Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Ağustos 2017

Çalışmamak ve diğer yağlı şeyler üzerine

Aylardır çalışmıyorum (7 ay oldu) ve artık zurnanın zırt dediği deliğe geldim. Yani biriktirdiğim paracıklar suyunu çekti ve bu yüzden artık para kazanmam gereken LEVEL'a ulaşmış oldum. Şu an önümüzdeki ay için 200 TL bütçem var ve bununla ne yapıp edip kendimi bir sonraki aya atmam lazım. Tabii bunu yaparken sinir stress olmamalı ve sağlığımı da kaybetmemeliyim.
Sağlığını korumanın en önemli adımı ise beslenmek :)

Beslenme bu yüzden de çok önemli. Yani 200 TL ile sağlıklı beslenmenin yolunu da bulmalıyım.
Ki aslında o iş kolay, çünkü zaten et'li yemekleri çok tüketen biri değilim ve diğer gıdalarda ise sebze, meyve ağırlıklı besleniyorum. Çünkü sebze ve meyve dışındaki yiyecekleri yerken bile zorlanıyorum. Resmen işkence gibi geliyor bana. Bu yüzden sebze meyve ağırlıklı beslenmek hem daha kolay, hem daha iyi hissettiriyor.
Zaten yağlı yemek yediğimin akşamında baş ağrıları tutan ve midesi alt üst olduğu için sürekli kusan biri olduğum için zeytin yağlı dışındaki yemeklerden de uzak duran biriyim. (resmen sağlıklı olarak doğmuşum.)

Bu yağlı yemek konusuna da yeni değil, çocukluğumdan bu yana dikkat ediyorum. Çünkü ne zaman yağlı yemek yesem kusardım. Durum böyle olunca zamanla evde bana hep yağsız yemek konulmaya başlandı ve ev dışında bi yerlerde yemek yemek zorunda kaldığımda ise, yemek sonrasında kusmamak için, tabağın altına kaşık koyup tabağa eğim verdikten ve böylece yağın iyice aşağı doğru süzülmesinden sonra yağsız kalan tarafı yemeye başlamıştım.
Şu otuzlu yaşlarıma gelmeme rağmen lokantalarda vs hâlâ öyle yapıyorum.
Pide seven biri olarak da, pide dilimlerini peçete arasında sıkıştırıp yağını peçete ile aldıktan sonra yiyen biriyim :///
Ki pideyi geç, daha ağır olan pizzaya falan da bayılırım ve bu yağ işi yüzünden fazla yiyemiyorum, yediğim de ise daha az yağlı olmasına dikkat ediyorum.
ama mesela kavurmalı pide yediğim zaman (ki öncesinde yağlı olmamasına dikkat edin diye sık sık tekrarlayarak sipariş veriyorum) hiç dokunmuyor. hatta kavurmanın kendi yağının pideye geçmiş olmasından dolayı, pideyi daha lezzetli buluyorum.
Sanırım bünyemin rahatsız olduğu şey sanayi yağlarının kendisi olsa gerek. Onun dışındaki yağlardan rahatsız olmuyorum.

Neyse yağ mevzusunu kapatayım, çünkü şu an kendimi beslenme uzmanı gibi hissettim ki, beslenme uzmanlarını hiç sevmem. Sonuçta beslenmenin en iyisini kişinin kendisi bilir. Yani bi şey sana dokunuyorsa bi daha yemezsin olur biter.
Bence sağlıklı beslenmenin çözümü budur. Bünyene iyi gelmeyen bir şeyi yeme ve böylece sağlığını korumaya devam et.

Bu yüzden olsa gerekki hayatım boyunca ulaşabildiğim en yüksek kilo miktarı 63 kilo oldu.
Henüz o kiloyu geçtiğimi hatırlamıyor ve geçeceğimi de sanmıyorum.
63 kiloya da askerdeyken ulaşmıştım. Çünkü günün bir öğününde mutlaka et oluyordu ve yemek yemek dışında sosyalleşebileceğim bir şey olmadığı için de mecburen yemeklerimi düzenli yiyordum. Durum böyle olunca 63 kiloya ulaştım ve askerlik bittiğinde de, eski kiloma yani 58'e düştüm yine.

kendimi bildim bileli hep 58 kiloda olan biri olarak bundan hiç şikayetçi olmadım ve hatta sıfır yağlı bir bedene sahip, az kaslı, fit görünümlü (ki yıllarca bi depoda indir kaldır işleri yapınca, zaten doğal bir kas sisteminiz oluşuyor ve memelerle, karın çizgileriniz belirginleşip seksileşmiş) olarak hayatınıza devam ediyorsunuz, ben ettim.
Son 1 yıldır ise daha az hareket eden birine dönüştüğüm için, vucudumun sarkmaya başladığını söyleyebilirim. Yani memelerim yer çekimine yenik düşmek üzere. Ama kilolu olmadığım için çok da düşmeyecek, düşseler bile çok da belli olmayacaklar. Bakalım artık.

Üff ne saçmaladım be. Hiç gerek yoktu şu yukarıdaki salak salak şeyleri yazmaya. Resmen içimden silmek geliyor ama bi yandan da yazmışken, silmeyeyim diye kendimi zor tutuyorum. Neyse kalsın bakalım. Zaten diğer yazdığım şeylerde çok önemli değiller ya. Bu salak şeyler de eklense ne olacak sanki.....

Ciddili middili meselelelere dönüyorum:
Eli doğru düzgün iş tutmayan ve düşük iq'lu biri olmama rağmen hayatını kendisi kazanan biri olarak, ev kirası, faturalar falan sırtıma çok yük olmasın diye zaten ev arkadaşı almıştım ve yuvarlanıp gidiyorduk.
Çocuk da iyi biriydi (30 yaşında)
İngiliz Dili ve Edebiyatı okuyor, aynı zamanda üniversitesinin çeviri bölümünde çalışıyor ve tabii bir de bir ingilizce kursunda özel öğretmen olarak çalışarak geçinip gidiyor.
Tüm bu yoğun zamanına oranla hayatında bol miktarda flörtleşme sonrası seksde ekliyor. (eşcinsel)

Eve geldiği zaman, daha doğrusu biz tanıştığımız zaman eve birilerini atmak yok demiştim ve bu yüzden 3-4 aydır aynı evde yaşamamıza rağmen, eve kimseyi atmadı. İyi efendi bi adam, sözüne sadık ve çok da tutumlu. bu huyunu sevdim. Tutumluluğunu kendime örnek aldım desem yalan olmaz.

Çok şükür böyle böyle idare ediyorduk ama şu an başka bi ilde olan, ama önümüzdeki ay, istanbul'a tayini çıkabilecek olan flörtüyle ev tutabileceğini söylediği için canım sıkıldı. Bu biraz kötü bir durum, çünkü yeni birini bulmam lazım. Yeni birini bulmak ise büyük sıkıntı. Buna rağmen aramaya başladım bile.

Hiç yorum yok: