Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Mayıs 2017

korkular ve korkularım

Adsız'ın biriyle şu yazı( ilişki öldü beybi yazısı)nın altında yorumlaşmıştık ve başka bir yazının altında, yorumunun uzun olduğunu söyleyince mail atmasını söylemiştim, o da attı. Ben de ona "dilersen mailini post olarak yayınlıyıp, aynı zamanda öyle de cevap vereyim. sen de cevabın olursa yine mail atarsın ve ben onu da posta ekleyerek güncelleştirerek ilerleriz" dedim ve o da kabul edince, mailini buraya aldım. işte o mail:

Adsızın adı: Rastgele
Mail konusu: Korkular ve korkularım
Yeni yazının altına yazacağıma söz vermiştim. Resmen bu yazıda tamamen kendimden bahsedeceğim sana. Belki nedenini tam olarak verememiş olabilirim ama tahmin edilebilir olduğundan eminim. Bu arada ismim yerine bana "ADAŞ" diyebilirsin. Çok önceden sana mesaj atmıştım, bu insan hakkında bahsetmiştim. Benimle öpüşürken başkalarıyla sevgili olmaya devam ediyor falan demiştim. Neyse:

Lise 2 ye gidiyorum. Öncesinde kibar olduğum için ve çoğu erkeklere kıyasla zıt bir yapım olduğu için, genelde gamzelerimin çok tatlı olduğunu söyleyen kızlarla takılırdım. Aslında onların yanına gitmek istemezdim hiç, fakat ergen kafasıyla kim olursa olur diye geçiriyordum. 

Lise 2 de birisiyle tanıştım. İsmi benim ismimle aynıydı. İsimlerimiz aynı olmasına rağmen, karakterlerimiz tamamen farklıydı. Arkadaşlığımız ilerledikçe, bir gece bizim evde kalmasını istedim. (Bu arada onunla bir şeyler yaşamak için davet etmedim çünkü nasıl biri olduğumu o aralar tam olarak bilmiyorum.) Çünkü o insan hakkında çok kötü yorumlar geliyordu, mesela çok küfür eder, annesinin cüzdanından gizli gizli para çalar, sürekli kız peşinde dolaşır ve ertesi gün bakmaz, arkadaş ortamı baya kötüdür gibi. 
Ailemden dolayı, bunların hepsi bana "terbiyesizlik" olarak öğretildi ve hayatında görebileceğin en terbiyeli insandım.

Bizim eve geldiğinde, kendimiz hakkında konuştuk ve beni çok değer verdiği bir insan olarak gördüğünü bundan dolayı bana yalan söylemek istemediğini söyledi ve ne varsa döküldü. Tüm bu kötü söylemlerine rağmen, yine de bir şey demedim. Arkadaşlığımızı bitirmek istemedim. 

Gece saat 12'yi geçtiğinde, yatakta yatarken, televizyon izlerken ilk sevgilisiyle nasıl seviştiğini anlatmaya başladı. O kızla bir evde olduğunu, deli gibi öpüşüp durduğunu söyledi. O ara klasik erkeklerin yaptığı hava atma olaylarına girdi. Yani "Bak şimdi sen o kız ol, o kız burada böyle duruyordu, ben de tam karşısında böyle duruyordum, suratlarımız böyle birbirine çok yakındı." dedi. 

Gerçekten olayı canlandıra canlandıra anlatıyordu bana. Yüzümüz o kadar yakınlaştı ki, birden öpüşmeye başladık. Bana kardeşim diyen insan, benimle öpüşüyordu. 
O günden itibaren, ara sıra öpüşmelerimiz devam etti. Hatta ben şerefsiz ve piç taraf olup, öpüşmek ve yiyişmek istemediği zamanlar bile onu zorladım.

Benimle öpüşmesine rağmen, sürekli sevgili bulma peşindeydi. Facebook, instagram falan hepsinden kızları ekliyordu. Ben ise bu ilk defa öpüştüğüm insanı, erkeği, hiç bırakmak istemiyordum. 

Günler böyle devam edince, onu aşırı kıskanmaya ve kıskandığım insanlarla konuşmamasını söylemeye kadar gittim. 
Sevdiği bütün insanları sevmemeye başlamıştım. Sadece o'nun olmasını istemiştim. Fakat hala kendisine "kız" sevgili yapmaya çalıştığı için 4 ay önce bir daha konuşmayalım dedim. Yaklaşık 5 sene, yiyişmeler ve öpüşmeler dolu bu senelerden sonra ona göre dostluğumuzu bana göre sevişmelerimizi bitirmiştik.

 Şimdi üniversite ilk sınıfa başlayacağım. Hazırlık sınıfını bitirdim ve hazırlıkta yaklaşık 50 kişiyle arkadaş oldum. Bölümümün genel özelliğinden, hiç erkek yok. 15 kişilik sınıfta sadece 5 erkek var. Bundan dolayı yakın arkadaşlarım yine kızdı. Bu aralar kız arkadaşlarımın olmasından sıkıldığımı, sevgili olmasa da, erkek arkadaşım olsun diye çıldırdığımı anladım. 
Çünkü sesli küfür etmeyi, bana küfür edilmesini bile özledim. Kimse ben gibi değil. Herkes sex peşinde. Üniversite yılında bile, açık görüşlü olup sadece sex düşünmeyen bir "erkek" bile yok. Gay olup olmaması önemli değil, insan olarak da yok.

"Yakışıklı demeyelim de, sempatiksin." sözü bana sürekli denildiği için, benim gay olma ihtimalimi asla düşünmüyorlar. Okul 1 hafta önce bitti, bittiği için blog'umu arkadaşlarımla paylaşmaya karar verdim. Bütün yaşadıklarımı bir kızla yaşamışım gibi gösterdim/gösteriyorum. Gay olduğumu hiç kimse bilmiyor. En yakın arkadaşım bile. Bu yüzden, başkalarıyla blog yazılarımı paylaştığımda, hikayelerimdeki kişileri tamamen değiştiriyorum..

'Hayat Erkeği aslında' senin gibi, sevişmeyi (direk birisini bulup) normal bir şeymiş gibi yapabilen, bir insan olmayı istedim hep. 
Sakın bu yazdığımı yanlış anlama. Burada demek istediğim, ne kadar cesur olduğunu vurgulamam. 
İşin kötü tarafı, her şey sevişmekle bitmiyor. İnsanlar "gay" lafını duyunca, anında onun bunun götüne koymaya, "Ay sen üstteki misin alttaki mi?" olayına çeviriyor lafı. 

Halbuki ben, kendi DNA’mı paylaşmadığım bir insan tarafından sevilmeye ve sevmeye açım. Her sabah kalktığımda, sevişelim mi demek yerine, günaydınla başlayıp seni seviyorumla devam edip iyi gecelerle bitirmek istiyorum. Sanırım çok fazla film izlemişim de ondan böyle düşünüyorum.

Hayat Erkeği: Hayatım boktan değil. Ailem, kardeşlerim, üniversitem ve arkadaşlarım her şey mükemmel. Fakat şu ana kadar (20 yaşıma kadar) hiç sevgilim olmadı. Ne kız, ne erkek. Ergenliğin getirdiği yanan ateşimi bile söndürmeyi başardım. Ateşim artık sadece sevgi için yanıyor. Sevilmek ve sevmek.

Tüm bunlar yüzünden, çok arkadaşım olsa bile, kimseye hiçbir şeyden bahsedemiyorum. Hiçbir şey bilmelerini istemiyorum çünkü korkuyorum. Yalnız ölmekten korkuyorum.

Dipnot1: Hareketlerim ve tavırlarım "Kerimcan" gibi değil. Normal, klasik bir erkeğim.
----
Dipnot 2: Bunları okuduktan sonra "Eee benden ne bok istiyorsun?" diye sorabilirsin. Fakat beni anlayabilen tek insan sensin diye düşündüm/düşünüyorum. Sence oturup, aptal aptal etrafı izlerken, birinin beni gelip bulmasını mı beklemeliyim, yoksa önüme gelen herkese atlamalı mı?
-----
Dipnot 3: Bazen çok ergence düşünüyormuşum gibi hissediyorum. 20 yaşındayım, hayatımın baharındayım ve şu takıldığım olaylara bak. Eğer böyle bir izlenim aldıysan; yani "ergensi" kokuları geldiyse lütfen bana söyle. En azından nereden başlamam gerektiğini anlarım.
-----
Dipnot 4: Büyük ihtimal mezun olduktan sonra devlette çalışacağım için, barlara gitme gibi bir şansım olmayacak. Hatta internet ortamında bile birileriyle tanışmaya kalksam, sürekli diken üstünde olacağım. Bu yüzden, her şeyimi "özene bezene saklamalı" mıyım? Sen nereye kadar sakladın?
------
Dipnot 5: Çok uzattım, umarım buraya kadar okumuşsundur. Şimdiden teşekkür ederim.

