Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

16 Temmuz 2017

bi kaç günlük sahte cennet ve öküz herif'in dönüşümü

Öküz Herif geçen pazar gecesi Amerika'dan döndü. Gittim havaalanından aldım getirdim eve.
Uzak kaldığımız bu süre içerisinde taşakları baya büyümüş. Bundan dolayı olsa gerek, benimle konuşurken cümleleri ağır aksak bir şekilde tane tane ağzından çıkmaya başlamış. Sanırım uzak kaldığımız süre içerisinde, beni yine eski ben olarak görmeye başlamış ve bundan dolayı da taşşaklarının ağırlığını üzerime koymaya çalışıyor.

Bu durumuna ilk bi kaç gün bir şey demedim. Biraz alttan aldım, o da benim ona olan bu sakinliğimi kendince anlamlandırmaya çalışıyordu. Ya da ben sabırlı olduğum için, onun beni anlamaya çalıştığını düşünerek sakin kalabildim.

Sakinliğimi koruyup ona sabırla yaklaştıkça, o da bana, ağırlığını daha fazla hissettirmeye başladı. 
Ağırlığının dozunu artırmaya başladığında "biraz daha sabredeyim" dedim ama baktım değişeceği yok ve işte o anda verdim veriştirdim. Dedim "bak şimdi gittin eğlendin falan filan, bu yüzden olsa gerek götün kalktı ve benimle konuşurken çok fazla emir kipi kullanıyorsun. ben senin uşağın, hizmetçin, lalan veya dadın değilim. kendine gel. yatağa girdiğimizde de senin dildon değilim. seni canın sikişmek istediğinde hazır ve nazır bi şekilde seni bekliyor muşum gibi davranma. ikimiz bi hayatı paylaşıyoruz ve sen amerika tatilinden yeni geldin diye benimle konuşurken terbiyesizleşemezsin. ya kendini bi an önce topla, ya da bi dahaki sefere bu şekilde uyarmam, ağzına sıçarım"

Sağ olsun, kem küm, ehem öhöm yaparak pişkinliğe verip kendini biraz topladı ve daha terbiyeli davranmayı tercih etti. 
Bu "pişkinliğe vererek alttan alma tavrı"nı sevmesem de, sonuç olarak bu davranışıyla geri adım atmış olmasını gösterirki ve bu da; bi anlamda iyiye yorulması gereken bir davranış olduğundan dolayı, beni sakinleştirdi.
ama en fazla yarım saat sonra yine emirler verip, beni, eğitimden yeni çıkmış köpeğiymişim gibi gördüğünü belli etmekten de geri kalmadı. yine çok takmadım. güldüm geçtim. hehehehe.

Ama sonraki günlerde de bu halinden pek taviz vermeden devam etti. Resmen adamda, Amerika dönüşü bi tepeden bakma hastalığı hasıl olmuşki anlatamam. Batı hayranlığının en güzel örneğini, bu kadar yakınımda bulabileceğimi hiç sanmazdım. Adamın gözlerinde, amerikan bayrağı gururla dalgalanıyor. 
Ağzına sıçtığımın salağı iki gün amerika'ya gitti, dönüşte kişiliği tamamen değişmiş olarak geldi. Ya madem çok seviyorsun, işte imkanın da var, siktir git orda yaşa değil mi? Bunu ona da dedim, ama güldü geçti.

Tabii bu kadar şımarmasının ve hayran olmuş olarak dönmüş olmasının derindeki nedenini de biliyorum ama o konu çok daha çetrefilli ve derin bir mevzu. Onu ilerde belki daha detaylı olarak anlatırım.
Şimdi bu kadar parlamasının, hayranlığının bu kadar çabuk su yüzüne çıkmasının basit nedenine gelirsek durum şu ki; orda onu misafir eden Ecnebi arkadaşı. 
Çünkü Ecnebi arkadaşı, tatil boyunca harcamaları da kendine ait olmak üzere belli bir program yapmıştı ve benim Öküz'de o programa uyarak tatilini yaptı geldi. 

Ecnebi dediğim de, işte yaşlı bi adam. Geçtiğimiz 2-3 yıl önce bizim öküz'le türkiye'de tanışmışlardı ve bi kaç seferdir birlikte tatil yapıyorlar.
Tabii ecnebi buna abayı yaktığı için bi yandan da bunu şımartmaktan geri kalmıyor. Geçen gün de ona "sana göre biri olmadığımı biliyorum, çünkü yaşlı biriyim. ama yine de buna rağmen, keşke türkiye'yi bırakıp buraya gelsen. zaten bi kaç yıllık ömrüm kaldı. evi sana veririm, ben ölünceye kadar da bana bakarsın" demiş.

Öküz'de yemeden içmeden hemen bunu bana whatsapp'den yazdı. İlk duyduğumda üzülmedim değil. Çünkü bence bu cümleler, gerçekten çok ama çok hüzünlü duruyorlar. 
Adamın kimsesizliğinin ve sevgiye açlığının en büyük göstergesiydiler.

