Basın Açık Laması: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

26 Aralık 2016

gazete kağıdı

şimdi taşınmak için evi toparlama vakti.
bardakları gazete kağıtlarına sar, taşırken kırılmasınlar.
kutuların üzerine şöyle yaz "mutfak eşyası" "kitaplar" "perdeler"

şimdi taşınıp gitmek için toparlanma vakti.
kalbini ve yüreğini gazete kağıdına sar, tartışırken kırılmasınlar.

25 Aralık 2016

yap boz





dağıldım kaldım
kayboldu parçalarım.
toparlandım eksiklerimi gördüm.
kendimi gördüm.
kendimi, parçalanmış başka birinde gördüm.
eksikleri olan birinde, parça parça gördüm kendimi.
bu sefer beraber dağılalım dedik.
beraber dağılınca, bi daha toparlanamadık.
dağıldık, öylece dağınık kaldık.

şak

-şak.
+piç. şak.
-şak
+orospuçocuğu

kim o?


boşlukta, aşağı ve yukarı yok
sürekli düşmelerin var. 
iki arada sertçe gidip gelirsin.
hislerin çoktan silinmiş, can yanmaların da belirsizleşmiş haldedir.
göz açıp kapayıncaya kadar biri yok olur. 
yok olan biri var olur.

inşa edilen rıza sonucu, işgal edilen alanın yerle bir olmuştur.
saklanacak hiçbir yer yok.
gittiğini sanmana rağmen aynı yere dönüp durman hep bundan.
tüm bunlara rağmen bak kapıda biri var; tak tak tak.
kim o?






24 Aralık 2016

yıldızlar, güneş ve dünya

gökteki yıldızın kayarak yok olması gibi her şey bu.
aşağıda izleyenler için büyük bir coşku, 
belki bir daha karşılaşma olanağı bulunmayacak bir şölen
yıldız için ise hüzünlü bir son.

güneş, için için yanarken ve sürekli öfke ile patlarken,
biz dünyadaki insanlar onun bu yanıp patlamasından hayat buluruz.
biz bencil canlılar ve gizli şiddetten, gizli bir zevk alan kendine acımasızlar.

13 Aralık 2016

Hayatımdaki gelişmemeler

3 yıl önce taşındığım evimden soğudum ve yeni ev arayışına başladım.
Oysa bu evde sonsuza kadar kiracı olarak kalıp, sessizce ölmeye razıydım. Bunu ciddi ciddi düşünmüş, bol bol taşınmış ve sonucunda da içselleştirerek kabullenmiştim.
Ama sonra bir şeyler oldu. Geçmişimle alakalı bir olay aklıma geldi ve sonrasında o olay, zihnimi ele geçirip, bu ev hakkındaki tüm düşüncelerimi alt üst etti.
Sonrasında ise sırf bu yüzden olsa gerek, evden iyice soğudum ve artık eve gidesim bile yok.
Kendimi zorlayarak ve mecburen eve gittiğim de ise üşümeye başlıyorum. Sanki içerisi bir kuzey kutbu, dışarısı ekvator falan. Öyle soğudum, öyle kaçasım var.

Evden taşınmak istediğimi ev arkadaşıma da geçen ay söylemiştim ve o da bu yüzden geçtiğimiz hafta içinde bulduğu başka bir eve taşındı bile. Onun adına sevindim, kendi adıma ise biraz üzgünüm. Çünkü bu ay kira parasını tek başıma karşıladım ve bildiğin cepte kocaman bir delik açıldı.

------

Yeni biriyle tanışmanın verdiği o heyecan duygusunu hiçbir şeye değişemiyorum. Yeni bir gezegen keşfetmek gibi, yeni bir dünyaya gözlerini açmak gibi, hatta adeta yeni bir bedende doğmak gibi bir his.
Merakları, sevinçleri, hüzünleri, saplantıları, ailevi ilişkileri, olaylara verdikleri tepkiler, yemek yeme alışkanlıkları, giyim zevkleri, cinsellikleri, yaşamı algılama şekilleri...
Bunların hepsini görerek, birinci ağızdan duyarak ve birinci gözden görerek şahit olmak muhteşem bir duygu. Belki de böyle bir bağımlılığım var ve ben bunun aşk olduğunu sanıyorum. Ya da ne olduğunu bilmediğim için aşk olarak tanımlıyorum. Belki de hepimiz böyle yapıyoruzdur. Çünkü bu en kolayı ve en sorunsuzu. En kafa rahatlatıcı olanı. Biz aslında oyalanacak bir şeyler de arıyor olabiliriz.
Bu konuda hakkında düşünmeye başladım.
Ama her halükârda yeni biriyle tanışıp onunla uzun uzun sevişmenin ilham verici yanları da var. Bu çok güzel bir şey. Seksin, sevginin, dokunmanın, öpüşmenin ilham verici olmasını sağladığı için allah'a şükürler olsun :)