--------

mail bitti. şimdi de karşınızda benim cevaplarım:

Kimseye şimdilik bir şey anlatma. Çünkü bir erkekle öpüşmek, sikişmek vs, o kadar da önemli bir şey değil. Kafandaki "heyyoo, biliyor musunuz, ben erkeklerle yiyişiyorum" cümlelerini sil.
çünkü her erkek hayatından en az bir kaç kez başka bir erkekle yakınlaşmıştır ve bunu ya sevip hâlâ devam ediyordur, ya da sevmeyip, bir daha yakınlaşmamıştır. 
bu durum kadınlarda da var. 
tüm bu cinsel olayları sadece bazılarımız çok öne çıkarır ve ibneliği bir meslek gibi yaşamaya başlar, çünkü yapacak daha iyi bir uğraş yoktur.(benim gibi) bazılarımız da bunun normalliğini kabul edip hayatına devam eder.
-----
Yalnız ölmekten hep korkacaksın. Bunu aşmak imkansız. Hayatında biri varken de, yokken de bu his hep aklında olacak. Yapman gereken şey, yalnızlığını ehlileştirmek.
Yani, yalnızlık hissinin seni alt etmesine izin verme. Ona sakın yenilme. kitap oku, film izle, şairleri araştır, hiç ilgin olmayan bir konu hakkında araştırma yap, resim yap, spor yap, otur aynada mimiklerini izle, saçına başına bak saatlerce, güzel konuşmaya odaklan, küfürsüz konuşmaya çalış vs vs
böyle uğraşlar bul. güçlü birisin. hepimiz güçlüyüz, ama çoğumuz yalnızlığa yenildik. sen daha 20 yaşındasın, bunları konuşacak birilerini bulabilmişken, sakın yalnızlığa yenilme..

Dipnot1'e cevabım: klasik erkekliğini yerim :)

Dipnot 2'ye cevabım: biri gelip seni bulmayacak. öyle bir dünya yok. hepimiz kandırıldık. büyük ihtimalle kafandaki tüm sorular yaşamın boyunca hep var olacak ve hiçbir zaman cevaplarını da bulamayacaksın. çünkü hayat budur. böyledir, yani sıkıcıdır. bu yüzden de, seni bir beklenti içerisine sokar ve sen onunla boğuşarak yıllarını geçirirsin. iş işten geçtiğinde her şeyi anlarsın ama o zaman da enerjin tükenmiş olacak.

yerinde oturarak veya arayarak da biri bulunmuyor. zaten arayarak bulunsaydı, o kadar aramama rağmen ben bulmuş olurdum. işte görüyorsun, en büyük ve diri örnek olarak ben varım karşında. arayarak bulunmuyor. arayarak bulunan tek şey kalp kırıklıkları..

önüne gelene atlayarak da bi bok olmaz. çünkü sadece seni sömürüyorlar ve bi yerden sonra buna bağımlılık kazanmış olduğun için de, artık seni sömürmelerine kendin izin vermeye başlıyorsun. buna "cinsel stockholm sendromu" adını verdim. 

tüm bu saçmalıklara rağmen, sanırım yapman gereken şey, hayatına odaklanman ve ileride kendini nerede görmek istediğini şimdiden planlaman. ekonomik özgürlüğünü kazan, aile bağlarını, sikin kalkmaya başladı diye yok sayma ve tüm aile bağlarını seni her şeye ve her zamana rağmen "özgür bir birey olarak" kabul edebilecekleri şekilde yeniden inşaya koyul.

çünkü bana baksana abi, 32 yaşındayım ve hayatımın iplerini elime aldığımda geç olmuştu. çünkü atları nasıl sürmem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu ve ipler elimde ordan oraya dönüp durdum. benim gibi böylesine büyük bir başarısızlık örneği karşında varken, sen bunu yapma, tekrara düşme. kendini eğit, doğruluktan şaşma. ve emin ol, böylece güzel olan dışında hiçbir şey yaşamayacaksın. 

