Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Haziran 2017

yalancının mumu

bir kaç aydır işsizim ve bu yüzden evde göt büyütüyorum. ilk istifa ettiğim günden bu yana, birikmiş paramın verdiği o huzurla yaşadım geldim. ama sanırım önümüzdeki ay param bitecek ve huzur denilen o şeyi mum ışığıyla arayacağım. 

ilk cümleden yola çıkarak şunu da söylemeliyim ki; hayat romantik, tatlı, seksi veya başka bir şey değil. hayat başlı başına sıkıcı bir macera. 
tabii insan olmanın verdiği gereklilikten dolayı da; hep ne olacak adlı bir gizemle örülü.

ne olacağını hepimiz merak ediyoruz ve son nefesimize kadar da merak edeceğiz. 
bu yüzden olsa gerek, yaşarken plan yapamıyorum. hatta planlı yaptığım hiçbir şey yok, yapmaya çalışınca da olmuyor. ya da ben yapamıyorum. 
aslında doğrusu bu olsa gerek. yani benim yapamamam. çünkü, hayatım biraz düzene girince hemen panikliyorum. sanki kötü bir şeyler olacakmış gibi, sanki bi yere kapanmışım veya kapatılmışım gibi bir hisle dolup taşıyorum ve öyle olunca da her şeyi dağıtıyorum.

tabii bundan yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki; sadece düzene girmekle alakası yok. genelde işi, beraber çalıştığım insanların benden yalan söylememi beklemeleri ve hizmet verdiğimiz insanların gözünü yalan söyleyerek boyamamı istediklerinde bırakıyorum. evet bundan rahatsızlık duyuyorum ve o yüzden işi bırakıyorum. 
çünkü para kazanırken yalan söylemek zorunda olmayı 25 yaşımda bıraktım ve tamamen yalansız olacak bir hayat kurmaya kalkıştım. hem rızkı veren allahtır ve temiz bir rızık için doğruluk üzere olmak yeterdir. buna iman ettim.

yalan söylemeden yaşamaya karar verdiğimde 25 yaşındaydım. sonraki 3 yıl boyunca yine yalan söylemeye devam ettim ama en azından eskisi gibi değildi. bu süre içerisinde yalan söyleme sayımı gittikçe düşürdüm ve öyleki artık nerdeyse aylardır hiç yalan söylemediğim günleri bile yaşamaya başlamıştım.
son 4 yıldır ise arada ağzımdan kaçırdığım 1-2 yalan dışında, (çoğunlukla eski alışkanlığımdan dolayı) hayatımda olan insanlara hiç yalan söylemiyorum. söylemedim de.

zaten beni yalan söylemeye iten veya yalan söylemek zorunda bırakan insanları uyarıyorum ve ne olursa olsun, yalan söylemeyeceğimi söylüyorum. bu yüzden farklı işlerimdeki 2 patronumda da azar işittiğim olmuştur. ama sikimde değildi. her ikisinde de bastım istifayı çıktım. 
işten çıktıktan sonraki süreç biraz zorluydu ama sonuçta doğru yaptığını bilmenin verdiği huzur hissi insanı sakinleştiriyor. bir kaç aylık işizlik macerasından sonra ise, eski işlerime oranla daha iyi işlerde, daha iyi maaşlarda çalıştım. çünkü allahın eli yoktu ve bu yüzden olsa gerek hemen iş bulunmuyordu.

yalan söyleyerek çalışmama durumunu "zorlu bir duruş" olarak görüyorum. evet zorlu, ama aynı zamanda karşındakine de bi soğuk duş etkisi yaratarak kendisine gelmesini sağlıyor. mesela daha önce çalıştığım bir ofisteki patronum müşterilerimizden birine yalan söylememi istediğinde "ben olmayan bir şeyi söyleyemem, eğer söylenmesi gerektiğini düşünüyorsan da sen söyle" demiştim. toplantının ortasında göt gibi kalmıştı, ama daha sonra benimle olan konuşmalarında doğru konuşmaya özen gösterdiğini fark etmiştim. üstelik işten çıktıktan ayla sonra da bi yerlerde karşılaştığımızda çok saygılı davranmıştı. hatta sanırım bunu bilerek hissettirmişti.

insanlar benimle çalışmak istediklerinde, ne olursa olsun yalana söylemeyen biri olduğumu bilerek benimle çalışmalılar ve istekleri de bu doğrultuda olmalı.

yani tamam cinsel hayatımda çok kıvırıyor olabilirim ama bu insan ilişkilerimde de kıvırtabileceğim veya kıvırma hakkımı kullanmamı gerekli kılmaz. 

sadece iş hayatımda değil tabii, genel hayatımda da yalan söyleme sayımı düşürdüm ve dediğim gibi son bi kaç yıldır alışkanlık dışında aniden ağzımdan çıkan 1-2 yalan dışında hiç yalan söylemedim. arkadaşlık ilişkilerim veya gündelik tanışmalarda da yalan söylemeyi yok ettim. böyle yapınca arkadaşım kalmadı ama doğrusu bundan çok da şikayetçi değilim. hatta tuhaf derecede mutlu bile sayılırım.

hayatıma giren insanlara ise daha en başından hiç yalan söylememe takıntımı edindim. bunu büyük bir başarı ad ediyorum kendime. çünkü hiç yalan söylenmeyen bir arkadaşlık kadar değerli olan hiçbir şey yok. bunun tadını zamanla daha fazla almaya başlıyorsunuz.
üstelik kimseden saklayacak bir şeyiniz de olmuyor, kimseden korkunuz da kalmıyor, kimseyi ve kendinizi, gelecekteki olası kırgınlıklara da itmiş olmuyorsunuz. en güzeli bu şekilde ve kafanız hep rahat bi şekilde yaşıyorsunuz. hatta çoğu zaman, geceleri de kafanızı yastığa bıraktığınız an uyuya kalıyorsunuz. çünkü gün içindeki yalanlarınız kafanızda dönüp durmuyor.

bu şekilde daha mutlu olduğumu ve daha fazla mutlu olmaya devam ettiğimi de fark ettim. 
öte yandan konuşurken yalan söylemesem de, yazarken çok yalan şeyler yazıyorum. bunu nasıl yok edebileceğimi ise bilmiyorum. bunu yok etmek istiyor muyum, onu da bilmiyorum.


6 yorum:

Dante dedi ki...

Sen de mi brutus

Hayat_Erkeği dedi ki...

bende..........

Dante dedi ki...

Ee yani biz okuyoduk guzel guzel boyle de insanlar boyle hayatlar var diyorduk
Gerci yine okuyacagiz kacari yok 😏

Hayat_Erkeği dedi ki...

her okuduğuna inanma.
muck.

Fulki dedi ki...

Ne zaman kitap çıkartmayı düşünüyorsun?

Hani şu "Dizüstü Edebiyat" diye özellikle blog yazarlarından veya internet üzerinde amatörce de olsa kişisel yazıları başarılı bulunan yazarların kitaplarını basan yayın evlerinden birine buradaki yazılarından özel bir seçkiyi götürüp bunları kitap yapar mısınız desen ne olur? Umarım götürdüm ve kabul etmediler demezsin. Çünkü bence bu ülkede senin kadar açık fikirli ve samimi ve ayrıca da akıcı ve keyifli yazıları olan ve yazılarının konusunu da şunun yarağının boyu bunun taşağının kilosu gibi seksomanyak gay düşlerine bulaştırmadan yazan gay yazar insan sayısı az.

Ben hala bekiyorum, belki D&R dolaşırken bir anda "Hayat Erkeği" başlığı ile bir külliyat kitabın önüme çıkacağı günü. Lütfen, bir değil beş on kitap evine götür ve özellikle güzel bir sıralama ile ve en güzel akıcı yazılarından dobra yazılarından bir seçkiyi koltuğunun altına al veya mail ile ulaştır bu adamlara. Dikkatlerini çek ve yap şu işi.

Sen yazarsın. Farkında olmasan da sen bir sanatçısın. Bu yüzden bir yerlere normal insanlar gibi tutunamazsın. Bu yüzden birileri o çok değerli şeyine bir gün milyarlar yatırıp seni satın alacak. (Şeyin derken, yazılarından bahsettim:))

Hayat_Erkeği dedi ki...

aslında ilk yazmaya başladığım günlerde (bu blog için diyorum)çok ünlü olma hevesiyle gazlayarak başlamıştım. zaten o günlerde dizüstü edebiyat patlamıştı ve içten içe "benim neyim eksikki diyordum"

ama sonra zamanla bi baktımki, aslında eksiğim değil de, bakış açım farklı. yani o tür akımlar biraz sanırım sipariş üzere kitap yazıp yayınlıyorlar ve bu benim yapabileceğim bir şey değildi. çünkü insan, kendisini tamamlamalı, tamamlamak üzere yaşamalı. yazmak bir kendini tamamlama yolculuğu gibi geliyor bana. yalan da değil, yazdıkça kendimin eksikliklerini görüp tamamlamaya başladım.

böyle olunca da zamanla ünlü olma hevesimi siktir edip, ünsüz ama içimden geldiği gibi, yani siparişsiz yazmaya, kendimi tamamlamaya, içimden geldiği gibi eserken yazmaya devam etmeye karar verdim.
bazen şeytan yine dürtmüyor değil, ama kitap çıkarmak sanırım olgunlaştığıma inandığım bir yaşta çıkarıcam. yani 50 yaşlarında falan.

bu arada iltifatların için teşekkürler. çok mutlu oldum :)