Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Mayıs 2017

korkular ve korkularım

Adsız'ın biriyle şu yazı( ilişki öldü beybi yazısı)nın altında yorumlaşmıştık ve başka bir yazının altında, yorumunun uzun olduğunu söyleyince mail atmasını söylemiştim, o da attı. Ben de ona "dilersen mailini post olarak yayınlıyıp, aynı zamanda öyle de cevap vereyim. sen de cevabın olursa yine mail atarsın ve ben onu da posta ekleyerek güncelleştirerek ilerleriz" dedim ve o da kabul edince, mailini buraya aldım. işte o mail:

Adsızın adı: Rastgele
Mail konusu: Korkular ve korkularım
Yeni yazının altına yazacağıma söz vermiştim. Resmen bu yazıda tamamen kendimden bahsedeceğim sana. Belki nedenini tam olarak verememiş olabilirim ama tahmin edilebilir olduğundan eminim. Bu arada ismim yerine bana "ADAŞ" diyebilirsin. Çok önceden sana mesaj atmıştım, bu insan hakkında bahsetmiştim. Benimle öpüşürken başkalarıyla sevgili olmaya devam ediyor falan demiştim. Neyse:

Lise 2 ye gidiyorum. Öncesinde kibar olduğum için ve çoğu erkeklere kıyasla zıt bir yapım olduğu için, genelde gamzelerimin çok tatlı olduğunu söyleyen kızlarla takılırdım. Aslında onların yanına gitmek istemezdim hiç, fakat ergen kafasıyla kim olursa olur diye geçiriyordum. 

Lise 2 de birisiyle tanıştım. İsmi benim ismimle aynıydı. İsimlerimiz aynı olmasına rağmen, karakterlerimiz tamamen farklıydı. Arkadaşlığımız ilerledikçe, bir gece bizim evde kalmasını istedim. (Bu arada onunla bir şeyler yaşamak için davet etmedim çünkü nasıl biri olduğumu o aralar tam olarak bilmiyorum.) Çünkü o insan hakkında çok kötü yorumlar geliyordu, mesela çok küfür eder, annesinin cüzdanından gizli gizli para çalar, sürekli kız peşinde dolaşır ve ertesi gün bakmaz, arkadaş ortamı baya kötüdür gibi. 
Ailemden dolayı, bunların hepsi bana "terbiyesizlik" olarak öğretildi ve hayatında görebileceğin en terbiyeli insandım.

Bizim eve geldiğinde, kendimiz hakkında konuştuk ve beni çok değer verdiği bir insan olarak gördüğünü bundan dolayı bana yalan söylemek istemediğini söyledi ve ne varsa döküldü. Tüm bu kötü söylemlerine rağmen, yine de bir şey demedim. Arkadaşlığımızı bitirmek istemedim. 

Gece saat 12'yi geçtiğinde, yatakta yatarken, televizyon izlerken ilk sevgilisiyle nasıl seviştiğini anlatmaya başladı. O kızla bir evde olduğunu, deli gibi öpüşüp durduğunu söyledi. O ara klasik erkeklerin yaptığı hava atma olaylarına girdi. Yani "Bak şimdi sen o kız ol, o kız burada böyle duruyordu, ben de tam karşısında böyle duruyordum, suratlarımız böyle birbirine çok yakındı." dedi. 

Gerçekten olayı canlandıra canlandıra anlatıyordu bana. Yüzümüz o kadar yakınlaştı ki, birden öpüşmeye başladık. Bana kardeşim diyen insan, benimle öpüşüyordu. 
O günden itibaren, ara sıra öpüşmelerimiz devam etti. Hatta ben şerefsiz ve piç taraf olup, öpüşmek ve yiyişmek istemediği zamanlar bile onu zorladım.

Benimle öpüşmesine rağmen, sürekli sevgili bulma peşindeydi. Facebook, instagram falan hepsinden kızları ekliyordu. Ben ise bu ilk defa öpüştüğüm insanı, erkeği, hiç bırakmak istemiyordum. 

Günler böyle devam edince, onu aşırı kıskanmaya ve kıskandığım insanlarla konuşmamasını söylemeye kadar gittim. 
Sevdiği bütün insanları sevmemeye başlamıştım. Sadece o'nun olmasını istemiştim. Fakat hala kendisine "kız" sevgili yapmaya çalıştığı için 4 ay önce bir daha konuşmayalım dedim. Yaklaşık 5 sene, yiyişmeler ve öpüşmeler dolu bu senelerden sonra ona göre dostluğumuzu bana göre sevişmelerimizi bitirmiştik.

 Şimdi üniversite ilk sınıfa başlayacağım. Hazırlık sınıfını bitirdim ve hazırlıkta yaklaşık 50 kişiyle arkadaş oldum. Bölümümün genel özelliğinden, hiç erkek yok. 15 kişilik sınıfta sadece 5 erkek var. Bundan dolayı yakın arkadaşlarım yine kızdı. Bu aralar kız arkadaşlarımın olmasından sıkıldığımı, sevgili olmasa da, erkek arkadaşım olsun diye çıldırdığımı anladım. 
Çünkü sesli küfür etmeyi, bana küfür edilmesini bile özledim. Kimse ben gibi değil. Herkes sex peşinde. Üniversite yılında bile, açık görüşlü olup sadece sex düşünmeyen bir "erkek" bile yok. Gay olup olmaması önemli değil, insan olarak da yok.

"Yakışıklı demeyelim de, sempatiksin." sözü bana sürekli denildiği için, benim gay olma ihtimalimi asla düşünmüyorlar. Okul 1 hafta önce bitti, bittiği için blog'umu arkadaşlarımla paylaşmaya karar verdim. Bütün yaşadıklarımı bir kızla yaşamışım gibi gösterdim/gösteriyorum. Gay olduğumu hiç kimse bilmiyor. En yakın arkadaşım bile. Bu yüzden, başkalarıyla blog yazılarımı paylaştığımda, hikayelerimdeki kişileri tamamen değiştiriyorum..

'Hayat Erkeği aslında' senin gibi, sevişmeyi (direk birisini bulup) normal bir şeymiş gibi yapabilen, bir insan olmayı istedim hep. 
Sakın bu yazdığımı yanlış anlama. Burada demek istediğim, ne kadar cesur olduğunu vurgulamam. 
İşin kötü tarafı, her şey sevişmekle bitmiyor. İnsanlar "gay" lafını duyunca, anında onun bunun götüne koymaya, "Ay sen üstteki misin alttaki mi?" olayına çeviriyor lafı. 

Halbuki ben, kendi DNA’mı paylaşmadığım bir insan tarafından sevilmeye ve sevmeye açım. Her sabah kalktığımda, sevişelim mi demek yerine, günaydınla başlayıp seni seviyorumla devam edip iyi gecelerle bitirmek istiyorum. Sanırım çok fazla film izlemişim de ondan böyle düşünüyorum.

Hayat Erkeği: Hayatım boktan değil. Ailem, kardeşlerim, üniversitem ve arkadaşlarım her şey mükemmel. Fakat şu ana kadar (20 yaşıma kadar) hiç sevgilim olmadı. Ne kız, ne erkek. Ergenliğin getirdiği yanan ateşimi bile söndürmeyi başardım. Ateşim artık sadece sevgi için yanıyor. Sevilmek ve sevmek.

Tüm bunlar yüzünden, çok arkadaşım olsa bile, kimseye hiçbir şeyden bahsedemiyorum. Hiçbir şey bilmelerini istemiyorum çünkü korkuyorum. Yalnız ölmekten korkuyorum.

Dipnot1: Hareketlerim ve tavırlarım "Kerimcan" gibi değil. Normal, klasik bir erkeğim.
----
Dipnot 2: Bunları okuduktan sonra "Eee benden ne bok istiyorsun?" diye sorabilirsin. Fakat beni anlayabilen tek insan sensin diye düşündüm/düşünüyorum. Sence oturup, aptal aptal etrafı izlerken, birinin beni gelip bulmasını mı beklemeliyim, yoksa önüme gelen herkese atlamalı mı?
-----
Dipnot 3: Bazen çok ergence düşünüyormuşum gibi hissediyorum. 20 yaşındayım, hayatımın baharındayım ve şu takıldığım olaylara bak. Eğer böyle bir izlenim aldıysan; yani "ergensi" kokuları geldiyse lütfen bana söyle. En azından nereden başlamam gerektiğini anlarım.
-----
Dipnot 4: Büyük ihtimal mezun olduktan sonra devlette çalışacağım için, barlara gitme gibi bir şansım olmayacak. Hatta internet ortamında bile birileriyle tanışmaya kalksam, sürekli diken üstünde olacağım. Bu yüzden, her şeyimi "özene bezene saklamalı" mıyım? Sen nereye kadar sakladın?
------
Dipnot 5: Çok uzattım, umarım buraya kadar okumuşsundur. Şimdiden teşekkür ederim.

--------

mail bitti. şimdi de karşınızda benim cevaplarım:

Kimseye şimdilik bir şey anlatma. Çünkü bir erkekle öpüşmek, sikişmek vs, o kadar da önemli bir şey değil. Kafandaki "heyyoo, biliyor musunuz, ben erkeklerle yiyişiyorum" cümlelerini sil.
çünkü her erkek hayatından en az bir kaç kez başka bir erkekle yakınlaşmıştır ve bunu ya sevip hâlâ devam ediyordur, ya da sevmeyip, bir daha yakınlaşmamıştır. 
bu durum kadınlarda da var. 
tüm bu cinsel olayları sadece bazılarımız çok öne çıkarır ve ibneliği bir meslek gibi yaşamaya başlar, çünkü yapacak daha iyi bir uğraş yoktur.(benim gibi) bazılarımız da bunun normalliğini kabul edip hayatına devam eder.
-----
Yalnız ölmekten hep korkacaksın. Bunu aşmak imkansız. Hayatında biri varken de, yokken de bu his hep aklında olacak. Yapman gereken şey, yalnızlığını ehlileştirmek.
Yani, yalnızlık hissinin seni alt etmesine izin verme. Ona sakın yenilme. kitap oku, film izle, şairleri araştır, hiç ilgin olmayan bir konu hakkında araştırma yap, resim yap, spor yap, otur aynada mimiklerini izle, saçına başına bak saatlerce, güzel konuşmaya odaklan, küfürsüz konuşmaya çalış vs vs
böyle uğraşlar bul. güçlü birisin. hepimiz güçlüyüz, ama çoğumuz yalnızlığa yenildik. sen daha 20 yaşındasın, bunları konuşacak birilerini bulabilmişken, sakın yalnızlığa yenilme..

Dipnot1'e cevabım: klasik erkekliğini yerim :)

Dipnot 2'ye cevabım: biri gelip seni bulmayacak. öyle bir dünya yok. hepimiz kandırıldık. büyük ihtimalle kafandaki tüm sorular yaşamın boyunca hep var olacak ve hiçbir zaman cevaplarını da bulamayacaksın. çünkü hayat budur. böyledir, yani sıkıcıdır. bu yüzden de, seni bir beklenti içerisine sokar ve sen onunla boğuşarak yıllarını geçirirsin. iş işten geçtiğinde her şeyi anlarsın ama o zaman da enerjin tükenmiş olacak.

yerinde oturarak veya arayarak da biri bulunmuyor. zaten arayarak bulunsaydı, o kadar aramama rağmen ben bulmuş olurdum. işte görüyorsun, en büyük ve diri örnek olarak ben varım karşında. arayarak bulunmuyor. arayarak bulunan tek şey kalp kırıklıkları..

önüne gelene atlayarak da bi bok olmaz. çünkü sadece seni sömürüyorlar ve bi yerden sonra buna bağımlılık kazanmış olduğun için de, artık seni sömürmelerine kendin izin vermeye başlıyorsun. buna "cinsel stockholm sendromu" adını verdim. 

tüm bu saçmalıklara rağmen, sanırım yapman gereken şey, hayatına odaklanman ve ileride kendini nerede görmek istediğini şimdiden planlaman. ekonomik özgürlüğünü kazan, aile bağlarını, sikin kalkmaya başladı diye yok sayma ve tüm aile bağlarını seni her şeye ve her zamana rağmen "özgür bir birey olarak" kabul edebilecekleri şekilde yeniden inşaya koyul.

