Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

15 Ağustos 2017

Kalp Kıran

işte biliyorsunuz geçenlerde Öküz Herif'le aramız açıldı ve dolayısıyla artık pek görüşmüyoruz. Görüştüğümüzde ise kavga edip hemen ayrılıyoruz. Bu durum artık aramızda o kadar normal bir hâl aldıki, sanki kavga etmek için bir araya gelmişiz gibi hissediyorum. Üstelik, hani gerçekten sırf çay içmek için bile buluşup da, henüz kavgasız ayrıldığımız bir tek seferimiz bile olmadı. Bu çok can sıkıcı bir durum ve hatta üzerine düşündükçe de can'ı daha fazla sıkan bir durum.

Eskiden bu tür kavgalarımıza üzülürdüm. Çünkü sinirlendiğimde Kalp Kıran'ın teki olurum. Üstelik kalp kırma işini öyle naif cümlelerle falan değil, o anda hızlıca kafamın içinde planlayıp, aramızdaki diyaloga geçirmiş bir şekilde yaparım.
Bu da genelde şöyle oluyor; o andaki tartışmanın gidişatını, 2-3 saniye içinde kafamda planladıktan sonra ağzımdan çıkardığım bir kaç ezik cümlem ile tartışmayı istediğim yöne çevirir, karşımdaki de kekliği çantaya attığından emin olup, aslında söylememesi gereken ama hırsına yenilip, tüm acımasızlığıyla, kendine göre son cümlesini kurduğunda, ben hemen harekete geçer gözlerini dolduracak kadar sert cümlelerimi ard arda kurar, onu altında bırakırım.

Üstelik o anda ağzımdan sanki bir kaç cümle değil de, alev topları çıkıyormuş gibi saldırırım. Böyle karşımdakinin canını iyice yaktığımdan emin oluncaya kadar da gözlerinin içine bakar, keyfini çıkarırım.

Oysa eskiden böyle değildim. "eskiden böyle değildim" deyişim, sanki 100 yıllarca öncesinden bahsediyormuşum gibi görünse de, aslında çok değil, hepi topu 3-4 yıl öncesinden bahsediyorum. Biri bana hakert ettiğinde bile, karşılık vermez, gayet ezilmiş olmama rağmen, sanki duymazlıktan gelmişim, sanki hiç ezilmemişim gibi davranarak geçiştirirdim.
Biri tüm kalplerimi kıracak bir şey söylediğinde bile pişmiş kelle gibi sırıtıp "ihihihi" diye geçiştirir giderdim. Sanki bana söylememiş gibi, sanki beni üzmek için söylememiş gibi, sanki ezdiği şey benim kalbim değilmiş gibi, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ederdim.
Ama şimdi böyle değilim. Değiştim ve sanırım bu değişim de biraz fazla oldu.

Çünkü bazen geçmişimdeki ben ile, şimdiki beni karşılaştırdığımda, duygusuzluk konusunda veya duygusuzluğu dile getirmek konusunda fazla ileri gitmişim gibi hissediyorum.
Oysa ne olursa olsun, bu kadar ileri gitmemeli, kendimi biraz geri getirip, orta bir yol bulmalıyım.

Yani işte şu anki acımasız, kalpsiz biri olmaktan rahatsızlık duyuyorum. Hatta tekrarlamak gerekirse; bu kalpsizlik beni çok ama çok rahatsız ediyor.
Bundan rahatsız olmama rağmen neden böyle davrandığımı da anlamış değilim. Yani tamam ezik olmayayım, kimse tarafından ezilmeyeyim ama ezilince de böyle acımasız birine dönüşmeyeyim istiyorum.

Bilmiyorum belki de çok şey istiyorum ama eğer ileri gidebiliyorsam, orta bir yol için geri de dönebilirim. Böylece daha az kırıklıklar yaratacak şekilde yaşar, kimsenin mutsuzluğuna sebep olmam.
Çünkü yıllarca kalp kırıklığının her türlüsünü yaşadım. Hatta bir çok insanın henüz yaşamadığı için haberinin de olmadığı kalp kırıklığı türlerinin onlarcasını tattım. İşte bu yüzden Kalp Kıran olmak istemiyorum. Biliyorum bencilim ama kimsenin kalbi benim yüzümden kırılsın istemiyorum.

Hiç yorum yok: