Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

5 Nisan 2011

İstiframı verdim, işsizim hakim bey

Merhaba sevgililerim. Lafı uzatmadan hemen hayatımdaki ekşınlara geçiyorum. Geçen hafta kafamın tası attığı için işten ayrıldım ve kendime yeni bir yol çizmeye karar verdim. Bu yeni yol ne olacak bilmiyorum ama biliyorsunuzki her işten ayrılan, yeni bir yola giriyor orasında hemfikiriz. Eğer olurda beni nette, ona buna yılışırken, ötekine laf sokarken, diğerinin lafının altında ezim ezim ezilirken falan göremezseniz, bilinki açlıktan ölmüşümdür.

Ya onu bunu boşverinde amına koyım, benim gibi ofisboya iş mi yok pehhh değil mi yani =)) Götümü koysam oturacak sandalye çok. Ya bide cidden bu iş iyice baymıştı. Çünkü ofisin her bokuna yetiş, herkesin götünü yala, herkese gülümse, en siktiri boktan elemanlara bile genel müdürmüş gibi davran, sekreterin götü her geçen gün büyümesine rağmen "ayy sen kilo mu verdin" demek zorunda kal, şirkete yeni alınan (yeni alınan ne lan biblomu ki yeni alınan oluyor) yeni işe başlayan müdürün her esprisine gülmek zorunda kal, sesi amından çıkıyormuş gibi çığlık çığlığa konuşan tıfıl kıza tahammül edip gözlerinin içine bakarak konuş, iki danayı canlı canlı yemiş gibi hareketli göbeğiyle ortalıkta dolanan herkese yol ver, ofise alınacak kahveyi her daim kontrol et, süt tozunun bitmemesini sağla, sucuyu arayıp su iste, patronun annesi her geldiğinde elini öp, patronun sevgilisine çok güzelmiş gibi davran (ıyy götümün kenarı, yemin ederim öyle çirkin bi karıydıki, götürüp Gaziosmanpaşa taraflarına çırılçıplak bıraksan, elleri osbirden dolayı nasır tutan ergenler bile sikmez, ama bizim patron sikiyordu o ayrı. Gerçi patronda da bi mide var evlere şenlik.) bütün faturaları yatır, ofisin ıcığını cıcığını sürekli kontrol et, hep göz önünde olki patron seni sağa sola sik gibi şeyleri istemeye gönderebilsin, ofisten en son çıkan kişi ve etrafı kontrol edip çıkan ol, ayyy bıkmıştım bunlardan ve bende dayanamadım çıktım.

Aslında iş yerimi seviyordum, hani sonuçta ben çalışıyordum onlarda çalışmamın karşılığını veriyorlardı ve zaten kimse başıma silah dayayarak çalıştırmıyordu. Onlarında benim de işime geliyordu. Hani orda çalışan arkadaşlarda iyiydi ama ben sıkılmıştım. Bide ofisboy olarak çalış çalış nereye kadar çalışıyım. Düşünsene gelmişim 40 yaşına bana meslek soranlara "20yıllık ofisboyum" diye yanıt veriyorum. Hayır küçümsemek değil ama yani bu kadar da olmazki canım, rahmetli babamın dediği gibi "kolumda altın bilezik olmalı" bende bu yüzden verdim istifayı çıktım.

İstifa diyorum ama yok lan öyle havalı bir şey olmadı. Daha doğrusu olay şöyle oldu:
O gün canım çok sıkılıyordu, etraftakilerle kakara kikiri yapıp akşamı edecekken, düşündümde lan herkesin fıstık gibi bir mesleği var, benim ise fındık gibi bi işim var. Aldığım maaş hiç bi yerimi kapatmıyor ve götümdeki delik her geçen gün gittikçe daha da büyüyo. Geçen ay ablamın para yardımı olmasaydı çoktan kötü yollara düşmüş olurdum. Ama sağolsun ablam hınzır gibi yetişti valla. ( ay pardon hızır gibi yetişti) Sonra işte böyle düşün düşün, boktur işin misali, dedim bu maaş yetmiyo, günde bilmem kaç saat katır gibi çalışıp, ay sonunda merhem gibi bir maaş alıyorum. O merhemi de kendi götüme değilde kedi götüne sürünce bitiyo. Eee ulan ben burda bu merhem kadar maaşı alacağıma, bari gidip daha eğlenceli bir yerde iş arıyım. Böyle düşünürken bi yandan da içimden "ulan belki patrona çıkacağımı söyleyince zam yapar" diye düşünüyordum ve ben böyle düşünürken hooop diye patronla koridorda göz göze geldik ve hemen orda selam sabah etmeden şöyle deyiverdim:
Ben: Müdürüm işten çıkıyorum.
Müdür: Tamam. Haftaya gel maaşını al.
Ben: ...