------

Ailemle olan ilişkilerimi yeniden kurmaya başladım. Daha doğrusu kendi istediğim gibi kurulması için adımlar attım.
2 yıl önce attığım ilk adımlardan sonra, geçen haftalarda ilk filizlenme gerçekleşti ve 2 kardeşim de birbirlerinden bağımsız zamanlarda "bu senin hayatın, neyin doğru olduğunu en iyi sen bilirsin. nasıl istiyorsan öyle yap" demeye başladılar. Önce şaşırdım ama sonra tekrar başka bir konuşmayda, fikirlerini almak istiyomuşum gibi yaptığımda aynı cümleyi farklı şekilde tekrarladılar ve gözlerim kalp doldu.
Bu muhteşem bir şey. Kendimi hiç bu kadar "insan" hissetmemiştim. İnsanın ailesi gibisi yok. Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Canlarım benim.
Onları ibne olduğum için hayatımdan çıkarıp silmek yerine, kazanmalı ve kendi safıma çekmeliyim.

Sanırım bütün eşcinsellerin ve cinselliğini rahatça yaşamak için aileleriyle bağlarını koparanların yapması gereken şey; cinselliklerini özgürce yaşamak için aileleriyle olan bağlarını koparmak yerine, güçlü olduklarını ailelerine göstermek ve yanlış dahi olsa, yaşamakta oldukları hayatın sorumluluğunun sadece kendilerinde olduğunu anlatmak. Bunun için cidden çaba sarf etmek. Çünkü benim yaptığım sadece buydu.

Hem illaki, rahatça seks yapmak için ailelerimizle ilişkilerimizi koparmak zorunda değiliz, ailelerimizle ilişkilerimizi düzeltmek ve her türlü sorumluluğun, sadece bize ait olduğu bilincini aşılamak zorundayız.
böyle yapın. zaman alacak ama sonunda mutlu olan siz olacaksınız.

------

Eskiden sokakta, kafede, otobüste vs bir yerlerde gördüğüm öpüşen çiftlere karşı içten içe kızgınlık duyardım. Nedeni yoktu, sadece öpüşenlere karşı bir "püffff bu ne şimdi" haline bürünüp, mal mal kaçamak ve ayıplarcasına bakışlar atardım.
Durum böyleyken, geçtiğimiz aylarda bu konu üzerine düşündüm taşındım ve anladımki, aslında onlara kızmıyordum, onları kıskanıyordum. 
Çünkü herkesin içinde beni öpen veya öpecek biri yoktu. Bundan dolayı da kıskançlığım, kızgınlığa dönüşüyordu.

Tabii neden kızdığım üzerine düşünmeyince, sadece öpüşmenin ulu orta yapılmasını irrite bulduğumu sanıyor ve böyle olduğuna inanıyordum. Ama üzerine düşününce gördümki, benimki sadece kıskançlıktı, kızgınlık değildi. 
Bunu anladıktan sonra ise öpüşen çiftleri çok sempatik bulmaya başladım ve üstelik öpüşen birilerini gördüğüm zaman içimde inanılmaz şekilde, huzur verici bir duygu oluşuyor. Hatta öpüşlü koklaşmalı çift görünce resmen mutlu oluyorum. 
Lütfen hep öpüşün. Herkesin içinde ve üstelik; evet, herkese göstere göstere öpüşün. Çünkü sizin birbirinizi sevdiğinizi gördüğü için mutlu olan insanlar var. İçi huzur dolan insanlar var. En birinci de benim :)

-------

Geçtiğimiz aylarda spora yazıldım ve bilin bakalım ne oldu?
Tahmin edemediniz değil mi? O zaman ben söyliim; resmen göbeğim çıktı :(((
Yahu ben spora daha fit olayım, karın kasım çıksın, baklavalarım olsun diye gittim, ama bildiğin kadayıf yaptım. Bilmiyorum, bu işte bi terslik var ama hayrlısı.
Umarım böyle ters şeyler yaşayan tek kişi ben değilimdir allahım.

