Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

20 Temmuz 2017

nokta.

bir kaç aydır çalışmıyor oluşumdan dolayı iyice boş biri olup çıktım. kendimi işe yaramaz olarak görüyorum ve bunu nasıl üzerimden atabileceğimi hiç bilmiyorum.
Neden çalışmak istemediğimi de tam anlamış değilim. Hatta, sorun aslında çalışmamak istemem mi yoksa başka bir şey mi ondan da emin değilim. Ama şunu biliyorum ki öylesine sırf çalışmak için çalışmaktan sıkıldım ve daha dişe dokunur bi iş yapmak istiyorum.

evet, sonuçta hepimizin paraya ihtiyacı var ve ölünceye kadar çalışmak zorundayız ama doğrusu şu ki; ölünce, ah ulan keşke şu işi yapsaydım demek istemiyorum.
o yüzden bu ara ne iş yapmam gerektiği üzerine düşünüyor ve bu doğrultuda bi fikir bulmaya çalışıyorum.
bakalım zaman ne gösterecek.

zamanın ne göstereceğini beklerken de boş durmayayım diye bu yıl üniversite sınavlarına girdim. tabii sonraki sınavda uyuya kalıp da hatta sınava tamamen unutmuş olunca sadece LYS tercihi yapabilecek kıvamda kala kaldım.
Bu yüzden bu ara üniversitelere falan bakındım, hâlâ bakınıyorum.
ama geçen yılkinin aksine bu sefer, psikoloji veya dramatik yazarlık gibi bölümlerle ilgilenmedim ve işe yarayan birine dönüşmek için hukuk alanına yönelmeye karar verdim.

hukuk alanına yönlenirken de sadece 2 yıllıkları tercih edebileceğim için gittim bir kaç özel üniversiteden bilgi aldım. hepsi cebimde olmayan paraya göz dikmiş halde hazır nazır bekliyorlardı. Bilgi alıp çıktım ve sonra iyice düşününce bugün şundan yana karar kıldım: 2 yıllık açıköğretim adalet meslek yüksek okulu tercihi yapacağım. hem fiyatı çok cüzi, hemde sınıfta kalsam bile, götüme giren şemsiye canımı yakamayacak.
ama tabii bu sefer kararlı bi şekilde yırtınarak derslere de çalışmayı düşünüyorum. allahım inşallah çalışırım ve dersleri hep en yüksek puanlarla geçerim amin.

bunun dışında pek bi bok yaptığım yok ve işte günlerim de zaten film, kitap, makalelerle geçiyor. bir de işte Öküz Herif ile kavgalar falan var. Bi küs, bi barış yapa yapa artık küstüğümüzde de birbirimizi ciddiye almıyoruz ve bu durum iyice laçkalaştı.
bilmiyorum bizim durum her halde hep böyle gidecek. yani durum bunu gösteriyor. yani belkide biz kavga etmek için beraberizdir.

onun dışında ne olacak, ne olması gerek pek sikimde değil ve gün içinde eğer evde değilsem dışarda gezinip, hiç girmediğim istanbul sokaklarına dadanıyorum.
böyle yaşamak bazen çok sıkıcı, bazen çok güzel ama her hâlükârda istanbul'un çekiciliği hiç bitmiyor. hep böyle gezip şaşırmalık şeylerle karşılaşabiliyorsun.

geçen gün yine sokaklarda finklerken, bi caddede 5-6 ergenin 25-30 yaşında bi adamı tekme tokat dövdüklerini gördüğümde zor yetiştim. piçler adamı fena benzetmişlerdi ve ağzı burnu iç içe girmişti.
çocuklara "yapmayın etmeyin diye yalvarırken" çok şükür uzaklaştılar ve adamı alıp bi kenara çektim. bi üst sokağa gidecekmiş ve bu yüzden beraber gitmeye karar verdim.

bu arada çocuklardan biri de bi kaç adım uzağımdaydı ve bu yüzden ona "olm yazık değil mi adama, niye böyle yapıyorsunuz" diye sorduğumda "abii gelmiş bizden bonzai istiyor, gidin bulun diyor" diye karşılık verdi. bunun üzerine "tamam, neyse karışmayın gitsin" dedim ve adamı kaldırırken, bu sefer adam "yalan söylüyorlar ya" gibisinden bir şeyler söyledi.
oysa ergenin yalan söylemediği çok belirgindi ve eregenin aksine, adamın yalan söylediği daha çok belli oluyordu. neyse "hadi kalk gidelim, seni gideceğin yere bırakayım" dedim ayyaşa. beraber yürürken, çocuklar yine gelmeye kalkıştılar ama tabii "tamam, gidiyor işte, karışmayın" diyerek durdurdum ve sağ olsunlar piçler durdu.
adamı bi üst sokağa bırakıp yoluma devam ettim ve diğer sokaktaki orospularla göz kırptık birbirimize.

orospulardan biri onu 5-10 lira karşılığında sikmem için çağırdı, ama "senin işine yaramam" dedim "niyeee" diye sordu. "ibneyim" diye cevap verdiğinde "aaa" deyip kahkaha attı.

bu arada sıkıldım yazmaktan. ve zaten her şeyden sıkılmaya başladığım günlerdeyim.
hiçbir şeyi ciddiye de alamıyorum. çok denedim ama olmadı.
noıkta.


Hiç yorum yok: