Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

29 Ocak 2017

29 Ocak 2017 yeni eve taşınma post'um

Geçen hafta Gaziosmanpaşa'daki yeni evime taşındım ve bir kaç gün sonra fark ettim ki; diğer evlerime oranla bu evi daha ilk günden sevdim. Üstelik içim kıpır kıpır, ayrı bi sevinçle dolu. Böyle sanki zaten evimmiş de, uzun zamandır başka yerdeymişim gibi hissediyorum. Diğer evlerimde hiç böyle hissetmemiştim. Sadece bundan önceki evimde biraz daha alışmaya başladığım için sahiplenmiştim o kadar. Ama önceki evlerimdeki, o hep bi "gideceğim nasılsa" hissi, hep bi; elbette başka yere taşınmak zorunda kalacağım soğukluğu vardı ve geçmek bilmiyordu. 

Bu evde ise biraz daha farklı bir havaya büründüm. Sanki kiraya çıkmamışım da, daha çok satın almışım gibi hissediyorum. Tek şikayetim duvarlar ince ve yan komşum kocasıyla kavga ettiğinde, sanki benimle kavga ediyormuş gibi hissediyorum veya banyonun musluğunu açtığında benim salonun ortasında bir şelale çağıldamaya başlıyor o kadar. Bunlara da alışabilirim. Çok dert etmemek gerek. 
Zaten insan bir şeye "sorun değil" gözüyle bakmaya başlayınca, olumsuzluklar yok olup gidiyor. "Sorun var" gözüyle bakınca da her şey arızalı gibi görünmeye başlıyor. 

Mahalleyi de sevdim gibi. Biraz karışık, ama yinede sakin bi havası var. Otobüs, minibüs duraklarına da yakınım. Atladım mı herhangi birine ver elini bilmem nere.

Evim en üst kat olduğu için, güzel küçük bir manzaram da var. Tee uzakta Süleymaniye Camii görünüyor, bir de sağında ve solundaki diğer camiiler. Ama adlarını bilmiyorum.
Yani küçük bir istanbul şehir siluetini de kazandım. 
Zaten istanbul'u sevdiğim için her bokuna razıyım. 

Kira biraz fazla ama bu ara yeni ev arkadaşı bakmaya başladım. 
Bi kaç aydır tek başıma kira ödediğim için, bu eve kendimi attığım da param bitti. Şöyle ruh sağlığı düzgün ve ağzından çıkanla, yaptıklarının birbirini tuttuğu iyi birini de buldum mu, bir kaç ay'a kadar toparlanırım.

Taşınırken evi toplamama Öküz Herif'de yardım etti. Sonrasını ise zaten ameleler ve kamyoncu abi halletti. Kamyoncu zaten 4 yıldır beni ordan oraya taşıyıp duran bi abi. Meğer evi de, şimdiki evimin bi üst sokağındaymış. "hoş geldin kardeş" dedi, "hoşbulduk abi" dedim.

Aslında bu eve yerleşmeden önce Öküz Herif'le, ona geçen yıl aldığımız daha varoş bi semtteki bodrum kattaki evi üzerine pazarlık yaptık. Hani 700 TL'ye razı olursa onun evine taşınabileceğimi ve ödemeleri de senet yaparak ödeyebileceğimi söyledim. Ama güvenmedi bana. Zaten o kadar düşük bir fiyata da veremezmiş evini. Parasını gününde ödemeyeceğime olan güvensizliğinden dolayı evini vermeye yanaşmayınca ben de 2 aylık bir sürede işte bu evi buldum.

Evi bulduğumun ve ev sahibine "tamamdır, tutuyorum" dediğimin ertesi günü Öküz Herif "boşuna o kadar ödeme. Gel, benim evi sana 750 TL'ye vereyim" dedi. 
Önce bi düşündüm taşındım, çünkü sonuç olarak arada 250 TL  fark vardı ve 250 TL benim için iyi bir para olarak duruyordu. 
Ama sonra biraz daha düşününce gördüm ki; Öküz zaten ilk günlerden bu yana ev aradığımı biliyordu ve hatta 2 aydır diretmeme rağmen onun evine yerleşmeme de "evet" dememişti. Çünkü önceliği, evini daha yüksek bir fiyattan bana kiralamaktı ve bu yüzden pazarlık yapmaya da yanaşmamıştı. 
Hatta pazarlık konusunu açtığımda ise "benim söylediğim paraya olursa git otur" diyordu. Ben de "o semt ve o 30 yıllık bodrum katı için belirttiği ücretin fazla olduğunu, üstelik merkezi yerlere göre çok uzak kaldığını" belirterek pazarlık etmeye çalışıyordum. Ama dediğim gibi yanaşmıyordu. 
Üstelik o bodrum katını da geçen yıl, acil nakit paraya sıkışan bir avukattan onunla beraber pazarlık yaparak almıştık. 
Hatta bu ara ona yine bir ev almak üzereyiz. Allahım Öküz'ün malını eksiltmesin, daha da çoğaltsın. Amin. 
bir de onun evine taşınmama razı olmasının bir diğer nedeni de, onun eviyle şimdiki evim arasında 3-4 sokak bulunması. Ona çok yakın olmamdan da rahatsızlık duymuyor değil ve bu rahatsızlıktan dolayı da, onun ailesiyle yaşadığı evine sırf uzak kalayım diye boştaki bodrum katını bana kiralamaya razı olmuş görünmeye çalışıyoru. Bu resmen utanç verici bir durum. ama neyse sikti ettim.

Şu anki evime taşındığımda çamaşır makinesini bağlayamadığım için o bağladı. Diğer eşyaları ise ben yerleştirdim. Eve yerleştiğimin 4üncü gününün akşamında geldi, oturdu kanepeye ve emir verir gibi cümleler eşliğinde carcar konuşmaya başladı. 
Buna karşılık; onunla aramızda hizmetçi ve efendi ilişkisi olmadığını, nazik bir dille anlattım, "tamam tamam abartma hemen" diye üste çıktı.

Saatler ilerlediğinde ve artık uykuya teslim omak üzere olduğumuzda, ben diğer kanepeye geçip uyumaya başladım ve o "buraya gel, beraber uyuyalım" deyince, "beraber uyumayacağız, ayrı uyuyacağız. çünkü seninle arkadaş olmak dışında bir yakınlığımızın olmasını istemiyorum. ve bunu sana defalarca anlattım. bu yüzden ayrı yatmak ikimiz için de daha iyi olacak" dedim. 

Bu sözlerim üzerine sinirlendi, köpürdü falan ama iplemedim. Zaten sonra da uyuya kalmışım.
Gecenin bi yarısını iteklendiğim için uyandığım da, benim yanıma yerleşmeye çalıştığını görüp sinirlendim ve "ya hemen yerine git yat, ya da evine git. ama beni rahat bırak uyucam" dedim. Küfürler ede ede gitti yerinde yattı ve ben yine uyuya kaldım. Sabah uyandığımda gitmişti. Rahatladım.

Onunla olan ilişkimin arkadaşlık boyutundan daha ileri gitmesini istememekte kararlıyım. Zaten ona karşı hissettiğim şey; sevgi değil. Derin bir saygı. 
Ama aramızdaki şey şu an neye dönüşmüş olursa olsun; buna cinselliği karıştırmamaya kararlıyım.

Hem illa ibneyiz diye, her tek başına kalan 2 erkek yatmak zorunda değil. Bu aralar bunu başarmaya çalışıyorum.
Zaten eşcinsellerin bir çoğu birbiriyle tanışacaklarsa veya arkadaş olacaklarsa önce yatıyorlar, sonra arkadaş olup olmamaya karar veriyorlar. Bu kafa yapısından tamamen kurtulacağımız günlerin çok uzak olmadığının farkındayım. Neyseki yatmadan da arkadaş olmayı başardığım eşcinseller var. Çok şükür.

Konu yine eşcinsel hakları ve davranışları'na gelmişken, ev konusuna bağlayarak bitireyim; 
Evimi sevdim :)
Umarım bireysel haklar konusunda bilgili bir ev arkadaşı bulur ve bu evde nice yıllar yaşar gideriz. 

24 Ocak 2017

o an

Telefonla da olsa, fotoğraf çekmeyi seviyorum ve blogumda da paylaşma sıklığını artırmak istedim. Çünkü bazen, gerçekten o anki ruh halimi yansıtan bir kare ile karşılaşıyorum ve bu anlamlı kare'yi çekip sadece kendime saklamak yerine, burada da paylaşarak, başkaları için de görünür kılmanın daha güzel olduğunu düşünmeye başladım.

Bu görünür kılma çabamın bir çok nedeni var tabii ama bu nedenlerinden biri de; aslında hepimizin, farklı yer ve mekanlarda, duygusal olarak aynı hayatlar yaşadığımızı düşünmemdir.
Çünkü hepimiz birbirimize görünmez de olsa, aynı hava ile bağlıyız ve biraz da bu yüzden aynı hisleri yaşıyor, ama aynı hisleri yaşamamıza rağmen çoğu zaman bunu bastırıyoruz.
Bu hisleri bastırmamızın bir çok nedeni var ve bu nedenler saymakla bitmezler. Ama en fazla bastırma nedenimiz; çocukluğumuz ta kendisi olduğundan eminim.

Bilinçten uzak çocukluğumuz, şimdiki bu yetişkin günlerimizi şekillendirdi ve çocukluktan kaynaklı sorunlarımızın farkında olmadığımız için de, yetişkinlikte yaşadığımız iyi veya kötü bir çok şeyi, çocukluğumuzun geçmemiş olan etkisinden dolayı, bu hisleri bastırarak günlerimizi geçirmeye devam ediyoruz.

Hazır şimdi çoğunluk olarak, evrimimizi tamamlamış halde bilinçli bireylere dönüşmüşken ve çocukluktan kurtulmuşken, günümüzü ve bundan sonraki günlerimizi şekillendirmek artık daha kolay ve bize kalmış bir tercih. (kendimi doğan cüceloğlu gibi hissettim. durun kaçmayın konuyu değiştiriyorum.)

Aynı hayatları yaşamamıza rağmen, günlük koşuşturmacalara dalıp etrafımızdaki ve hatta içinde olduğumuz güzellikleri kaçırdığımızı düşünmemle beraber, en azından belki bu andan itibaren yüzünüzde küçük bir gülümseme, o anlık bir rahatlama ve az da olsa bundan sonraki zamanlarda daha dikkatli ve detaycı olmanızı sağlamak için çektiğim fotoğrafları da burada bazen paylaşmak istiyorum.

Tabii o sırada karşılaştığım için gördüğüm güzel anlar, fotoğraflandıkları zaman, gözümün gördüğü gibi olmuyor, olamıyor.
Ama en azından elimden geldikçe o anlara en yakın kareyi yakalamaya çalışıyorum. (ne diyorum ben ya, durun toparlayacağım) (ya da boş verin, dağınık kalsın. işte o fotoğraflar)










17 Ocak 2017

Mahallemden Kareler

Mahallem sis altında.
no effect falan. sadece iphone ile çekildi o kadars.

Geceleri mahallem ayrı bi güzelleşiyor.
Bazen diğer semtlerden orospular bu caddeye gelip, arkadaşlarından birini bekliyorlarmış numarası yaparken otostop çekerler.
Eğer çok şanslı bi azgınsanız, gece saat 03:00'den sonra, orospulardan birini ucuza evinize götürebilirsiniz. Size karısıymış gibi davranır ve vereceğiniz ücreti hak etmek için gözlerinize; yıllardır beraber yaşıyormuşsunuz gibi bakmaktan geri kalmaz.
Şimdi sizi mahallemle başbaşa bırakıyorum.













13 Ocak 2017

çocukları olarak, analarımızın vajinası üzerinden hak iddia etmek

-selam
+slm
-nerden
+etiler
-profil nedir
+1.89-84-29
-pasif misin
+ aktıf
-pasif de olmaz mısın
+ananın amı olurum. ister mısın?
-bilmem. kadınlara ilgi duymuyorum. erkekler daha çekici. hem bi dakka sen götüne sik girdiğinde ne hissedeceğini öğrenmek istemez misin
+moruk kafan mı guzel
-olm iyiyim de sen küfür ettin "hayır" desen yeter
+ananın amına yarragım girmesını ister mısın?
-anneme sormalısın. annemin amı benim değil, onun amı.  ben mesela senin ananın amına yarrağımı sokmak istersem sana sormam, anana sorarım. çünkü o am senin değil, ananın amı. am üzerinde bi hakkımız yok.
+o amdaan çıkmadın mı?
-amdan çıktım ve o amla işim bitti. o am, analarımıza ait, bize değil. anlatabiliyor muyum? yani özetle; anamızın bile olsa, o am üzerinde, hakkımız yok.
+piç.
-tenks.

11 Ocak 2017

Kış ayları ve unutmak

Bi kaç gündür yağan kar yağışı nedeniyle dışarda hava fena soğuk. Mahallede bir kaç kedinin donarak öldüğü söyleniyor. Çatılarda da kuşlar artık görünmüyor. Zaten pencere kenarına döktüğüm ekmek kırıntılarına da dokunulmamış. Her şey can sıkıcı bir şekilde durgun.
"İstanbul kara teslim oldu, istanbul kefen giydi, istanbul şöyle oldu, böyle oldu" derken, olan oldu.
Şu günlerde hayvanlar ortadan kaybolunca ve mahallelinin gündemi, ölen kediler iken; evsiz insanlar ne yapıyor acaba. Mahallelinin onları taktığı da yok zaten. Oysa elimizden geldikçe insanlar için de bir şeyler yapmalıyız. Çünkü vicdanımızı, kedi ölümlerine üzülerek ve pencere kenarlarına ekmek kırıntıları dökerek susturamayız. Böyle yapmaya devam edersek, ucuz vicdanlı bir topluma dönüşeceğiz ve vicdanımız bir gün bize baş kaldırarak sesimizi kesecek..

