Basın Açık Lama'sı: Yazmayı seven ve hatta yazarken eğlenen biriyim. Blogda yazdıklarımın tamamını yaşamadım, yaşamıyorum. Yazdıklarımın içinde; arkadaşlarımdan dinlediğim güzel anılar, çevremden duyduğum konuşmalardaki küçük tatlı anlar, birinin başından geçmiş ve onu üzen olaylardan etkilendiğim için buraya yazmaya karar kıldığım şeyler de var.. Ama yazarken, sanki yaşanılanları ben yaşıyormuşum gibi hissettiğimden dolayı, birinci ağızdan yazmak beni rahatlatıyor. Başka türlü de yazamıyorum. O yüzden "hayatlarınızın küçük bir anından ilham alıyorum" deyip, bu bahsi kapatmak isterim.
Ve son olarak; eğer sizde acı veya tatlı anılarınızı benimle paylaşarak, ilerleyen günlerde (2-3 gün sonra veya 3-5 yıl sonra bile olabilir) yazılarımda yer almasını isterseniz hayaterkegi@gmail.com'a mail atabilirsiniz. Sevgiler.

27 Haziran 2016

seks işçiliği ve seks işçileri sorunları

Geçen gün bi arkadaşımla "Seks İşçiliği" konulu bi panele katıldım. Katılma nedenlerimden biri; konuşmacıların oruspu veya pezevenk olmasıydı.
Diğer nedenim ise boş zamanımı daha iyi değerlendirmekti.
(Şimdi boş zamanımı değerlendirmek dedim de; boş zamanınızı değerlendirmek için ne yaparsanız yapın, üzerinden yıllar geçtikten sonra, geriye dönüp baktığınızda hep "zamanımı boşa geçirmişim, ömrümü boş yere harcamışım" hissiyle" başbaşa kalıyorsunuz ya neyse, konu şimdi bu değil, konu oruspular ve pezevenklerin sorunları.)

İşte bu yüzden arkadaşımla buluştuk ve etkinlik salonuna doğru yürüdük gittik.
Kapıya geldiğimizde onun arkadaşlarıyla karşılaştık. İşte biri 4 ay önce vegan olmuş ve artık ağzına yarrak haricinde et sokmuyormuş, biri geçen yıl ailesine ibne olduğunu söylemiş, ailesi de onu kabul etmemiş ve evden siktir etmişler, biri şırfıntı zayıf 19unda genç bir kadın, diğeri ise 23ünde şişko ve tatlı bir kadındı. Zaten bütün şişkolar tatlı oluyorlar. Tıpkı biz zayıfların çirkin olması gibi. Sahi bu konuya biri parmak atsın da, şişkoların tatlılığından alıp, biz çirkin zayıflara versin.
Neyse işte konu bu da değil. Konu "deli bi anında "amaan ya, ne çalışıp derdinizi çekicem götümü siktirip yatarım daha iyi" diyenlerin" sorunlarını dinlemekti.

Kapıda, vegana yaptığım "anladığım kadarıyla hiç et yemiyor, sadece ot falan yiyorsun. peki et yiyen otlar hakkında ne düşünüyorsun" esprim sonrasında herkesin tadı kaçtı ve mecburen içeri geçtik.
Sanırım o iğrenç espriyi yapmasam, hayatlarındaki bütün olumsuzlukları anlatmaya devam edeceklerdi. Üstelik anlatış biçimleri de o kadar sıkıcı ve ruhsuz, ukala ve tepeden bakmaydı ki anlatamam.  Sanki dünya da tek kötü şey yaşayan onlarmış gibi bi başka alemlerdeydiler. Resmen mutsuzluklarını bile büyük bir gururla, kibirler anlatıyorlardı. Sanki "en çok ben mutsuz oldum, en kötü şeyleri ben yaşadım, en kötüsü benim başıma geldi" gibi bir havalardaydılar. Oysa öyle değil, tabiki de en kötüsünü ben yaşadım :dd
neyse işte içeri geçtik.

Yerimize oturup konuşmacıların gelmesini bekledik ve geldiler. Bir rentboy haricinde, konuşmacıların hepsi travestiydi ve iş veren olan genel ev sahibi gelmemişti. Tabii kadın seks işçisi de gelmemişti.
Şimdi sözü onlara veriyorum. Travestilerden şişko olanı "her yerde sikiştim, köprü altında da, lüks otelde de, ev de, pastane de veya hastanede de. yani 50 tl veren herkesle her yerde yattım. Bazen midem bulanarak yatıp kalksam da, başka yapacak bir şeyim yoktu. Ben öyle bir hayat yaşamaya mecburdum. Çünkü travesti olduğum için herkes gibi sıradan işlere giremiyorum, işi bırakın ev bile tutamıyorum. Bu sadece benim sorunum değil, bütün trans arkadaşlarımın sorunu. yani halk bizi sikişmek zorunda bırakıyor. yapacak başka bir şeyimiz de yok. evet kendi isteğimle yapıyorum, ama kendi isteğimle yaparken aslında yapacak başka bir işim olmadığı için de yapıyorum.  zaten gündüz bile sokağa çıkmakta sıkıntı yaşıyorum, diğer arkadaşlarım da öyle. bir araya geldiğimizde konuşmalarımızdan görüyorum hep aynı sorunları yaşıyoruz. seks işçisi olmak zorunda bırakılmamıza rağmen, bizi kabullenmeyi bırakın, görmek bile istemiyorlar."

Şişko travestiden sonra sözü 57 yaşında olan, ama taş çatlasa (hatta yaşını söylemese) en fazla 40 yaşında diyeceğim biraz çirkin, sol yanağıyla dudağının bitiştiği yerde faça izi olan travesti aldı;
"herkes gibi sorunlar yaşıyorum bende. ama tabii ben onlar kadar genç olmadığım için artık sorunları nasıl aşacağımı ve daha az sorunla nasıl karşılaşacağımı bildiğim için, kendimce biraz daha pratik yaşıyorum. örneğin olabildiğince gündüz dışarı çıkmamaya çalışıyorum. zaten bizim için en güvenli olan gece dışarı çıkmak. gündüz güvenli gibi olsada, değil, çünkü sizi şikayet ediyorlar, çok geçmeden de polis gelip ceza kesiyor.
üstelik hiçbir şey yapmadığım halde ceza kesiyorlar. yani düşünün markete gidip iki kilo patlıcan, bir kilo soğan alıp döneceksiniz ama siz marketten çıkıp eve gelinceye kadar sokağın başında polis belirmiş oluyor. herkesin içinde sizi durdurup işte bissürü soru sorup sonrada bi ceza kesio gidiyor. şimdi ses çıkarıp hakkınızı aramaya kalkışsanız bi dert, çıkarmasanız ayrı dert. o yüzden ses çıkarmayıp genelde cezaları ödüyorum.
bu işe ilk başladığımda dışarlarda insanlarla beraber oluyordum. ama sürekli sorun çıkıyordu. sürekli başım belaya giriyordu. ben de en sonunda genelev'lere başvurup oralarda çalışmaya başladım. çünkü daha güvenli ve sorunsuz oluyor. zaten kapıda da polis olunca, sokakta sorun çıkaran insanlar bile oraya gelince uysallaşıyorlar. bunu iyi anlayınca genelevler dışında bi yerde çalışmadım.
toplam 19 yıldır genelevlerde çalışıyorum. valla hangi genelev deseniz çalıştım. mersin, diyarbakır, tekirdağ, ankara falan filan. ne zamanki genelev pezevenklerim kötü davranmaya başladılar o zaman kaçtım gittim. zaten çoğu benden para almalarına rağmen, sigortamı da yatırmıyordu. hakkımı da helel etmiyorum onlara. inşallah boğazlarında kalır"

yaşlı travestiden sonra 29 yaşında olan travesti sözü aldı;
"ben sanırım yaşımı söylemiyim ama daha genç bi yaşta başladım çalışmaya. çalışmayı severek yaptım. hiç öyle zorlukla karşılaşmadım. tabii bunun nedeni yaşımın genç olması ve beraber olduğum insanların kalitesi de olabilir. çünkü diğer arkadaşlarımın sorunlarına baktığımda hep kötü yerlerde, kötü insanlarla ve kötü şartlarda beraber olmuşlar. onların aksine benim ilk 5-6 yılımda hiç sorun çıkmadı. ne zamanki gazinosunda çalıştığım adam benden bıkıp, beni diyarbakır'da bi gazino'ya sattı işte o zaman sorun yaşamaya başladım. adamlar beni hem gazinolarında kons olarak çalıştırdı, hem de gazinonun kapalı olduğu günlerde orospu diye sattılar. önceleri ses etmiyordum ama sonra sıkılmaya başladım. zaten gazino'daki kadınlarda beni kıskanıp dışlayınca bende biraz sinir bi tip olup çıktım. çünkü onlar işte atıyorum 4-5 erkekle olabilirken, ben bazen gecede 10 kişiyle olabiliyordum. böyle olunca da onlar benim çok kazanmamdan dolayı sürekli beni itip kakıyorlardı.
bi de yaşım da onlara göre çok küçük olduğu için, biraz daha fazla tercih ediliyordum. böyle böyle şeyler yüzünden bir gün sinir oldum ve gazinoda adamın biriyle kavga ettim. adam da gazinonun ortasında beni korkutmek için, silahını çıkarıp havaya ateş açtı ve sonrada polis gelip gazinoyu 1 aylığına kapattı. gazino kapanınca patron da beni adamlarına dövdürüp bi yere kapattılar. bi kaç hafta sonra yara bereler geçmeye başlayınca, zaten gazinoda açılmıştı. bi gece eve dönerken, çalışanların boşluğundan yararlanıp kaçtım ve ilk arabayla şehir dışına çıktım. Ondan kaçtıktan sonra cesaretlendim ve kendi başıma bi yerlere gidip belli zamanlarda çalışmaya başladım. ama oralarda da aynı sorunlar çıkıyordu. böyle olunca bende bana kötü davranan her yerden kaçtım. türkiyenin dört bi yanındaki gazinoların depolarında hep benden bi parça vardır. çünkü kaçarken eşyalarımı alamıyordum ve öyle öyle anca paçayı yırtıyordum."

genç travestiden sonra sözü alan, panel yöneticisi Rentboy'un biraz çekingen olduğu için konuşamayacağını ama yazdığı 2 sayfalık yazıyı kendisinin okuyacağını söyledi ve başladı okumaya;
"ben bla bla bla. ilk defa bi kaç yıl önce bi arkadaşımın arabasıyla kaza yaptığımda, bana göre büyük meblağda paraya ihtiyacım olduğu için rentboyluk yapmaya başladım. Borcu ödedikten sonra da devam ettim. İnsanlar genelde sanki duygusuzmuşum gibi davranıyorlar, ama işte hepinizin duyguları gibi bizim de duygularımız var. Yani sadece para için sizinle oluyorum bu doğru, ama kalbim hala var, duygularım hala var. onları evde bırakmıyorum.
bazen tatile giden insanların yanındaki kişi de oluyorum veya iş seyahatinde arkadaşları vs. Gece ise yataklarında sarıldıkları kişi. Ama onlar kadar yalnızım bende. Bazen sevdiğim insanlar çıkmıyor değil, ama kime neyi anlatacaksın ki. adamdan hoşlandığım için, bazen onunla para karşılığı beraber olduğumda utanıp "senden para almıyorum" desem bi türlü, parayı alsam bi türlü. yani evet aslında paraya ihtiyacım var diye bu işi yapıyorum, ama sadece paraya ihtiyacım yok. başka şeylere de ihtiyacım oluyor bazen."

Onun yazdıklarından sonra, Genelev sahibinin gönderdiği mesaj okundu, o da kendince sorunlarını anlatmıştı. Ama açıkçası onun gönderdiği mesajı çok dinlemedim. Zaten mesaj geldiğine de inanmadım. Çünkü gelmeme nedeni olarak "tek patron olduğum için burayı bırakıp gelemem, kusura bakamyın. eğer gelirsem ve kontrole gelen olursa, burayı bırakıp geldiğim için uzunca bir süreliğine kapatabilirler. başka geçim kaynağım yok" diyordu.

Yine aynı şekilde Genelev çalışanı Sevgi kod adlı kadın da gelmemiş ve o da 3-5 sayfalık mesaj göndermişti. Sevgi'nin de mesajı okundu ve ona biraz inandım. Samimi bir dili vardı ve sistem eleştirisi yaparken de, topluma da ha bire laf sokuyordu. Tabii Sevgi'nin biraz edebiyat yapmış olması da güzeldi.
Onun gelmeme nedeni ise, patronunun izin vermemiş olmasıydı. Çünkü o gün meğer genelev'de sadece iki kadın çalışıyormuş ve bu yüzden pezevengi "başka çalışan yok, gelen giden çok. bu yüzden gitmene izin veremem" demiş. O da bu yüzden gelememiş, mesaj göndermiş.