çünkü bana baksana abi, 32 yaşındayım ve hayatımın iplerini elime aldığımda geç olmuştu. çünkü atları nasıl sürmem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu ve ipler elimde ordan oraya dönüp durdum. benim gibi böylesine büyük bir başarısızlık örneği karşında varken, sen bunu yapma, tekrara düşme. kendini eğit, doğruluktan şaşma. ve emin ol, böylece güzel olan dışında hiçbir şey yaşamayacaksın. 

Dipnot3'e cevabım: korkuların ergensi değil, ama açıkçası normal olarak ergensi olması da gerekiyor. böyle hissetmenin nedeni kendini büyümüş hissediyor olmanla alakalı. ama doğrusu şu ki aslında büyümedin. sadece bazı konularda biraz daha özgür biri olmaya başladığın için kendini bi bok sanmaya başladın o kadar. 
hepimiz böyle olduk, böyle hissettik ve böyle hissetmeye devam da edeceğiz.  tüm insanlık böyle. buna bir tür evrim diyoruz. sanırım bizi ayakta durmaya ve daha güçlü olmaya iten şey bu oluyor. kendinin bi bok olduğunu düşünmen güzel bir şey. özgüvenini artırır, ergen ezikliğinden kurtarır.
yapman gereken tek şey; bunun hep farkında ol. özgüveninin seni yanıltmasına da izin verip, kimsenin GAZINA gelme :)

Dipnot4'e cevabım: daha bireysel haklar, özgürlük vs vs gibi şeyler hakkında çok bilgili olmadığını ve bu bilgisizliğinden dolayı da, bu konulardaki özgüveninin henüz tam oturmadığını düşündüğüm için, cinsel yaşamını bir müddet daha saklamanı öneririm. böylece hayatının kontrolü hep senin elinde olur. 

zaten zamanı geldiğinde; kime, nerede, ne zaman, nasıl bir hayatın olduğunu belli edeceğini veya açıklayacağını anlarsın. ama o gün bugün değil :) şimdilik daha çok erken.
ben yakın arkadaşlar dışında, 28 yaşına kadar, erkeklerle olduğumu hep sakladım ya. baya burda yazdığıma bakma. çünkü yazmak çok kolay, yaşamak zor. 
hâlâ da çok açık yaşamıyorum, çünkü önümde engeller var. onları da aşmalıyım. 
ama bi yandan şu da var ki; artık kadınlara ve erkeklere eşit mesafedeyim, yani çok çok açık yaşayacaksam da bu şekilde yaşamaktan yanayım.
Dipnot 5'e cevabım: hepsini okudum :) muck.

2 yorum:

Hayat_Erkeği dedi ki...

Mail attı:

Öncelikle verdiğin cevaplar için çok teşekkür ederim. Sana son attığım mailde de çok güçlü öneriler vermiştin bana, hepsini başarıp hayatıma devam ediyordum. Bilirsin, insan ara sıra duygu patlaması yaşayıp, yalnızlığını dinlerken, birden şu ana kadar edindiği bütün tecrübeleri gözünün önünden geçiveriyor. Sanırım başka sorum yok, sorduğum soruları aşıp, içimi okumuş gibi cevaplar vermişsin zaten :)

Fakat bu demek olmuyor ki sana yazmayı bırakacağım. Çok seviliyorsun Hayat Erkeği.

En son seni sevdiğimi söylediğimde, "Ara sıra sevildiğini hatırlamak güzel oluyor, ara ara yaz böyle" gibi bir cümle kullanmıştın. Sorularım kısa olmuş olabilir ama emin ol bu önerileri yapmak bile biraz zamanımı alacak. Kendine çok iyi bak :)

Hayat_Erkeği dedi ki...

Cevap:
Sağ ol, senden kendine çok iyi bak :)