Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

18 Temmuz 2015

otostopçu oldum.

Geçen gün her zamanki gibi canım çok sıkıldı ve gay applerinden birini açıp, uzak bir yerlerde kendisi gibi insanlarla yiyişerek sosyalleşenleri merak ettiğimden öyle bakındım durdum profillere. İçlerinden birinin profilinde  "otostopçuyum, şu an xxx merkezdeyim" cümlesini görünce selam verdim ve bir kaç cümle konuştuk. sonra da iyi yolculuklar dileyerek sohbeti bitirdik.

Sohbetten sonra, mutfağa gidip kendime kahve yaptım, ucuz Bim bisküvilerini bir tabağa doldurup masama koydum, bilgisayardan İyisin Tabii'yi açtım ve arkama yaslanıp kahveyi yudumlarken bisküvileri yemeyi unutarak daldım gittim. Kendime geldiğimde dolmuştum.
"Sikerim bu hayatı, ne bu ya zaten evde otura otura iyice götüm de büyüdü" cümleleri kendi kendime sarf ede ede bi ara pencereyi açıp, bulutsuz gökyüzünü taradım durdum. Kaç yıl oldu bu şehirde yaşıyorum, ufak tefek kaçamaklar dışında doğru dürüst çıkmışlığımda yok. Sanki istanbul'da ölecek mişim gibi hissettim, sanki bu şehirden çıkmamak üzere girmişim gibi hissettim. Zaten hayatım istediğim gibi olmuyor, hiçbir şey istediğim gibi gitmiyor. Sevgilim yok, arkadaş sayım ise bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar kalabalık. Onları da ben arayıp sormadıkça, kimsenin beni arayıp sorduğu yok. aile desen onlar zaten ölmüşlerden farklı değiller. Benim de pek sikimde değiller ya neyse o taraflara hiç girmiycem. Durum böyleyken ne diye çakılıp kalıyorum ki istanbul'a, yani beni tutan bir şey de yok, ben kendi kendimi burada tutup duruyorum ve buna da "istanbul'da yaşamak" diyorum ya daha ne yapayım?" dedim ve hazır çocukla konuşmuşken de aklıma otostop çekme fikri gelip yerleşti.

Hop diye hemen çocuğa tekrar yazdım ve sonra da çok uzatmadan "orada bekle, bende geliyorum. zaten sıkıldım her şeyden" dedim ve geçen ay aldığım süslü valizime eliem geçen tişörtleri, 3-4 pantolon, traş makinesi ve bir kaç şeyi daha atıp, sırt çantasını da bilgisayarımı ve diğer bilumum şeyleri doldurduğum gibi ilk otobüse binip 5-6 saat sonra ona yetiştim ve şok oldum. Çünkü o ve kendimi karşılaştırınca ben şu an adeta Süslü Şirin gibiydim, o ise zaten tam takır işleyen bir seyyah gibiydi.

Küçük Ağrı Dağı kadar büyük sırt çantasıyla, pasaklı üstü başıyla, ayağındaki yıpranmaktan vazgeçmiş ayakkabılarıyla sokağın ortasında öylece durup bana güldü. Sonra bende kendime baktım ve güldüm. Sanki balayına çıkacak olan bakire anadolu kezban'ı gibiydim. Hele birde tekerlekli ve valizimi görseniz ahahahahaha diye anıra anıra gülmek bir yana, gülüşünüz bittikten sonra üstüne bir de götünüzle de ayrıca gülerdiniz.

Buluştuğumuzda iyice acıkmıştım ve nerdeyse yol üzerindeki ağaçların dallarından sarkan yaprakları kopararak yiyecektim. Canım böyle yeşillik meşillik bir şey isterken yol üzerinde karşılaştığımız bir manava girip meyve falan alıp bir parka oturduk ve yerken de laflamaya başladık.

Papatyaları çok seviyor, yakışıklı adamları sikmekten zevk alıyor, 2 aydır da evsiz bir şekilde otostop çekerek ordan oraya gezinerek yaşayıp gidiyor. Ailesi sivas'da yaşıyor ve o da benim gibi aile kavramından nefret ediyor. 8 kardeşler ve o en küçüğü. Diğer kardeşler falan herkes bi şekilde hayatını kurmuş ve işleri tıkırında gidiyormuş, ama o kuramamış. En son istanbul tarlabaşı'nda yaşıyormuş ama artık her şeyden sıkılmış ve işte kafasının tası atınca da evi barkı dağıtıp yola çıkmış.

Benim gibi kısa boylu ve esmer. dişleri yamuk yumuk ve iki tanesi diğerlerine oranla tavşan dişi gibi duruyorlar. Önceki gece girdiğimiz bir inşaatın en temiz odasında kurduğumuz çadırda soyunduğunda sırtına baktım da vucüdu hep sivilceli falan.
Önce biraz midem bulanır gibi oldu, ama buna rağmen sevişir gibi bir şey yapmaya çalıştık ve tabiki yapamadık. Daha doğrusu ikimiz birbirimizin tipi olmadığımız için yapamadık, ama buna rağmen sırf boşalmak için birbirimizin bacak arasını sikerek boşaldık.
Tabii boşalma işinde de oyun bozanlık yaptım ve ilk önce ben boşaldım. Çünkü bu işkencenin bitmesini istiyordum ve eğer boşalırsam sakinleşeceğimden emindim.
Çok geçmeden o'da boşaldı ve az önce birbirimizi sikmeye çalışan bizler değilmişiz gibi, birbirimize sırtımızı dönüp uyuduk.

Gece uyandığımda ona sarılmak istedim ve o uyanıp "uyurken birinin bana değmesinden rahatsızlık duyuyorum" dedi, oysa uyuya kalmadan önce, çantasını kendisine yastık yaptığında bana da yer yapmıştı ama ben "uyurken yastık kullanmıyorum, sevemedim yastık olaylarını. başımı da ağrıtıyor" deyince de, buna karşılık olarak "istersen başını kolumun üzerine bırakabilirsin, çantamdan daha küçük" diyerek illaki ona dokunmamı sağlamıştı. Şimdi ise böyle piçlik yapıyordu.
Onun "uyurken birinin bana değmesinden rahatsızlık duyuyorum" cümlesinden sonra, geri çekilip salyangozlar gibi uyumaya çalıştım ve uyuya kaldım yine.

Sabah uyandığımızda siklerimiz bizden önce kalktığı için, birbirimize sürtünmeye başladık ve o poposunu kucağıma bırakarak biraz oynaşmak istediğini belirtti, ben de bu sefer dün geceki gıcıklığına inat "geç oluyor kalkalım" dedim ve onu öyle kıvranırken bırakıp kalktım.
Giyinip, çadırı topladık, yakınlardaki marketten bi şeyler alıp atıştırdık.
Sonra da akşama kadar şehri gezdik ve gece olunca otostop çekmeye karar verdik.
Şehir dışına çıkıp, onca arabaya otostop çektik ama kimse durmadı. Bunun üzerine şarkı söyleye söyleye yürümeye başladık. Ezberlemiş olduğumuz tüm saçma şarkıları söylemiştikki arkamı dönüp otostop çekmeye devam ettim. Yarım saat sonra tüp taşıyan bir tır durdu ve bizi aldı.

Şöför Siirt'liymiş ve içine adeta barış süreci kaçmıştı. Çünkü yol boyunca hepimiz kardeşiz deyip durdu. Ya abi allah aşkına bırak kardeşliği falan, ne kardeşiyiz, hepimiz kardeş olsak kim kimi sikecek diye sorasım vardı ama tuttum kendimi, bir şey demedim. Sonra entel yanımı uyandırıp ona militarist söylemlerden uzak durmasını, çünkü aslında karşıt militarist söylemlerin, militarizmi övdüğünü falan anlatmaya çalıştım. tabii kendim bu militarist söylem şeysilerini tam bilmediğim için konuyu elime yüzüme bulaştırdım, ama çok şükür ki entel dantel kelimelerle konuşunca adam saçmaladığımı fark etmedi ve bende bir yerden sonra bir daha militarizm konusuna girmedim.
Sivaslı otostopçu ise kenarda öyle durdu bana baktı. Ben susunca bu sefer o konuşmaya başladı ve şöförle beraber barış sürecini noktaladılar.

Onların sıkıcı muhabbetinden dolayı tam da kafam, mayına basmışım gibi patlayacaktıki, şöför ilerdeki köye gireceğini söylediği için bizi indirmek istediğini belirterek indirdi.
Sonra biz de çantaları yüklenmiş halde kakara kikiri yaparak biraz yürümeye başlamıştıkki arkamızdan gelen başka araçlara da otostop çekmeye başladık.
Yalnız şunu farkettimki ben hiçte otostop çekerken utanmıyor muşum, gayet rahat rahat otostop çektim ve bir kaç araç sonra duran başka bir araca bindik. Oysa daha önce kendi kendime "ulan acaba otostop nasıl çekicem, nasıl çekilir" diye söylenip duruyordum. Ama şimdi ise sanki ömrüm yollarda geçmiş gibi rahat bir şekilde otostop çekiyordum. Üstelik o kadar da rahattım ki, sanki rahatlık benim göbek adımdı.
Bu sefer bindiğimiz araç mazot tankeriydi ve bilmem nereden gelip nereye gidiyormuş. Şöförden başka ise arkada uyuyan bir daha vardı ve meğer o da kardeşiymiş.
Beraber tır şöförlüğü yapıyorlarmış. Kardeşi uyuduğu için biz laflamaya başladık. Şöför sivas'lı otosopçu'nun çantasını gördüğü için durduğunu söyledi ve "hep böyle bir hayat yaşamak istedim, ama evlenip çoluk çocuğa karışınca yapamadım" dedi ve burdan bi başladık muhabbete, yardır babam yardır.
bir kaç saatlik sohbetin sonrasında artık ben uyumuştum ve bizim sivaslı arada beni dürtükleyip kulağıma "biraz da sen konuş" diyordu ve ben şöförün son kurduğu cümleyi alıp eğip bükerek konuya dahil oluyordum
Yalnız adamda da bi çene vardı, hey maşallah. Ben kendimi geveze diye bilirdim ama meğer benden daha gevezeleri de varmış, bu yol bana bunu ikinci gün öğretti.

Geldiğimiz yere gelince milyonlarca defa teşekkür ederek indik ve şehrin içinde biraz gezindik, sonra da bulduğumuz kapısı açık bir mescit'e girip uyuduk. Uyurken içim bir tuhaf oldu ve ona sarılmak istedim, ama o "yapma mescit'teyiz, çarpılıcaz" dedi ve bende diğer köşeye gidip salyangoza dönüşüp uyuya kaldım

Sabah namaza gelenlerden biririn ışığı yakmasıyla uyandık ve adamla gözgöze geldiğimizde ona "bizi rahatsız etme" bakışı atıp tekrar kıvrılıp uyumaya devam ettim.

Öğleye doğru uyandığımızda, sivaslı otostopçu ailesinin yanına gidip bu bayramı orada geçirmek istediğini söyledi, bende ona "tamam bende seninle oraya kadar gelirim, orda ayrılırız" dedim ve trene binip Sivas'a gittik. Gece Sivas'a vardığımızda sarılıp ayrıldık ve ben süslü şirin misali, caddeleri geze geze şehri turladım. Sonra da iyice yorulunca şehrin en ucuz otelini bulup girdim.

Resepsiyonda, herşeyden vazgeçip, dünyadan elini eteğini çekip azraili beklediği her halinden belli; saçları dökülmüş, gözlerinin feri sönmüş, götü ve göbeği iyice cılkından çıkmış genç bir adam vardı.
Ona cebimdeki parayı söyleyip, o para kadar bir oda rica ettim (30 tl) ve o da "tamam" deyip kaydımı tamamladıktan sonra anahtarı uzattı ve odayı tarif etti.

