Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

12 Şubat 2013

aşk bu mu, sevgi bu mu, hayaaaaat bu mu?

Bazen bir şeyleri geride bırakmak, onca sikindirik yaşanmışlığa rağmen hiç yaşanmamış gibi yapmak zorunda kalırsın. Yaparsın da. Hatta çok başarılı da olursun bunu yaparken. Zaten hepimiz, daha büyürken bize ölçülen rollerin üstesinden çok başarılı bir şekilde gelmiyor muyuz? Başarısız olanlarımıza deli demiyorlar mı? Toplum kendisi gibi olmayanları dışarı atmıyor mu?  Böyleyiz yani, öğretilmiş bir aptallık mevzuu sözkonusu ve hepimiz çok akıllıymışız gibi geçinip gidiyoruz. Özellikle de ben.
"Özellikle de ben" diyorum çünkü şu yaşıma geldim  ve henüz benden daha aptalına rastlamadım ve açıkçası rastlayacağımı da sanmıyorum.

Neyse işte, biz dün gece yine Öküz Herif'le buluştuk. Zaten şu son 5 gün içinde bu 3üncü buluşmamız oldu. Güya ayrıldık ama ha bire buluşup duruyoruz. Buluşmalarımızın sonunda, ben ona hakaretler eşliğinde küfürler edip onu olduğu yerde anasının ammından yeni çıkmış gibi bırakıp gitsemde, o her seferinde bıkmadan arıyor ve ben her  seferinde o, yeni şeyler söyleyecek sanıp buluşmayı kabul ediyorum. Oysa yeni şeyler söylemiyor, hep aynı tekrarlar ve bu tekrarlar artık midemi bulandırıyor.
Dün gece de yine böyle olacak sanıp ısrarla buluşalım dedi ve gecenin bi yarısı dışarda buluşmaya karar verdik.  Dolmabahçe sarayının ordaki çay bahçesine gidip çay içtik ve başladık konuşmaya.

O konuşunca anladımki ben onunla ilk tanıştığımda çok aptalmışım. Cidden aptal mışım. Yani daha en başından bu yana; ben ona aşığım, o da bana aşık sanırken, meğer o bana aşık değilmiş. Bana "seninle sadece zaman geçiriyordum, böyle olacağını bilmiyordum" dedi.

O böyle diyince bi anda sanki yokolmuşum gibi hissettim. Böyle sanki ben bi anda başka bi aleme geçtim gibi bir şey oldu. Çünkü o iki sanyelik cümle esnasında, sanki on yıllık bi üzüntü yaşadım gibi hissettim. Böyle sanki eline sivri olamyan bi bıçak almış, kalbimi söküp vahşi kedilerin önüne atmıştı ve vahşi kediler de "bu kalp beş para etmez" deyip, doğduklarından bu yana hiç kesilmeyen uzun tırnaklı patileriyle, kalbimi lağım çukuruna itiyorlarmış gibi hissettim. Kalbim lağım çukuruna itilirken canımın ne kadar yandığını anlatmak ise imkansız. Zaten o an canımın daha nasıl yandığını anlatabilirim ki? Yok anlatamam. En iyisi artık geçeyim bu cümleyi, tekrar tekrar üzülmenin bi anlamı yok çünkü.

Sonra kalbimin lağım çukuruna atıldığını ve artık sağ göğüs kafesimin bomboş olduğunu ona çaktırmadan sakince söylediklerini dinlemeye devam ettim.
Cümlesine devam ediyordu "böyle değildim, hele şu son bi kaç aydır emin bile değildim. ama artık eminim. senin beni sevdiğin gibi bende seni seviyorum. bu dünyada benim için senden daha değerli hiçbir şey yok" dedi. Durup ona baktım, gözlerimiz kenetlendi. Yavaşça birbirimize yaklaşmaya başladık ve o an tam öpüşecekken kendime geldim ve hafifçe geri çekilip "ama artık ben sana karşı ne hissettiğimi bilmiyorum" dedim. Sikim ise kalkmıştı bile. Bu arada konuşmaya devam ediyordum "bir de açıkçası ben artık sana inanmıyorum. çünkü güven vermiyorsun bana, seni çok ciddiye aldığım için benimle oynadığını düşünüyorum." dedim. O ise "haklısın" deyip başka yöne baktı. Sonra konuşmalarımız falan devam etti gitti.

