Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

5 Mart 2017

bir kaç yılda bir sevişenler kulubü

Sabah uyandığımda yanımda uyuyan adama sarıldım ve sarılmamla o da uyandı..
Onunla ilk ve son olarak, 4 yıl önce cihangir'deki evdeyken yatmıştık. Tabii tanışmamız 4 yıl önceki yatmadan 2 yıl öncesine dayanıyordu ve onunla, barda göz göze geldiğimiz ilk gece, sanırım  bu üçüncü görüşümdü ve tatlı sırıtışıyla küçük dişlerini ortaya serdiğinde içimden "la bunlar nasıl dişler" demiştim.

Biraz itici olan bu diş yapısı, onun derin ve uzun uzun bakmasıyla ortadan kalktı. Yanına gidip elimi uzattığımda, onca kalabalığın arasında ukalalığımı hoş görüp elimi tutmasıyla muhabbet etmeye başladık. İşte 24 yaşında işinde gücünde biriydi.
Mesleklerimiz ve yaptıklarımıza değindiğimizde, beni hafife aldığını yüz mimiklerinden ve farkında olmadan beni süzüşünden anladım.
İnsan böyledir işte, tanıştığı kişiye hemen puan verir ve dikkate alıp almayacağını netleştirir.

O da içgüdüsel olarak beni puanlamış, dikkate alınamayacak biri olduğuma karar verdikten bir kaç saniye sonra da, muhabbet etmek için sorduğum sorulara öylesine cevaplar vererek, benimle ilgilenmediğini belli etmişti.
Zaten 3 dakika sonra da "ben biraz içeriye bakınayım" deyip yanımdan kaçmıştı.

Oysa ben tanışmamızın devamının gelmesini o kadar çok istiyor ve tabiri caiz ise de, ses tonum, mimiklerim, el kol hareketlerimle o kadar çok belli ediyordum ki..
İşte bir kişinin istemesi yetmiyor ve o kaçmıştı bile. O zaman yirmibeşinci yaşımdaydım.
Canım her şeye sıkılırdı. bu yüzden olsa gerek red edilmeyi de hak etmediğimi düşünürdüm.

Sonra tabii o gece barda biraz daha oyalanıp, canım iyice sıkıldıktan bir kaç dakika sonra da çıkıp sokaklarda gezmiştim. Eve gelip yorgun argın bir şekilde uyuya kalmış, aradan işte 2 yıl geçip gitmiş, ben yirmiyedinci yaşıma girmiştim.

27 yaş, cihangir'deki eve yeni taşındığım zamanlardı ve o sıra Kırklareli'nde biriyle yazışırken, onun "hadi gel, nasılsa bayramı tek geçireceksin. en azından biri yanında olsun" teklifiyle otobüse atlamış, ona gitmiştim.
Ama çocuğun adresine gittiğimde, açılan kapının ardında, fotoğraflarındakinden ve hatta kameradakinden çok çok farklı biriyle karşılaşmış, resmen sanki kandırılmışım gibi hissetmiştim.
O an dönüp gitmek için bir an cesaret etsemde, onlarca kilometrelik yol yorgunluğundan dolayı gülümseyip "hoş bulduk" demekle yetinerek içeri girmiştim.

Biraz muhabbet, biraz kakara kikiri ettikten sonra uyumak istediğimi söylemiş ve sonra da uyumak için bana hazırladığı yatağa girmiştim. Yatağa girdiğim sırada gay app'lerinden birini açmış, etrafta ne var, new york diye bakınırken, 2 yıl önce barda tanıştığımız küçük dişliyi görüp "selam, napıyorsun, nasıl gidiyor yavru" falan filan diye yazıp uyumuştum.

Ertesi gün misafiri olduğum ev sahibinin biraz darlamasından dolayı gitmek istediğimi söylemiş ve bir şeyler atıştırdıktan sonra çıkmış, ilk otobüslede tekrar Cihangir'e dönmüştüm.
Eve geldiğimde gay app'i açtım ve bizim küçük dişlinin "selam, beni nerden tanıyorsun?" gibi soruları ard arda yazdığını görmüştüm.
Bi benden, bi ondan cevaplaşırken, onunla, bardaki ilk tanışma muhabbetimizi hatırlatmış ve "senden çok hoşlanmıştım ve bunu da zaten fazlasıyla belli etmiştim. ama sen pek siklemedin :)" diye yazdım.
Onun "sen de hoşsun, niye siklememişim ki?" diye yazmasıyla muhabbetimiz iyice gevşedi ve öyle böyle derken, ertesi gün çıktı geldi.
Salonda oturup Cihangir'in çiş kokulu ara sokaklarını izlerken lafladık ve bi kaç saat sonra ise kucak kucağa bi halde buluverdik birbirimizi.
Toparlanıp ayrıldığımızda pek memnun kalmamıştık birbirimizden ve doğrusu ben de anladımki, ikimizde bir skor peşindeydik.
Onu sayı haneme yazmıştım, ama sayının canı cehennemeydi.

O, ehe ehe sırıtışları arasında "artık gideyim" dediğinde saat baya ilerlemişti ve ben de "olur" deyip üstelememiştim. Bu yüzden o da kalktı gitti ve böylece aradan 4 yıl geçti..

Dün gece aynı gay app'inde gezinirken yine onu gördüm ve "bu ne tatlılık xx" dedim ve o "sağ ol, çıkaramadım" dedi ve başladı muhabbetimiz.
O gecenin detaylarından sadece birini söylediğimde beni hatırladı ve o geceyi, ve evimi, ve yaptıklarımızı, ve sonrasını, ve konuşmalarımızı, ve sanki aradan geçen 4 yılı kapatmak istercesine ard arda yazmaya başladığında "yazışmak çok zor, arasana" deyip numaramı verdim, bi kaç saniye sonra aradığı gibi de hayatını anlatmaya başladı;

Bir sürü şey olmuş işte, annesi ölmüş, ablalarıyla arası açılmış, sonra yine düzelmiş, bu arada işi gücü batırmış, depresyona girip, birikiminin büyük bir kısmını har vurup harman savurmuş, elinde küçük bahçeli bir ev, 4 yıl önce bana geldiğinde yeni aldığı arabası ve sadece köpeği kalmış.

Anne yokluğu çok başkaymış. Zaten baba neyse de, annenin yeri doldurulamazmış. Belki de babasını kaybettiğinde yerine annesini koyduğundan olsa gerek, babasının acısını o zamanlar çok yaşamamış. Ama aradan bir kaç yıl geçip annesini de kaybedince yerine koyacak kimse bulamamış ve psikolojisi bozulunca da hayatı darmaduman olmuş.

Çok şükür şimdi iyiymiş, toparlanmışmış, daha kötü günleri bir kaç ay öncesince bırakmışmış falan.
Günler böyle geçip giderken işte şimdi biraz daha iyiymiş. Beni de özlemişmiş.

İltifatının hoşuma gittiğini telefonun diğer ucunda bekleyen ona belli etmek için, tüm insanların sırıtış anında burnundan çıkardığı hırıltılar eşliğinde "eyvallah" demekle yetindim.
O an büyük bir kara deliğe düşmüşüz gibi bir sessizlik oldu. Çok yapaydık ve bunu ses tonumuzla yalnız değil, kullandığımız kelimelerden kurduğumuz ucuz cümlelerle de belli ediyorduk.
İlkimizde birbirimizi anlamıştık. Bu gece biriyle olmak istiyorduk ve aslında bu kişinin kim olduğu önemsizdi. Hazır hoşlandığımız ve bildiğimiz biri varken, yatacağımız kişi neden biz olmayalımdık ki?

Muhabbet yarıda kesildi ve ben "eğer dönmeyeceksen, bana gel. nasılsa tekim, ev büyük" dedim ve o da hemen atlayıp "olur, biraz geziyim, arıycam seni" dedi.
bir kaç saat sonra ben uykudayken aradı, evi tarif ettim, whatsapp 'den konumu attım, çıktı geldi.

Şimdi biraz daha kilo almış ve bundan dolayı da yüzü iyice balon gibi olmuş. Balon gibileşen yüzüne ülkücü bıyığı tam oturmuş. Siyah kadife kundurası, koyu lacivert kumaş pantolonu, beyaz gömleği ve kahverenginin en açık renklerindeki ceketiyle mahalle abisine dönüşmüş, öyle kalmış.
gülümsedim ve "hoş geldin" dedim, gülümsedi ve "hoş bulduk" dedi.

20 dakika sonra 4 yıllık süredeki hayatını yine özet geçmişti.
İçi yanmış, kül olmuş, şimdi su döküp duruyordu. Toparlanması ve yıkılan içini imar etmesi gerektiğini anlaması güzel olmuş. En azından artık daha iyiymiş. Zaten ölenle de ölünmezmiş. Ama böylesi de çok acımasızcaymış.

Böyle dediğinde yanyanaydık ve dönüp bana baktı.
Hadi beni öp adlı o hissi kucağıma bıraktığında dönüp başını kendime çekip boynumun altına gömerken, iki elimle de "geçti gitti" dercesine sarıldım. Anladı, kendini koyverdi ve cidden üzerimde ağırlığını hissettim.
Hayvan iyice dobişko olmuştu ama şimdiki ruh hallerimizden dolayı sessiz kalıp, nefessiz kalsam bile bu anın geçmesini beklemeliydim.

