Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Nisan 2017

Resim kursu veya fotoğraf kursu üzerine düşünce sizlik

Bir iki yıl önce kafamın içindeki yıldızlar, her zamankinden daha sık yer değiştiriyor, sık yer değiştirdikleri için olsa gerekki, çarpışmaları daha da sıklaşmıştı. Bunu kimseye anlatamıyordum ama hissettiğim şey bir dehşetti. Bu dehşeti hayatıma aktarma şeklim ise daha hızlı düşünmek, sürekli bir yerden bi yere gitmek, yeni insanlarla tanışmak, farklı bir heyecan daha deneyimlemek isteğiydi.
Tabii bir de bu süreç içerisindeyken etrafımdaki herkesten kaçıyor, kaçtığım insan sayısı kadar ise yeni insanla tanışıyordum.
Kafamın içindeki olup biten tüm bunları bi an bastırıp da, o anlamsız enerjiyi bir şeylere doğru yönelterek, hayatımı düzene ve normalliğe kavuşturmam gerektiği fikrini edindiğimde, bir resim kursuna yazılmaya karar verdim ve bulduğum ilk resim kursuna yazıldım.

Resim kursu hocam, işte küçük bir atölyesi olan ve aynı zamanda da Fransız Lisesi'nde resim dersi veren bir kadındı. Onun yardımcısı ise sanat sepet işlerine sarmış bir (sanırım)yarı ressam sayılan lezbiyendi.
İyi, güler yüzlü tatlı insanlardı ve doğrusu çok teknik olmaları dışında bir sıkıntı yaşamadım.
Benim dışımda kursa gelen 7 kişi ise normal olarak birbirinden tamamen farklıydılar.

1. kişi: 55 yaşında, Fransa'daki bir sanat okuluna girmeyi kafasına koyan ve bu doğrultuda bir kaç yıldır resim yapan yaşlı bir kadındı. Aynaya bakarak kendini çizme takıntısı vardıki, mimiklerini, yüz çizgilerini bile muhteşem çiziyordu. Bunun dışında çizdiği çiçek böcek resimleri de çok iyiydi. Kullandığı renkler pastel tonlar oluyordu. Sevdiği için çizdiği çok belliydi ve genel olarak da sevdiği şeyleri çizdiğini söylüyordu.

2. kişi: 15 yaşında özel bir lisede okuyan kız çocuğuydu. Anne babası ayrı olduğu için her hafta ebeveynelerinden biriyle geliyordu. Çok küçük yaşlardan itibaren çizmeye meraklı olduğu anlaşılınca ebeveynleri de onu desteklemişlerdi ve bu yüzden resim kursuna da göndermişlerdi. Kız içine kapanık ve konuşmayı sevmeyen biriydi. Kursta beraber zaman geçirdiğimiz süre içerisinde hep suskundu. Sadece tuvalete gideceği zaman konuşuyordu. Bir de anne veya babası geldiğinde "ben çıkabilir miyim" derdi.

3. kişi: 16 yaşında Fransız Lisesi öğrencisi bir kız çocuğuydu. Resim dersinde iyi olduğu için öğretmeni ona kursa gelmesini söylemişti ve bu yüzden geliyordu. Genel olarak apartman resimleri çiziyordu. Onun dışında ise karakalem şehir siluetleri sevdiği şeydi.
Renkli giyinen, memeleri henüz yeni çıkmaya başladığı için de, memelerini gizleme çabası içindeydi. Çünkü sürekli elleri kolları bitişik, üzerinde bir hırka ve bol bi elbise oluyordu. Belkide memelerini gizlemiyordu ama bana verdiği izlenim buydu.
Keşke aileler kız çocuklarına, memelerin herkeste olduğunu ve onlardan utanmaması gerektiğini çok daha erken yaşlardan, sağlıklı bir iletişim şekliyle anlatabilse. Umarım o günleri görürüz.

4. kişi: 20 yaşında bir kadındı. Ne iş yaptığını bilmiyorum ama Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girmek dışında başka bir hedefi yokmuş gibi davranıyordu. Hırslı olması güzeldi ama nedense duygusuz olduğu gibi bir izlenim yaratıyordu. Benim haftada 1 gün kursa gitmemin aksine o ise haftada 2 defa kursa geliyordu. İyi bir çizim yeteneği vardı. Saçları kısa, burnu uzun, yüzü gözü piercing içindeydi. Ona baktığımın her defasında "acaba burnunu sümkürürken piercing'ine sümük takılıyor mu, yoksa sümkürmeden önce piercing'i çıkarıyor mu?" gibi cümleler balon şeklinde beliriyordu. Ayrıca nezleli halini düşünemiyorum.
(Burnu piercing li biriyle bu salya sümük konularını konuşup içimi rahatlatmalıyım.)

5. kişi: 17 yaşında bir kız çocuğuydu. Haftada bir derse geliyordu. Anne ve babası kursa getiriyor, kursun bahçesinde muhabbet ediyorlar, bazen yemek için bir yerlere gidip geliyorlar ve "mutlu çekirdek aile görüntüsü"nü vermekten bir an bile eksik kalmıyorlardı.
Yüzlerine yerleşmiş olan o "dışarı da başkalarına karşı mutlu görünelim, ama evimizin içinde birbirimizle savaşalım" adlı ruh hali, üçü bir arada iken dikkatli bakıldığında hemen belli oluyordu.
Anne baba'nın tek yatırımlarının kızları olduğu da çok belliydi. Tahminim o ki; kızı ve kızlarına bağlı olarak da kendilerini acınılası bir duruma soktuklarından habersizdiler. Ya da aslında göz ardı ediyorlardı.
Zaten, kız aniden bir kaza sonucu ölürse veya yarın öbür gün resim kursunu vesaire siktir edip kocaya kaçarsa, çekirdek aile sıçmış, çekirdekleri çıtlatılarak yenilmiş olacaktı.
Tüm bunlara rağmen anne baba, kızlarına tapıyorlardı. Kız ise sanırım 18 yaşına girmeyi bekliyordu. Tahminim o ki 18 yaşına bastığında, orta parmağını göstererek evi terk edecekti.

6. kişi: 15 yaşında bir kız çocuğuydu. Adı etrafı denizle kaplı anlamına gelen bir isimdi. Annesi, kendisi gibi ermeni olan komşularının oğlu ile erken yaşta evlendirilmiş bir başka Ermeni'ydi. Mali durumları sallantıda olmasına rağmen anne mutfak harcamasından kısıp kızını resim kursuna yazdırmıştı.
Anlaşılan o ki; çocuğun resim yeteneğini iyileştirirken, ailecek yeteri kadar protein ve vitamin alamayacakları için gerizekalı kalabileceklerini hesaba katmamıştı.
Çünkü çocuğun annesi henüz okul okuduğu gençlik yıllarında ressam olmak istemişti. Ama ailesi onun okul okumasına da izin vermeyip çat diye evlendirmişlerdi. Böylece içinde kalan ressam olma hevesini şimdi kızı üzerinde hayata geçiriyordu.
Kızın resim yapma yeteneği muhteşemdi. Hatta kursa gelenler içinde en iyisiydi. Hocalarda zaten sürekli bunu belirtiyorlardı. Ama aynı zamanda kızın zorla kursa getirildiğini de biliyorlar ve kıza üzülüyorlardı.
Kız da her söyleneni çat diye yapıp "benimki bitti, yorgunum çıkabilir miyim" deyip bahçeye çıkıyor, aradan 15-20 dakika geçince ise gitmiş oluyordu.

7. kişi: Haftada 1 gün kursa gelen 16 yaşında bir kız çocuğuydu. Biraz fazla siyah renk ağırlıklı olmak üzere baya iyi çizimler yapıyordu. Dinlediği müzikleri bazen hocadan izin alarak bizim için de açıyor ve hep beraber resim yaparken dinliyorduk. Lana Del Rey hastasıydı. Umarım allah kızcağıza şifa vermiştir. Yoksa sürekli Lana Del Rey dinlemek geleceğini karartır. Sürekli aydınlık için 1 dakikalık Lana Del Rey karartısı. Amin.
Çantasında falan da sürekli kalem ve defterleri vardı. Okulda, otobüste, metroda her yerde çizdiğini söylüyordu. Bayaa güzel çizimleri vardı. Rekli çizimleri daha güzeldi. Ama o siyah'a takıntılıydı. Tabii o da bunun farkındaydı.