Öyle böyle hepsi sırayla konuşup sorunları anlattıklarında ortak sorunlarının şunlar olduğunu anladım;
-gündüzleri halk tarafından sürekli dışlanıyorlar, geceleri ise sikiliyorlar.
-seks işçiliğini kabullenmişler ve bunu gururla anlatıyorlar.
-en çok rahatsız oldukları konu, toplumun cinsel hastalıklar konusunda bilgisiz olmaları.
-bir çoğu cinsel birliktelik sırasında, partnerlerinin isteklerinden dolayı aktif de oluyorlar. yani travesti sikmeye giden adamların bazıları kendilerini siktiyorlar.
-sigortaları yok ve çalıştıkları yerde de sürekli sigortasız çalıştırılıyorlar. devletin bu konuya yeteri kadar ilgi göstermediğinden şikayetçiler.
-polislerin travestileri kenarda köşede yakaladıklarında, sakso çektirmelerinden rahatsızlar. hatta kenara çekmelerinden rahatsızlar.
-ev tutma, normal bir işte çalışma onlar için en büyük lüks. Ev tutma sorunu fahiş kira bedeliyle bi şekilde sağlanıyor, ama kendileri olarak bir işte çalışamıyorlar.
-çalıştıkları her yerde patronları tarafından beleşe sikiliyorlar, çalışanlar tarafından her fırsatta mıncıklanıyorlar.
-büyük şehirlerde rahatlar, ama küçük şehirlerde daha rahatlar. çünkü küçük şehirlerin cinsel açlıklarından dolayı, gelen müşteriler onları el üstünde tutuyorlar. "kucak"da diyebiliriz.
-küçük şehirlerde daha çok para kazanıyorlar. ama olay çıkınca da canlarına bile mal olabiliyor. bu yüzden küçük şehirlerde uzunca süre kalmıyor, sürekli yer değiştiriyorlar.
-genel ev sayısı düştüğü için (şu an Türkiye'de toplam 30 tane varmış) aslında rahatsızlar. çünkü genelev tüm sorunlarına rağmen, sokaktan daha güvenilir.


Şimdi aklıma gelenleri kaba taslak böyle toparladım ama konuşulanları da zaten çok net hatırlamıyorum. Katılan varsa yorumlara yazsın öyle takip ederiz.

Sonra panel devam ederken ben yine sıkıldım. Zaten bu ara hep sıkılıyorum. Sonsuzca sıkılıyorum, böyle devasa sıkılıyorum. Bu yüzden arkadaşıma söyledim ve o da sıkılmış olduğu için kalkıp Cihangir'e gittik. Çakal bakkallardan birinden aldığımız sodalarla Roma Merdivenlerinde sodalarımızı içmeye başlayıp sohbete koyulduk. Az sonra iki polis geldi sırayla merdivende oturan herkesin kimliklerine baktılar. Sohbete kaldığımız yerden devam ederken, alt tarafımızda oturan ayyaşlardan biri kalkıp az ilerimize işemeye başladı. Sikine bakmak istedim ama arkası dönük olduğu için şırıltı dışında bir şey göremedim.

Önüme dönüp arkadaşımın anlatmakta olduğu konuyu dinliyormuş gibi yapmaya devam ettim ve o "ya sen" dedi. "ne ben" dedim
-yani sen hiç para karşılığı sesk yaptın mı?
-bi sefer yaptım gibi" deyip şu olayı anlattım ( http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2010/10/her-ibne-asker-dogar.html )
ben anlatmayı bitirince, o;
-şu an kendimi çok şımarık hissettim" dedi. "niye ya" dedim "ne bileyim ya, işte öylesine" dedi ve ben de "amaan boşver" dedim ve "biliyor musun, o parayı aldığım için bazen kendimi çok kötü hissediyorum. sırf bu yüzden adamı geçen yıl Facebook'tan buldum ve mesaj attım. Ama piç cevap da vermedi. Çünkü bana verdiği parayı geri vermek istiyorum. Zaten para alma mevzusu aklıma geldikçe de kendimi kötü hissediyorum." dedim ve benim şırfıntı arkadaşım;
-nasılsa adama veremeyeceksin de, ama madem bu kadar rahatsız oluyorsun, o zaman o parayı ihtiyacı olan birilerine ver" dedi ve ben sarılıp hop diye kızın yanaklarından öptüm.
-aklında bin yaşa lan, valla hiç böyle düşünmemiştim" dedim ve ikimiz beraber gülmeye başladık.
Üstelik öyle bir rahatladımki, sanki üzerimden kocaman bi yük kalmış gibi hafiflemiştim.
Bi kaç saat daha orada oyalandıktan sonra kalkıp evlerimize gittik.

Ertesi gün yolda beni durduran birinin "abi minibüse bincem, hiç param yok. 1-2 lira bozuk versene" demesiyle surat asarak "hayır" dedim ve bir kaç adım atmıştımki, aklıma önceki geceki mevzu geldi ve geri dönüp çocuğa cebimden çıkardığım parayı uzattım, o da hemen aldı ve ben daha bi rahatladım.
İşte bu da bu kadar :)

17 Haziran 2016

Hoş geldin.

Biliyorsunuz işte, ev arkadaşlarımdan birini, uyumsuzluğundan dolayı postalamıştım. Onun yerine ise, ilk ev arkadaşım olan ve hala ev arkadaşlığı yaptığımız arkadaşımın bulduğu yeni biri geldi.

Gelen çocuk iyi birine benziyor. Öyle kendi haline işinde gücünde biri işte. Ama fazla militarist bir tavrı var. Her şeyde konu bi anda kürt hakları ve sömürülen Doğu'ya bağlanıyor. Oysa ben sadece Kürt Hakları, Arap Hakları, Türk Hakları, İngiliz Hakları, LGBT Hakları vs savunmaktansa, insanı merkeze alan bir hak savunusu üzerine yaşamayı tercih ediyorum. Çünkü sadece bir ırka bağlı hak savunusunu sığ ve samimiyetten uzak buluyor ve bu şekilde davrananlardan da olabildiğince kaçıyorum. Tavsiyem; sizde onlardan kaçın. Nefretlerini size bulaştırmalarına izin vermeyin.

Hem zaten savunacaksak; sadece insanın hakkını savunmalıyız, insanı savunmalıyız. Her halükarda insan haklarını gözeterek yaşamalıyız. Bunun dışında olan tek başına kuru savunuları ve söylemleri çok iplemiyorum. Umrum dışı, çok ısrar edenleri ise, o anki genel tavır içinde trolleyip daha da kızdırıyorum. O kızdırma sonucunda ağızlarından çıkan köpükleri görmelisiniz ahahaha
Neyse ben yeni ev arkadaşıma döneyim.

Ya bi dakka ev arkadaşı falan diyorum da, iki tane ev arkadaşım varken adlarını hep böyle anmak biraz garip ve zor oluyor. Bunu kolaylaştırmak için onlara isim takayım da, bundan sonra onlardan öyle bahsedeyim; ilk ev arkadaşım fazla salaş ve boş vermiş biri,  aynı zamanda da her konu arasında kadınlardan bahseder, bu yüzden onun adı; Çapkın olsun. Yeni gelen ev arkadaşım ise dediğim gibi biraz fazla militarist ve bu yüzden onun adı Dinazor olsun.

Ya sanırım anlatmak istemiyorum. bu ara sadece uzanıp tavana bakasım var. Neyse görüşürüz sonra. Zaten konuyu da çok salakça buldum. Şu yazdıklarıma bak ya, allah aşkına siz bunları niye okuyorsunuz ki. Gidin Sefiller'i, Suç ve Cezaevi'ni, ya da Fareler ve İnsanları okuyun.

5 Haziran 2016

Postalanan Ev Arkadaşı

Ev arkadaşımın arkadaşı olan ve acil ihtiyacı olmasından dolayı da, hemencecik yanımıza taşınan arkadaşı sepetledim. Çünkü adam sadece yaş almış, gerisi bok gibi kalmış.
Fikir dersen yok, konuşma dersen yok, ortak yaşam alanı içinde birbirine saygı dersen; sıfır, muhabbet dersen am göt meme'den başka bir şey bilmez ki, oysa ben yarrak da seviyorum, ibne olduğumu da biliyor ama sürekli karı kız kaldırma derdinde, okul dersen; okumuş, ama diplomayı da alıp götüne mi sokmuş ne yapmışsa, diplomalık gibi de davranmıyordu.

ne bok olduğunu da anlamadım ve zaten anlamak için çabaladığımda da muhabbet edemedik.
etmeye çalıştığımda da hep muhabbeti kakara kikiri'ye çekmeye çalıştı.
ulan adamla karşılıklı oturup bir dökmeden çay içemedik. her şeyi laubaliliğe veriyordu. yaptığı esprilere önce kendisinin gülmesi normaldi ama ilk günden bu yana benim de her esprisine gülmemi beklemesine fena gıcık oluyordum.
gerçi çok da ayıp olmasın diye bende gülüyordum ama bi yerden sonra sıkıldım ve hiç gülmedim. o kendi esprilerine anıra anıra gülerken, ben de o sırada soğuk nevale gibi dik dik suratına bakıyordum.
bir tek esprileri falan kötü değildi. bildiğin hanzodan bozma şehirliydi. takım elbise giyince eğitimli, modern şehir insanına dönüşüyordu ama ağzını açtığı anda ayı'dan bozma'ya dönüşüveriyordu.

