Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

20 Aralık 2015

her aktif, kendi aktif'ini buluncaya kadar sadece aktif'tir.


..Sonrası malum işte, birbirimizin zıt fiziksel özelliklerine sahip olduğumuz için olsa gerek, birbirimizden köpek gibi de hoşlandık ve ben hoşlanmayı her zamanki gibi tutkulu bir şekilde yaşayıp dünyada ondan başka kimse yokmuş gibi davranmaya başladım.
Hatta ertesi günlerde de ona sürekli "noooolur bugün buluşalım, akşam iş çıkışı Galata'da bi çay içelim" falan diye yalvardım durdum. Ama o her defasında "müsait değilim" dedi.
Sonraki günlerde de yine ben yalvarınca dayanamadı ve buluştuk. Allahım güzelliğe bak, resmen Galata Kulesi önünde hoşlandığım adamla çay içiyordum ve yüzlerce yıl daha yaşamak için bir neden bulmuş gibi aptal aptal tebessüm ediyordum.
O gözler ne öyle ya, o burnun ufak tefekliğine ne demeli? Tatlı olmak için bu kadarı fazla değil mi? Ya akşam güneşi güzelliğindeki saçların rengi ne öyle. Rabbbim sen ne güzel şeyler yaratıyorsun. tü tü tü tü.

İşte böyle böyle, ben sonraki günlerde kendimi iyice koy verdim ve biz arada sık sık buluşmaya başladık. Sanırım buluşmaları da benim yalvarmalarımla yaptığımızı söylememe gerek yok.
Sonra tabii, benim gözlerim de kör olduğu için o ara bir şeyleri kaçırdım, aklım haf salam almadı, algılarım kapandı, ya da ben kapattım, belki de görmek istemedim. Ama kesinlikle çok sonradan farkına vardım. O aslında kendisine sadece siyah bir dildo arıyordu, ben ise onun bu yönünü ısrarla görmek istemiyordum.
Oysa aramızda olan şey, ayan beyan ortadaydı ve ben salak gibi onun ağzından çıkan her şeyin doğruluğuna inanmaya dünden razı bi şekilde yaşamaya başlamıştım bile.

Tabii istediğin kadar salaklaş, istemediğin kadar körleş bi gün bir şeyler oluyor, üzerine serpilmiş olan ölü toprağını silkeleyip kendine geliyorsun ve düştüğün tüm aptallıkları anımsayıp bir iki gün üzülüyorsun, sonra ise artık umursamıyorsun bile. 
Benim bu seferki uyanmam ise şöyle oldu:

Ona cidden ısınmıştım. Yani ne bileyim abi sonuçta zaten etrafta tutulacak birini de arıyor olduğum için olsa gerek, onunla tanışınca da bi anda eriyip yok olmuştum bile.
Ama Sarışın Piç erimedi bana. Benim erimelerime oranla, o kuyruğunu daha dik tuttu. Sadece işte hoş bulduğu ve porno filmlerini özellikle izlediği o kara tenli adamlardan biriydim onun için. 
Tek fark o filmlerdeki pozisyonları bizim daha soft bir şekilde yapıyor oluşumuzdu. Tabii birde benim onu öpmeye doyamamalarım vardı..
Anlayacağınız; Sarışın'a ben fena şekilde tutulmuştum ve böyle ağzıma löp löp sıçsın diye, çevresinde ağzım açık gezdiğimin farkında değildim..

Aslında kimseyi kandırmaya gerek yok. Yani doğrusunu söylemek gerekirse, ağzımın açık olduğunun farkındaydım. Ama buna rağmen kapatmadım ağzımı, çünkü büyük bir inançla onun değişeceğini düşündüm. Daha doğrusu; seversem değişeceğini düşündüm, hatta sanırım en doğrusu şu ki; onu, severek değiştireceğimi düşündüm..
"Ben onu seversem, o da beni sevecekti.." diye düşündüm, düşündüm, düşündüm ve düşündükçe, tüm benliğimle buna iman ettim..
Böyle düşünüp inandıkça da  sevmeye devam ettim ve onun şimdiki; bu, bana sadece et muamelesi yaptığı hallerini çok önemsemedim. 
Çünkü bu filmi ben daha önce başka bir oyuncu ile çekmiş, gala'sını yapmış, perde de hüsran yaşamıştım da ordan biliyordum. Ama "yenilen pehlivan, güreşe doymazmış" misali bu seferki film tüm halkı sinemalara koşturacak diye de düşünüyordum. İnancım bu yöndeydi, çekimler bitinceye kadar sanatçının tüm kaprislerini çekebilirdim. Her şey olup bittikten sonra, yani ortalık sakinleşince ikimiz, sıradan normal bi hayata geçip mutlu olacaktık.. 

Böyle düşündüğüm için de, onun etrafında Leyla'lığımı sergileyerek geziniyordum. 
Ben Leyla'laşmışken, o da tabii öncekilerim gibi Leyla'lığımla dalga geçti, her iltifatımı makaraya alıp, iğrenç taklitlerle "dan" diye yüzüme vurdu da vurdu. 
Bunun üzerine bende, bu yaptığının yanlış olduğunu ve şimdi beni anlamasa da ilerde anlayacağını ama geç olacağını söyledim ve ona Öküz Herif'le aramızda geçenleri anlattım; onun bana köpeğiymişim gibi muamele edişlerini ve 3 yıl sonra bana öyle davrandığı için özür dilediğini (özür yazısı) ve Öküz'ün zamanla olan değişiminden bahsettim, o ise bana "eee yani diyorsun ki bende mi değişicem. benim de onun gibi değişeceğimi mi söylüyorsun ahahahaha" diye güldü. Üzüldüm.

Bu konuyu bir kaç defa dalga geçmesinde daha konuştuk. Pes etmedim, değişeceğinden emindim. Anlatmalı, anlatmalı ve anlatmaya devam etmeliydim. Tabii bu anlatmalarım farklı zamanlarda girdiğimiz yatağımda da oluyordu, çay içmek için buluştuğumuz sokakta da oluyordu veya işte istiklal'de gezerken de oluyordu. 

Tüm bunlara rağmen, o yine bildiğin mal adamlığa devam ediyordu. Sanki "allah ona hoşlanacağım sarışınlığı vermiş, gerisini koy vermiş" gibi bana davranmaya devam etti, ama pes etmedim. Dediğim gibi; daha önceden de deneyimliydim. Bu yüzden "la havle" çekerek onunla uslu uslu konuşmaya devam ettim.

Bunlar olurken günler haftalara dönüştü, haftalar aya tamamlandı..
Biz onunla böyle yuvarlanıp gittik ve Kurban Bayramı geldi çattı. Bayramdan önceki gün evdeydim ve dan diye kapıda belirdi. Çok sevinmiştim, içim içime sığmıyordu. Kapıyı kapattığımız gibi çıplak kalmıştık bile, yaptığımız şey seks de değildi, sadece işte birbirimize dokunuyorduk ve bundan zevk alıyorduk.
Sonra bana "seni sikmek istiyorum" dedi. Cümlesini tekrarlatmadım bile, kondomu takıp yapmak için pozisyonumuzu aldık ve girdi. Hatta girmedi sanki beni bıçakladı. Evet evet, sanki beni sikmemişti de,  götümden bıçaklamış gibi bir ağrı hissettim. (Bu ikinci yapışımdı ve ilkini 2 yıl önce Öküz Herif'le yapmıştık. O da merakımdandı ve hiçbir şey anlamamıştım. Gerçi onun siki küçük olduğundan dolayı olabilir, her neyse)

İşte şimdi de aynısı oluyordu. Kıçım ağrıyor olsa da, zevk namına hiçbir şey almıyordum ve kendi kendime "ulan zevk bunun neresinde, götünü siktiren ibneler bunun nesinden zevk alıyorlar da sürekli götlerini siktiriyorlar" diye düşünerek acı çekiyordum. Hani çok da acı çekmiyordum aslında. Hatta kafamdaki "götüm yırtılacak, her taraf kan olacak" düşüncesinden bile uzak bir şekilde gerçekleşiyordu olay. 
Yani evet canım yanmıştı, yanıyordu, sanki kör bi bıçak sürekli götüme girip çıkıyordu. Ama öyle kafamda büyüttüğüm kadar da dehşetengiz bir acı çekmiyordum. Çünkü onun da siki küçüktü ve sanırım izin vermemin nedenlerinden biri de sikinin küçük olmasıydı..

Neyse işte, tüm bu olay yaşanırken, tam penetrasyon gerçekleştiğinde (yani Sarışın, sikinin çoğunu götüme soktuğunda ) bokum geliyormuş gibi bir his yaşamaya başladım. Sanki sıçsam rahatlayacakmışım gibiydi. "Lan ne oluyor" diye kafamdan geçirirken, cümleye de döktüm ve o "sikilirken öyle oluyor" dedi. O böyle söyleyince aklıma "Öküz Herif'in siki küçük olduğu için, o beni sikerken bokum gelmiş gibi bir his yaşamadığım" cümlesi kendiliğinden belirdi, bir kaç saniye sonra da Sarışın'la işimizi bitirdik.
Pardon o işini bitirdi. Benim sikim bile kalkmadı, oysa aklımda "sikilirken zevkten öleceğim" gibi bir düşünce de vardı. Bunların hiçbiri olmadı ve üstelik sadece acı çektim. 
O işin sonunda ortalığı bok götürürken aklımda sadece şu cümle belirdi; ıımm sanırım göt vermek bana göre değil :(

Neyse işte, olay bittiğinde giyindik ve ben kafamdaki düşünceleri biraz sesli dile getirip durdum.
-Ya bu göt siktirme olayı bana göre değilmiş.
-Niye
-Ya ne bileyim. Sanırım böyle beklemiyordum, hatta zevkten ölürüm sanıyordum, ama hiç zevk yokmuş. Sadece canım yandı, bokum geldi o kadar.
-ahahahaha
-Hep böyle mi oluyor. Yani bu kadar mı?
-ahahahahha ne bekliyorsun ki?
-Ne bileyim ya işte, belki de kafamda fazla büyütmüşüm.
-ahahahahah
-Hatta götümü bir defa siktirirsem, çok zevk alacağımdan dolayı artık hep götümü siktiririm diye düşünüyordum.
-ahhahahahah ya ne mal adamsın ahahahahha
Falan filanlı cümlelerle konuşmamız uzadı gitti ve sonra her zamanki muhabbetlerimize döndük. İşte hayatlarımızdan bahsettik, olan bitenlerden ve olmasını istediklerimizden.
Saatler yerinde durmadı, güneş yerini ay'a bıraktı, yıldızlar göğü süsledi ve o "geç oluyor, ben artık gideyim" dedi, öpüştük gitti.

Gidiş, o gidiş tabii. 
Bayramın ilk 2 günü, o arar diye bekledim aramadı. Bayramın üçüncü günü ben aradım açmadı, mesaj attım cevap vermedi. "Bayram nedeniyle yoğundur" diye düşünüp ısrar da etmedim. Çünkü ailesiyle yaşıyordu ve kalabalık bir akraba çevresi vardı. Şimdi onlar bayramlaşmaya bi başlarlarsa ohoooo.
Bu yüzden ısrar etmeye gerek yoktu, onun aramasını beklemek en güzel hâlim olmalıydı. 
Hem kalabalık ailelerin, yer yer tok sesli kahkahalarla kaplanan görkemli bayramlaşma ritüellerini de en iyi ben bilirim. O buram buram gurur ve kibirle kaplı "devlet gibiyiz, bize bir şey olmaz ruhu"nu, ölüm dışında anlık olarak söküp atabilecek hiçbir şey yoktur. 
Ama bu ruh, ölümlere rağmen asla kaybolmaz. Ölü'nün götüne pamuk tıkanıp, defin işlemleri sonrası taziyeler kabul edilirken, o "devlet gibiyiz ruhu" geri döner, az önce içine ceset konup, üzerine toprak atılarak kapatılan çukur çoktan unutulmuş, cenaze evi de; şehre ilk defa gelen büyük sirk alanına dönüşmüştür bile.

Artık zaman; geride kalanların böbürlenerek, kapıdan her giren için ayrı ayrı ayağa kalkılıp; sahte, zoraki bi acı tebessümle selamlaşılmasının, sonrasında ise hemen yapay bi hüzün dolmuş surat asma ifadesi takınılıp, göğe açılan ellerin ardından duaların okunup, gurur ve kibirle kaplı taziyelerin tüm içtenlikleriyle sunulup kabul edilmesinin zamanıdır.
Kalabalık aileler böyledir. Böyle ailelere sahip insanların kelleye verdikleri değer, dünyanın değersizleşmesine yol açan sebeplerden biridir. Onlar insana değil, kelleye değer verirler..

Devamı:  http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/12/gonul-szsna-alstm-da-got-sz-bambaskayms.html

4 yorum:

Adsız dedi ki...

iyiki varsın..Senden çok şey öğrendim aynı şeyleri tecrübe edip acı çekmek zorunda kalmadan.Daha gerçekçiyim, gök kuşağının ötesinde bir yerde pembe bir dünya olduğuna inanmıyorum.

Adsız dedi ki...

Senle tanışsak mı ya ? :p

Hayat_Erkeği dedi ki...

cv'ini atsana hayaterkegi@gmail.com :))

Hayat_Erkeği dedi ki...

@ilkadsız canımın içisin içi :)
pembe düya falan yok. kandırıyorlar milleti. her şey bir illüzyon.