrafım, yakınlarıyla veya onları önemsediği belli insanlarla gelmiş diğer hastalarla çevriliydi. bir tek ben yalnızdım. yanımda kimse yoktu. ibne olmak böyle bir şeydi, yanınızda kimse olmazdı.
bu yalnızlık durumları kafama takıldığı sırada bi arkadaşımın ilk aids testi olduğu günü anlatışı geldi aklıma.
21 yaşındaydı ve sarhoş olduğu bir gece hiç tanımadığı ve iletişim bilgisinin de olmadığı biriyle ilişkiye girdiği için aids kaptığını düşünüp, aylar sonra test olmaya karar vermişti. hastaneye gidinceye kadar gayet normal olan duygu durumu ve yolunda görünen her şey, bir anda hastanedeki insanların yanlarında mutlaka birileriyle gelmiş olduklarını görmesinden sonra, karışmıştı.

Tüm duygu dünyası alt üst olup, hastanenin koridorunda salya sümük ağlamaya başladıktan yarım saat sonra, etraftakilerin yardım önerilerinin ardından kendine gelip bir şeyinin olmadığını söylemesinin ardından toparlanıp test olmaktan vazgeçmesiyle noktalanmıştı. 
onun bu anısı aklıma geldiğinde, yalnızlığımı siktir edip aids olmadığım için şükrettim ve ağrımakta olan sağ bacağımı hafifçe yerden sürüyerek hastanenin etrafında 30-35 dakika gezinip, iğnenin herhangi bir alerjiye neden olmadığını ve dolayısıyla şu an ölmeyeceğimden emin olunca eve gelip, kanepeye uzandım.

Akşam ev arkadaşım geldi. Karşımdaki kanepeye oturdu ve önemli önemsiz olan her şey üzerine konuştuk. Çok sevdiği bir arkadaşıyla artık görüşmeyecekmiş, otobüste insanların telefonda yüksek sesle konuşmasından rahatsız oluyormuş, sabahları işe gitmek fena koyuyormuş ve önümüzdeki ay sonu eski flörtü tayininden dolayı İstanbul'a gelebilirmiş ve bu yüzden, o da onunla ev tutmaya karar vermişmiş. Ama henüz net olmadığı için çıkıp çıkamayacağını söyleyemezmiş, bunun yerine 2 hafta sonra net bir cevap verebilecekmiş. Durup ona baktım ve "olur" dedim. 



Hiç yorum yok: