Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

22 Şubat 2011

Allahtan neden korktuğun değil, allah'ı neden sevdiğin önemli

Sıkıntılı günler geride mi kalıyor, nedir anlamadım ama bu aralar güzel şeyler oluyor. Mesela geçen gün ablam durduk yerde, tutup para gönderdi ve bende koştura koştura kiramı falan ödedim. Hayır bide hiç beklemiyordum, azcık duygulandım falan. Hatta bi ara gözlerimden iki damla yaş gelcekti de, tuttum kendimi "erkekler ağlamaz" dedim kendi kendime ve taş kesilip durdum. Kiralarımı filan ödedim, bide yetmedi bi adet de çamaşır makinesi aldım. Gerçi gönül isterdi 5-10 tane çamaşır makinesi alıyım, sonrada karşısına geçip onları dönerken izliyim, ama işte gönüllük işler değil bunlar. Hem onca çamaşır makinesini ne yapcam ki?? Deli miyim neyim onca lirayı çamaşır makinelerine yatırayım.

Onu bunu boş ver de çamaşır makinesini alınca hoop diye ilk işim tüm kirli çamaşırlarımı yıkamak oldu. Bide çamaşır makinesi dönerken çok tatlı lan =) Neyse zaten bende giysilerle yıkanmaktan bıkmıştım. Aslında giysilerle yıkanmaktan bıkmamıştım, giysilerle tek başıma yıkanmaktan bıkmıştım. Hani biri olsa giyinik giyinik duşun altına girip,  tükrüklü tükrüklü yiyişerek, üzerimizdekileri çitilesek falan ne güzel olur ama yok işte amınakoyiiim.

Ya neyse şimdi şu fanta zilerimi bi kenara bırakıyım da, bu aralar olanları anlatıyım. İşte kiraları ödedim, makineyi attım eve, bide benim teeee 7 yıl önce 1-2 ay çıkıp, sonra parası yok diye ev arkadaşlarımın ısrarıyla ayrılmak zorunda kaldığım ve bi daha yüz yüze hiç görüşmediğim biri vardı onunla iletişmeye başladık. Gerçi çocuğun adı soyadı kolay olduğu için hep aklımdaydı. O yüzden yılda bir falan, adını soyadını yazıp sonuna @mynet.com ekleyip "nasılsın" diye mail atıp soruşuyorduk. Sonra bi ara facebook da ebemi de bulunca, dedim bakıyım bu çocuk da varmıdır. Adını soyadını yazdım ve hooppadanak buluverdim. "Nasılsınların" biri gidip, biri gelirken bizim muhabbet ilerledi ve çocuğun, bu arada ibneliği bırakıp tam bir sofu olduğunu öğrendim. Hayır lafta falan değil, cidden sofulaşmıştı. Kullandığı kelimeler, konuşma tarzı, hitabı falan. Hatta facebook profilinde sürekli "yasin-i şerif suresi, ihlas süresi, nazar duası, karınca duası, fatiha suresi" falan paylaşıp duruyor. Zaten benimle olan muhabbetide çok sınırlıydı. Ben bunu böyle görünce dedim, bari biraz uzak durayım, sofuluğunu bozmıyım.  O arada bazen mesaj falan atıp sordukça ben uzak durdum ve sonra iyice kendimi soğutup bi ara hiç görüşmedik.

Sonra öyle böyle derken bi kaç gündür facebook'dan tekrar görüşmeye başladık ve her zamanki olduğundan daha yakın davranmaya, bazı kelimeleri daha sık kullanmaya başladı. Mesela o bana "seni özledim" falan yazdıkça, ben "uzak durayım" dedim ama baktım olmuyor. Zaten malın tekiyim sonra biraz yumuşamaya başladım ve o böyle kelimeleri daha sık yazdıkça, kevaşeler gibi gülücük smileyleri atıp, "sağol" falan çekmeye başladım. Sonra muhabbet biraz ilerleyince, özledimler çoğaldı ve bana resmini gönder falan dedi ama göndermedim, dedim başka zaman falan. Sonra buluşalım deyince tamam dedim. Ama buluşursak ve sofuluğunu elinden alırsam ne olacak?? Lan ciddi ciddi düşünüyorum "allam sofuyu günaha sevkedersem belamı vercek misin? yoksa sofu kendi işleyeceği günah yüzünden belasını bulacak mı?"

İşte bu din iman işleri hep kafamı karıştırıyor, yoksa onun dışında bi sıkıntı yok. Gerçi bazen kafam karışmasın diye içimden "allah yok, din yalan" demek geliyor ama sonra "ulan için rahat olsun diye allah'ı mı yok sayacaksın, dinimi yalanlayacaksın" diye düşününce duruyorum. E zaten asıl iki yüzlülükte budur bence, çünkü kişi içinde yaşadığı büyük depremleri ancak onu durduran, durmasına neden olan şeyleri yok sayarak aşabiliyor.

Aslında ben bu "allah yok, din yalan" olayını yıllar önce yapmıştım. Tabii o zamanlar 18ime yeni basmış bir devedikeniydim. Eşcinselllik, sex, alkol, siktiri boktan olaylar falan ve hatta kendini bi bok sanan insanlar arasına düşünce, ne oldum delisi yerine ne oluyorum delisi olmuştum. Bar köşelerinde Allah yok, din yalan sloganları eşliğinde kucaktan kucağa dolanırken, geceyi de en son kucağına oturduklarımın yatağında noktalıyordum. Hiç bir şeyin anlamı yoktu, her şey boş ve anlamsızdı. O zaman görüştüğüm insan denilen canlıların hepsinin tek ortak düşüncesi, sexdi ve sex için yaşın, cinsiyetin hiç bir önemi yoktu.

Bende o itlerin, 50 yaşına gelmiş yiyecek yarrak bulamayan karıların, godoşların arasına dalıyordum. Kimim ben sorularını henüz sormamıştım kendime, ne yapıyorum soruları hiç bir zaman kafamdan geçmemişti. Sadece anlık mutluluklar yaşıyordum ve tam bir boşluğa düşmemek için de, önümde dal gibi sallanan her yarrağa sımsıkı sarılıyordum ve kuş yuvası görünen her göte başımı sokup nefessiz kalıncaya kadar sabahlıyordum.

Her zaman lüks yerlerde sikişmiyorduk, bazen rutubetli odalar, çöplük evler veya yıkıldı yıkılacak gibi duran rum evleri. Yada o gece evde olmayan anne babaların, çocuklarına teslim ettiği boş evlerdi. Hele o boş evlerden çıkarken, sperm kokusunu gidermek için neler yapmazdıkki. İğrenç miydik, iğrençmiydim, iğreç olan kimdi?? hiç bir tanımlama sikimde değildi.

Ama o anlarda bazen sex yaparken "ya allah beni bi yerden izliyorsa ve şimdi bana bakıp halime üzülüp, ağlıyorsa" diye düşünmüyor değildim, ama kalkan sikin allahı olmuyordu. Zaten onu yok saymıştım ve bir kaç saniye sonra allahın beni izlediği düşüncesi, kendini "siktir lan allah yokki, olsa bide senin sikişini mi izleyecek, senin bu rezil sikişlerini izleyip insanlıktan çıkmış şu haline mi göz yaşı dökecek" diye içimden kendi kendimle konuşup, bu düşünceler sonrasında omzumdaki bacaklara daha bir abanıyordum.

Zaten bi yerden sonra teke tek sevişmeler yetmemeye başlamıştı. Her defasında 1 kişi daha geliyordu yatağa ve bazen kimin elini tuttuğumdan çok, artık kimin gözlerine baktığımı da bilmiyordum.
Oysa bunu istememiştimki ben, oysa bu aradığım şey değildi. Zaman geçtikçe oysalarım artıyordu ve sonra bi gün durdum. "Köpek herif ne yapıyorsun, allahın yoksa böylemi olacak, böylemi yaşayacaksın? dön bi bak nerdesin, kimlerlesin, ne bok yiyorsun, ne bokların içindesin ve senin başın hala bokun içindeyken yaptıklarına bak. Orospuçocukluğu yapmana gerek yok, dur artık bi sakinleş." dedim kedime.
Sonra işte durdum ve biraz daha sınırlı şeyler yaşamaya çalıştım. O zamanlar genç olmak işte böyle bir şeydi sanıyordum ve açıkçası allahı yok saymış olmak bana bunları rahat rahat yapabileceğim fikrini vermişti. Çünkü hesap verdiğim, vereceğim bir inanç yoktu, kimse yoktu, cennet veya cehennem denilen bi yer yoktu. Ölünce toprak olup gidecektim. O aralar böyle düşünüyordum ve açıkçası herşeyde sınırsızdım.

Neyse işte sonra o bocalamaları yaşadığım aralarda, bi gün durup biraz düşününce "allah yok, din yalansa neden hala huzursuzsun" dedim kendi kendime. Sonra "allah var, din var ve sende varsın. Ama sen yok saydın diye allah yok olmayacak, o yine orada bi yerde göremediğin ama hissettiğin bi yerlerde olacak. Dur biraz artık, çeki düzen ver kendine." 

Sonra bunun gibi milyonlarca düşünce geldi gitti. Kafayı yiyecek gibi oluyordum o zamanlar. Sonra zamanla, kedime göre daha düzgün düşünmeye başladım. Evet zamanında büyük boklar yemiş olabilirsin, zamanında yalayamayacağın kadar tükürmüş olabilirsin ama bunları aşmak, tekrar allaha dönmek imkansız değilki. Çünkü allahın büyüklüğü senin yaptıklarını, neden yaptıklarından çok, şu anda hissettiklerinle ilgilenmesinden dolayıdır. Çünkü allah senin, teee o zamanlar yediğin yarraklarla ilgilenmiyor, sadece şu an bulunduğun durum içinde ne hissettiğinle ve samimi olup olmadığınla ilgileniyor. Allah tarihi değil, geleceği değil, şimdi ne düşündüğünle ilgileniyor. Allahın büyüklüğü şimdiyle ilgilenmesinde, yaptıklarınla veya yapacaklarınla allahın büyüklüğünü anlayamayacaksın. Allahı sadece şu an da bulunduğun ruh hali içinde, kendine samimi olarak, kimseden etkilenmeyerek, sadece kendi iç dünyandan gelen seslere kulak vererek anlayabilirsin. Durdum ve işte bu dedim. Evet ya, işte buydu. Allah tüm olan bitenlere karşın, şu an ne hissettiğinle ilgilenir, ne hissederek yaşamış olduduğunla değil. Ne hissederek neyi yapmış olduğunla ilgilenmez.

Sonra işte zamanla arkadaş çevremi biraz daha seçici olarak oluşturmaya başladım. Bu sayede biraz daha sade bi çevrem olmaya, beni de daha çok rahatlatmaya başladı. Ama zamanla tüm seçiciliğime rağmen yapayalnız kaldım. Ve yalnızlık ne kadar zordur bilir misin??

Ya bi dakka konu nerden nereye geldi. Dur bi dakka toparlıycam. Amanın durun durun, neler yazdığıma bakıyım da, konuyu bağlayıp kapatıyım artık.

Hah tamam çocukla buluşmaya karar verdik. Çocuk diyorum ama işte 30 larına merdiven dayamış falan yani. O yüzden siz benim ona çocuk deyişime bakmayın. Ya onu bunu boş verinde, yalnız şundan eminimki ben onunla sokak ortasında bile buluşsak ve adam hoşuma giderse sofuluğuna falan bakmam, yanak yanağa öpüşürken hemen yapışırım dudaklarına filan. E çünkü facebook daki resimlerine bakıyorum, böyle biraz kilolu falan ve zaten yaşı benden bi kaç yaş büyük, 7 yıl önce boyu zaten benden uzundu, 7 yılda boyu hepten uzamıştır falan diye düşünüyorum ve bi yandan tüm bunları düşününce ne bok yiycem diye düşünmüyor değilim. 

Bugün buluşucaz ve azcık heycanlıyım. Hani heycan değilde, başka bi duygu ama işte ne biliyim başka bir şeyler olacak gibi. Doğrusu bi yandan da sofuyu yoldan  mı çıkarcam, sofu mu beni yoldan çıkarcak diye düşünmüyor değilim. Ama işte buluşcaz her halükarda. Yalnız sofu 7 yıl önce iyi çocukdu, kalbi pırıl pırıldı. Ama işta parası olmadığı için arkadaşlarıma yaranamamıştı. Keşke paralı pullu olsaydı da arkadaşlarıma yaranıp biz uzun süre çıkmış olsaydık. Hem belki onun sayesinde bazı şeyleri yaşamamış olurdum. Ama şimdi nasıl biri olmuş hiç bilmiyorum. Belkide fotoğraflarında iyi göründüğü için böyle heyecanlanıyorum, ama aslında çirkinlerin fotoğraflarda süper çıkması gibi bir doğa kanunu varya, hah işte ondan da korkmuyor değilim. Zaten yakışıklılarda fotoğraflarda çirkin çıkarlar. Ah keşke herkes fotoğraflarda olduğu gibi çıksa. Neyse artık kesiyim de işe döniyim. Sabahtan bu yana nette dolanıp cızırdadım, şimdi biraz iş yapıyım.

2 yorum:

Bilge dedi ki...

"Allah adamın amina kor!" (Karadeniz şivesi ile söylenecek) diyerek yangına körükle gideyim. :))

Yazıda bariz bir şey göze çarpıyor. Karman çorman olmuş duygular, bu duyguların kışkışlaması ile kullanılan bilgiler, rahat bir nefes alabilmek için çırpınışlar.

Yapma Hayat_Erkegi, sen bunları aşmış birisin. Ben öyle görmüştüm hep. Neye nasıl inandığımızın, kime tapındığımızın ne önemi var ki? İki kişi (hadi 3 olsun 5 olsun) arasında karşılıklı gönül rızası ile seviştikten sonra kimsenin karışma hakkı yok. Allah bile karışmaz o işe.

İnsanlığını sorgulayan, vicdana sahip olan, başkalarını incitmekten çekinen kişiler insandır. Kötülük izafidir. İyiye kötüye takılmadan, kendi iç sesimizin rahatsız olup olmamasına bakarak doğruları bulabiliriz.

Gelelim senin sofuya... Hz. Lut'un ümmeti diye bir tabir vardır bilirsin herhalde. Her şey olacağına varır. Adamı beğenirsen bunu belli etmekten ya da çekip almaktan çekinme...

İyi eğlen. ;))

Hayat_Erkegi dedi ki...

@Bilge kafam net yahu =) sadece o zamanlarımdaki hissettiklerimi yazdım.