O an böyle zaman durdu. Etrafta havanın içinde gezinen, gözle görülmeyen her şey bi anda görünür oldu. Yani patronun bu cevabıyla ben bi anda aydınlanıverdim. Oysa müdürümün ayaklarıma kapanıp "gitme, yapma, etme, eyleme, bana kahveyi kim getirecek, toneri kim dolduracak, sevgilime çok güzelmiş gibi kim bakacak, ayakta işeyen annemin sidikli elini kim öpecek, sekretere kim "ya sen zayıffffladın mııığğ?" diye yağ çekecek? Ne olur gitme yiğidim, beni sensiz, ofisi kimsesiz bırakma" diyeceğini falan düşünmüştüm. Ama yok, hiç bir şey demedi. Masmavi gözlerini gözlerime dikip "tamam haftaya gel maaşını al" dedi. Böyle işte bu kadardı her şey.

Oysa ben neler neler düşündüm ama yok. Sonra konuşma bu kadar olunca bende çıktım gittim istiklalde bi kaç tur attım, sonrada eve gelip osbir çekip uyuya kaldım. Sabah uyanınca ne yapacağımı bilemez halde battaniyeye sarınıp etrafa bön bön baktım. Duvardaki çatlaklar git gide büyüp ben içinde kaybolcakken gözümü pencereye diktim. Uzaklara dalıp yağmur yüklü bulutların içinde biraz gezinip geldiğimde, yanaklarım azcık ıslanmıştı. Ellerimle yanaklarımı silip burnumu  büyük bi içtenlikle çektim ve sonra gelen balgamı tükürmek için kalkıp tuvalete gittim. Tuvalete balgamı "ğığ" diye atarken çişim geldi, bende oturup çişimi yaptım. Çişimi yaparken bokum da geldi ve dayanamadım biraz daha oturdum. Sonra kendi kendime düşündüm ve üzülmelerimin boşuna olduğunu söyledim. Hele bi kaç gün dinleneyim, nasılsa yarın öbürgün çıkıp fıstık gibi bi iş bulurum. Neyse siz kalın sağlıcakla, yeni iş yerimde görüşmek üzere anacım.

4 yorum:

O Gay; Ben de... dedi ki...

hakkında hayırlısı; umarım her şey daha iyi olur

bokla sidikle kendini motive edişine hayran kaldım

reklamlardaki elektrik süpürgesi gibi biz dışını görüyoruz ama içinde ne fırtınalar kopuyo

yaz tadında güzel günlere...

demet akalın dedi ki...

bazen döl ziyanı oldugunu düşünüyorum.bazen de yanında olayım.o yağmur yüklü bulutlar geldiğinde,yanaklarından süzülen yaşı sileyim elimle istiyorum.nasıl bişesin ki.

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Ogaybende çok güzel bir benzetme yapmışsın. Yüreğine sağlık:
"reklamlardaki elektrik süpürgesi gibi biz dışını görüyoruz ama içinde ne fırtınalar kopuyo"

@DemetAkalın bende seni sevmiyorum ama bazı şarkılarına da bayılıyorum. Böyle bi durum işte =)

Yiğit Tan dedi ki...

Ben de 1 hafta öncesine kadar kendi kendime sanırım bu şehirde en az 1 sene daha yaşarım, yaşamalıyım, sabretmeliyim derken 1 hafta sonrasında 5 santimlik bir kapı genişlemesi yüzünden istifa etmek zorunda kaldım. Dayanılacak gibi değildi. Yani bir şey beyinde bittiği zaman sen ne yaparsan yap devam etmiyor. Eğer o iş senin beyninde bitti idiyse koridorda adam seni ikna etseydi bile kısa bir süre sonra gene istifa ederdin.

Ümitli ol her daim...