Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Temmuz 2017

Dua

biliyorsun, seninle tanıştığımızda dalından kopmak üzere olan bir yaprak gibiydim. 
rüzgârı seviyor olmama rağmen, ait olduğum ağaçtan kopmak istemiyordum ve dalıma sımsıkı tutunmak için bahaneler ararken canım o kadar farklı sebeplerle yanıyordu ki, bunu anlatamam.
zaten o acıların hepsi, hâlâ tane tane aklımdadırlar.
çünkü kalmak istememe rağmen, gitmek zorunda olduğum gerçeği tüm çıplaklığıyla önümde sere serpe uzanmış beni bekliyordu. yani; canımın yakan şey, gerçeklerin ta kendileriydi.

seninleyken, bazen kaybolmuşum gibi yapmak zorundaydım. bazen ise umursamızın teki rolünü oynuyordum. yedirdiğin küfürler, ettiğin ahlar da canımı yakıyordu ama can dediğin görünen bir şey değildi ve bu yüzden; canımın yanışını gösteremediğim için öylece donup, sana bakakalıyordum. 
evet, anlaşılmadığımı da biliyordum ve anlaşılacağım zamana henüz çok olduğunun da farkındaydım. susmaya başlarken başımı eğişim de hep bundandı. 

üzerine düşünmediğin için, farkında olmadan biliyorsun ki, kalsam daha kötü biri gibi görünecektim. eğer gidersem ise sadece dengesizin teki ilan edilecektim. sen tarafından.
doğrusu kötü biri olarak görünmektense, dengesizin biri olarak görülmeyi tercih ettim. çünkü, dengesizlik, içinde bir trajedi barındırırdı ve adıma hayıflanmanın ifadesi olan, onlarca "kendine yazık etti" cümlesi kurulacaktı arkamdan. 
bu yüzden, kalarak, kötü olmayı tercih etmedim. çünkü bilirim, kötülük de, delirmek gibi bir tercihtir. zaten giderek, sadece kendime yazık ettim gibi görünmeyi seçtim.

şimdi bunları diyorum ya, mahkemelerde, onca akıllı insanın, neden deli raporlarına başvurarak suçsuz ilan edilmek istediğini, daha iyi anlıyorum. onlar, dengesizlerin hakkını da gasp ederek, başka bir kötülük daha yapıyorlar. onlar gerçekten kötüler ve dengesizlerin hakkını gasp etmek, en büyük kötülüklerden sayılmalı.
bu yüzden olsa gerek, artık o canilere rapor verilmesini yanlış buluyorum. çünkü başkasına zarar vermemek, yani kötü olmayı tercih etmemek hakları da vardı. ama onlar kötülük yapıp pişman olduktan sonra, dengesiz rolünü tercih ettiler. işte bu davranış, aslında "saf kötülük"ün bir işaretidir. affedilme-mesi gerekenler bunlardır. o yüzden rica ediyorum; sen beni affet ve bütün beddualarını allah katında geri çek. noolur.


2 yorum:

Adsız dedi ki...

iyi misin?

Dante dedi ki...

Yine bir acaba yazar burada ne demek istiyor yazısıyla daha karşınızdayız sayın okuyucular
Tatil hiç işe yaramadı mı hayat erkeği?