Kars'a gidip Ani Harabeleri'ni gördüm ve yapacak bir şey kalmayınca, dönmeye karar verdim. Şimdi trenle Erzurum'a gidiyorum. Ondan sonra ne yapacağım hakkında bi fikrim yok. Belki bi iki günlüğüne şehri gezip sonra memlekete giderim. Belki Antalya taraflarına akarım. 3 haftalık izin aldım ve bunu plansız ama içime bi düzen kurmuş olarak değerlendirmek istiyorum.
Şu an trenin yemekli vagonunda oturmuş, bu satırları yazıyorum. Vagonda benim dışında 6 müşteri daha var. Kağıt bardaklarla sunulan çaylarını yudumluyorlar. Çaprazımda oturan kel ama yaşından çok erken gelip bedenini ele geçiren yaşlılığa teslim olmak dışında yapacak bi şeyi olmayan orta yaşlardaki adam, çayının yanında çizi ve çubuk kraker de almış. Çizileri çaya bandırıp yiyişinden, hayatını bi boka yaramadan geçtiğini düşündürtüyor. Çubuk krakerleri yemek yerine, 3'erli 4'erli tıkındı.
Tren şu an Süngütaşı Tren Durağı'ndan geçiyor. Önümdeki masada oturan 40'lı yaşlardaki mantolu kadınlar, cep telefonlarıyla rüzgârın yer yer sivri, yer yer sağını solunu alarak balkon gibi şekillendirdiği kayaları videoya çekip, birbirlerine gösteriyorlar. Bu daha çok, telefonlarının olmasından dolayı, yapmak zorunda olduklarını düşünerek yaptıkları bir meşgaleden ibaret. Yoksa amaçlarının, yeni anılar biriktirmek olduğunu sanmıyorum. Yazık, bi kaç inçlik ekranlarla herkes içerik üreticisine döndü, kimsenin hayvan yetiştirmek, mısır patates veya tütün ekip biçerek gerçek bir üreticiye dönmekle alakası kalmadı. Ama sorsan, geçim çok zor. Ay sonunu zor getiriyorlardır. Eve et girmiyor, market poşetini doldurmak imkânsız falannnnnn
Bu maddi geçimsizlikten şikayet etme durumu sadece buralarda geçerli değil. ModernLEŞmiş büyük şehirlerde bunun farklı bi varyasyonu var. Şöyleki; sabahın ilk ışıklarında antilop avına çıkan afrikalılar gibi ağır makyaj yaparak sokağa adım atan kadınlar, o güne özel kıyafetleriyle kalabalıklara karışıp akşama kadar avm avm gezip akşamda evine yorgun argın dönüyorlar. Afrikalı avcıdan tek farkı elinde antilop yerine alışveriş poşetleri bulunmakta. Kredi kartları patlamış, ihtiyacı olmayan ne varsa almıştır.
Çaprazımdaki kel adam aldıklarını tıkındı ve tüm suratsızlığıyla kalkıp gitti. Onun iki arkasında 27 yaşında olduğunu tahmin ettiğim ve hafif bi gay havası aldığım saçlarının yarısı dökülmüş, 3 haftalık sakalı, beyaz kablolu kulaklığıyla bir şeyler dinleyip arada bi telefonun ekranına dokunan asık suratlı gençten bi adam var. Arada gözgöze geliyor ve aynı hızda kaçırıyoruz bakma organlarımızı. Sanki organlarımızı kaçırmasak, uzun uzun baksak birbirimize, kalkıp vagonların geçiş noktalarındaki boşlukta sürtünmeye kalkışırız korkusu hakim havamıza. Ya da ben şu an böyle kurguluyorum. İçim çok fesat.
Şu ibnelikten kurtulmak kolay değil. Onca yıl, tüm enerjinle erkek peşinde koşup şimdi bi anda bırakmak kolay olmazdı zaten. Ama bende inatçıyım. Alışkanlıkların beni ele geçirme
Yanımda cam fincan taşıdığım için az önce aldığım demli çay bitti. Şu herkesin elinde, geleceği aydınlatan meşale gibi taşıdığı kâğıt bardaklara alışamadım gitti. Mecbur kalmadıkça kullanmıyorum. Kendimi de mecbur bırakmıyorum. Sonuçta çay-kahve içme mecburiyetimiz yok. 1 saat, 2 saat içmezsek ölmüyoruz.
kulaklığımda şu an PenabeatTRP - Yalan-(feat LARA) çalıyor.
Şarkıyı dehşet güzel buluyorum.
Tren kendisine çizilen yolda ilerliyor. Ray ray rayyy
Sürülmüş tarlalar, kurumuş topraklar. Başıboşmuşlar gibi otlanan inekler, danalar, keçiler koyun koyuna. Tarlalarda bi o yana, bi bu yana yana yana gezinen traktörlerden anladığım kadarıyla seneye hazırlıklar, içinde olduğumuz bu Eylül'den başlamış. Gerçek üreticilerin bu emekleri çok bereketli olsun inşallah. Seneye am barları dolsun taşsın, mallarını koyacak yer bulamasınlar inşallah. Ektikleri 1, 1000 olsun.
kulağımda Funda Arar var. "Yak Gel Ne Varsa" diyor.
Geçen yıl, eski bacanağım ve çocukluk arkadaşım W'ye 2 tam 1 yarım altın vermiştim. Memlekette züccaciye dükkanı var. Maaşımdan biriktirip aldığım altınları kenarda tutmak yerine, en azından ticaret yaptığı için onun işine yarayacağını düşünmüştüm ve bu yüzden benden istediğinde vermiştim. O günden bu yana ses seda yok. Geçen yıldan bu yana bi kaç sefer de tl olarak borç para vermiş ve yine almıştım ama bu altınlar konusunu o açıncaya kadar istememeye karar verdiğim için sessiz kaldım geldim bugüne.
Fakat dün, Kars'ı gezinirken çektiğim fotoğraflardan bi kaçını whatsapp hikâyeme attıktan sonra bana "10bin tl'n var mı" yazdı, bende "yok" yazdım ve yanıt olarak "niye" sorusu ve ardından kahkaha efektli emoji attı. Hava da kalmasın diye :) gülücük emojisi attım, yanıt olarak "bütün hayallerim suya düştü" diye yazdı, bende "as, kurusunlar" diye yazdım, bana "hava kapalı, biraz zor kurur" dedi, bende karşılık olarak "hayrlısı" yazınca muhabbetimiz öylece kapanmış oldu.
Şimdi memlekete gitmeyi düşünüyorken, o açıncaya kadar-verinceye kadar istemeyi düşünmüyordum ama bu sessizliği canımı sıktı. Bu yüzden gittiğimde istemeyi düşünüyorum.
İstediğimde büyük ihtimalle bana "ihtiyacın mı var, ne yapacaksın" sorularını soracak ama fazla ileri gitmemesi için "yoo ihtiyacım yok, param biraz da bende kalsın" demeyi düşünüyoum. Hem aramızda bi sınır olduğunu, hemde aslında bu konuda fazlasıyla beklemiş olduğumu hatırlatmış olurum. Bakalım kazasız belasız atlatacakmıyım bu durumu.
Sonunda onu kaybetmekte var, ama olsun, bu yüzden kaybedersem, ederini öğrenmiş olurum.
Geçen ay karşı ofiste, büyük bi çalışma vardı ve orası ustalarla dolmuştu. Şurada konuya değinmiştim: https://hayaterkegi.blogspot.com/2026/08/escinsellige-dogru-itilmek-mi.html
Ustalarla, işçilerle kaynaşmıştık ve bu yüzden onlar sürekli çay kahve su vs götürüp getiriyorum. Bu getir götürler arasında, fırsatını bulsalar beni sikeceklerini anlamış olsamda, kendim kalmaya devam etmiştim. 2-3 hafta süren işleri sonrası gittiler ve geçen hafta patronları gelip benimle hal hatır muhabbeti yaptıktan sonra onlara su, çay vs getirip götürdüğüm için bana içtenlikle teşekkür edip bi anda elime para olduğu anlaşılan dürülmüş kağıt sıkıştırdı. önce bi geri vermeye çalışarak "abi ne yapıyorsun. lütfen böyle bi şey yok, ben herhangi bi beklentiyle yapmadım. zaten çayım kahvem var, elime yapışmazdı. ne olmuş yani getirdim götürdüm" diye kekeledim, fakat adam ısrarla elimi sıkıp "hakkındır, çok iyiliğin dokundu" dedi. Bi yandan da çok ama çok şaşırmıştım çünkü beklemiyordum. 1 dakika kadar süren bu mevzu sonrası "tamam, eyvallah teşekkür ederim" deyip almış oldum ve aldığım gibi de açıp 200 dolar olduğunu görünce "alamam abi çok az bu" dedim ve adamla bastık kahkahayı. Neyseki soğuk şakalardan analayan, seven ve anladığı gibi de kaldıran biriymişki karşılıklı kahkahalar atarak rahatlamıştım.
Tüm bu gelişen olay sonrası, demem o ki; işçiler, onlara olan merhametimden dolayı getir götür yaptığım çay-kahve faslı arasında beni sikmek istediler ama patronları benim işçilerine saygı duyup büyük bi emek, işimmiş gibi özveri gösterdiğimi takdir etmek için ufak bi ücret verdi.
Çoğu işçi neden işçi ve neden hep işçi kalacak şimdi daha iyi anlıyorum.
Ve bazı patronlar neden patronluğu hak ediyorlar, bunu da yaşadığım örnekle anlamış bulunuyorum.
08 Eylül 2026
işçiler patronlar, harabeler, arkadaşlar ve 3 haftalık izin
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
beni yorumla, cümleler içinde kullan, yepyeni anlamlara sal.