Bunu Öküz'le de konuştuk ve ona "ya bu durum çok hüzünlü, adama üzüldüm valla. baksana demek güvenebileceği hiç kimsesi de yok. oysa ben, en azından uzak bile olsa bi akrabası falan vardır diye düşünüyordum. yazık ya" falan gibi cümlelerle düşüncelerimi ifade ettiğimde, o "evi bana bırakacakmış, seni de alırım yanıma" diye karşılık verdi. Midem bulandığı için konuyu değiştirdim ve gün geçmeye devam etti.

Gün geçerken, Yaşlı Ecnebi'yi düşündüm. Çünkü daha önce en azından 1 kişi de olsa bi kuzeni-muzeni bir şeyciği vardır diye düşünüyordum. Ama meğer bildiğimin tam tersiymiş ve adam ölse, soyu yer yüzünden tamamen silinmiş olacak. 
Bence bu şekilde ölmek, bir insanın sanırım yaşayabileceği en hüzünlü durumdur. Daha başka ne olabilir ki? Şu an aklıma da gelmiyor. 
Zaten annesi-babası da, o henüz 20'li yaşlarındayken, onun ibne olduğunu öğrendikleri için, depresyona girip beraber intihar etmişler. Adam yıllarca anne-baba'sının, kendisi yüzünden intihar ettiği gerçeğiyle tek başına yaşamış gelmiş.

Tabi tek kalmış ama uslu durmamış ve 70'lerin sonunda, yani sanırım tam olarak 80'lerin başında da AIDS kapmış ve o günden bu yana AIDS'li olarak yaşıyor. 
Onunki sadece taşıyıcılık olduğu için olsa gerek, ona pek bi zararı yok. Düzenli ilaçlarını vs kullanıyor, kontrollerini oluyor falan. Ama diğer insanlarla ilişkisinde ne yapıyor, nasıl yapıyor bunu bilmiyorum.
Bu konu kafamı kurcalamıyor da değil.

Ecnebi'nin hayatında kan bağı olarak hiç kimsenin kalmaması üzücü. Zaten normalde de sadece 3-4 arkadaşı var o kadar. Onlar ise onun gibi yaşlı ve içlerinden biri sakat. Ayrıca hepsi de obez. 
"işte kendi kendilerine yuvarlanıp gidiyorlar" tabiri onlar için hüzünlü bir cümle olur ama öte yandan gerçekliği de tartışılmaz derecede sert bi şekilde karşımızda duruyor. Bu yüzden bu cümleyi kurmadan edemeyeceğim. Ama "komik olsun diye kurmadığımı belirtmek"ten de kendimi alamıyorum.

Öte yandan, ecnebi grubun, Öküz Herif'in tatil süresi boyunca attıkları fotoğraflarda, sadece yalnız insanlara has olan o durgun derin bakışlar ve zoraki gülümsemeleri gözümden hiç kaçmadı. Hepsi de mutsuzluğun en etkili tarafına çoktan geçmişler. Yani, ellerinden gelen hiçbir şey olmadığını kabullendikleri LEVEL'ı çoktan aşmışlar ve derin durgun bakışlarıyla poz keserken, sessizce diyorlarki;
"Biz mutsuz, 50'sini çoktan geçmiş yaşlı, şişko, amerikalılar'ız. Bir kaç günlük ömrümüz kaldı ve ölmeden önce, birinin bize bakmasına, bizi merhamet göstererek sevmesine çok ihtiyacımız var. Paramız var ama güvenebilecek arkadaşlarımız yok.  Ailelerimizi de yıllar önce terkettik, zaten tek çocuktuk ve onlarda başka çocuk yapmadan öldüler. O zamanlar bu tür şeyler sikimizde değildi. Çünkü çok gençtik ve sadece kendi hayatımızı yaşamaya and içmiştik. 

İşte görüyorsun, hayatımızı yaşadık, sevdiğimizden emin olduğumuz kadın ve erkeklerle yatıp kalktık, sevdiğimizi sandığımız işlerde çalıştık ve tüm bu yaşamımız süresince de deliler gibi eğlendik. Deliler gibi. Anlıyor musun?
Çünkü yaşarken para kazanmaya biraz fazla odaklanmışız ve çevremizde kimse olmadığını şimdi anlıyoruz. Geriye kala kala bu 4 kişilik ekip kaldık ve işte son günlerimizi böyle oyalanarak geçiriyoruz. 

Birimiz 10 yıl önce trafik kazası geçirdi, kimsesi olmadığı için biz baktık. Ama çok şükürki kazadan önce çok para biriktirip, üzerimize sadece bedensel olarak yük oldu. Yoksa ona bakar mıydık, inan biz de bilmiyoruz. lütfen bizi yargılamayı kes, çünkü bunu sen de bilemezsin. 

Geçen yıl bir arkadaşımız öldü. Parası da vardı aslında ama parası umrumuzda değildi ve ona çok iyi baktık. Ölürken kimsesi olmadığı için her birimize 600 bin dolar bıraktı. Bu paralarla ne yapacağımız hakkında en ufak bir fikrimiz yok. banka hesaplarımızda öylece duruyorlar. 

Yani anlayacağın sadece yaşıyoruz ve hala 0,30 sent'lik hamburgerlerden yiyoruz, en ucuz marketlerden alışveriş yapıyor, en kötü kahveyi en güzel kahveymiş gibi yudumlayarak içiyoruz.
Üstümüzdeki en marka kıyafetin değeri 13 dolar ve bu durum umrumuzda değil. Paralarımız hala yerinde duruyor. tek lüksümüz ise yıllar önce alıp taşındığımız Golden Gate Köprüsüne bakan küçük şirin bahçeli evlerimiz.

Peki sen ne yapıyorsun ortadoğu'da?
Selamlarımızı alıyor musun? sana gönderdiğimiz sahte tebessümlere inanmış gibi yaptığını biliyoruz, çünkü bir zamanlar bizde senin yaşındaydık ve nasıl rol yapılır, ne zaman rol yapılır çok iyi biliyoruz. ama elimizden gelen bir şey yok. sen bizi, biz seni anlıyoruz. Farklı coğrafyalarda, aynı yanlışlıkları yaptığımız için olsa gerek aynı yalnızlıkla boğuşuyoruz.

Gördüğün gibi biriktirdiğimiz paralar hiçbir işimize yaramıyor. Ailelerimiz yok, bize bakacak kimse yok, bize yaşlı olduğumuz için merhamet gösterecek kimse yok. Sığ maddi zenginliğimizin de bir işe yaramadığını şimdi anladık. Yıllarca farklı ülkelerdeki büyük şirketlerde sürünürcesine çalışıp, biriktirdiğimiz parayla sadece Golden Gate Köprüsü'ne bakan evler alıp kendimizi hapsettik. şu an tüm kafalarımız karışık. 

Biliyorsun akşam saatlerinde köpeklerimizi gezdirmeye çıkıyoruz. Hepimizin köpekleri var. Çocuk sahibi olmamayı yıllar önce tercih etmiştik, çünkü köpek bakmak daha kolaydı. Çünkü çocuklar değil, köpekler modaydı. 
Şu an bu köpekler bizi sosyalleştiren varlıklardan başkası değil. Yani aslında onlar, nefes alıp veren birer modern meta. 
Her akşam köprüye yakın parklarda köpeklerimizle gezinirken, birbirimizin köpeklerini seviyor ve ne kadar tatlı olduklarına dair yeminler ediyoruz. Oysa yaptığımızın "yalnızlığımızı yok etme" çabasından başka bi anlamı yok. Köpeklerin de canı cehenneme. Bize bakacak kimse yok! Anlıyor musun? Çünlü yaşlandık ve ölmek için gün sayıyoruz. Paralarımız bankalarda faiz hesaplarında işlemeye devam ediyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, neden o paralarla şu kalan bi kaç günlük ömrümüzü de daha iyi geçirmek için çabalamadığımızı da bilmiyoruz. Bi fikrimiz de yok.
Lanet olasıca dolarlarla ne yapılabilir ki? Köpeğiniz çok tatlı bayım."

İşte durum böyle. Öküz Herif ise ecnebilerin bu acıklı durumunu okuyamadığı ve okuyamayınca da,  şımartıldığı için beni "gel" dediğinde "gelen", "git" dediğinde "giden" bir köpek olarak görüyor. Bunu bir kaç sefer anlattım ama cık anlamadı. Geldiği günden bu yana kavga ediyoruz ve bu sabah da kavga ettik, o da giyindikten sonra bilgisayarını vs alıp gitti. 
Artık Öküz Herif'in kavgalarını o kadar normal ve sıkıcı görüyorum ki, onun bağrış çağrışını siklemiyorum bile. 
Bu tekrarlardan da sıkıldım. İyice.

3 yorum:

Dante dedi ki...

Olaya çoooook başka bir tarafından bakmak istiyorum hayat erkeği,bu zengin amerikalilar bizi neden hiç bulmuyor arkadaş,heteroseksüel olanları mimkinse
Biliyor musun ben ne doktorlar mühendisler istedim de beni almadılar,ah ah zalımsın hayat 😲😲😲

gaylangoz odur dedi ki...

Kendi ucuz fakirliginin hıncıni onlardan çıkarmıssın, cocuk yapmadılar diye bok atmissin, ibneler herifler ibne. Ne demek biliyor musun ? Her durumda senden cok daha iyiler, paraları ve arkadaşları var,Amerika'da yasıyorlar. Sen bu boktan yerde sığınmacısı olduğun bi herifle yaşıyorsun, bu yasında hem ?

Hayat_Erkeği dedi ki...

@gaylangoz benden iyiler, çünkü paraları var değil mi?
sana önerim şu aşağılık kompleksinden kurtul.