Süslü valizimi alıp odaya çıktım ve girer girmez, her tarafımdan dışarı taşan ağrılarımı hissettim. 2 gecedir ilk defa bir yatak yüzü görecektim ve kudurmuş bir şekilde benden daha temiz olan yatağa atladım.
Sonra da uyuya kalmamak için biraz gerinip soyundum ve duşa girip iyice bıcı bıcı yaptım. Bir ara her tarafımı sabunlarken osbir çekmeye kalkıştım ama kuş kalkmadı. Baya da zorladım ama bana mısın demedi. Bende tokat atıp "iyi sen bilirsin" dedim ve yıkandıktan sonra çıkıp yatağa girdiğim gibi uyudum.

Sabah uyandığımda otelin internetine bağlanıp, sivas'ın görülmeden ölünmemesi gereken yerlerini not aldım ve otelden çıktım.
Tekerlekli valizimle sivas sokaklarını arşınlarken, tuhaf bakışlara da yakalanmıyor değildim ama bir kaç bakış sonra bunlara alıştım ve çantamdan kulaklığımı takıp telefonumdan müzik dinleyerek gezmeye devam ettim.

Öğleden sonra merkezdeki bir kaç yere daha gideyim diye düşünerek, yolda karşılaştığım bir trafik polisine "Sivas Kalesi'ne nasıl gidilir" dedim ve büyük patlamaya neden oldum. Sanki trafik polisi, ben o soruyu sorayım diye yıllardır hazırlanmış gibi ağzını bi açtıki ben Sivas'daki çifte minare'nin sağır, dilsiz, ruhsuz taşlarından birine dönüşmek istedim. Hele ilerleyen dakikalarda, adamın içindeki izmirli emekli tarih öğretmeni uyanınca, sorduğuma hepten pişman oldum.
Mübarek bir konuşuyor bi konuşuyorki, sanki bugüne kadar hiç kimse ona soru sormamış gibi soluksuz konuşuyor. Bir ara "yok bilmem cumhuriyetin ilk kurulan bilmem ne binası" derken nefes almaya yeltendiği sırada ben hemen araya girip "ahh çok teşekkür ederim" deyip elimi uzattım ve tekerlekli süslü valizimle hemen oradan koşarcasına uzaklaşıp, hiçbir yere gitmemek için de ara sokaklara dalıp izimi kaybettirdim. Valla ardımdan gelip, kaldığı yerden anlatmaya devam edecek diye ödüm koptu. Ama neyseki bir kaç sokak daha aşınca derin bir nefes alıp, ilerdeki  mısırcı'dan kendime büyük boy mısır alıp yedim ve Sivas macerama son verme kararı aldım.

Ama ne yapacağımı bilmediğim için de internetten türkiye haritası açıp, en yakın illere göz attım. Oysa Sivas'dan sonra nereye gideceğimi Instagram hesabımdan ( https://instagram.com/p/5MxXy6yocL/?taken-by=hayat_erkegi ) da sordum, ama yakınlarda yer söyleyen kimse olmadı, söyleyenlerden biri Ağrı dedi, bir de İzmir dedi ki; ikisi de ebemin şeyi kadar uzak. İnsan yakın yer söyler ulaaaan :)


Otostopçuyla, gece bulduğumuz terkedilmiş tek katlı bir evin odalarından en temizine kurduğumuz çadırında uyuduk. Uyumadan önce sevişme gibi bir şey oldu aramızda ama pek sevişme de denilemez. Sonra ikimizde uyuya kaldık. Sabah kalkıp şehri gezdik, bir şeyler atıştırdık ve gece olunca da otostop çektik. Kamyoncular dışında otostopçulara duran kimse olmuyor anlaşılan. Muhabbet ise gırla akıp gidiyor. Gece gittiğimiz şehrin ilçelerinden birindeki mescit'te uyuduk. Şimdi ise Otostopçu'nun memleketi Sivas'a gidiyoruz. Bayramı ailesiyle geçirmek istiyor. Sonrasında ben tek başıma otostop çekicem, ama nereye gideceğim hakkında bir fikrim yok. İşte şimdi sizden yardım istiyorum: sizce Sivas'dan otostop çekerek nereye gideyim? #hayaterkegi #colorandlove #blackandlove #otostopçu #otostop
Hayat Erkeği (@hayat_erkegi) tarafından paylaşılan bir fotoğraf ()


Neyse baktım sizde bir numara yok, aklımda Sümela Manastırı varken ve Trabzan'a bu kadar yakınken oraya gitmeye karar verdim ve şehirlerarası yola çıktım.
3 üncü el kaldırışımda bir panelvan durdu ve adamın konuşmasına fırsat vermeden "abi trabzon'a gidicem yerin varsa geleyim" dedim ve adam ben şeyden gidicem, burdan gidicem, ordan gelicem gibi cümleler kurdu. ama benim aklımda gitmek olduğu için "farketmez nereye gidersen git, illa Trabzon'a gitmek zorunda değilim. sadece gezmek istiyorum. gideceğin herhangi bir yere kadar bile götürsen olur" dedim ve adam gülerek "heee sen maceraperestsin, atla bakalım" dedi ve tekerlekli süslü valizimi aldığım gibi atladım ve başladı muhabbet.

Meğer adam Sivas'ın imranlı ilçesine gidiyormuş ve eğer istersem Erzincan üzerinden Trabzon'a gidebilir mişim. Bende "farketmez ya, neresi olursa razıyım" dedim ve adam bi daha güldü.

Adamla laf lafı açarken, canının sıkıldığını fazlasıyla belli etti. Zaten Sivas merkez'e de aslında kız kardeşi mide kanaması geçirdiği için gelmiş ve şimdi de eve dönüyormuş. İstanbul'da yaşadığımı öğrenince, orada kiraya verdiği dükkanlarından ve kiracılarından bahsetti. İlk zamanlar anlaşamıyormuş ama şimdi anlaşmaya başlamışlar.

Biraz da babasından şikayet etti. Çünkü babasının ölünceye kadar saçma sapan bir inanış içinde yaşadığını, her gün önce Kızıldağ'a, sonra muhammed'e, sonra ise Allah'a dua ettiğinden bahsetti. İmranlı'daki garip gelenekler yüzünden ateist olduğunu ve eğer araştırmaya devam edersem, benim de doğru yolu bulup ateist olacağımı, çünkü doğru olanın tartışılmaz bir şekilde ateizm olduğunu savunup durdu. "Şu an yaşım 53 ama inşallah ölümüme yakın bizim tepelerden birinde bulunan çam ağacını da yakacağım, çünkü ev sahibi olmak için, o çam ağacına anahtar sürtenleri görünce deliriyorum" diye de ekledi. bir şey diyemedim, o anlattıkça güldüm :)

Sonra da zaten yol bitti ve ben İmranlı'yı ortadan ikiye bölen hain karayolunun üzerinde inip, yolun diğer tarafında bulunan şu anki mescide gidip, yakınlardaki A101'den aldığım meyve suyunu içerken, bu satırları yazdım. İkindi ezanına denk gelmiş olduğum için kapıdan her giren nce bana selam veriyor, sonra da gidip imamın arkasında saf tutuyor.
Aklımda kalan tek şey ise, adamın "5 yaşından bu yana ateistim" deyişi oldu.
Şimdi Erzincan'a giden araçlara otostop çekip, sonrada Trabzon'a varmaya çalışıcam.

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Iyi yolculuklar :)

Şeker Oğlan dedi ki...

Hep yapmak isteyip de yapamadığım bir maceraya atılmışsın.
Maceranın devamını heyecanla bekliyorum!

Adsız dedi ki...

yazmaya değer şeyler yaşamak:(

Bilge Yenisu dedi ki...

Hayalse güzel, gerçekse çok güzel. :)

A101 ve Bim önemli, lütfen. :D

5 yaşında ateist olan adam bir çeşit ateist peygamberi falan sanırım. Tır şoförlerinin ondan daha dolu olduklarına eminim. :D

Adsız dedi ki...

okudugum en iyi blog yazılarından.. :)

Volk dedi ki...

"Resepsiyonda, herşeyden vazgeçip, dünyadan elini eteğini çekip azraili beklediği her halinden belli; saçları dökülmüş, gözlerinin feri sönmüş, götü ve göbeği iyice cılkından çıkmış genç bir adam vardı."

Bu ne ya, ne acayip matrak cümleler ? :))))) Kırdın geçirdin şerrefsiz.