Bi ara telefonumu çıkarıp grindr'ı açtım ve gelen mesajlara bakmaya başladım. O an bu hareketi bilinçli olarak yapmamıştım ve ben böyle yapınca o bi anda oflayıp poflayarak "şimdilik kapatsan olmaz mı?" diye sordu ve aklımda bi an da şimşekler çaktığı için "neden kapatıyım ki" dedim o da "ya burdayız işte konuşuyoruz, sen ise grindr'ı açmış birileriyle konuşuyorsun" dedi. O böyle diyince yüzümde acı bi tebessüm oluştu. Çünkü herşey şimdi tam tersine dönmüştü. Bunun üzerine "peki ben sana seni seviyorum dediğimde sen niye hala grindr'da geziniyordun, neden hala bi arayıştaydın ve üstelik defalarca söylememe rağmen benim yanımda girip yazışıyordun?" dedim o ise "o zamanlar yeniydik, hem geçmişi konuşmaya ne gerek varki" dedi, bende bunun üstüne "geçmişi konuşmuyoruz, şu an sadece aynı şeyleri yaşıyoruz. ben sana kullanma derken sen öff ne varki bunda diyordun ve kullanmaya devam ediyordun. olay şu an aynı. değişen hiçbir şey yok" dedim. o ise biraz ofladı pofladıktan sonra dışarlara, çok uzaklara daldı gitti ve "haklısın. ama şu an kendimi çok değersiz hissediyorum" dedi ve ben o an patladım "işte sende bana kendimi böyle hissettiriyordun, hala da öyle hissettiriyorsun" dedim ve sustum. İkimizde susup, sahilin kenarındaki çirkin martılara bakınarak oyalanmaya başladık.

Aslında olay gerçekten böyle yani. Değişen tek şey ise rollerimiz. Ya da o bana öyle göstermeye çalışıyor. Çünkü ben ona inansamda içimde bi ses sürekli "sakın inanma, o hiç değişmedi, seni yine kullanacak. duygularını yine suistimal edecek. çünkü bu koca götlüye dönüp bakan hiç kimse yok, bu kısa boyu ve koca göbeğiyle kimseyi kandıramadı, zaten bu saatten sonra senden başka kimse de dönüp bakmaz ona. senden başka bu cümleleri kurabileceği hiç kimsesi yok, bugüne kadar da olmamıştı ve olmayacak. sen onun ilk ve son şansısın. ya seni paketleyecek ve ömrünün sonuna kadar mutluymuş gibi yaşayacak, ya da ona yaşattığın o bir kaç güzel ay'ı ömrünün sonuna kadar ah vah ederek anıp duracak" diyordu. Bende bi an bunları sesli halde ona söyliycektim, ama sonra durdum ve derin bi nefes aldım. Yine bir şeyler konuşmaya başladı, yine bir şeyler anlattı "böyle bir fırsat bi daha ele geçmezmiş, yazık etmemeliymişiz bu yaşanılanlara" falan, diye devam edip gidiyordu. Arada elimi tutuyordu, bi ara yapıştı dudaklarıma bende öptüm. hem ne olacakki, zaten bir şey olmaz. öpsün, öpmekten bir şey çıkmaz. sonra yine konuştu. öyle uzun cümleler kurduki ne anlattığını hiç anlamadım bile. çünkü bazen ilk başladığı cümle ile konuşmayı bitirdiğindeki son cümlesi çok tutarsız oluyordu. bende yine bir şey anlamadım ve dönüp "onu bunu siktir et, özetle ne diyorsun" dedim ve o biraz zorlanarak "tekrar deneyelim" istiyorum diyebildi, bende "ya tekrar aynı şeyler olursa, yine böyle olursa. ben artık yoruldum, tekrar aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. bir de biliyorsun, ben artık eskisi gibi de değilim. sen nasılki ben değiştim eskisi gibi değilim diyorsan, beni de öyle düşün, senden umudumu kestiğim için, değişmeyeceğini kabullendiğim için bende değiştim" dedim. O da "tamam olsun, yine deneyelim" dedi ve bende "tamam, deneyelim bakalım" dedim ve sonrada geceyi noktaladık.

Ama şimdi şunu görüyorumki benim o eski heyecanım hiç yok. Sadece o yine hayatımda olsun istiyorum, zaten başka da bir şey istemiyorum..

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ufff bu okuz herifle gorusmeni hic istemiyorummmmm

beygirniyazi dedi ki...

skor eşitlendiğine göre dene bence. madem hayatında olsun istiyorsun, bırak kendini göstersin. belki olur. gurur tamir olur mu bilmem, inşallah olur. hem unutma, 2 erkek her zaman zordur. kolayı da bir yerde öğretilmiyor. mutluluğu seç bence, sal kendini.