Aradan bir kaç dakika geçtiğinde "soda var mı" dedi ve bunu kurtuluş müjdesi olarak fırsat bilip "var galiba. bakıyım mı?" dedim ve kalkıp mutfağa gittim. 2 soda açıp geldim, sodaları kafaya dikerken yine konuşuyorduk. bi an ne söylediğini hiç anlamadığım için "gülsem iyi olacak" diye düşündüğümden, dönüp ona gülümsedim ve o beni öpmek için dudaklarıma uzandı. Öpüştük ve zaten artık kıyametimizin kopması için bir engel kalmamıştı.
bi ara sevişmeye kaptırıp giderken "en son ne zaman boşaldın" diye sordu. Ben de "bir kaç saat oldu" dedim.
-Nasıl? osbir mi çektin?
-yok ya. geçen aylarda bi kadınla tanışmıştım, bu akşam o aradı. ben de kalkıp ona gittim, beraber olduk ( o kadın milena: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/11/sokak-kadn-vicdanl-surtuk.html )
-hımmm. güzel miydi?
-değil.
-güzel değilse, niye siktin?
-ya sanırım, am'ı, sikten az, götten çok seviyorum bu yüzden olabilir. tabii en büyük neden de am'ın verdiği zevki unutmak istemiyorum. bu yüzden olabilir. unutmamak için de, arada böyle deneme sürüşü yapıyorum.
-ahaha. daha çok kadınlarla mı, erkeklerle mi oluyorsun?
-daha çok erkeklerle oluyorum. hatta romantik olarak sadece erkeklere ilgi duyuyorum diyebilirim. kadınlara ise romantik duygular besleyemiyorum. gerçi, henüz romantik duygular besleyeceğim bir kadınla da karşılaşmadım.
-ama erkeklerle olmak çok daha iyi değil mi?
-evet. zaten erkeklerle sevişmek, kadınlarla yiyişmek güzel.
-ahahaha niye lan
-yaw çünkü erkekler, erkek erkeğe sikişmeyi bilmiyor, sikişmenin de bi yerden sonra bokunu çıkarıyorlar.
-cidden böyle mi düşünüyorsun?
-evet. erkekler bir şeyi tadında bırakamıyorlar. sürekli kendi kendilerine meydan okuyorlar, sürekli kendileriyle bir yarış içindeler. yatağa girdiklerinde de öyle davranıyorlar. bu yüzden olsa gerek, erkeklerle sikişmeyi sevemiyorum. ama kadınlar ve am'ları çok farklı. sımsıcak ve verdiği o his çok hoş. hayatımda belki de bu yüzden; ne bi erkek bi kadının yerini, ne de bir kadın bir erkeğin yerini alamıyor. her ikisini de kendi cinslerinde hissettirdikleri özel duygular eşliğinde ayrı seviyorum. hatta keşke hem kadın, hem erkek sevgilim olsa ve biz üçümüz beraber yaşasak.

-ahahaah gel buraya" dedi ve beni kendine çekince sevişmeye başladık, yarım saat sonra da kıyametimiz kopunca ölüverdik.

Sabah 08:05'de tekrar dirildiğimiz zaman, ona sarılmıştım ve o da bu yüzden uyanınca, bi kıyamet sahnesi daha çektik, sonrasında da toparlanıp duşa girdik.
Saat 10:30'u geçtiğinde giyiniyorduk ve o "ben gideyim, 4 yıl sonra görüşürüz" adlı esprisini yaptı.
"Olur, olur" demekle yetinirken gülümsedim ve uzun uzun bakıştık. Bakışmamız artık madenileşip anlamsızlaştığında öpüştük, o da giyindi gitti.
---Dı end----

2 yorum:

Polki dedi ki...

Ne yalan söyleyeyim bazı sözlük, bir kaç forum, bir kaç da haber sitesi gezdikten sonra, arada porno siteleri de var, arada bir gün de gelip blog günlüğünü okumayı sever olduk. Bazı yazıların inanılmaz sıkıcı oluyor fazlasıyla detay gereksiz bir gogoy kimisinde de tadından yenmiyor. Bu sanırım yaşanan anın keyfi ile alakalı. Heriflerle olan detaylarında cümle ve kelimelerindeki yaratıcılık tavan kapıyor. Eğlenceli ve yaratıcı. Bunda da öyle olmuş. Aşkı veya duygusallığı kelimelere döküyorsun, farkında olmuyorsun veya oluyorsun bilemem. Ama arada uğrayıp seni okumak keyifli. Bence her okuyan da bır tık bırakmalı, yalnızlık hissettirmemeli. Böyle bir beklentin olmasa bile bence alternatif dünyan ile güzel ve yaratıcı kelimeler kuran başarılı bir yazarsın nazarımda. Tenk.

Hayat_Erkeği dedi ki...

çok incesin, hep böyle kal.
sevgiler.