Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

7 Nisan 2011

Boş boş dolanıyorum. Öyleyse varım

Bu aralar işsiz olunca, evde sıkıldığım an kendimi sokaklara atıp ayaklarım ağrıyıncaya kadar dolanıyorum. Dün yine böyle sokaklarda aylak aylak dolanırken, dedim biraz da Taksim parkına gidiyim, bakıyım neler oluyor. Böyle kırıta kırıta parka girdim, parke taşlarının üzerinde seke seke dolanıp dururken, bi baktım hacının biri kenarda durmuş sinsi sinsi milleti izliyor. Ama nasıl izlemek varya, böyle bi dalmış bi dalmışki bomba patlasa kendine gelmez. Bazen başını sallayıp gülüyor, bazen oflayıp pufluyor. Bende hacıyı görünce "bari bunun yanında millete sulanmıyım, biraz kendime çeki düzen verip akıllı olıyım" diye düşünüp, gittim bi kenarda uslu uslu durdum. Hacı lafını da öylesine söylemiyorum, adam gerçekten hacının teki. Böyle saçı sakalı birbirine karışmış, sadece bıyıkları seyrek. Şu her Filistin-İsrail oalyları gibi gerilim ortamlarında bi anda ortaya çıkıp, İsrail bayrakları yakan sakallılar varya, hah işte aynen onlardan. Boyuda maşallah yani kavak ağacı gibi valla, tabii boyu kadar bide burnu var. Mübarek karga burnu değil, dinazor burnu sanki. Böyle uzaktan burnuna bakınca, hemen memleketini tahmin edebiliyorsunuz. Trabzon olmasa dahi, Trabzonun komşu illerinden biri olduğunu şıppadanak anlaşılır.

Neyse işte böyle kenarda durdum, etrafa bakıp içimden kendi kendime konuşuyorum:
Acaba şu geçen yaşlı nonoş, daha kaç defa arkasını dönüp bana bakacak, şu ilerdeki genç çocuk yaşlı nonoşun ona doğru geldiğini farkedince, yerinden kalkıp ne kadar uzaklığa gidecek, şu kêtılda çay satan çocuğa günde kaç kişi yılışıyordur, şu top oynayan çocuklar gün içinde yanı başlarında onlarca defa sikişilmesine rağmen ne kadarda rahatlar, örgüsünü ören mantolu sıkbaş kadın, yanındaki başı açık pantolonlu kadına acaba neler diyor, ama onlarda hiç ibnelerle ilgilnemiyorlar, sadece çocuklarına bakıp ikide bir kendi aralarında önemli bir şey konuşuyorlar gibi. Acaba parkın ağaçlarında yaşayan kuşlar, kullanılmış kondomlardan hiç yuvalarına taşımışlar mıdır? Düşünsenize şimdi kuş yuvaları rengareng olmuştur =))

Böyle kenarda durmuş, etrafa bakıp kendi kendime konuşurken bizim hacı iyice yanıma geldi. "Merhaba" dedi ve merhabasına karşılık verip devam ettik. Şöyle gözlerinin içine dikkatlice bakınınca hacının da bu yolun yolcusu olduğu çok açıktı. Sohbet devam edip "ne yapıyorsun"ların ardından konu "bana gidelim mi?" ye geldi. Durup yüzüne bi an baktım. Bugüne kadar en fazla kirli sakallılarla sevişmiştim, hiç sakalı göbeğinde biriyle yakınlaşmamıştım. Acaba sevişirken sakalları beni rahatsız eder mi, ya sakallarında bi kaç tanesi boynuma dolanıp ölme tehlikesi geçirirsem? Hımm belki de sahte bi sakaldır sevişirken çıkarıp, sokağa çıkarken de takıyordur. Ama yok lan sahte olsa bu kadar yakından da belli olmaz mı?

Sonra böyle böyle düşünürken "olur gidelim" dedim ve o önde, ben arkasında yürümeye başladık. Parktan çıkıp yol üstünde bi Toros'a bindik. Toros'a bindiğimiz gibi daha kontak vurmadan bi yanaktan, bi gıdıktan bi dudaktan aldı. Sonra gülümseyip kontağı çevirdi. Bende böyle biraz şımardım falan, tuhaf oldum. Aslında tuhaf da olmamam gerekiyordu ama ne biliyim, böyle bi salaklaştım, o an bi mallık çöktü üstüme. Kendi kendime gülümserken ona bakınıp durdum. Aslında salaklaşmamın nedeni, toplumun belli görünüşlerde kişileri tek bir kalıp içine sıkıştırıp, kafamın içine etmesinden kaynaklanıyor olabilir. Sonuçta birinin sakalı var diye, bir erkeğe yakınlık duyup hiç sikişmeyecek mi? Türbanlı kızlar sevgilileriyle sokaklara çıkıp sevişmeyecek mi? Mini etekli kızlar inançlı olamaz mı? Bu kimi ilgilendirir ki? Yaşayışlarından dolayı hesap verecekleri tek yetkili merci varsa, o da inandıkları dinin allahı değil mi?

Sonra işte araba tıngır mıngır yol alırken, bi yandan bunları düşünüyordum, bi yandan da bi elimle adamın sakalını avuçlayıp, diğer elimlede bacak arasını okşamaya başladım. Adamın sakallarının ardındaki gülümsemesi gittikçe büyüyüp, ağzının kenarından akan sular benim iştahımı kabartınca, arabanın seyir halinde olmasını siklemeden dudaklarına yapıştım ve bi kaç saniye öpüşüp ayrıldık. Öpüşürken o an kaza yaparsak ne bok yeriz diye düşünürken, aslında daha bi heyecanlandım ve bi daha yapıştım. Bunun üzerine o dur dedi ve durup geri çekildim. Ben geri çekilince bana bakıp gülümsedi ve dudaklarını dişleyip başını salladı. Başını sallamasından "az sonra senin götünü bi güzel sikiyim de gör ibne herif" dediğini çıkarttım. Sonra koltuğa iyice gömüldüm ve sikimi çıkartıp oynamaya başladım. Benimkini görünce elini atıp avuçlarken "ow ow ow" çekip "yuh bu ne yaw?" dedi ve ben onun bu tavrı karşısında kahkahayı patlattım. Birbirimize bakıp biraz gülüştük ve sonra ben pipimi fermuardan içeri attım.

Araba Çağlayan'da bi mahalleye girdi. Sonra bi apartmanın önünde durduk ve arabadan inip onun ardından apartmana girdim. Asansörle 6ıncı kata çıkıp sessizce indik. Onun davranışlarına göre bende hareketlerime dikkat ediyordum. Sonra kahverengi çelik kapılı bi eve girip kapıyı kapatınca, anında yapıştık birbirimize ve ben yüzümü sakallarına sürttüm. O anda çok güzel bi şey hissettim, sanki tanıdık bir şeydi, sanki hep bunu yapmak istemişim gibi.

Sonra ayrılıp bi odaya girdik ve ben hemen bir şeyler yapmadan önce konuşmaya başladım "ailenle yaşıyor gibisin ama evde kimse yok" deyince, o da "onlar memlekete gittiler" dedi. Bende memleketini tahmin edip "karadeniz tarafları olsa gerek" dedim ve o bunun üzerine gülüp "evet Samsun" dedi. Sonra bakışlarım  odayı taradı. Duvarda kocaman ayetler, arapça allah yazıları ve peygamber mührü. Ayağa kalkıp içeriyi gezindim salona gittim, o da peşimden geldi, salonda filistin bayrağı asılı bi duvar, sehpa üzerinde minyatür kâbe falan. Sonra dönüp odaya gittik tekrar ve "ailen olmayınca böyle kaçamak mı yapıyorsun" dedim "evet" diye rahat bi şekilde yanıtladı. Sonra durup bakıştık. Kendinden bayaa emin ve gözünün ta içine bakmama rağmen gözlerini hiç kaçırmıyordu. Daha doğrusu bu sorularımın onu rahatsız edeceğini sanıyordum, ama olmadı. Aksine gayet rahattı. O böyle rahat olunca ben daha bi rahatlayıp ona doğru bi adım attım ve yapıştık birbirimize.

Hayvan gibi birbirimize saldırırken, bi ara sakalları boğazımdan inecek gibi oldu ama rahatsızlık veren bi durum olarak değil, aksine tahrik eden bi durum oldu. Bunun üzerine daha hızlı ve daha can acıtıcı bir şekilde sevişmeye başladık. Ben onun dudaklarını ısırıyordum o benimkini. Daha doğrusu ikimizde kaçmak ama kaçarken de diğerini yakalamak istiyorduk. Biz böyle iki köpek gibi sevişirken ne zaman soyunduk hiç farketmedim, çırılçıplak kaldığımızda durup bana baktı ve "ufak tefeksin ama seninki öfff beee" dedi.

Böyle diyince utandım lan. Ne diyim bilemedim. Zaten ne denilirki, hiç bir şey. Bende baktım daha devam edecek, susması için dudaklarına yapıştım ve biraz daha seviştik. Bu sırada bizimkileri avuçlayıp okşarken artık boşalıp evden çıkmak istediğimi farkettim. Aslında çıkmak istememin nedeni, adamın sürekli götümü avuçlayıp parmaklaması ve daha ileri gitmek istemesiydi. Bende bunu istemediğimi bir kaç defa tekrarladım. Zaten yolda da sadece sevişmek istediğimi söylemiştim. Sonra baktım olacak gibi değil, eli götümde alelacele boşalıp ayağa kalktım ve artık gitmek istediğimi söyledim. Ben böyle diyince o da kendi pipisine asılıp boşaldı ve ardından banyoya gidip giyindi.

Geldiğinde bende giyinmiştim ve çıktık. Asansörde bi kaç defa daha öpüştük ve öpüşürken sakallarını okşayıp "güzel bi sakalın var" dedim. Bunun üzerine gülüp "sağol" diye ekledi. Sokağa çıkınca beni eve bırakabileceğini söyleyince "yook sağol aldığın yere bırakırsan sevinirim" dedim. "Hımm" yapıp "tamam" dedi. Sonra bindik torosumuza, geldik İstanbul'un götü Taksim'e. Meydan da torostan indiğimde, beni bi gülme tuttu. Niye güldüğümü bilmiyorum ama tuhaf bi durumdaydım, bende siktir ettim ve kendi kendime gülmeye devam ettim. Aslında farklı bi deneyimdi. Güzel, ama sanki hala eksik veya fazla bir şeyler varmış gibi.

5 yorum:

karakedi dedi ki...

and the best actor oscar goes to hayaterkegi... :)

kremkaramel dedi ki...

Sen bence kendini bilime adadın:)) Her kesimden sakallıları sıraya dizermişsin:) Sonra da mod medyan ile deneyimlerini paylaşırmışsın. YÖK başkanı da tamamen tesadüf dermiş:P

biri dedi ki...

kıskandım.sana o kadar değer verebilecekken...

O Gay; Ben de... dedi ki...

sende de ne mide varmış...

Yiğit Tan dedi ki...

Biraz burnuma laf geldi ama gaayet düzgün bir burnum var. Etrafımda da öyle burnunda kamburluk, büyüklük olan insan pek görmedim desem yalan olmaz.