Ucuz vicdanlı bir toplum olmaya doğru koşar adım giderken, kendimizi vicdanlı birine dönüştürebilmek için, bazı konularda toplumdan bireysel olarak ayrı durmamız ve yine sadece bireysel olarak düşünebilmemiz ve yine bireysel olarak da yaşayabilmemiz lazım.
Bu gibi konularda, bireysel bir yaşam sürdürebilmek için, yaşadığınız toplumun zihninize zerk ettiği korkularınızdan arınmalısınız.
Ben korkularımdan arınabilmek için, bir yol bulamadığımda sadece allah'a güvenerek hareket etmeyi tercih ediyorum ve ona olan güvenimde hiçbir zaman yanılmadım, bedensel veya ruhsal hiçbir zarara da uğramadım. Hatta zararın aksine; tanıştığım insanlar, farkında olmadan bana hep başka bir yol gösterdiler. Ben de o yolda yürüyüp, bugüne geldim.
Şimdi aklıma gelmişken, size geçen yıl eve aldığım birinden bahsedeyim;

Geçen yıl, bir kaç ay önceki zamanlarda, havanın artık "ben soğuğum" diye bağırdığı ve sokağa çıkan herkesi dövdüğü o yağmurlu romantik sonbahar günlerinde, Taksim Gezi Parkı 'nda evsiz bi çocukla karşılaşmıştım. Çocuk dediğim de 24 yaşında bi gençdi.
İlk karşılaşmamızdaki "seni sikeyim mi" adlı bakışlarının aksine, yüzündeki o masum serçe yavrusu mimiklerini gördüğümde içim CIZZZ etti.
Çünkü bu bakışların ne anlama geldiğini, bi kaç yıl önce orada oturup, aynı şekilde gelip gidene bakanın ta kendisi olduğum için, biliyordum.
O zamanlardaki amacım; en azından sadece bu gecelik de olsa sıcak bir yatakta sabahlamak ve bu yatağa giden yolda götümü siktirmem veya göt sikmem lazımsa, hiç ikiletmemekti. Tabii yatak odasına giden kutsalsız yolda "sıcak bir duş"a da hayır demez, bunun için midemdeki bi kaç parça ekmeği kusacak olsam bile deepthorat da yapabilirdim. (Doğrusu şimdi böyle yazıyorum ama, o zamana kadar deepthroat nedir bilmiyordum. bu mide bulandıran şeylerin adını hep sonradan öğrendim. hiç yapmadım, yapanlardan da midem bulandı.)

Deepthroat'tan çıkıp Taksim Parkı'na dönecek olursak;
O böyle "fena sikerim" bakışlarıyla bakarken, yüzündeki acınılası halden de habersizdi. Bir kedi yavrusunun, annesi tarafından yenilmemek için ondan kaçması gibi duruşla beraber, yağmur altında bi o tarafa, bi bu tarafa gidip geliyor, etrafa biri onu evine götürsün gibi bakınıyordu.

Az sonra yanına biri geldiğinde, gelen kişiden ürküp kaçtım ve Taksim Meydanı'ndaki tramvay durağına doğru gidip, boş banka oturdum. Yanımdan geçmekte olan adam "çay veriyim mi abi 1 TL" demesi üzerine bi bardak çay aldım ve kalabalığı izlerken yudumlamaya başladım. Çayı koklayarak içerken, ellerim sınmıştı ve aradan 10 dakika geçmişti. Bu sırada Sikici ve yanındaki o Ürkütücü Göt, önümden geçti ve Sikici'yle biz göz göze gelince ben içine düşmüşüm gibi yapıp, gözlerimi kocaman kocaman açarak "hayranlık numarası"yla ona bakmaya devam ettim.

Bu numaram üzerine o dönüp güldü ve yanındaki Ürkütücü Göt'e bir şeyler söyledikten bir kaç saniye sonra, ondan ayrılıp yanıma geldi. "Çay içelim mi?" dedim ve biz başladık muhabbet etmeye.
Aradan 5 dakika geçtiğinde, kendisi hakkında kısa bir bilgiyi löp diye vermişti bile. Mardin'liydi, babasıyla kavga etmişti ve evden ayrılmıştı. Mardin'de daha önce kendi ufak tefek kaçakçılık işini yapıyormuş ama şimdi bölgedeki savaştan dolayı, olaylar çığrından çıkınca kaçakçılık yapmak tamamen hayat memat meselesine dönmüştü ve o da bırakmak zorunda kalmıştı. Babasıyla da arası bozulunca buraya gelmek onun için son çare olmuştu, ama iş bulamamış, evsiz olunca da kimse iş vermemişti.
Yanındaki ürkütücü Göt'le ise parkda tanışmışlarmış ve arkadaş değillermiş. O böyle söyleyince "onu siktir et. iyi birine benzemiyor, senin de park'a yeni düştüğünü biliyor ve onun aksine senin façan daha temiz olduğu için seni kullanmaya kalkacak. eğer istersen bana gidelim, duş alır uyursun" demiştim.
Böyle ani teklif ettiğimde bi an şok olmuştu ve hiçbir şey söylememiş, sonra da başka verecek cevabı olmadığı için "tamam" demişti.
Banktan kalkıp bana geldiğimizde, üstünü çıkarıp duşa girdi, yıkandı geldi. Ben o sırada kanepe de oturuyordum ve havluyu iyice sarınıp yanıma oturdu. Televizyon açık olduğu için, sanki oda da yokmuşuz gibi televizyon izlemeye başladık.
Zaten bir şey söylesek, sanki seks yapmak istiyormuşuz gibi bir algı oluşturabiliriz diye susuyorduk. Ya da ben susuyordum. ama sonra dayanadım ve saçma sapan konular hakkında konuşmaya başladık. Sonra kalkıp makarna yaptım. Mutfakta makarna pişmeye başlamışken, yatak odasındaki çekmeceden ona tişört ve pijamalarımdan birini verdim. O da giyip kaloriferin önüne oturduğunda, kaba sesi ve bozuk türkçesiyle "niye bu kadar iyisin" dedi.
Gözlerim dolacakken, önceki giysilerini alıp çamaşır makinesine atmak için yanından kaçtım. Çamaşırları makineye yerleştirdim, papatya kokulu deterjandan bol bol döktüm ve makineyi çalıştırdım. Bu sırada mutfakta makarna pişti. Peynir kattım, bir şeyler yaptım ve tabaklara doldurup getirdim yedik.
Bi kaç saatlik muhabbetimizden sonra, bana gün boyunca birikmiş olan borcunu ödemek için kalkıp beni sımsıkı sardı, sonra dudaklarımdan şehvetsizce ama ağzına kadar merhamet dolu bir şekilde bi kaç sefer öptü.
Hiç bu kadar masumca öpülmemiştim. Belki annem, hiç hatırlamadığım bir yaştayken öpmüştür beni. Ama gelmedi aklıma. O beni böyle öptüğünde, öylece kendimi ona bıraktım ve beraber kaloriferin önündeki halıya uzanıp, adı sevişmek olan, ama içinde karşılıklı bir merhametten başka hiçbir şey barındırmayan bir çıplak dokunma eylemini gerçekleştirdik...

Saatler geçip gittiğinde, kalkıp beraber uyuduk ve o, sabah uyandığında, kahvaltıdan sonra gitmek istediğini söyledi. Yanlış anlaşılırım diye sustum, sustum ve sonra nihayet "sen bilirsin" dışında bir şey diyebildim.
O bir şey demeyince, tekrar cesaretimi topladım, tüm yanlış anlaşılmalarımı bir tarafa siktir edip "önemsiz de olsa bi iş bul. istediğin zaman gel, sokakta kalma." deme cesaretini gösterebildim. o da sadece "tamam" dedi. Bir kaç saat sonra ise; kazak, külot ve kotlarımdan birini giyinip gitti.

O günden sonra bir iki sefer, Taksim parkında sikecek birini bulma umuduyla gezdiğini gördüğümde yine eve getirdim. Üzerinde farklı kıyafetler vardı. O kıyafetlerin de başka hikâyeleri vardı. Biri onu çok sevmişti, onu evine götürecekti ama hafta sonunu beklemesi gerekirmiş. Kıyafetleri o vermişmiş. Tenhalarda buluşup işi yapıyorlarmış ve adam her defasında biraz para veriyormuş. O da karnını doyuruyormuşşşşş.

"Bunu yapmak istiyorsan yap, ama eğer bundan rahatsızlık duyuyorsan yapma. Numaram var sende, istediğin zaman çık gel. bir şey yapmak zorunda değiliz. Sadece bu şekilde yaşamak seni zamanla kötü hissettirir" dedim.  Ama sözlerime rağmen, o evimden çıkıp gittikten sonra aramıyordu ve zaten son gidişinde de hiç aramadı. Ben aradığımda ise telefonu hep kapalıydı. Aylar sonra aradığımda, artık hava güzelleşmiş, ilk bahardan yaz'a geçiş yapmıştık ve üzerimde meme uçlarımı belli eden ince bi tişört varken onu aradığımda telefonu çaldı. Büyük bir heyecanla onun telefonunu açmasını bekledim ve telefon uzun uzun çalmasına rağmen açılmadı.

Akşam saatlerinde o beni aradı ve "ne yapıyorsun, nerdesin" sorularıma "Esenyurt'ta bi fabrikada işe girdim, kalacak yer verdiler" demişti. Onun adına sevinmiştim. Çok.
Sonra bir daha aramadım sormadım. Aramayınca da unuttum. O da aramadı sormadı, belki o da unutmuştur.
Hem unutmak, başlı başına çok güzel bir duygu.
Unutmak, acı çekmemizi ve insanın kendini, gönüllü olarak kederken öldürmesini önlüyor.
Unutmanın, bencilce de olsa iyileştirici bir etkisi var.  Unutmayı verdiği için Allah'a şükürler olsun.
Çok da uzatmıyım, artık bitireyim yazıyı.

10 Ocak 2017

İnsanları basamak olarak kullanmak veya basamak olmak

İnsanları basamak olarak kullanmak kadar ahlaksızca olan başka bir davranış daha yok. Bunu biliyor olmama rağmen, yaşadığım siktiri boktan sıkıntıların arasında kaybolduğum için olsa gerek unutmuşum ve bugün fark ettim ki; ben aslında Öküz Herif'i, hayatımda herhangi bir basamak olarak kullanmaya çalışıyorum. 

Yani; onu, geçen ay doğan acımı unutmak için, acımı artıran yalnızlığımı dindirmek ve yalnızlıktan kaynaklı yanlışlıklarımı önlemek için kullanmaya çalıştığımı fark ettim. 
Üstelik bunun doğal bir davranış olduğunu savunacak kadar vicdansızca, insansızca yaşamaya başladığımı da fark ettim ve tüm bunların sonucunda gördüm ki; kendimi acınılası birine dönüştürmüşüm. 

Oysa hayır, bu kişi ben değilim ve zaten Öküz Herif de benim için doğru kişi değil. 
Bunu artık kafama iyice sokmalı ve onunla olan bu geçmiş iç içelikten kaynaklı durumumuzu, ikimiz için bir suistimal aracına dönüştürmekten kurtarmalıyım. 

İkimiz için diyorum, çünkü ikimizde diğer insanlardan yorulduğumuzda, onlara rol yapmaktan, kendimizi en başından tekrar tekrar anlatmaktan ve tanıtmaktan bıktığımızda, hemen birbirimizin kapısını çalıyoruz. 
İkimizin de içinde yetişememiş birer çocuk olduğu için, kapı çaldığında, hiç düşünmeden tüm saflığımızla beraber kapıyı ardına kadar açıyoruz. 
O anki amacımız birbirimize yardım etmek olsada, bu yardımlaşmak kısmı, geçmişimizin iç içeliğinden dolayı karmaşıklaşıyor.
Bu anlarda kendimizi; yaralı iki kedinin, oturup birbirlerinin bedenlerindeki yaraların verdiği acıyı hafifletmek ve yaraları temizlemek için yalamalarına benzetiyorum. 
Masumca olan bu yalama işimiz, çok geçmeden de, içinde sadece cinselliğin olduğu bir evreye dönüşmeye başlıyor. İşte burda yanlış yapıyoruz. yapıyor.

Şimdi tüm bunların sonunda, tekrar anladım ki; her duygusal boşlukta ona dönüp durmamın ve onun da yalnızlıktan dolayı boş duran kollarını bana açmasının, 2-3 gün dışında bize yararı yok. Üstelik görünmüyor olmasına rağmen, aslında böyle davranmamızın bize büyük bir zararı var ve bunu durdurmanın da yolu sadece bizden geçiyor. Ve sanırım kabul etmeliyim ki; benden geçiyor.

Tabii sorun sadece bende de değil, onda da var. Ama onun sorununu da ondan başkası çözemeyecek. Bu yüzden hafta sonu boyunca bu konular üzerinde durduğumuz saçma sapan tartışmalar yaşadık ve şunu çok net bir şekilde belirttim;
Nasılsa beni senden, seni benden daha iyi tanıyan yok. bu yüzden sadece iki arkadaş olarak görüşebiliriz, ama bunun fazlası için aynı şeyi söyleyemem. Eğer bu şekilde devam edersek, geleceğimize zarar vereceğiz.
Hem şunu kabul etmeliyiz; biz birbirimize uygun değiliz ve yardımlaşmamızın içine cinsellik katacaksak, artık yollarımızın da kesinlikle ayrılması gerek. Çünkü yaptığımız şey yardımlaşmak değil, tam aksine; karmaşık olan bir durumu daha karmaşıklaştırıyoruz falan filan.

Bunları çok net söyledim ama o yine her zamanki gibi siklemedi.  Doğrusu sanırım, hiçbir zaman siklemeyecek ve ben de bu yüzden; bi müddet onunla görüşürken, kalbim yokmuş gibi yapmalıyım ve evime girmesine de asla izin vermemeliyim.
Hem zaten yardımlaşmak kavramını da yeni baştan ele almamız daha sağlıklı olacak. 

6 Ocak 2017

balosuz maske

renkli devasa masken düştü
arkasına sakladığın beden
sokaklara attığın kahkaha ve daha neler neler.
cılız bakışların, çelimsiz ruhun
hepsi ortada kaldı.
sahi şimdi ne yapacaksın?

5 Ocak 2017

görünmek

her şey sus pus
her şey küs.
kime neye neden?

her şey gizli saklı
her şey.
açıkta kaldım. gördü, gördüm.

tek

iyi-kötü
güzel-çirkin
doğru-yanlış
görüyorsun değil mi; her şey çift.
bi sen teksin.

bok ye

bi tokat ye ve kendine gel.
şimdiye kadar da kendinde olmadığına küfür et.

bi bok ye.
tadı nasılmış öğren.

yüksek bi yerden düş
yok ol.
yok et kendini.
öğren yokluğu ve hiç olmayanları, olamayanları.

4 Ocak 2017

insanın doğası

bir kış günü kadar soğuk ellerin,
ve fırtınalı bakışların var.
ak düşmüş saçların sayesinde o eski karanlığından da eser kalmamış.

görünürde yarı insan olmuşsun da,
için hâlâ o yırtıcı hayvana ait.

ve şimdi bir ölü kadar soğuk bedenin,
fersiz bakışlar da edinmişsin.


------


insan ne tuhaf değil mi?
gide gele, hiç olmayacak duaya amin derken buluyor kendini.
ve en güçlü zamanında takatsiz kalmışcasına
elleri yüzünden yavaşça aşağı düşüyor..




3 Ocak 2017

2016 özetim

2015 yılında kendimi bi ara dağıtmış olsamda, 2016 yılına girer girmez etrafa saçılan parçalarımı toparladım ve kendimi tekrar bir bütün olarak bir arada görmeyi başardım.
Buna rağmen yılın son çeyreğinde ruh sağlığımı bi ara kaybettiğimi ve iyice delirdiğimi düşünsemde, tanıştığım saçma sapan insanlar sayesinde aslında gayet normal biri olduğumu ve onların saçmalıklarından uzak durmanın, benim için olduğu kadar, onlar için de daha iyi olacağına karar verip, farklı bir yola saptım.
Tüm bunlara rağmen bazen kendimi dağıtmadım değil, ama bu dağıtmalarım küçük parçacıklardan oluştuğu için fazla dağılmadım ve bir araya toparlarken de zorluk yaşamadım..
Yani biraz; deneme yanılma yöntemiyle yolumu buldum diyebilirim. Ama her şeye rağmen korkunç olduğunu unutmadım. İnsan bazen kendini bilinçli olarak kaybedip, yaptıklarını haklı görebiliyor. Buna "bilinçli çılgınlık" diye bir isim taktım...

2015 yılı, aynı zamanda işsizlikle mücadele ettiğim bir yıldı. 2016 yılındaysa, bulduğum küçük bir işe kene gibi yapıştım ve bırakmadım.
Kenelik işe yaradığı için olsa gerek, yılın ortalarına doğru maaşım iyileşmeye başladı ve yaz aylarına geldiğimizde ise; yüzüm de artık güller açıyordu. Bu yüzden işe güce yapıştım ve 2016 iş yönünden iyi geçti diyebilirim.
İyi geçerken de, kötü zamanlarda borçlandığım kişilere olan ödemelerimi yaptım, kredi kartımı daha dikkatli kullandım ve sonuç olarak da biraz borçla da olsa yırttım.
Ev alamadım ama ev kirasından kurtulmak için ev arkadaşı aldım ve bu sayede, 2016 yılını az kira ile atlattım.
Eve aldığım arkadaş da, başka bir arkadaşını getirince, ev yükü omuzlarımdan yavaşça aşağı düştü ve ben biraz daha toparlandım.

Toparlanırken para en önemli şey, çünkü aç kalmamanız ve beslenmeniz de önemli. Üstelik arkadaşlarınızdan da sürekli borç para istemek hiç hoş değil. Eğer sürekli isteyen bir durumda iseniz; bi yerden sonra artık onlara yük olduğunuz için, arkadaşlığınız sorunlu hâle dönüşüyor.
Bunun altında parasızlık yatsa da, gerçek anlamda art niyetli olmasanız bile, insanlar sizin yükünüzü bir yere kadar çekebiliyor, size olan saygıları parasızlığınızla beraber yok olduktan sonra ise yükünüzü çekmek yerine alttan sessizce "siktir" çekiyorlar.
(Parasızlık yüzünden, sevdiğim arkadaşlarımdan ayrılmaktan, sessizce siktir yemekten bıktım.)

2016 yılından önce ve yılın başlarında, artık hayatımdan gitmiş olan arkadaşlarımın arkasından küçük su dökmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Yıl boyunca da giden bir kaç arkadaşım oldu. Onların da arkasından küçük su döktüm. Yapabileceğim şey sadece buydu.
Her şeye rağmen, yeni arkadaşlar da edinmedim değil. Güzel ve gerçekten değerli olduğuna inandığım bir kaç arkadaş edindim. Birini çok seviyorum, böyle alıp canımın içine sokup hiç çıkarmayasım geliyor. Diğerlerinden bir kaçı ise şu anlık henüz "selam naber, selam nasıl gidiyor, selam, günaydın" modlarıyla devam ediyor. Bu moddaki arkadaşlıklardan pek bi bok olacağı da yok ya insan yine de biriktiriyor..

2016 Temmuz'u Öküz Herif'le yollarımızı ayırdığımız aydı. Çünkü ihtiyacım olduğu bir anda "ne bok yersen ye" demişti ve ben de yoluma bakmaya başlamıştım. Sonra tabii aramızda özürler mözürler gitti geldi ama biliyorsunuz, kalp kırılınca, artık kırılan kişiye karşı atmayı bırakıyor ve sadece; kan pompalayan bir organdan ibaretleşip kalıyor.
O yüzden görüşmeyi kestim ve hayatıma devam ettim.

Hayatıma devam ettiğim günlerde Temmuz Darbesi yaşandı ve ülkenin lağımları patladı. Çevremde ne kadar pis insanlar olduğunu ve ne kadar sahtekâr hayatlar yaşadıklarını kendi gözlerimle gördüm. O günler, bu bayrak altında yaşayan herkesi bi kaşık suda boğmak için fırsat kollayanların cirit attığı günlerdi ve o insanlardan midem bulandı. Ama yine de çok şükür kötü şeyler olmadı.
Sonra tabii öldürülen masum insanlar, eli kolu bacağı kopanlar...
Her şey oldu bittiye geldi, ama suçu işleyip, insanları ezenlerin bir çoğu da kaçtı gitti. Yakalananlar ise kaçamayan beyinsizlerdi. Umarım idamla cezalandırılırlar ve tüm büyük şehirlerin meydanlarında bedenleri sallandırılır.

2016 yılı böyle bitecek derken bitmiyordu tabii.
Vahşet dört bir yanımızı sararken, ben iflah olmaz bir aşk canavarı olarak; hâlâ aşk arıyordum ve bulduğumu da sanmadım değil.
Bulduğumu sandığımda, ağzım açık kaldı ve içim bi hoş olmuşken kendimden geçtim. Geçmek için de fırsat kolluyordum ya, neyse..
Böylece yıl biterken içim parçalanmıştı, her yanım ağrıyordu. Böyle bir şeyi ilk defa yaşıyor muşum gibiydim ve bunu atlatamıyordum da. Bi kaç gün ağlayıp zırladıktan sonra, sike sike alışmayı seçtim ve kabul olunmayacak bir dua etmekten de vaz geçtim.
2017'ye ise  Öküz Herif'le girdim. O gece beraberdik. N yaptığımızı bilmeden öylece durağan, heyecansız ve giyinik bir şekilde, sadece sarılmış halde uyuya kalmıştık..

Tüm bunların sonunda, her şeye rağmen, ülkece, insanlıkça daha kötü zamanlarımız olduğunun da farkında olduğum için yaşanan tüm bunları atlattığımıza şükrediyorum. Elhamdürillah.