8. kişi BEN: İşte sıradan 1 adet ben. Kafam karışık olduğu için kursa gelmiştim ve belki de içimdeki enerjiyi bir sanat şeysine yönlendirirsem hayatım daha sakin ve düzenli olur diye düşünüyordum. Belki de içimdeki saçma sapanlık sonuçta iyi resimler de yapabilirim diye de düşünmüştüm.
Ama tüm bunlara rağmen kafamın içini nereye, nasıl yönlendirmem gerektiği hakkında bir fikrim yoktu. Buna rağmen ise bir şeyler yapmam gerektiği için de kursa yazılmıştım. Ama hocaların sürekli gerçekçi şeyler çizdirmesine sinir oluyordum.
Bunu hocalara da;
-ama hocam, sürahi zaten var ben niye sürahi çizeyim, fotoğrafını çekerim daha iyi.
-ama hocam adamı niye çizeyim, fotoğrafını çekerim daha iyi
-ama hocam neden bahçe çizeyimki, bahçe fotoğrafı çekerim daha iyi
-hocam var olan şeyleri çizmek saçma geliyor. bunların yerine içimden geldiği gibi çizmek istiyorum. siz de bu doğrultuda yönlendirseniz daha iyi olur.
tüm bu cümlelerime rağmen hoca tüm sınıfı "sürahi ve bina nasıl çizilir, insan çizerken nelere dikkat etmek gerek?" gibi tırıvırı şeylerle yönlendiriyordu. Hadi tüm sınıf tamam da, ben zaten klasik çizimler yapmak istemiyorum. İlgi alanım böyle şeyler değil. Resmin temel zart zurtları da sikimde değil. Bana, benim yapmak istediğim şeyler üzerinden eğitim ver gitsin. Ama yok olmadı, bende kursu bıraktım. Eğer kursu bırakmasaydım şu an karşınızda bir picasso falan olabilirdi :D

Neyse işin şakasını geçeyim de; resim de var olan şeylerin çizilmesini gereksiz buluyorum. Resim, daha çok var olmayan üzerine odaklanılması gereken bir alandır diye düşünüyorum. Veya aslında resim; görüneni, kendi istediğin gibi var etme sanatıdır.
Sanat; atını istediğin gibi koşturduğun ve özgür olduğunu, tüm hücrelerinle hissettiğin ilk alandır diye düşünüyorum. Bunun belli bir kuralı olmamalı. Belli bir ifadesi olmamalı. Falan filllllaan.

Bu yüzden hocanın dediklerini yapıp ettikten sonra kendi istediğim gibi şeyler de çizmeye odaklandım ama hoca bu hareketimi sevmedi. Benim de zaten tadım kaçtığı için 2 ay sonra kursu bıraktım. boyaları, fırçaları malzemeleri de ihtiyacı olan birilerine verdikten sonra  RESİM DEFTERİ'ni kapadım.

Şu "zaten her şeyin bir kuralı var" tarzında yaşayan insanlardan nefret ediyorum.
Yarrağım sanattan bahsediyorum, sen neyin tarzından bahsediyorsun. bi yerine soktuğun dildo'nun daha çok zevk vermesi üzerine konuşmuyoruz, birinin kendi algıları ve kendi algılarının sonucunda ürettiği bir şeyden bahsediyoruz. Sen ise bana kalkıp her gün su içtiğim sürahiyi, karşıma diktiğin modeli kendi algınla veya algılamak istediğin şekliyle çizdirmek istiyorsun.
Bana sürahi veya model çizdirme, bunları çizmek için harcadığım zamanı ve zaman harcamayı salakça buluyorum.


Hiç yorum yok: