Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

11 Mayıs 2016

yaşlandım ey halkım.

Saçlarımdaki beyazlar çoğaldı. Artık eskisi gibi, arada sırada diğerlerinin içinden başını çıkarıp göz kırpan önemsiz bir kaç kıl tanesi değiller.
Yani sonunda, tüm dikkatimi üzerlerine çekmeyi başardılar.
Ve hatta her aynaya bakışımda, o beyazlarla göz göze gelip, bir müddet öylece bakınıyorum. Sonra kendime geldiğimde ise, aynayı rahat bırakıp hayatımın kaldığım boktan anına, o amaçsız günlük yaşantıma geri dönüyorum.

Dün de yine aynı şekilde, yaşlanmış halimi ayna karşısında izleyip tam da ayrılırken, beyazların şakaklarıma; hafiften kar yağmış gibi bir hava kattıklarını fark ettim.
Sanki zirvemi ele geçirip "bak nasıl da yaşlandın" der gibilerdi..
Ya da belki bu halleriyle, önümdeki kışın sert geçecek habercisidirler, kim bilir............

Geçen gün Öküz'de beyazlarımı farkedip bunu dile getirince, durup birbirimize uzun uzun baktık. Sonra da sarılıp, bir müddet öylece kaldık..
Çok sonra birbirimizden ayrılırken suratım düşmüştü, yanağımdan öperek kaldırdı.
O böyle tüm içtenliğiyle yüzümü öpünce tekrar boynuna atlayıp, az öncekinden daha sıkı bi şekilde sarıldım "yavaş ol hayvan" dedi..

Sadece saçlarımdaki beyazlar artmadı tabii.
Günlük yaşantımda da iyiden iyiye bir yavaşlama söz konusu. Mesela eskiden her gördüğü dağa çıkan, yolda karşılaştığı her çınar'daki dala konan, ordan oraya uçan kaçan ben, şimdi iyice kanat çırpmazın teki oldum.

Oysa eskiden böylemiydim?
Biliyorsunuz böyle değildim, kafamın tası attığında, ya da canım azcık sıkıldığında hemen gece gezmelerine çıkıp, Dolunay'a teslim olan şehrin kokuşmuşluğuna bir tutam da ben eklerdim.
Hem dünyayı, sikişmeyerrek ben kurtaracak değildim ya..
Hatta kokuşmuşluğun içine balıklama dalıp, kendimi tanıyamayacak kadar derinlere iner, iyice tanınmaz hâle geldiğimi ilk fark ettiğim anda ise can havliyle yüzeye çıkmaya çalışırdım.
Tıpkı 2015 yılının son 6 ayında yaptığım gibi.

Oysa şimdi, şehrin kokuşmuşluğuna katkım olan bu tutamlardan, nerdeyse hiç eklemiyor gibiyim. Hatta yok gibileştirdim veya 2-3 ayda bir anca çıkıp, sokaklarda sakin bi şekilde derin derin nefes alarak dolanıyorum..

Dolanırken; bir kaç ay önce tomurcuklanan meme uçlarıyla gezinen 16'lık taze etleri,
büyük ihtimal ailesiyle bağını henüz kopardığından dolayı, sikişeceği kadar özgürlüğünü kazanacağını sanan anadolunun bağrından kopmuş gün görmemişleri,
şımarıklığını; birilerini aşağılayarak siken veya sikicisini aşağılayarak göt veren zengin veletleri,
şirket arabasını aldığının ilk saatinde, caddede saxo çekecek liseli arayan beyaz yakalıları,
iş çıkışı eve gitmeden önce parkların kuytu köşelerinde turlayıp azmış her hangi birine ayak üstü geçirmek için bakınan emekçi kardeşlerimi vs hepsini görüyor, onlarla hiçbir şey yapmadan, onların ne olduklarını, kime ne yapmak istediklerini anlayabiliyorum..
Çünkü ben eski kaşarlardanım, o yollarda hepinizin toplam eskittiği kadar çok New Balance eskittim, peeeh.

Hem zaten biliyorsunuz, şehrin kokuşmuşluğuna; siki kalkınca hemen sokacak delik arayan veya götü kaşınınca oraya buraya bakınan herkesin, küçük de olsa bi katkısı bulunuyor.
Kimse farkında değil ama aslında devasa bir pazar yaratılmış ve bu pazarda her körün, bir topal alıcısı var.
Bu yüzden olsa gerek; park da sikiştiğin adamı ertesi gün bi restoranda masana servis getirdiğinde görme olasılığın çok yüksek veya gittiğin banka veznesinde sana sakso çeken veznedarla göz göze gelmek, hadi olmadı, dün gece birbirinize osbir çektiğiniz adamla şimdi gözlükçüde yüzü kızarmış bir şekilde "hangi renk çerçeve bakmıştınız" dediğinde "bunun kalın çerçeveli, siyahı renklisi var mı" diye cevap verme olasılığı fazla yüksek.

Hatta bazen iş başvurusu yaptığın şirketteki yöneticilerden biriyle de iş görüşmesine girmen çok normal, ya da alışveriş merkezlerinden birinde gezinirken ufak tefek karısının elini sımsıkı tutmuş ayıyla karşılaşmak, anormallikten çıkıp, normal bir yaşam şekli oldu çıktı çoğumuz için.
Hem zaten evrenin herkes tarafından kabul edilen tek geçerli kanunudur; sen büyüdükçe, dünya küçülür..

Eskiden olsa yukarıdaki insanları çok da fark etmezdim.
Ama artık büyümüş bir kaşar olduğum için, sokakta karşılaştığım insanların ne aradıklarını, nereye, ne zaman, nasıl bakındıklarını şıp diye anlıyorum. Şairin de dediği gibi; götler kalbin aynasıdır, salınışlarıyla kuytu köşeleri gösterirler.

Yazmaktan sıkıldım ve biliyor musunuz; yaşlanmak işte böyle bir şey. Her şeyden hemen sıkılıyorsun, ne zaman ölücem, ne kadar daha yaşıycam diye düşünüyorsun. Merak ettiğim şey ise; yaşarsam ve götümdeki kıllar iyice ağarınca da bu blogu tutacak mıyım, yine böyle tespitlerde bulunacak mıyım............

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Yorgunsun biraz belli.

Mithat dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.