-------

Geçen yıl güzel sanatlar fakültelerine başvurup, yetenek sınavlarına girip baya güzel dereceler yaptığımı söylemiş miydim? Söylememiştim ama şimdi söyliim;
Geçen yıl össs ösyssss öhöm öhöm falan sınavlarında barajı aşınca 3 tane üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültelerine başvurdum. İlkini geçemedim ve diğer ikisinde ise güzel puan aldım ve hatta 60-70 kişinin içinde ilk 15 kişinin içine girdim :)

Ama her iki üniversitenin yüzyüze mülakatında da  "ben tiyatro oynamak, oyunculuk yapmak istemiyorum. sadece yazmayı sevdiğim için başvurdum ve burdan alacağım eğitimle daha iyi şeyler yazacağıma inanıyorum" dedim ve onlarda beni şutladı. Şerefsizler.
Aslında ev arkadaşım, mülakatta "hep tiyatro yapmak, ilerde çok iyi bir oyuncu olmak istediğini ve bu alanda ilerlemek istediğini söyle yoksa seni almazlar" demişti ama ben "yalan söyleyemem" demiştim. O da "o zaman seni almazlar" demişti.
Gerçekten de söylediği gibi oldu. Onca kişinin içinde ilk 15 kişinin içinde yer aldım ama mülakatta "tiyatroya değil, yazmanın kendisine ilgim var" deyince şutlandım. Şerefsiz hocalar.
Üstelik sınavlara girenler de öyle basit öğrenciler değildi, bayaa 40-50 yaşlarında kelli felli adam ve kadınlar, 3-4 yıldır yaratıcı yazarlık vs vs kurslarına giden 25-30 yaşlarında gençlerdi. Onları solladığım için kendimle gurur duydum, ama sonra gururum götümde patladı. neyse.
Üniversite tercihlerinde ise hiçbir yer çıkmadı. Çünkü hepsinin puanları astronotluğa yetecek puanları alan öğrencilere eşdeğerdi. Ben ise anca barajı aşmıştım.

--------

Bunlar dışında yazacak pek bi bok gelmiyor aklıma.
ve saçma sapan da olsa yazmak çok güzel.
Tıpkı çok sevdiğin birine mektup atmak gibi.


11 Aralık 2016

Hiçbir şey bilmediğini bilmenin verdiği mutluluk.

İnsan hep bir arayış içerisinde yaşıyor ve bu arayışın en fazla 30'lu yaşlarında biteceğine inanarak da yaşamaya devam ediyor.
Oysa şimdi otuzlu yaşlarımı yaşamaya başlamışken anlıyorum ki; aslında arayışımız hiç bitmeyecek, üstelik eskisine nazaran daha fazla aramaya devam edeceğiz. Çünkü insan "aramak" için yaratılmış.

Bu yüzden olsa gerek durmadan arıyoruz işte. Seveceğimiz birini, bizi sevecek birini, kendimiz gibi birini veya ona benzediğimiz birini, düşüncelerimizin uyduğu veya uyuşacağı birilerini, seveceğimiz bir işi, hiç olmadı sevileceğimiz bir yeri, grubu vs vs (bu kısmı sonsuza kadar uzatmak mümkün o yüzden kesiyorum, siz orayı kendi arayışınıza göre de doldurarak devam edebilirsiniz.) arayıp duruyoruz.

Başta da dediğim gibi bu arayışımız hiç bitmeyecek. Biz insan olarak böyleyiz. Hiç değişmeyeceğiz ve yaşadığımız sürece de aramaya devam edeceğiz.
Ben kendimi böyle kabul ettim. O yüzden "buldum, bitti, oldu gitti" kafasını bıraktım artık.
Üstelik, bunu kabul ettikten sonra daha çok rahatladım ve kendimi daha özgür hissediyorum. Çünkü artık cahilliğimin ve sığlığımın da farkındayım. Bunu fark etmek o kadar güzel bir duyguki, insanın aslında hiçbir şey bilmediğini bilmesi kadar mutluluk veren bir şey yokmuş. Bunu da tekrar yaşamayalı uzun zaman olmuş. Bu hissi yeniden yaşadığım için de şükürler olsun.

6 Aralık 2016

Taslaklardan

(aşağıdaki yazıyı geçen yıl yazıp taslaklara kaydetmişim)

Geçen haftalarda farkettim. Artık kızgın ve kırgın değilim kimseye. Hatta kendime bile.
Geçti tüm o öfkem, bitti-gitti. Artık sadece şu andaki duygularıma odaklanıyorum. Yaşamam gereken ama yaşayamadığım her şeyi de geçtim. Sevilmediğimi bile daha 2 senedir farketmeye ve geçtiğimiz günlerde de kabullenmeye başladım.
Evet sevilmemişim, evet şımartılmamışım. Ne yapayım yani olmadı. Kalkıp beni sevmediniz diye ailemi kesiyim mi. Onlarda sevilmemişlerdiki beni nasıl sevsinler. Sevmek nasıl olur bilmiyorlardı belki. Ne yapalım, oturup içime mi kapanayım, mutsuz büyüdüm diye kendimi mi keseyim.
Bazı insanların hayatı işte böyle oluyor. Hep eksik kalıyor.
Ben yine şanslıyımki büyüdüm ve fark ettim, fark ettikçe de eğri ve eksik taraflarımı düzeltmeye, tamamlamaya çalışıyorum.

Nasıl sevilmem gerektiğini bilmiyorum evet, öğrenicem onu da. Yavaş yavaş öğreniyorum da. Hem siz bilmezsiniz  ama ben şu son 3 yılda o kadar büyük bir mesafe katettim ki anlatamam. Hatta şimdi geri dönüp baktığımda o mesafeyi şaşkınlıkla görebiliyorum. Ama daha da iyileşicem, kendimi; başkasını sevdiğim gibi sevmeyi öğrenicem.

Öğreniyoruz işte, bir şeyleri. Nasılsa herkes anasından doğduğu gibi öğrenmiyor ya. Bazılarımız erken öğreniyor, bazılarımız ise benim gibi 30 larında yeni yeni öğreniyor. Zaten bunun toplamına da HAYAT diyorlar.

Öğrenmişliklerimden önceki acemiliklerim, yaşadığım o sıkıntılı şeyler, düştüğüm çamurlar, boğulduğum su dolu kaşıklar. Hepsi arkada kaldı. Belki bundan sonrada boğulmaya devam edicem, kötü durumlar yaşıycam ama en azından öncekiler gibi olmayacak. Çırpınmalarım yersiz ve zamansız olmayacak inaşallah.

Aşk, sevgi veya uydurulmuş olan diğer şeyler. Hepsi farklı anlamlar kazandır, farklı anlamlara bürünmeye devam ediyorlar.
Eskiden sırf beni beğendiğini söylediği için yattığım insanlar olurdu. Bazen ara ara hâlâ da olmuyor değil. Farkına vardığımda kendimi durduruyorum, ama farkına varmadığım da akışına bırakıyorum ve olanlar oluyor.

Bunun nedenini yeni yeni öğrendim, yani sırf beni beğendiğini söyleyen biriyle neden yattığımı yeni anladım; çünkü hiç kimse bana "güzelsin" demedi, "yakışıklısın" demedi, "büyüyünce çok daha yakışıklı olacaksın" demedi ve belki de bu yüzden bir yanım hep eksik kaldı.

Hatta çirkinsin lafını o kadar sık duydum ki 25 yaşına kadar aynalara bile, sadece dişimde maydonoz, gözümde çapak kaldı mı, burnumda tatak var mı diye bakındım durdum. Saçlarımı güzel bulduğum için taramadım hiç, sadece dağınık durmasınlar diye elimle düzelttim durdum

(yazıyı yazıp yarım bırakmışım. şimdi karışmadan yarım haliyle yayınlıyım.)

3 Aralık 2016

Sonbahar'a Sövgü

32 yaşıma geldim ama hâlâ Sonbahar'a alışamadım gitti. Bu aylarda ruhumun her yeri, düşmanım tarafından bi gece tan ağarmadan önce gizlice mayınlanan tarla misali delik deşik edilmiş gibi hissediyorum. Ve gün söktüğünde, dışarı çıkıp bulutların arkasına saklanmış güneşe bakarken attığım adımlarım, bastığım anda içimi paramparça edecek olan anılardan ibaret mayınlara denk geliyor.

Bunların hepsinin Sonbahar'da olduğunu ve eğer ondan sağ çıkarsam, sonraki Sonbahar'larda da tekrar olacağını biliyorum. Bu yüzden olsa gerek çoktan alıştım da. Ama alışmış olmama rağmen, her Sonbahar sonrasında içimi tekrar tekrar toplamaktan da yoruldum..

Offffff şu koca ağaç dallarından atlayarak tekrar ölmek istercesine intihar eden milyonlarca yaprağı ve her yeri çamura dönüştüren yağmurları da sevmiyorum. Hepsi ölümü çağrıştırıyor, sanki ölüme çağırıyor. Biliyorum biliyorum, ölüm çok normal bir şey. Her soluklananın mutlaka öleceğini de biliyorum.

Zaten ben de kocaman bir adamım, bir gün basit bir nedenden, yada çok zor bir illeten dolayı da olsa öleceğimi biliyorum. Ve bunun farkında olarak söylüyorum; ölümün romantik bir yanı yoktur, ölümün kendisi acı getirir, ölüm acıdan ibarettir ve Sonbahar, benim için bundan başka bir anlama gelmiyor. Sıçtığımın Sonbahar'ı.