yediği içtiğini bile temizlemiyordu, onun ardından ben topluyordum. toplamamın nedeni de;
aman be iki bardağı kaldırdım, makinaya yerleştirdim diye lafını mı edicem?
aman be ne olacak gecenin bi yarısı yüksek sesle müzik dinlesin, sanki yarın bi yere mi gidicem?
aman be çorapları öyle ortada kalsın, sanki gelen giden mi var, zaten tek başımızayız, allah ve apartman yöneticisi dışında yaşadığımızı bilen yok" düşüncelerimdi.
Böyle düşüne düşüne ardını toplamaya da razı oldum, bunu da çok görmedim. Sonuçta bazen insan, karşındakinin bu tür alışkanlıklarını hoş görmelidir ve her şeye mırın kırın etmemelidir. Kavga etmek için fırsat her zaman varken, uyuşmak için de çaba sarfetmelidir" diye düşünerek bokunu püsürünü de toplaya toplaya 2 ayı geri de bıraktık.

Gerçi böyle diyorum ama hani ilk günden itibaren ardını toplamadım. Olay şöyle oldu; İlk gün tanışmak için eve geldiğinde bizde kalmıştı ve sabah çıkarken de odayı dağınık bırakarak gitmişti ve ben bunun üzerine odayı toplayıp, hemen ilk ev arkadaşımı arayıp "bu çocuk gelmesin ya, dağınık biri. ben böyle biriyle anlaşamam" demiştim. Sonra tabii ilk ev arkadaşım da bu Dağınık'a olayı anlatmış, o da bunun üzerine özür dileyip, acelesi olduğu için öyle bırakıp gittiğini, aslında gayet derli toplu olduğunu söylemişti. Ben de düşününce olabilir deyip "tamam, eğer düzenli isen, taşın bize" demiştim ve o da bir kaç parça eşyasını alıp gelmişti.

Taşındığının ilk günlerinde gerçekten de odasını topluyor, çoraplarını bile etrafa atmak yerine, kenara bırakıyor, bardağını hemen makinaya yerleştiriyordu. Ama sonraki günlerde yine koy götüne gitsin havalarına büründü. O böyle yapmaya başlayınca bir şey demedim. Çünkü zaten insan olana laf bir kez söylenirdi. Hem hayatım boyunca da bu gibi konular hakkında onu uyararak yaşayacak değildim.

O yüzden geçen aya kadar sabredip, sonrasında o da iyice amı götü dağıtınca,  gidip "kendine bir ev bul başka yere taşın" dedim. Önce ık mık eder gibi oldu ama sağ olsun çok da uzatmadı. Ev aramaya başladı ve geçen hafta da taşınıp gitti.

Şimdi yine eski rahatlığıma kavuştum, ilk ev arkadaşımla öyle oturuyoruz. Gerçi o pek eve uğramıyor,  genç olduğu için sağda solda gezinip arkadaşlarıyla şehir dışı turlarına çıkıyor ama olsun yani yine de eski rahatlığıma kavuştum gibi.

Tabii ev rahatlığına kavuşmak ayrı bir konu. Ama Dağınık burdayken de para rahatlığına kavuşmuştum. Çünkü kiranın yarısını o ödüyordu ve tabii faturaların da. Dolayısıyla kira ödeme işi de üzerimden tamamen kalkmış oluyordu. Durum böyle olunca ve ben de bunun üzerine kemeri biraz daha sıkınca, kenara ayırdığım parayla bu iki ay içinde borçlarımı bile ödedim. Bu yüzden onun gidişi demek, cebimden yine para çıkmak demek oluyor. Şimdi ciddi ciddi yeni bir ev arkadaşı düşünmüyor değilim. Sonuçta kafa dengi birini bulunca, ev olaylarına tek başına masraf etmeye de gerek yokmuş onu iyice öğrendim.
Bu iş kafama yatıyor ya, sanırım ben yeni bir ev arkadaşı arıycam. ama mümkünse diploma için okumuş olan bi beyinsiz olmamasına dikkat edicem. Evet, sanırım sadece buna dikkat edicem.