Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

25 Mayıs 2012

Bize her yol ankara

Her zamanki gibi bugünde iş çıkışı istiklal'e gittim yine. Zaten gidecek başka yerim yok. Yine taşşak kokusunu ciğerlerime çeke çeke caddede dolanıp durdum, yine elele tutuşup çevresine kıskandıran sahte gülücükler atan çiftleri izledim, yine yaşlı turistlerin elleri titreye titreye geç kalınmış keşif yapma çabalarına şahit oldum, yine sadece bu caddede cinsel tercihini rahat rahat belli edebilenlerin hallerini beynime kazırcasına baktım, yine kitapevlerinden birine girip sikindirik kitaplardan birine dalıp gittim, yine simitçiyle selamlaştık, yine tütsücüyle sohbet ettik. Aaa ben tütsücüyü anlatmamıştım değil mi? İşte geçen aylarda tanıştık. Bazen istiklal'de dolaşırken onun yanına gidiyorum. Saatlerce öylesine sağdan soldan konuşup duruyoruz. Amaçsız, nedensiz öylesine işte.

Tütsücü yaşı bayaa ilerlemiş, götündeki kıllar ağarmış herhangi bir yaşlı işte. Tek farkı tarih konusundaki engin bilgisi. Ya da ben tarih konusunda hiç bi sikim bilmediğim için bana engin bir bilgisi varmış gibi geliyor. Hiçbir şey olmamış gibi de konuya devam edip gidiyor. Bu arada tütsünün paketini 2 liradan satıyor. Henüz hiç almadım ama bazen onun işi çıktığında tezgahının başına ben geçiyorum ve gelen gidene tütsünün 1 paketinin fiyatını 5 lira diye söylüyorum. Ama alan yok o da ayrı bi konu tabii. Tütsücü bunu neden yapıyorsun diye sorduğunda "çünkü insanların pahalı şeylere karşı zaafı var" diye yanıt veriyorum. Gülüyor ve "siktir et sen, fiyatı neyse onu söyle" diyor. Ama buna rağmen ben bildiğimi okuyorum, o her seferinden  hafif bir fırça kayıyor, sonrada çay getiriyor çay içip yine osmanlı tarihinden konuşmaya başlıyoruz ve ben hiç bi sikim anlamıyorum o ayrı bi konu tabii..

Bu arada cumartesi günü ankaraya gidiyorum. Şu geçen hafta gelen vardıya işte o ısrar etti ve bana ankaraya gidiş dönüş uçak bileti aldı. Hafta sonunu onunla geçiricem, sonrada boynu bükük bir şekilde döner gelirim herhalde.
Aslında bu tür hareketleri sevmiyorum ve o bana bilet aldığı içinde ondan sanki soğudum. Çünkü geçmişimde bana bir şeyler harcayan adamların giderken beni de yanlarında götürme çabalarına defalarca şahit oldum ve artık aynı şeyleri yaşamak istemiyorum. Hem insan sevdiğine illa parasal anlamda destek çıkmamalı, sadece duygusal tatminini sağlasa yeter. Çünkü sevdiğine parasal anlamda yardım etmeye başladığında, onu sana mecbur, kendini ona sahip ilan ediyorsun ve bu durum çok boktan birşey.
Zaten hafta sonu gittiğimde bu konuda uzun bi nutuk çekmeyi düşünüyorum. Aslında telefonda çektim ama dinlemedi. Zaten telefonda da uzun uzun konuşmaktan bıktım. Kulaklarım ağrımaya başladı. Oysa ben telefonu 10 saniyeden fazla kulağında tutamayan denyonun tekiydim. Ama işte onunla konuşurken bende kendimi salıyorum ve saatlerce birbirimize; cevabı aynı olmasına rağmen "nasılsın, nasılsın" deyip duruyoruz.

Aslında onun ses tonunu seviyorum. Mesela bugün sırf onun sesini duymak için aradım. Böyle rahatlatan ve ilgi beklediği her halinden belli bir ses tonu var. O böyle konuşmaya başladığı an, onu koltuk altıma alıp sımsıkı sarasım geliyor. Böyle ağzını burnunu yiyesim geliyo, ama tabii telefonda olduğumuz için hiçbi sikim yapamıyorum o ayrı.
Bide artık onunla olan bu konuşmalarımız nereye kadar gidecek bilmiyorum. Geçen telefonda bana "ya birbirimize aşık olursak ve bu aşık olma hallerimiz ilerlerse ne yapıcaz" diye sordu, bende bilmiyorum. şimdilik kendimizi salalım. bakalım ne olacak. olanlara göre duruma bakarız" deyip atlattım. Ama şimdi durup ciddi ciddi düşününce ne yapacağımı bilmiyorum.

Aslında şeytan kalkgit Ankara'ya yerleş demiyor değil, ama aynı şeytanın dediğini geçmişte yaptığımda hep sonu hüsran oldu, hep az önce doğmuş bir kedi yavrusu gibi sokağın ortasında terkedildim, hep tek başıma kala kaldım. Şimdi de zaten en çok yine böyle terkedilmekten, tek başıma kalmaktan korkuyorum ve korktuğum için de;
ya onu çok seversem, ya ondan vageçemeyecek hala gelirsem ve sonra Ankara'ya yerleşmeye kalkışırsam diye korkuyorum. Ve dedimya, korktuğum için de, ne onu doğru dürüst sevebiliyorum, ne de başka bi sikim yapabiliyorum. Ahhh benim kimsesiz aptal geçmişim neden yanlış insanların peşinden gidip şimdi bu korkuları bana yaşatıyorsunki, ahh benim eşşek kafam neden geçmişinde onca hata yapıp durdunki?
Aslında hatalarımdan korkmuyorum, yine aynı hataları yapmaktan da korkmuyorum. Çünkü hatalarım hep en büyük öğreticilerim oldu. Ben sadece birine alışmışken, yine yalnız kalmaktan korkuyorum ve yaşım ilerledikçe, yalnızlık korkumda yaşımla beraber büyüyor..

8 yorum:

nessuno dedi ki...

Hep İstiklal mi dersin Beyoğlu'na bilmem, ama bırak Beyoğlu'nu, sık sık Pera derim ama çok da önemli değil... Şimdi anlaşılacağı gibi yazılarında İstiklal'de gezerken hali var sanırım ? Neden İstiklal diye sormayacağım hayır :)

Hayat_Erkegi dedi ki...

@nessuno kalabalıkta kendimi güvende hissediyorum. o yüzden istiklal vazgeçilmezlerimden biridir. neden kendimi güvende hissettiim konusunda hiçbi fikrim yok. öyle işte

nessuno dedi ki...

Madem, İstiklal'den açıldı, ya istiklal ya... desem :) devam niteliğinde... Hayatım İstiklal'di bir zamanlar, ev, iş, eş, işe gelen, hepsi... İstiklal bir roman olabilir mi?

İstiklalimiz daim olsun...

aikon dedi ki...

Yalnızlık korkusu büyüdükçe daha yalnız oluyorsun onu bilirim...

Travis dedi ki...

boslukta gezmekten iyidir

İçimdekigay dedi ki...

Ankara'ya yerleşme olayını iyi düşün derim, geçmişinden ders al. duyugların ile değil mantığın ile düşün. Sen Ankara'da yaşıyor olsaydın İstanbuldan birini bulurdun sanırım :D nedense hep uzaklardan buluyoz arkdaş anlamadım gitti.

Mine Akkurt dedi ki...

merak edyorum ben seni

Mine Akkurt dedi ki...

ne yazcamı bnde blmyryum ki