Keşke elimde olsa da, Eylül'ün ilk günü uyutulsam, Ekim'i hiç uyanmadan geçirsem ve Kasım'ın son günü gözlerimi, daha dün uyumuşum gibi açıp hayatıma kaldığım yerden tekrar devam etsem.
Çünkü bu 3 ayların hepsi hüzünlü ve doğrusunu söylemek gerekirse bu tür havalarda ihtiyacım olan tek şey; ana'mın, 50 kilo koyun yünü doldurduğu kalın yorganı.
Hem ağırlığı altında daha az hareket etmeme yarıyor, hem de uyuşmaya başlayan bedenle beraber ruh da uyuya kalmak için fırsat kolluyor. Sonrası hareketsiz geçen bir kaç saat, uyanınca ise; bir anlık da olsa kendine gelmiş olma güzelliği.

Şimdi, ana'mın yorganını bir kenara atıp, Sonbahar'a dönecek olursak; benim için bitmeyecek olan olumsuz algısına rağmen, çevremdeki insanlara göre ben iflah olmaz bir romantiğim ve dolayısıyla yağmurlu havalarla beraber gelen Sonbahar'ı kendimden bile daha çok sevmem lazım.
Oysa, oysa bilirim kendimi romantik de değilim. İnsan zaten kendinin ne bok olduğunu, herkesten daha iyi bilir.
Bu yüzden olsa gerek, beni tanıyanlar, Sonbahar'ı sevdiğim konusunda yanılıyorlar ve onlara; bu mübareksiz 3 ayı sevmediğimi söylemekten, nedenini açıklamaktan da yoruldum.

Ama tabii belki şu şartla, sonbahar'ı ve kendisiyle beraber getirdiği rezilliği sevebilirim; ay sonu gelecek olan faturayı zerre kadar düşünmeden, kombiyi sonuna kadar açmış halde, boğaz manzaralı bir evin iç penceresinin dibinde, pofuduk kırlent ve yastıklara gömülmüş sevgilinin koynuna girip, yolunu şaşırmış yunus balığı kafilesinin yağmur sevincini izleme şartıyla.
Evet evet, bu şartla veya benzeri diğer şeyler olursa Sonbahar'ı sevebilir ve hatta romantik bile bulabilirim.
Ama tüm bunlar yokken, ay sonunu düşünerek sımsıkı sarındığım, hammaddesi petrol olan ucuz battaniyem ve kanser'in herhangi bir türünü garanti eden ne idüğü belirsiz kahve kupalarından içtiğim kahve'nin beni mutlu edeceğini düşünmüyorum. Böyle bir dünya yok.
Çünkü doğrusunu söylemek gerekirse; mutluluk tamamen parayla ilgili ve belki bi ihtimal; bir de sevdiğiniz kişiyle yaptığınız seksle. Ama en çok altını çizerek yinelemek gerekir; mutluluk, en çok; parayla ilgili.
Bu yüzden, para musluklarının başında duran insanların sizi kandırmalarına ve fakirliği romantik buldurmalarına izin vermeyin. Sizi kekliyorlar, hepimizi keklediler. Beni de keklemişler. Babamı da keklemiş oldukları gibi ve annemi, ve komşumuz Hafize ablayı, apartmanın merdivenlerini daire başı 15 TL'ye yıkayan 2 çocuklu şaşı temizlikçi kadını, onun sakat kocasını da keklemişler.
Hepimizi, o güzel görünen ucuz laflarla kandırdılar. Beynimizi tatlı tatlı yediler ve farkında değildik.

Bu yüzden olsa gerek; edebiyatçıların, yazarların ve şairlerin, fakir halkı kandırmak için uydurdukları iki kelimelik, fakir avuntularını, kandırmacalarını da hiç sevmem.
Zaten biliyorsunuz; damı akan, rutubetten ciğerleri çürüyen, farelerle birlikte yaşamaktan başka çaresi kalmamış insanların seks yaparak mutlu olmaktan başka şansları da yoktur.

Konu nereden nereye geldi. Yine heps seks. İçim dışım seks. Ben iflah olmaz bir sekskolik olabilirim. Ama açıkçası durum şu ki; 1 aydır seks yapmadım.
Ve belki de hayatımda ilke kez seks'e bu kadar uzun ara vermiş bulunmaktayım. O yüzden sonbahar bitsin istiyorum. Anlıyor musunuz?