Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

31 Mart 2017

İbnelik, Heteroseksüeller, Ensest İlişkiler ve Ekmek Arası Biraz Aşk

aşağıdaki yazıyı 20 Şubat 2017'de yazmıştım, öyle taslaklarda bekliyordu. şimdi yayınladım:

Yeni eve artık tamamen yerleştim ve bu hafta internetten bi ev arkadaşı da buldum. O da aynı akşam geldi, oturduk konuştuk ettik derken olay ilişkilere geldi ve bu bana "senin tercihin değişik değil mi" dedi. Önce bi mırın kırın edeyim dedim ama sonra "değişik değil, ama evet hayatımda erkekler de var" dedim. "Ahahahaha tahmin etmiştim" dedi ve ben de "bunda tahmin edilecek bir şey yok, erkekleri daha çekici buluyorum ve doğrusu romantik anlamda çoğunlukla erkeklere ilgi duyuyorum" dedim.

Konuşmamız bu konu çevresinde gezinip durdu ve o da "ya benim için fark etmez. ama benden bi beklentin yok değil mi?" dedi.
O böyle söyleyince bi tuhaf olmadım değil. Bu yüzden, bi an kestirip atmayı ve "konuyu kapatalım" demeyi düşündüm. Ama sonra "madem bu kadar açık konuşmaya başladık, devam etmeliyiz" diye düşünerek "aslında ilerde aramızda ne olur bilmiyorum. o yüzden gelecekte olacaklar için, şimdiden bir şey söyleyemem. ama şu an senden bi beklentim yok ve ev arkadaşı arayışım da cinsellik üzerine değil. hem bence şimdilik sadece ev arkadaşlığı konusuna odaklanmamız yeterli" dedim.

Ben böyle söyleyince şaşırdı ve koyu mavi renk gözlerini kocaman açtı. Beyaz tenine ve kirli sakalına yakışan şaşkınlık ifadesi tüm yüzüne yayıldığında gülmeye başladı ve "benim hiç öyle bir tercihim yok, şimdiden söyliyeyim" dedi.

Ben de gülüp "bilmem, yoksa yoktur." dedim. Bunun üzerine o "nasıl yani" deyince "bugün kendi cinsine dair bir ilgin olmadığını söylemen, yarın bir ilginin olmayacağını veya yakınlık duymayacağını garantilemez. çünkü günümüz insanı, medyanın baskısıyla metaryalist bir bakış açısıyla büyütülüyor ve bu yüzden anlık yaşamak hevesine kapılmış durumda. an'ı yaşamak" felsefesi, bir çok kişiyi yanlışa ve yanlış yapmaya götürüyor. bu yanlışlarından birini senin de yapmayacağını, bugünden söyleyemeyiz. tek söyleyeceğim, yapmak istediğinde birinin veya birilerinin etkisinden kalmış olarak değil, gerçekten yapmak istediğin için yapmanı öneririm" diye cevapladım.
-hahahahaha yok yok benim ilgim yok.
-tamam. benim zaten senden bi beklentim yok. sadece ev arkadaşlığı kısmında verdiğin sözleri tut, kiranı zamanında öde, konu komşuyu rahatsız etme yeterli.
-yok o konuda güvenebilirsin.
-açıkçası hiçbir konuda kimseye güvenmiyorum. çünkü insan sürekli değişen bir varlık. o yüzden değişsen bile sözlerinde dur. yoksa yolları ayırırız." dedim ve konuşmamız uzadı gitti.

Edindiğim izlenim, iyi bir çocuk olduğuna dair. Hatta fazla iyi niyetli ve kesinlikle içinde; temiz anlamındaki saflığı barındırıyor. Bu iyi bence. Hem ayrıca daha ilk günden her şeyi de çok açık konuştuk ve kararlaştırdık.

Ama öte yandan her şeyi yüzlerce kilometre ötedeki annesiyle paylaşmasından rahatsızlık duymuyor değilim. Anladığım kadarıyla, çok fazla anne bağımlılığı var ki; 28 yaşında biri için anneye bağımlılığı sağlıklı bulmuyorum. Hatta bunu biraz tehlikeli bile buluyorum ki; günümüz haz odaklı yaşam stilini düşününce, Ev Arkadaşım ve Annesi'nin aralarında kurdukları bağın, anne-oğul ilişkisinden bir adım daha öteye geçmiş olabileceğini düşündürtmüyor değil.

Çünkü telefon çaldığı anda, çok fazla sakin ve sürekli pısır pısır bir sesle konuşuyor. Üstelik konuşmaları 2-3 dakika falan da değil, bildiğin 1-1,5 saati bulduğu oluyor.
Her gün bu kadar konuşacak konularının olması çok korkutucu.

Tabii bir tek bu ve benzeri konular üzerinden öyle düşünmüyorum. bunu düşünmemi tetikleyen şey; onun geçen hafta eve taşındığının ikinci gününde "zaten istanbul'a tam yerleşeyim, annem de babamdan ayrılıp benle yaşayacak" demesi oldu.
Ağzından kaçırdığını çok çaktırmamaya çalışsamda "e anne baban 30 yıldır evliler, neden şimdi ayrılacaklar ki?" cümlesini kurmadan edemedim. ben bunu sorduğumda, o "ya babam evin her şeyine karışıyor, annemin maaşını bile alıyor" diye cevap verdi.

Doğrusu aile içindeki gerginliklerin normalliğine inanan biri olduğum için, boşanma kararlarının da bu gibi nedenlerden alındığına inanan biri değilim. Boşanma kararı, çok daha önemli şeyler yüzünden alınır ve olaylar gelişir.

O ve annesi arasında, anne-oğul ilişkisi dışında bir ilişki olması çok umrumda da değil. Çünkü sonuç olarak ikisi de yetişkin ve dolayısıyla kiminle nasıl bir ilişkileri olacağını sadece kendileri belirler. Bu umrumda değil. Ama daha önce ensest ilişkisi olduğunu düşündüğüm birilerine bu kadar yakın olmamıştım ve doğrusu bu durum biraz ürpertici geliyor.

Tüm bunlar bir yana, ev arkadaşımı annesinden ayırıp tek başına ele alacak olursam, henüz birey olmak ve entelektüel anlamda eksiklikleri çok fazla. Bu huyu bana, sorumluluk duyguları fazla gelişmememiş veya geliştirilmesine izin verilmemiş, bir kişilik olduğu izlenimini de veriyor.

Neyse bu kısmı geçecek olursak, ilk günkü konuşmamızdan sonra, ertesi gün geldi ve yaptığım pilavı ve türlüyü yerken konuşmaya başladık.
Kız arkadaşı olduğunu zaten söylemişti ve bugünkü konusu da kız arkadaşıydı. Kız arkadaşına ibne olduğumu söylemiş ve fotoğrafımı göstermiş. Kız arkadaşı da "dikkat et, seni sikmesin" demiş.

O an böyle söylediğinde gülsem mi ağlasam mı diye kararsız kalmadım değil. Ama sonra "yahu illa ibneyim diye böyle düşünmesi çok çirkin. söyle bi daha midemi bulandırmasın. kimseyi zorla sikecek veya kendimi siktirecek değilim" dedim.
Ben böyle sert konuşunca biraz kendini düzeltti. ama anladığım kadarıyla bundan sonraki muhabbetleri bana dair olacak ki, bu  da aslında sikimde değil.

Öyle böyle derken bi kaç gün sonra sinir olmuş bi halde geldi. Meğer kızla kavga etmişler ve hatta kız da, bununla kendi aralarında taktıkları yüzüğü çat diye vermiş buna. Bizimki de yüzüğü almış gelmiş ve tabii kafası da hallaç pamuğu gibi dağınık. Küfürler küfürler dedim "ne oluyor?"

Oturdu anlattı. "ya bu kız zaten dengesizin teki ki. Ne diye takıldım ben buna bilmiyorum ki. hep böyleydi, ama ha düzeldi, ha düzelecek derken bugüne kadar geldik. memleketteyken de böyleydi, kafası bir şeyi almıyor. sikerim böyle işi ya, bi daha da dönüp yüzüne bakmam. oysa ben istiyorum ki birini seveyim, biri de beni sevsin. onunla öleyim. ama bunun kafası bi değişik. basmıyor bir şeylere. hep ayrılırım, ayrılalım, ayrılık deyip duruyor. ne bok yediğini analamadım ki. malın teki zaten. bi daha da dönüp yüzüne bakarsam ne olayım."

ve daha neler neler. Öyle böyle derken gün geçti gitti ve bir gün daha doğup yine akşamı oldu. bizimki bu sefer de elinde bir poşetle geldi. Poşette ne olduğunu sorduğumda "kız arkadaşımla kavga etmiştik, bugün gönlümü almak için ekmek arası yapıp iş yerime getirmiş" dedi.

O böyle söylediğinde ciddi değil her halde diye düşünerek, mutfak masasının üzerine  bıraktığı poşeti açtım ve gördümki, gerçekten de bi tam somun ekmeğin arasına harala gürele bir şeyler tıkıştırıp rulo haline getirmiş.
Tabii durum böyle olunca ben kahkahayı koyverdim. Benim gülmemle o da güldü. bi müddet karşılıklı yarıla yarıla gülüştükten sonra da o "ya işte bu da böyle bi deli" dedi.

Devamı: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2017/04/bu-bolum-skc-oldu-aslnda-yazarak.html


1 yorum:

Adsız dedi ki...

Devamının gelecek olması güzel bir şey :)