Dipnot3'e cevabım: korkuların ergensi değil, ama açıkçası normal olarak ergensi olması da gerekiyor. böyle hissetmenin nedeni kendini büyümüş hissediyor olmanla alakalı. ama doğrusu şu ki aslında büyümedin. sadece bazı konularda biraz daha özgür biri olmaya başladığın için kendini bi bok sanmaya başladın o kadar. 
hepimiz böyle olduk, böyle hissettik ve böyle hissetmeye devam da edeceğiz.  tüm insanlık böyle. buna bir tür evrim diyoruz. sanırım bizi ayakta durmaya ve daha güçlü olmaya iten şey bu oluyor. kendinin bi bok olduğunu düşünmen güzel bir şey. özgüvenini artırır, ergen ezikliğinden kurtarır.
yapman gereken tek şey; bunun hep farkında ol. özgüveninin seni yanıltmasına da izin verip, kimsenin GAZINA gelme :)

Dipnot4'e cevabım: daha bireysel haklar, özgürlük vs vs gibi şeyler hakkında çok bilgili olmadığını ve bu bilgisizliğinden dolayı da, bu konulardaki özgüveninin henüz tam oturmadığını düşündüğüm için, cinsel yaşamını bir müddet daha saklamanı öneririm. böylece hayatının kontrolü hep senin elinde olur. 

zaten zamanı geldiğinde; kime, nerede, ne zaman, nasıl bir hayatın olduğunu belli edeceğini veya açıklayacağını anlarsın. ama o gün bugün değil :) şimdilik daha çok erken.
ben yakın arkadaşlar dışında, 28 yaşına kadar, erkeklerle olduğumu hep sakladım ya. baya burda yazdığıma bakma. çünkü yazmak çok kolay, yaşamak zor. 
hâlâ da çok açık yaşamıyorum, çünkü önümde engeller var. onları da aşmalıyım. 
ama bi yandan şu da var ki; artık kadınlara ve erkeklere eşit mesafedeyim, yani çok çok açık yaşayacaksam da bu şekilde yaşamaktan yanayım.
Dipnot 5'e cevabım: hepsini okudum :) muck.

28 Mayıs 2017

hey dostum, senin sorunun ne kahrolasıca?

Bu sik kalkmama meselesi galiba ciddi bir konu. Hani bugünlerde öyle rahat bi şekilde ağzımı yaya yaya "sikim kalkmıyor" falan diyorum ama doğrusu şu ki kalkmasını mı istemiyordum, yoksa kendiliğinden mi kalkmıyordu emin değildim.

Hatta daha açık konuşmak gerekirse; sikimin kalkmama nedeni olarak, aslında içten içe bilinçaltımda Öküz Herif'i sevmediğim için sikimin kalkmadığını sanıyordum. 
Sonuçta o kadar kırgınlık, o kadar yorgunluk yaşatmışız birbirimize. Ve tüm bunların sonunda sikim de ona kırılmış olabilirdi. Bunu, ciddi ciddi düşünüyordum.

Ama bu düşüncelerimin kafamda iyice şekillenmesinden bi kaç gün sonra, sadece sikimin değil, götümün de ona kırıldığına inanmaya başladım. Çünkü, ona karşı, değil cinsellik, hafif bi erotizm barındıracak bir şey bile hissetmiyordum. Hatta ona karşı içimde küçük bi kıpırdamayı bırak, dallarımdaki yapraklar bile donmuş gibi öylece duruyorlardı.
Sanki, sanki içim taş kesilmiş gibi. O eski titremelerden eser yok, o, bizi önünden geçmekte olduğumuz dükkanın vitrininde ayrı ayrı gördüğüm andaki halimize bakıp hayıflanmalarım yok.
Bu durum kafamı fena kurcalamaya başlamıştı.

Önceleri "bu düşünceleri iplemezsem geçer" diye düşünerek zihinsel karşı atak yaptım ama atağım pek bi poka yaramadı. Aksine kafamın içinde coştukça coştular ve en sonunda "acaba onu gerçekten sevmiyor muyum?" adında yeni düşünceler oluştu.
Çünkü sonuçta biz öylesine bile "yanyana gelince seks yapmazsak olmazdı" gibi yaşıyorduk. Ama şimdi yan yana gelince kuş başını bile kaldırmıyordu.

Madem herhangi bi yerim ona doğru kalkmıyor, belki başkasına kalkıyordur diye düşündüm.
Çünkü böyle olmazdı, bu gidişe bi dur demek lazımdı. Bu yüzden, beğendiğim biriyle gayet uzun sevişmeceli bir yatak faslı yaşamaya karar verdim.

Buldum birini, birbirimize öldük bittik. Herifçioğlunun tipi de kıyak, havalı bi cakası var. Psikoloji mi ne okumuş, şimdi de yüksek lisans mı ne yaparken, bi yandanda hastanelerden birinde çalışıyormuş falan. Ağzı da iyi laf edince, dedim "iyi madem buluşalım."

Kalktı geldi bana. Yolda gelirken "nescafe 3ü1arada getir" dedim, getirmiş, suyu ısıttım, kahveleri yaptım koydum masaya. Laf lafı açtı, saatlerce bırbır ettik. Masaya kendimiz dışında her boku yatırdık.

Ama bi yandan çocuğun elleri heyecandan titriyor. Belli, benim 5-6 yıl önceki hallerimi o daha yeni yeni yaşıyor. Nasılda bittiğini belli etmekten kendini alamıyor bir görseniz. İçim cozzzz etti.
Bi ara saçımda bir şey varmış gibi yalandan eliyle aldı. Oysa yutmam bu numaraları, çünkü ben de eskiden öyle yapardım. Beğendiğim biriyle başbaşa kalınca, bi dokunayım, bi nefesini hissedeyim diye attığım taklalar hala aklımdadır. Gözlerim de fıldır fıldır olurdu, ağzımdan soluklanmayı bile unuturdum.

İşte şimdi bu pskiyatr'da öyleydi. 3üncü saatin sonuna yakın, o heyecanını iyice yenmişti. Saçma sapan bi esprim, üzerine bana bakıp güldüğü son anda, kendime çekip öptüm.
Öptüğüm anda kendini koy verdi.

Sonra ne kadar zaman geçti bilmiyorum, biz artık çıplaktık ve üzerimizde kendimiz dışında bir şey kalmamıştı. Hayvan gibi öpüşüyor olmamıza rağmen de benim flüt'ten hala ses yoktu.
Biraz daha seviştik ettik ve sonra "bitirelim mi artık. çünkü bu ara benim sikim kalkmıyor ve açıkçası daha da kalkmaz galiba" deyiverdim. Önce bi an yüzüme bakıp, şaka yapıyorum sandı ama sonra toparlanıp "tamam" dedi.

Giyindiğimizde tekrar kahve yaptım, oturduk yine laflayarak kahvelerimizi içtik. Lafı döndürüp dolaştırıp bana getirmek istedi, her defasında bumerang gibi ona yönlendirdim ve en sonunda pes edip "tamam anladım, bu konuyu konuşmak istemiyorsun" dedi "sağ ol" dedim.
Konu kapandı, sağdan soldan konuştuk, sonra o giyindi gitti. Bende oturup benim kuşa baktım. Cık olmamıştı.

Anlaşılan konu Öküz Herif'i sevmem veya sevmemem de değildi. Çünkü sadece ona ötmüyor diye düşünüp başkasıyla denemiş olmama rağmen, yine ötmemişti. Belki de sadece canı ötmek istemiyordur, hepsi bu.

21 Mayıs 2017

ilişki öldü beybi

Bi kaç saat önce sıkıcı bi filme dalmışken ve bitmeye yakın iyice saçmalarlarken bir anda üçüncü sınıf erotik lezbiyen filmine dönüştü. O anda yatakta çıplak olan iki kadının da bedenini çekici bulduğumu ama aslında sarışın olanı daha çok beğendiğimi fark edip, osbir çekmeye başladım.

Doğrusu uzun zamandır kadın bedenine bakarak osbir çekmişliğim olmadığı için o anda kendimi bi garipsemedim değil. Sonuçta beğeni olarak erkek bedenini daha çekici buluyordum ve bu yüzden osbir malzemem hep erkek bedenleri olmuştu.

Hatta, en son, ne zaman bir kadın bedenine bakarak osbir çektim dersem, onu bile hatırlamıyorum. Galiba 10 yıldan fazla olmuştur. Ne zaman bir kadını siktiğimi düşünerek osbir çektim dersem sanırım o da rahat bi 5 yıl olmuştur.

Ama bu akşam yılları falan ezdim geçtim galiba.
Çünkü kadını baya ciddi anlamda arzuladığımı ve hatta onunla birbirimize girip çıktığımızı düşünürken bir yandan da seviştiğimizi düşünüp boşaldım.

İlk saniyelerde garip gelen bu his, boşalmaya yakın ve boşalma anında inanılmaz bir zevke dönüşmüştü. Sanki, sevmeme rağmen, uzun zamandır yemediğim bir yemeğe, şimdi tekrar kavuşmuşcasına yemek gibi bir zevkti.

Belki bunu daha sık tekrarlamalıyım, belki de başka bir şey.
Ama aklımda şu var ki; hazır bugünlerde ereksiyon sorunu yaşıyorken, yani artık sikim kalkmıyorken belki de kendimi, güzel kadın bedeninin yardımıyla iyileştirebilirim.

Şimdi iyileştirmek falan diyorum ama doğrusu ki şu ki; sikimin kalkmaması benim için sorun değil.

"Benim için sorun değil" diyorum ama ne yazıkki Öküz Herif sikimin kalkmamasına ve hatta bugünlerde benim hiç seks yapmak istemiyor oluşuma fena halde tepki gösteriyor.
Hatta dün bana baya kızdı ama kızıyor olmasına rağmen, ben sakinliğimi bozmadığımdan karşılık vermeyince, o da sinirini içine atıp biraz daha oturduktan sonra kalktı evine gitti.

Sabah uyandığımda üst üste "senin yüzünden uyuyamadım, senin yüzünden uykum tutmadı, sebebini de zaten biliyorsun" gibi onlarca mesaj atmıştı.
Ben de "uyuyamadıysan suçu bana atma, doktora git" diye cevap yazdım.

Evet, canın bi tanecik sikimin kalkmamasını ben sorun etmiyorum, ama ne yazıkki, Öküz Herif için bu büyük bir sorun.

Geçen yine, çok fazla "seks yapalım" diye üstelediğinde ve hatta ben istemiyor olmama rağmen, o beni zorla soymaya kalkıştığında, "eğer illa seks yapmak istiyorsan, başkasıyla yapabilirsin. benim sikimin kalkmasını bekleme. Çünkü öyle görünüyorki bugünlerde sikim, çiş yapmak dışında bir işe yaramıyor. Ama senin seks ihtiyacın var ve bunu karşılama hakkına sahipsin." dedim.

Ben böyle deyince o mırın kırın etti ve sonra da "başkasıyla seks yapacaksam, o zaman niye beraberiz" dedi.
Ben de "haklısın ama gördüğün gibi seks yapma isteğim sıfır ve sikim hiç kalkmıyor. sen de sikimin kalkmasını beklemek yerine başkasıyla yapabilirsin. seni seksten mahrum etmeye hakkı yok." dedim. Bu cümlem üzerine Öküz Herif yüzünü ekşitince, bende dayanamayıp "her gün, günde 4-5 hatta 6 defa seks yaptığımız zamanlarda oldu. o zamanlar ne kadar normalse, şu an hiç istemiyor olmam da o kadar normal. o yüzden lütfen beni kötü hissettirmeye çalışmayı bırak." dedim ve konuyu zorla kapattırmış oldum.
Aradan bir kaç dakika geçtiğinde kavga etmek için bir kaç defa atak yaptı ama pek umursamadım ve gün kavgasız bir şekilde bitmiş oldu.

Her neyse işte ama durum böyle. Yani bugünlerde, seks yapmayı inanılmaz yorucu ve amelece bulduğumu söylemeden de edemeyeceğim. Hayatın devamı için gerekli, ama benim için şu sıralar fazlasıyla gereksiz bir uğraştan başka bir şey değil. muck bye.

18 Mayıs 2017

suratsızlar tiyatrosu

Sokaklar mutsuz insanlarla dolu. Ne yapacağını biliyormuş gibi yürüyen, ama ne yapacağından ve hatta ne yaptığından da haberi olmayan kuru kalabalıklar.
Suratları, sanki ölümcül bir hastalığı kapmışlar ve bunun haberini de az önce almışlar gibi şoka yakın o anlamsız ifadeyle bürülü.

Birbirine gülümsemek çok tuhaf karşılanıyor. Geçen hafta kadının biriyle çok sıradan bir şekilde bakıştığımız bir anda mal mal bakışmış olmayalım diye tebessüm etmiştim. Kadın asıldığımı sanmış olsa gerekki söylene söylene başka tarafa dönmüştü. Otobüsteydik, beni tacizci sanılıp dayak atarlar diye çok korktuğum için ilk durakta inmiştim. (siz hiç kalabalıktan dayak yediniz mi? insanlar içlerindeki öfkeyi üstünüze kusarlar.
insanlar; annelerine, babalarına, kardeşlerine, abilerine ve ablalarına, öğretmenlerine ve sınıf arkadaşlarına, iş yerindeki kerimcan'a, patrona ve patronun metresine sinir olurlar ve hep içine atarlar. sonra dövülecek birini bulduklarında, içlerine attıkları o siniri, bedeninize indirdikleri her tekme tokat aracılığıyla dışarı atarlar. insanlar sizi döve döve rahatlayıp, eve giderler. çocuklarını kucaklar, karılarının yanağından makas alır, öğretmenlerine seni seviyorum derler. insanlar böyledir.)

Bir keresinde de (3 yıl önceydi) taksim metrosunda adamın birinin yüzündeki tatlı ifadeye dalmıştım. Öyle güzel bi surat ifadesi vardıki, böyle insan dönüp bir daha bakmak istiyordu ve her baktığında da içinden "ne güzel yumuşak yüzlü bir adam" diye geçiriyordu.
hani sulanmak için falan değil, hani böyle sikim kalktı, keşke şunu siksem de rahatlasam diye düşündüğümden değil, valla içimden keşke beni sikse diye de düşündüğüm de olmadı. sadece adamın yüzünde bir babacan tavır vardı. üstelik henüz taş çatlasın en fazla 30du yaşı. ama yüzünde huzur veren bi ifade vardı. bende o ifadeye dalmışım. keşke dalmasaydım, adam herkesin içinde "ne bakıyon lan" demez mi?
Önce bi afalladım, hani bana seslediğine dair aklımdan zerre şey geçmedi. Bu yüzden olsa gerek ikinci defasında "hey hey sana diyorum" deyince bi kendime gelip "yooo" deyiverdim. o da bunun üstüne "başka yere bak" dedi. herkes bana baktı, ben gülümsedim ve "tamam" dedim, Osmanbey Metro durağında inip, sonraki trene bindim.

İnsanlar birbirine tebessüm etmeye veya kendilerine tebessüm edilmesine alışkın değiller. İnsanlar ağızlarının sadece yemek yemek ve konuşmak için var olduğunu sanıyorlar. İnsanlar aslında sanmıyorlar, insanlar buna inanıyorlar.

Tabii surat asmak sadece İstanbul'a özgü değil veya sadece Türkiye'ye özgü bir durum değil. Zaten hepi topu bir kaç ülke gezdim, bir kaç şehrine gittim. Ama doğrusu şu ki gideceğim yere, içimde kendi kendine "orda insanlar çok mutlular" adında oluşmuş bir beklentiye gittim.
Sanki bizim burda yaşayamadığımız o mutluluğu onlar yaşıyorlardı, sanki payımız olan huzuru hep onlar almışlardı. Yani onları bizden daha mutlu, daha huzurlular sanmıştım.

Oysa hiç de öyle değilmiş. İşte gittim gördüm. İnsanlar her yerde mutsuzlar, her yerde huzursuzlar. Sadece iPhone'larına gülüyorlar veya arkadaşlarını gördüklerinde bir anlık tebessüm ediyorlar o kadar.
Onun dışında suratları hep asık ve insan anlıyorki; ruhları hep uçup gitmiş. Zaten bedenlerinin de ruhsuzluktan dolayı çok yorgun olduğu hemen belli oluyor.

İnsan farklı ülkelerde de, aynı mutsuz suratları görünce anlıyorki; hayat, koca bi kandırmacadan ibaret. Her şey bir tiyatro oyunun parçası. Kim bilir, biz, yani bu mutsuz milyarlar, kaçıncı perdesindekileriz?


16 Mayıs 2017

aşk, seks ve işte onun gibi şeyler

Son zamanlarda seks yapma isteğimde inanılmaz derecede büyük bir düşüş var ve nerdeyse "artık sikim kalkmıyo" diyebilirim.
Seks yapma isteğimin düşüşü ve sikimin neden kalkmadığı üzerine düşünürken aklıma geldi; özellikle son bi kaç yıldır, seks yapma isteğim, beni saçma sapan insanlarla muhatap ettirip, çoğu zaman yapmayacağım şeyleri yaptırıyordu. 
Yani sikimi bir deliğe sokarak boşalma isteği beni sürekli farklı ve yeni bir arayışa itiyordu ve bu da normal hayatımı anormal derecede etkiliyordu. 

Bu yüzden de olsa gerek, seks yapmak artık güzel gelmiyordu. Hatta sanki sevmediğin bir yemeği, sırf aç olduğun için istemeye istemeye yemek zorunda olmak gibi bir histi. Miden kabul etmemesine rağmen, sonraki kaşığı ağzına götürüp boğazından aşağıya zorlada olsa itmek gibi bir şey.

Bu tabii yeni değildi. Son bi kaç yıldır kemiklerimin içindeki iliklere kadar hissettiğim ama bir türlü seks yapmaktan da kendimi alamadığım iğrenç bi histi.
Yapmak istemediğin şeyi, sanki kafana silah dayatılmış olduğu için zorla yapmak gibi bir şey diyeyim siz anlayın.

Oysa zorunlulukla seks yapmak yerine, okuyacağım onca kitap, binlerce makale, henüz izlemediğim zekice kurgulanmış onlarca film ve dizi varken, sırf güzel gülüyor diye birini sikme veya kendimi siktirme uğraşı içine girmek, onu, içten bir şekilde tebessüm ederek tavlamak çok saçma gelmeye başlamıştı. Tüm bu oyunlardan sıkılmıştım. Sanki benim bedenim, artık benim değildi.

Aşk falan filan da artık bana çok inandırıcı gelmeyen bir duygu durumumun dilimizde 3 harfli kelimeye büründürülmüş hali. 

Zaten son yıllarda bu konu üzerine ciddi ciddi düşünüyorum; Bence aşk; edebiyatçıların, sanatçıların ve yalnızlıktan kırılanların kazanç kapısı. 
Uyduruk bir kelimeye gereksizce yüklenmiş değerli hislerin anlamsızlaştırılması. 
Aşk, ağzı iyi laf yapan, etkileme gücü yüksek jantilerin, konuşurken süslü kelimelerin arasına sıkıştırdıkları anlamsız 3 harften başka bir şey değil.
Aşk, yatağa atılan insanların üstünü başını yırtarak bedenlerini ortaya çıkarırken, vicdanınızı susturmak için üretilmiş bir tür sakinleştiriciden başka bir şey de değil.
Evet, sanırım artık aşka inanmıyorum ve inanmadığım bir şeyin, sonundaki eylemi gerçekleştirmekte istemiyorum.
Eğer o eylemi yapacaksam da, gerçekten isteyerek yapmak istiyorum. Hissederek ve tüm bedenimle arzulayarak.

5 Mayıs 2017

Ölmeden önce öpülmesi gereken yerler

Yanaklarında varsa, güldürüp gamzelerinden. Dudakları kalınsa susturup, ağzından. Sakalı varsa bitim yerinden, bıyığı varsa burnuyla buluştuğu yerden.
Saçı kısaysa ensesinden, uzunsa kuyruğundan.
elleri büyükse, başını avuçlarına yaslayıp küçük parmağın başlangıç boğumundan, küçükse direkt avuç içinden. Pazuların bittiği yerden ve boynun hemen altından da öpmek lazım.

Boynunun hemen altından ve çok belliyse adem elmasından. Meme ucundan ve memeyle koltuk altının buluştuğu yerden de öpülür. Koltuk altının kendisi ayrıdır zaten oraya bir müddet baş da koyulur.
Adonisi varsa adonisinden, yoksa sikinden de öpülür. o da yoksa klitorisinden.
Güzel bakıyorsa gözlerinden, kelse ve hiç saçı yoksa tepesinden.

Sevişme esnasında tükürüklü bi şekilde burnundan, koklaşma esnasında burun ucundan hafifçe öpülür.
Ensesinden, yani teeee saçlarının bittiği yerden de öpülür, ama en güzeli kalçasında varsa gamzelerinden öpülür. götünde gamze yoksa, götünün başladığı yerden öpülür.
Kasık başlangıcı da güzeldir ama en güzeli iki bacağı bitişikken ortaya çıkan vadinin başlangıcı öpülür. eğer hafif kıllı ise, baş konulup uyulunabilir de.

en güzeli de göğüs kafesinden öpülür, kalbinin olduğu tarafa baş yavaşça konur, sessizliğe teslim olunur dudaklar bi müddet o kısma yumulur.
göbek değiliğinde pamuk yoksa orası da öpülür, varsa da pamuklar alındıktan sonra öpülür.

güzel gülüyorsa gülüşünden, gülemiyorsa ağzını açsana dedikten sonra dişlerinden öpülür.
ağzı kokuyorsa da öpülür. kokmuyorsa da. velhasıl kelam öpmek için çok yer var. öpüşmek için tek yer.