Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Haziran 2011

İnsanoğlunun, doğduğundan bu yana kusursuzca yapabildiği tek şey "sıçmaktır"

Ofisteyken sürekli oturduğumdan olsa gerek, günün büyük bi bölümünü sık sık tuvalette sıçarak geçirirken, sıçtığım esnada da bi yandan fayansları, patronun ayakta işedikten sonra sikinden düşen son damlaların yerde bıraktığı izleri ve bazen de tuvaletin küçük penceresindeki buzlu camdaki şekil şukûllerden, o günkü ruh halime göre savaşçı veya barışçı kahramanlar yaratıp, düşmanlarımı tuvalate döküp ardından sifonu çeken biri olarak şunu söyleyebilirimki;
Hayat, tuvalette sıçarken gözüme daha çekilir, daha basit ve anlaşılabilir gibi görünmeye başlıyor.

Bunun nedeni; literatürde anüs, kibar hanfendiler ve beyfendiler arasında popo, muhafazakar çevrede dübür, çocuklar arasında kıç, benim gibi ahlaksızlar tarafından da "göt" olarak tabir edilen yerimden "çıkan kolum kadar büyük kuru bokun canımı yakmasından dolayı mıdır?" bilmiyorum. Ama tuvaletteyken insanlığın çektiği sıkıntılar, karşılaştığı problemler gibi şeyler bana çok normal, çok sıradan geliyor. Tabii bunlar aklıma gelirken, son hızla sıçmaya devam ediyorum. Çünkü insan bi defa sıçmaya başlayınca, içerdeki her şey bitinceye kadar ara veremiyor..

Klozetten kalkışa doğru düşünceler seyrekleşip, soğuk su etkisiyle "hafif sertleşen göt deliğimi" temizlerken, bi yandan da kılları hafif dikelen taşşaklarımı ovalamayı ihmal edemiyorum. Bu gibi anlarda bazen 15li yaşlarımdaki alışkanlıklarımdan birini; yani kendimi tutamayıp parmakladığımda olmuyor değil. Ama neyse konumuz, götümü parmakladığım yıllar ve o anki zevkü sefa değil. Konumuz; hayat üzerine derin düşünceler.
O yüzden anında hem lafı, hemde kendimi kıvırıp konuya dönüyorum:

Düşünüyorumda; sanki tuvalet dışındayken, hayat hakkında pek fazla düşünmeye zamanım olmuyor gibi. Yada; tuvalette de, hayatımda olduğu gibi yer yer rahat sıçan biri olarak, hayatı tuvaletteyken daha anlaşılabilir, daha görmem gerektiği gibi görmeye başlıyorum.

Şu yukardaki 2 siktiri boktan cümleyi yazarken bile çişim geldiğinden dolayı yazmayı bırakıp, işedikten sonra gelip bu cümleleri yazmaya başladım. Bu arada yazıyı okumaktan çekinmeyin. Çünkü ellerimi sabunla yıkadıktan sonra, gidip bi güzel zımparaladım da öyle klavyeye abandım.
 Gerçi evde olsam ellerimi yıkamazdım ama böyle ofis ortamlarında falan olunca, kendimi; ellerimi yıkatmak zorunda bırakan bi piskolojiyle yaşıyorum. Çünkü kalabalık içindeyken sağlıklı toplumun, sağlığını da düşünmek zorundayım.

Bu arada keşke toplumun topu, top olsaydı. Hem o zaman tüm ibneler, belki heterosexüel olurdu. Gerçi ibneler; toplumun, topunun top olmasından sonra heterosexüel olsalar, bu sefer de heterosexüel olduğumuz için dışlanacaktık. Vay halimize vay.

Neyse işte, bundan 2 önceki tuvalette sıçışımda, aklıma hayatımdaki sıçışlarımla ilgili şeyler gelince bende gelip yazdım. Kendinize çok iyi bakın canlarım. Hepppinizi çok çok öpüyorum.
(Bu arada yazıyla uyumlu olsun diye, charlie chaplin'in sıçarken çekilmiş bi fotoğrafını aradım taradım ama ıııh imkanı yok bulamadım. O yüzden size sıçmaya yakın diye, tumanlarıyla resmedilmiş bu güzel halini sunuyorum.)

1 yorum:

coni bıravo dedi ki...

Hayat sıçarken güzel ama benim gibi haftada bir sıçıyorsanız o gün bayram oluyo.